Bu filmi analiz ederken her zaman göz önünde bulundurmamız gereken unsur filmin bir anarşizm modeli olarak sunulmuş olması. Ancak anarşizm bir ideoloji, insanların içerisinde yaşayacağı bir toplum düzeni iken film bir vendetta’dan (intikam, kan davası) bahsediyor. Devletten veya her hangi bir iktidardan çekenlerin, ezilenlerin önüne bir intikam ve korkusuzluk modeli sunuyor.
İzleyenin tarafını belli etmek için yönetmenlerin birkaç ucuz numarası vardır. Bazı sahnelerde öldüğünde izleyicinin “oh geberdi” diyeceği insanlar genel ahlak kurallarına aykırı –hatta biraz fazla aykırı- davranışlarda bulunurlar ve filmin kötüleri ilan edilirler. Bu sahnelerden sonra iyi olanı bellemek daha kolaydır. Ya bu kötüler karşısında dimdik duran onurlu adamlar veya kötüler tarafından ezilenler yani mağdurlar. Filmin başında Evey’i köşede kıstırıp tecavüz etmeye çalışan fingermanlar (günümüzdeki çevik kuvvet gibi bir polis gücü), pedofili bir papaz, eski zalim komutan yeni zalim hükümet yanlısı haber spikeri; iyi ve haklı adam V tarafından layık oldukları ölümü tadarlar zira. Bu ucuz “iyi ve kötü” tanımlaması ardından iyi adamın bir meselesi olduğunu anlarız. V son yüzyılın en önemli sosyal meselelerinden birine “devlet terörüne” kafayı takmıştır. Evey’e çektiği nutukların bir kısmında der ki: “toplumlar kendi devletlerinden korkmamalı, devletler kendi toplumlarından korkmalı” ve “ şiddet iyi amaçlar için kullanılabilir”. Filmin ayakta kalmasını sağlayan diğer temel direkler de bu cümleler.
İlkini ele alalım: “toplumlar kendi devletlerinden korkmamalı, devletler kendi toplumlarından korkmalı.” Benim okuduğum öğrendiğim anarşizm; insanın üzerinde tanımlanan, insana hükmeden her şeyin kaldırılmasıdır. Bunların başında iktidar (devlet) ve sahip olmak (mülk) gelir. Ancak V’ye göre anarşizm, bunların ortadan kaldırılması değil yer değiştirmesidir. Filmde de devrim diye öngördüğü şey bir iktidar ve korku takasıdır. Aynı şekilde geniş kocaman malikhanesindeki organik yiyecekleri, sanat eserlerini devletten çalmakla övünmektedir. Yani diğer anarşizm kuralı mülksüzlüğü de mülkün devri olarak algılamaktadır. Bence bunun ideal anarşizm kavramıyla alakası yok. Aslında V’nin öngördüğü devrimin gerçekleşmiş biçimi Fransız devrimidir. O zamanki ezilen taraf burjuvalar devletten ve aristokrasiden temiz bir intikam alır ve kendi iktidarını kurarlar. Ancak görüldüğü gibi bu hiçbir şeye yaramamıştır. Yeni kurulan burjuva iktidarı günümüzde başka bir sınıf insana zulmetmektedir.
Diğer cümle: “şiddet iyi amaçlar için kullanılabilir”. Bu ise her hangi bir ideolojiyi bağlamaksızın kesin olarak karşı çıktığım bir mantık. Her şeyden önce “iyi” olanı nasıl belirliyoruz? Bunun için ortak bir yargı kurulu mu var bu iyidir bu kötüdür diye karar veren? Herkesin iyi anlayışı farklı olduğunda insanlar kendi iyileri için şiddet kullanmaktan imtina etmediklerinde nasıl çıkıp savaşa hayır diyebileceğiz? Çok yakın ve basit bir örnek: 31 Ekim Pazar günü Taksim'de polislere bombalı saldırıda bulunan adam bir V maskesi taksaydı ve farzı misal evinde yapılan aramalarda evinin “şiddet iyi amaçlar için kullanılabilir” yazılarıyla donatılmış olduğu gözükseydi bu adamı haklı mı ilan edecektik? Bunun yerine daha temelli ve daha eski bir özlü sözle bu paragrafa nokta koyayım: “şiddet, şiddeti doğurur”.
Filmin ortalarında V, Evey’e korkusundan arınması için bir oyun oynar. Onu bir hücreye tıkıp V’nin yerini söylememesi durumunda işkence ve ölümle tehdit eder. Bütün işkenceye ve tehdide rağmen Evey hiç bir şey söylemez ve ölüm korkusundan arınmış olur. Böylelikle özgür olur ve artık zulmedenlerin karşısında korkusuzca durabilecektir. Müritlerini ölüm korkusundan arındıran V’nin amacı diğerlerine korku salmaktır. Ancak ölüm korkusu insanın hayatta olduğunun, var olduğunun ispatıdır. Sevdiği biri olanlar, bir umudu olanlar, hırsı olanlar, birilerinden nefret edenler yani hayatı yaşayanlar ölmekten korkarlar. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar için ölmek önemsizdir. Ancak ideal toplum düzeninin kaybedilecek hiçbir şeyi olmayanlardan kurulmuş olması o düzeni pek de ideal yapmaz. Klişe ama gerçek: “hayat güzeldir”.
Bir sahnede bu olaylarla ilgilenen müfettiş Finch yardımcısına şu soruyu sorar: “eğer senin devletin 100.000 kişinin öldüğü bir biyolojik saldırıdan sorumluysa ve bundan eminsen ne yapardın?” Devletlerin eli kanlı, (kendi devletimiz de dahil) bunu biliyoruz. Polis neredeyse dünyanın her yerinde halka zulüm ediyor, bunu da biliyoruz. Elbette ki susmayacağız, hakkımızı arayacağız ancak bunun yolu bu olmamalı. Bütün sağlam anarşistlerin dediği gibi anarşist devrim şiddetsiz devrimdir. Bakın “Mülksüzler” kitabında bahsettiği odocular halkıyla anarşizmin en güzel tanımını yapanlardan biri Ursula K. Le Guin kitabı için ne diyor:“odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi saygıdeğer ismi verirse versin bunun adı tedhişçiliktir (terörizm).”
İntikam insanoğlunun belki de en ilkel içgüdülerinden biri. İyi adam filmin sonunda kötülerden acımasızca intikam aldığında bütün izleyicinin içindeki yağlar erir. Bu tür şiddet içeren filmler bir nevi 20. yüzyıl eğlencesidir. Ancak şiddetin eğlence düzeyinde bile sinemada kullanılması bir çok kesim tarafından insanları şiddete özendirmesi sebebiyle eleştiriliyor. Bunun üzerine şiddeti hayal dünyasından çıkarıp gerçek hayatta yaşanan olayların çözümüne alternatif olarak sunarsak çok daha büyük bi hata yapmış oluruz. Tıpkı "Kurtlar Vadisi", "Inglorious Basterds", "Machete" gibi "V for Vendetta" da bu hataya düşmüş bir film. Bu yüzden intikam ve şiddet gerçeklikten uzak, tamamiyle hayal ürünü -Kill Bill gibi- filmleri aşmamalı.
Not: Bu yazı 4 Kasım 2010'da yayınlanmıştır.
Not: Bu yazı 4 Kasım 2010'da yayınlanmıştır.









16 serzeniş:
Epey güzel analiz olmuş.
Analiz süper olmuş,bence de V anarşist bir film değil, iyi bir intikam filmi.. Bu iyi filmi yarın kutluyalım mutlaka..
klavyene sağlık..çok güzel bir yazı..yazılarının devamını bekliyoruz.
kimin yazdığına bakmadan yazıyı okumuştum. sonuna gelince, kill bill'i görünce dedim bu hacito dur. hacito'ymuş zaten.
Filmde ki zaten V degil. Gercek V'yi tanimak isteyenler usenmeden cizgi romani okusunlar. Zaten Alan Moore DC Comics romanin haklarini satinca Alan Moore tepkisini koyarak istifa etti. Filmde anarsi kelimesinin bir kere bile gecmemesi zaten izleyenleri dusundurmustur heralde ama film hakkindaki tespitler cok isabetli eline saglik.
Konu hakkinda ki yazim burada;
http://www.theauriga.com/2010/04/v-for-vendetta.html
not:degerli blog sahibi;
Normalde bloglara yorum olarak link birakan tiplerden degilim konuyla cok baglantili oldugundan yaptim, istemezsen yorumu silebilirsin.
güzel bir analiz olmuş.. evet intikam filmi gibi görünsede, bunu anarşizmle işlemiştir..
kaan eren, yazını okudum. sonrasında biraz alan moore'u araştırdım. warner bross moore'un anarşizmi üzerinden dünya çapında dvd satışları hariç $132,511,035 para kazanmış. kaynak burada: http://www.boxofficemojo.com/movies/?id=vforvendetta.htm... ancak moore gerçek bi anarşist tavır sergileyerek filmin ne afişlerinde ne de jeneriğinde isminin yayınlanmasını istemediği gibi tek kuruş da para almamış.
çizgi romanı okumadım söyleyim ama moore'un tavsiye ettiği anarşist düzene ulaşma yöntemi çizgiromanda da farklı değil sanırım. bence artık anarşi, devrim deyince insanların aklına iç savaşların, yakıp yıkmanın, kanın gelmemesi için bi şeyler yapılmalı.
bir mesele daha var. dün çağrı isimli bi arkadaş şöyle dedi: "bence şiddet konusunda kill bill'e de iltimas geçilmemeliydi". bu beni biraz düşündürdü. çünkü adam haklı.
başta şunu itiraf edeyim ben de çoğu insan gibi bi şiddet özentisiyim. nasıl olmayalım ki hepimizin çocukluğu rambolarla terminatörlerle geçti. hepimiz kötülere haddini bildiren iyi, karizmatik adamlara özendik. sonra şöyle düşündüm yoksa bu şiddet dürtüsü içten gelen bi şey mi, bi içgüdü mü? eğer böyleyse, sinema (kill bill gibi sinema) bu içgüdüyü çevreye zarar vermeden atmamız için güzel bi yöntem. tıpkı stres atmak için stada gidip bağırıp rahatlamak gibi. ama eğer bütün bu savaşın, nefretin temelinde bunun gibi "zararsız, hayal ürünü şiddet" yatıyorsa elbette ki bu özentilik mazeret olamaz. ama böyle olduğunu düşünmüyorum. yine de tartışılır.
Mevzu şiddete dönüyorsa elimizdekilere bir bakalım.Öncelikle Natural Born Killers gibi Inglorious Basterd gibi anti faşist eyleme ulaşmak için faşist eylemler kullanarak bir şekilde şiddetin övüldüğü ve olumlu gösterildiği filmler var.Diğer yandan Haneke "asıl soru daha çok 'seyiciye şiddet ve şiddetin temsili karşısındaki konumunu nasıl gösteririmdir','şiddeti nasıl gösteririm' değildir" der.Bu söyleme uygun düşen filmlerinde şiddeti kullanarak bir nevi bunun kötü olduğunu söylemeye çalışır ve kötü adamlar tam olarak şiddetten nasibini almazlar.Şiddetten nasibini aldıkları anda seyirciye beklediğini sunmuş olucaktır.Oysa ki yönetmenler filmlerde şiddeti sunarken göstermek istediklerini salt olarak sunarlarsa insanın doğal içgüdüsünden nemalanmaya çalışmış olurlar.Haneke gibi gerçekci yönetmenlerse şiddeti bizlere sunarken Clockwork Orange'daki Alex gibi şiddetten tiksinmemizi ister.Benim görüşüm de Haneke ile birebir örtüşüyor.Sineman bizleri doyuma ulaştırmamalı aksine rahatsız etmeli.Yapımlarda şiddeti yasallaştırmak sinemaya birşey katmayacaktır.
V For Vendetta: Hollywood'un sistem karşıtı değerleri bile nasıl da kolaylıkla soğurup kendisine mal edebileceğinin örneği.
Analizde neden anarşizm ve film karşılaştarması üzerinden gidilmiş anlam veremedim.. Ayrıca analizde tek yönlü bir bakış açısının hakim olduğunu gördüm temel farklar üzerinden bir değerlendirme yapılmış detaylara inilip iyi düşünebilirseniz bu farklılıkların nedenini belki algılayabilirsiniz..
bence bu farkları açıklamalısınız bana. daha derin bakarsanız görebilirsiniz demek biraz uslu bi çocuk olursanız şirinleri bile görebilirsiniz demek gibi olmuş.
analizde anarşizm ve film karşılaştırması üzerinde durmam filmin bir anarşizm modeli olarak sunulmuş olması ve benim kafamdaki anarşizmle bu filmin anarşizminin pek alakasının olmaması. ama bu şekilde layıkıyla bi cevap veremem. eleştirinizi biraz daha açarsanız ben de bi cevap verebilirim belki.
ben bu film analizini bayağı beğendim. korkaklık etmeyip '' değişikse iyidir '' dememen iyi olmuş, taze olmuş. (refreshing demek istemiyorum iki edebiyat öğretmeninin kızı olarak, kusuruma bakma )
"kafa açmak" deseydin keşke :) bence uyardı gayet.
kill bill, en sevdiğim aşk filmi.
de
konu bu diil. aslında, tüm kavramlar birer saçmalıktan ibaret. en çok da anarşizm. burjuvaları, süslü saraylarından çıkartmaya yeltenenlerin tek düşü, o saraylarda kendilerinin oturacak olmaları.
biri değilsen, ötekisindir. hepsi bu.
film, sağlam bi gaza getiriciliğin ötesinde değildi. bi kurtlar vadisi'ni aratmadı. ama nedense bizim kompleksli entellerimiz, polat'a laf edip v'yi överler. ahah...
entelektüel kesimi eleştirmek is the new black ya.
Yorum Gönder