Ridley Scott'ın yönettiği, Cristian Bale'in karşımıza Hz.Musa olarak çıkacağı Exodus filmi 2014 aralıkta vizyonda. Bu da filmden ilk kare.
31 Aralık 2013 Salı
Cristian Bale Asasıyla Geliyor
Ridley Scott'ın yönettiği, Cristian Bale'in karşımıza Hz.Musa olarak çıkacağı Exodus filmi 2014 aralıkta vizyonda. Bu da filmden ilk kare.
18 Aralık 2013 Çarşamba
Trier Yolunda Devam Ediyor : Nymphomaniac
Lars Von Trier'in cekmeyi hayal ettigi bir film turu vardir, bilenler bilir. Iste o ture en yakin olcude cektigi en sert filmi Nymphomaniac 25 Aralik'ta vizyona giriyor bilgisini versem de umitlenmeyin. Bu filmin ulkemizde vizyona girmesi yok gibi.
Filmde oynayan oyunculardan bazilari : Charlotte Gainsbourg, Shia LaBeouf, Christian Slater, Willem Dafoe, Uma Thurman ve Udo Kier
Daha fazlasi icin; google it, youtube it and get it.
12 Aralık 2013 Perşembe
Erkek Tarafı Testosteron
10 Eylül 2013 Salı
Gaudi’nin Şehri: Barcelona
6 Eylül 2013 Cuma
The IT Crowd - Final
14 Ağustos 2013 Çarşamba
Oldboy Yeniden
Filmin başrolünde ise Josh Brolin var. Ki şimdiden filmi güzelleştiren en büyük etken. Yoksa Oldboy gibi bir filmin Amerikan kültürünce uyarlanması hiç çekilmez olabilirdi. Oldboy'u diğer uyarlamalardan ayrı tutmamın sebebi ise üslubu. Sahne çevirisi yapmaya benzemez üslup çevirisi yapmak. Ama bunu da iyi yapan ya da yapmaya çalışan bir Quentin Tarantino örneği de var. Zaten biraz daha beklenseydi ve Oldboy hafızalardan silinmiş olsaydı bu filmi garanti Tarantino çekerdi. Uzaktakini alıp yakına getirmek... Tam Tarantino'nun kalemi.
1 Ağustos 2013 Perşembe
29 Temmuz 2013 Pazartesi
Ölümden Sonra Hayat

İki efsane isim 1983 senesinde bir araya gelip stüdyoya girerler. Fakat albüm çıkarma işlemi başarısızlıkla sonuçlanır. Ama rivayet odur ki ikilinin beraber söylediği 3 şarkı kayıda alınmış ve bu senenin Eylül ayında piyasaya çıkacakmış. Haberi doğrulayan ise Queen grubunun efsanevi gitaristi Brian May.
Merakla bekliyoruz.
12 Temmuz 2013 Cuma
Sinema Dünyasından Haberler #5
* Johnny Depp hayranları buraya! Johnny Depp'in gelecek projesi David Koepp'in yöneteceği, Mortdecai filmi olacak. Bu film, Kyril Bonfiglioli'nin 70'li yıllarda üç cilt halinde yazdığı kitabından uyarlanan bir suç draması olacak. Depp, Andrew Lazar ve Christi Dembrowski ile birlikte filmin yapımcılığını da üstlenecekmiş.
* Spike Lee'nin yeniden çektiği Old Boy'un red band (yetişkinler için) fragmanı yayınlandı.
* İngiliz Sinema ve Televizyon Akademisi'nin Los Angeles bürosu (BAFTA LA), 2013 Stanley Kubrick Britannia Ödülü'nü Zirveye Giden Yol (The Ides of March) yönetmeni ve Avukat (Michael Clayton) oyuncusu ünlü yıldız ve yönetmen George Clooney'e verecek. 'Sinemada Üstünlük'ü kutlayan ve BAFTA LA tarafından her sene verilen ödül, Clooney'e 9 Kasım 2013 tarihinde verilecek.
* Guardians of the Galaxy'nin kötü adamları belli oldu: Benicio Del Toro, Lee Pace ve Karen Gillan.
* Sophia Loren, Jean Cocteau’nun ‘The Human Voice’ adlı tiyatro eserinin sinema uyarlamasıyla oyunculuk günlerine geri dönüyor. Hayranlarına duyurulur.
* Christian Bale, bundan kelli Batman filmlerinde yer almayacağın belirtmiş. Üzücü bir haber.
kaynak: imdb.com, beyazperde.com, ntvmsnbc.com
20 Haziran 2013 Perşembe
Rest in Peace
Tony Soprano ( The Sopranos )
James Gandolfini (1961–2013)
8 Mayıs 2013 Çarşamba
Yeni Bir Simon Pegg Filmi :
Filmde, çocukluklarını beraber geçirmiş 4 kişinin, yıllar sonra tekrar bir araya gelip " twelve pubs, twelve pints" mottasıyla eski mahallelerine yaptıkları 'sıla-ı rahim' anlatılıyor. Ama işte senaryo Simon Pegg'ten çıktığı için bu küçük kasaba eski halinden çıkmış, zombili, 'alien'lı bir kasabaya dönüşmüş. Aynı pilavı farklı sunumlarla bize sunsa da Simon Pegg komedisi henüz sıkmış değil. Takipçileri için film 19 Temmuz'da İngiltere'de, 23 Agustos'ta Amerika'da gösterime giriyor, Türkiye'de girer mi bilmem.
Şimdilik fragmanı ile idare edin
19 Nisan 2013 Cuma
Flickering Lights (Blinkende Lygter)
Danimarkalı yönetmen Anders Thomas Jensen anlatmaya devam edelim. Geçen hafta The Green Butchers filmini yazmıştım. Bugün ise yönetmenin ilk uzun metraj filmi olan Flickering Lights filmini konuk ediyoruz. Buralara, bu yönetmen, bu filmlere nereden gelmiştik peki? Tabi ki Ademin Elmaları filminden.
Flickering Lights (orijinal ismi bakmadan yazamadığım için bunu kullanacağım), Anders Thomas Jensen'in Danimarka sinemasına hediye ettiği ilk uzun metraj filmi. Yönetmenin 3 adet uzun metraj filmi var. Flickering Lights (2000), The Green Butchers (2003) ve Adam's Apples (2005). İzlemeye ve yazmaya sonran geri doğru gidiyorum ve şu anda yönetmen için ilk, benim için son olan filmindeyiz.
Yönetmenin ilk uzun metrajlı filminin bu olduğunu söylesem de yönetmeni bu filme kadar pişmemiş görmeyin. Bu filmden önceki 3 kısa filmi ile de Oscar'a aday gösterilmiş ve son kısa filmiyle de (Valgaften) bu heykelciği göğüslemiş bir yönetmen etiketiyle bu filmi çekmiş. Bu yüzden usta bir yönetmen izlemekten bir farkı yok.
Oyuncu kadrosu ise Jansen filmlerini izleyenler için tanıdık. Kadroda Ademin Elmaları filminin başrol oyuncusu Ulrich Thomsen, Hem Ademin Elmaları, hem de The Green Butchers filmlerinde de olan Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lie Kaas bulunuyor. Mads Mikkelsen bu filmde de psikopat biri, hem de oldukça.
Yönetmen filmde seyirciyi mutlu etmeyi amaçlamıyor. Küfürlü, kanlı ve çoğu zaman acımasız oluyor. Ama tam da bu yüzden, anlattığı dünyanın sahiciliğini koruyor ve bunu kara mizah ile de süslüyor. Şiddeti kesinlikle parlatmayan, onu bu alem için sıradan ve neredeyse rutin bir alışkanlık gibi sunuyor. Bu da filmden geriye bir soru bırakıyor; bazıları için başka bir hayat mümkün mü? Net bir cevap yok, tıpkı filmin ismi gibi, kısa süreliğine yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar sön...
12 Nisan 2013 Cuma
The Green Butchers: Bir İtibar Meselesi
Her fırsatta sevdiğimi dile getirdiğim filmlerden biri olan Ademin Elmaları filminin yönetmeni Anders Thomas Jensen'in 2003 tarihli bu filmini Ademin Elmaları filmini izledik sonra izlemiştim. Hakkında yazması anca nasip olan bu film, kara mizahın sınırlarında gezinen, seyirciyi hem güldürüp hem de rahatsız eden bir yapım. Tıpkı yönetmenin diğer filmleri gibi.
Kadrosu yine tanıdık isimlerden oluşuyor. Ademin Elmaları filminin rahibi Mads Mikkelsen ve yine daha önce bloga konuk olan Recontruction filminin oyuncu Nicolaj Lie Kaas. Film, kasaplık yapan Svend (Mads Mikkelsen) ve Bjarne'nin (Nikolaj Lie Kaas) kendilerine kasap dükkanı açmalarıyla başlıyor. Büyük hayallere ve tanıtım masraflarına rağmen açılışta ve sonrasında beklenen ilgiyi görmüyor. Her şey, dükkana tamire gelen bir elektrikçinin bir kaza sonucu derin dondurucuda unutulmasıyla başlıyor. Ne yapılacağı konusunda tedirgin olan bu iki ortaktan kafası biraz gidik olan Svend, kendisine gelen ilk büyük siparişe de malzemesiz yakalanınca, donmuş olan adamın bir bacağını önce kıyıp, sonra da marine edip müşterisine yolluyor. İnsan etinden yapılmış olan bu özel soslu ürün çok beğeniliyor ve beklenmedik bir ilgi oluşuyor kasap dükkanına karşı. Önünde yüzlerce kişilik kuyruk, tek almak istedikleri soslu o et. Tabi ki de buzluktaki etin de bir sınırı var, parça parça tüm adamı müşterilere satıyorlar. Hayatında ilk defa takdir gören Svend bu durumun bitiyor oluşuna çok üzülüyor. Çünkü işe yaramaz biri olarak görülmekte ve sırf bu yüzden karısı tarafından da terk ediliyor. Svend kendisine yeni bir kurban arar ve onu da buzluğa alıp hapseder.
16 Mart 2013 Cumartesi
Kelebeğin Rüyası

Rüyalar Gerçek, Kelebekler Sonsuz Artık
“Şiir” der Yahya Kemal Beyatlı “Nesirden bambaşka bir kimliktedir. Musikiden başka türlü bir musikidir. Şiirde 'nefes' ve 'ses' iki temel öğedir. Dizenin ayakları yerden kopmazsa ve uçmazsa ya da ister en hafif perdeden olsun, ister İsrafil'in sûru kadar gür olsun, kulağı bir ses gibi doldurmazsa halis şiir değildir.”
Ondandır belki de şiire olan mesafeli duruşu insanların. Çok emek ister, çok can taşır yazılan bir şiir. Edebiyatın “ağır abisi” halleri vardır. Kuralları çok, etkisi derindir. Hani hayranlık uyandıran işler vardır yapmak isteyip de yapamadığımız, çok başarılı kişiler vardır ulaşamadığımız, ya da gitmek istediğimiz yerler vardır gidemedikçe daha gizemli ve uzak gelen... Şiir de öyledir işte. Herkes şair olamayacağı için, çekim alanından kurtulamadığımız bi soğukluk vardır sanki hep. Düz yazıda sayfalarca anlattığın tek bir “söz”, şiirde önce zihinde yazılır. Kağıda döktüğünde bile kullandığın kelimeler zihnindeki gibi betimleyemeyebilir o “söz”ü. Yazarken bu kadar zahmet gerektiren bir iş, okurken de olduğu gibi anlatmaz, göstermez kendini sana... Bir şiiri iç sesinle okuduğunda farklı, yüksek sesle okuduğunda farklı, iki dizeyi yan yana koyduğunda farklı alt alta dizdiğinde farklı... Kendine has koreografisi var gibidir şiirin. Herkes şiir okur ama kaçı yanına yaklaşmaya cesaret eder bilinmez...
Ve gün gelir, başka bir sanat dalı, sinema yaklaşır en yakınına şiirin. Kaç şaire ilham olmuş bu topraklarda ilk defa şiir üzerine bir film yapılır ve adlarını bu zamana kadar duymamış olduğumuza utandığımız iki harika şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun mutluluğu ve acıyı aynı anda yaratan yazma tutkuları anlatılır bizlere. Bu filmle birlikte şiir artık çok sevdiğimiz ama yanında rahat edemediğimiz bir adam değil, “Sana sandığından daha yakınım. Sendenim... Sendeyim...” diyen sıcacık bir rüyadır. Ömrü kısa olsa da güzelliği baki olan bir Kelebeğin Rüyası’dır.
Bir filme verdiğiniz paranın son kuruşuna kadar değdiğini ilk sahneden anlamanız çok nadir olacak bir şeydir. Kelebeğin Rüyası’nın açılış sahnesindeki her detay öyle gerçek ki, Mükellefiyet Kanunu sonrası Zonguldak’ta bir maden ocağında çalıştırılan insanların sefaleti, çelimsiz vücutları, yorgunluklarını taşıyan yüz çizgileri, sahnenin baskın rengi grinin başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz tonu ve o griye inat zengin kodamanların takım elbiselerinin ve fötr şapkalarının beyazı sarıveriyor etrafınızı bir anda.
Dönemi bu kadar etkili anlatan bir girişi olsa da film, politik mesaj verme çabasında değil. İkinci Dünya Savaşı zamanlarında henüz 18 yaşında olan Türkiye Cumhuriyeti’nin fakir yüzü, mutluluğa bahane yaratan şairlerin umutlarıyla dengelenmiş. Cumhuriyet’in modern yüzü gençlerin vals yaptığı balo salonlarında yan yana asılan “Vatan Borcu Çalışma ile Ödenir” tabelası ve İnönü resimlerinin mesajı ise seyirciyi rahatsız etmeden kadraja giriyor zaman zaman.
Aşkı Şiire, Şiiri Hayata Bahane Etmek
Arka planı bu kadar başarılı oluşturulan filmin kalbi, verem hastası ve “şiir sıtması” iki genç şair Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu'nun hayata olan tutkularında atıyor. Seyirci, onca melankolinin arasında şairlerin kağıdı olmasa da yazmaya devam etmelerine, daktiloyu görünce yüzlerinde oluşan sevince, okuma yazması olmayana şiir kitabı satmalarına, iki dize şiirleri yayınlanınca “Başladık Muzaffer gerisi gelir” derkenki umutlarına gülümsüyor farkında olmadan. Yaşadıkları dönem mükellefiyet yılları diye geçiyor. Onlarsa yazmakla mükellef, sevmekle mükellef hep... Aşkı ve acıyı şiire, şiiri hayata bahane edip yaşıyorlar. Muzaffer ve Rüştü’nün tatlı çekişmeyle devam eden sıcacık dostlukları ve yokluk içinde dağ gibi büyüyen tutkuları ders veriyor en ufak zorlukta hemen pes eden bizlere. Karısı Mediha’nın gözlerinin içine bakarak “Varlığın her şeyin tam manasıyla kötü olmasına mani oluyor” diyen Rüştü’nün aşkı ve Suzan’ına “Tokalaşınca verem bulaşmaz, sevgi bulaşır. O da unutunca geçer” diyen Muzaffer’in naifliği, kaybettiğimiz inançları geri getiriyor adeta.
Bir dönem filmi olduğu için film atmosferinin 1940’lı yıllara uyarlanması, kostümler ve Zonguldak’ta kurulan dev film platosu büyük bir özveriyle hazırlanmış. Bu emeğe son derece gerçekçi olan oyunculuklar ve Zonguldak’ın doğal güzellikleri eklenince tam bir görsel şölen oluşturulmuş. Kariyerindeki ilk başrolde Muzaffer Tayyip Uslu’yu canlandıran Kıvanç Tatlıtuğ, sesini, vücudunu, ruhunu karaktere tamamıyla teslim ederek çıtayı çok üst bir seviyeye çıkartıyor. Yıllardır kendini birçok filmle kanıtlamış olan Mert Fırat’ın oyunculuğu ise Rüştü Onur’un bitmeyen enerjisini, tutkusunu, fırlama hallerini şairin kendisi seyircilerin arasındaymış kadar hissettiriyor.
Türk sinemasının mihenk taşlarından biri olması muhtemel bu filmin arkasındaki en önemli isim ise, filmde de Rüştü ve Muzaffer’in hocaları Behçet Necatigil’i en az ve öz şekliyle canlandıran, Yılmaz Erdoğan. Bu proje için yedi senedir çalışan ve kendisi de şair olan usta oyuncu, yönetmen koltuğunda olmasaydı başka kim bir şairi bu kadar iyi anlayabilir ve anlatabilirdi bilemiyorum.
Ve Başrol Şiir’in
Filme negatif bir eleştiri getirmek zor. “Her şeyden daha çok olsaydı keşke” diyor insan sadece. Örneğin, hikaye son derece akıcı bir şekilde başlamasına rağmen Rüştü Onur, sanatoryuma yatması sebebiyle filmde bir süre hiç gözükmüyor. Filmin ana karakterlerinden biri daha çok görünmeliydi diye düşünebiliyorsunuz ya da Rüştü Onur’un en önemli ilham kaynağı eşi Mediha’yı biraz daha fazla tanımak istiyorsunuz. Amacı ne politik mesaj vermek, ne tek bir ismi öne çıkarmak olan filmin odağı ve başrolü ilk dakikadan itibaren “Şiir” olduğu için “keşke daha çok olsaydı” dediğimiz her hikaye de şiirle doluveriyor en usta haliyle.
Film bittiğinde yanınızdakine sorduğunuz “Nasıl, beğendin mi?” sorusuna cevap bu filmde “Evet” ya da “Hayır”ın ötesine geçiyor. Hissettiğiniz, mutluluk ve hüznün boğazınızdan geçerken yan yana sıkışması gibi bir şey. İzlediğiniz rüya mutlu uyanmanıza sebep oluyor ama bir yandan da “keşke” diyorsunuz, “keşke rüyalardan uyanılmasa ve ömürleri kelebek ömrü kadar olmasa”
Kelebeğin Rüyası, bu iki şairin rüyasını, ölümlerinden 70 yıl sonra gerçek kılan bir film. Her ikisi de artık özgür. Biliniyor ve seviliyorlar. Şiirleri basılıyor kitaplarca ve herkese ulaşıyor dizeleri. Rüştü Onur da, Muzaffer Tayyip Uslu da aramızda olmayanlarımız arasında en değerli varlıklarımız oluyor tarih 22 Şubat 2013’ü gösterdiğinde.
Konuk Yazar: http://www.sehirblogu.com / Gökçen Tuncer
9 Mart 2013 Cumartesi
Ölen Hangi Müslümdü?
Kaset kavramıyla ilk tanıştığım zamanlarda evde sadece Ferdi Tayfur kasetleri vardı. Nerde bir kaset lafı duysam herkesin Ferdi'den bahsettiğini sanırdım. Hayatıma ilk giren müzik çeşidi de arabesk olmuştu bu yüzden. Ferdi ile başlayan, avare yıllarımda Cengiz'le devam eden sonra da liseli isyankar modumu en iyi şekilde dile getiren Müslüm Gürses evreleri yaşandı. Araya amcamdan bana sıçrayan Orhan da sıkıştı. Öyle sarmıştı ki bu durum evde arabesk dinlenmem yasaklanmıştı. Ve aileye cici gözükmek için gidip birkaç rock kasedi bile almıştım.
Arabesk dinleyenin varoş olarak nitelendirildiği dönemlerdi. Gezegen Mehmet'in de dediği gibi biz o dönemlerde Orhan Gencebay'ı, Ferdi Tayfur'u, Müslüm Gürses'i baş tacı yapmıştık. Şimdilerde ise arabeski bütün toplum sahiplendi (gibi). Sonradan gelen bu kişilere Neo-Arabeskçi ( yeni arabeskçi )diyorum. Yazımın kapak fotosuna ise neo-arabeskçilerin kullandığı, Müslüm'ün son fotoğraf çekimlerinden birini kullanmak yerine, vakti zamanında paçoz ve varoş diye nitelendirdikleri o dönemlere ait bir fotoğraf kullandım. Neo-arabeskçilerin arttığı dönemde arabesk dinleyenleri vatan haini ilan eden kişiler de çıkmadı değil ama 'insandır, hata eder' derdi Müslüm Gürses, biz de öyle diyelim.
Müslüm Gürses'i toplumun büyük bir kesimi sahiplendi. Tabi ki bu sahipleniş bir anda olmadı. Zamanla, medyanın arabeskçileri aşağılamarını sonlandırmalarıyla oldu. Arabesk dinlediğini söylemekten utanmaların son bulmasıyla oldu. Müslüm Gürses'in değişime ayak uydurmasıyla da oldu. Yüzbinlere ulaşmanın, onlara kendini sevdirmenin bir bedeli de vardı elbet. Bu bedeli de ödedi. Peki neydi o bedel?
Günümüzde sevilmek istiyorsan, yeni dinleyiciler edinmek istiyorsan yapman gereken bir takım şeyler vardır. Bunlardan birisi de reklamda oynamaktır. Halkın sevilen bir yüzünün reklamda boy göstermesi kadar doğal bir şey yoktur. Ama Müslüm Gürses'in en beğenilen parçalarından "İtirazım Var"ı bir reklam uğruna "İhtiyacım Var" oluyorsa, o şarkı ile isyan eden eski Müslümcüleri de ters köşeye yatırmış oluyorsun. Sisteme itirazı olan bir ses, birden sisteme ihtiyacı olan sese dönüşüyordu ve isyankar Müslümcü'lerden birazını burda kaybediyordu. Yine Müslüm Baba bir kola reklamında (ki bu kola da coca-cola) oynuyor ve savunmasını "Babalar da üşür ve bırrrr der" diyordu. 'Peki onca sene isyan ettiğin kişiler bu kişiler değil miydi' diyip bu sefer isyanını Müslüm'e eden Müslümcüler oldu. Yani Kral'dan daha Kralcı, Baba'dan daha Babacılar. Bedellerden birisi buydu. "Müslüm Baba'ya yakışmadı ama ne zaman bir şarkısına denk gelsem her şeyi unutuveriyorum" diyen Müslümcüler ise sineye çekmeyi seçerek Müslümcülüğe devam ediyordu.
Farklı kitlelere ulaşmak da gerek demiştik. Müslüm Gürses bunu Rock şarkılarını söyleyerek gerçekleştirdi. "Müslüm Baba yolundan saptı" diyenlere ise Müslüm Gürses "biz hala aynıyız" diyordu. Haklıydı da. Uslubun değişmesi içeriğin değiştiği anlamına gelmez. Ama bu yolda ona sırt dönenler, en azından küsenler oldu. Bob Dylan da elektronik gitarı eline aldığında eski hayranları ona "Hain" demişti. O ise sadece ince bi gülüş attı bunu diyenlere. Müslüm Gürses'in bu açılımını da ben bu olaya benzetiyorum. Müslüm Gürses'i bir konserinde beyaz takım elbisesiyle gördüğümde de fiziken Bob Dylan'a benzetmişliğim vardır. İkisinin bu açılımında bir hata ya da bir yanlışlık görmüyorum. İhtiyacım Var kısmında ise şüphelerim var.
İşte bahsettiğim bu iki kısımda Müslümü kendilerinde öldürenler oldu. "Müslüm benim için bitmiştir" deseler de radyoda denk geldiğinde kanalı değiştirebilecek gücü kendinde bulamazlar da bu kişiler. Diyorum ya, yapamıyorsun. Benim durumum ne küsenlere benziyor ne de sitem edenlere. Ufak hayal kırıklıklarının dışında geçmişte ne ise sonunda da oydu benim için. Müzikleri, sesi, duruşu ve kişiliği ile sevilendi o. Bu yüzden bu durumdaki Müslümcüler için Müslüm'ün bedeni gitmiş, şarkıları ve duruşu ise baki kalmıştır.
1978 yılında trafik kazası geçirdiğinde öldü sanılıp morga kaldırılmış ve daha sonra ölmediği anlaşılınca ameliyatla hayata yeniden bağlamışlardır. Çıktığında ise "Tanrı istemezse insan ölmezmiş" diyecekti. Bu sefer çıkamadı. Belki de bu sefer Tanrı bunu istedi.
Kiminin Müslümü erken öldü, kimininki geç, kimininki ise hala yaşıyor. Ama bir gerçek var ki Müslüm Gürses öldü. Ve bir diğer gerçek var ki eski Müslümcüler yine Müslüm Gürses'in bir şarkısını seçip "hayatının şarkısı" olarak adlandırırken Neo-Arabeskçiler Müslüm'ün Orhan'ın Ferdi'nin ekmeğini fazlasıyla yiyecekler.
Bu yazının üstüne Müslüm şarkısı paylaşmayacağım. Arabeskin Kralı ölmüşse Kraliçesinin hala hayatta olduğunu size hatırlatmak için sıradaki şarkı Kamuran Akkor'dan gelsin.
Baba'ya selam, damara devam...
25 Şubat 2013 Pazartesi
And The Oscar Goes To America
En İyi Film Ödülünü First Lady Michelle Obama'nın sunması ise bu işin cilası oldu.
Kazananlar
En İyi Erkek Oyuncu / Daniel Day-Lewis (Lincoln)
En İyi Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence – Silver Linings Playbook
En İyi Yönetmen / Ang Lee - Pi'nin Yaşamı (Life of Pi)
En İyi Orjinal Senaryo / Zincirsiz (Django Unchained) - Quentin Tarantino
En İyi Uyarlama Senaryo / Operasyon: Argo (Argo) - Chris Terrio
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu / Christoph Waltz - Zincirsiz (Django Unchained)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu / Anne Hathaway - Sefiller (Les Misérables)
En İyi Kurgu / Operasyon: Argo (Argo) - William Goldenberg
En İyi Sanat Yönetmeni / Lincoln - Rick Carter (Production Design); Jim Erickson (Set Decoration)
En İyi Orjinal Müzik / Pi'nin Yaşamı (Life of Pi) - Mychael Danna
En İyi Orjinal Şarkı / Skyfall Şarkısı - Adele - Skyfall
En İyi Kısa Animasyon / Paperman - John Kahrs
En İyi Animasyon Film / Cesur (Brave) - Mark Andrews ve Brenda Chapman
En İyi Görüntü Yönetimi / Pi'nin Yaşamı (Life of Pi)- Claudio Miranda
En İyi Görüntü Efekti / Pi'nin Yaşamı (Life of Pi) - Bill Westenhofer, Guillaume Rocheron, Erik-Jan De Boer and Donald R. Elliott
En İyi Kostüm Tasarımı / Anna Karenina - Jacqueline Durran
En İyi Makyaj ve Saç / Sefiller (Les Misérables) - Lisa Westcott ve Julie Dartnell
En İyi Kısa Film / Curfew - Shawn Christensen
En İyi Kısa Belgesel / Inocente - Sean Fine & Andrea Nix Fine
En İyi Belgesel / Searching for Sugar Man - Malik Bendjelloul ve Simon Chinn
Yabancı Dildeki En iyi Film / Aşk (Amour) Michael Haneke, Avusturya
En İyi Ses Miksajı / Sefiller (Les Misérables) - Andy Nelson, Mark Paterson, Simon Hayes
En İyi Ses Kurgusu (2 aday kazandı) / Zero Dark Thirty - Paul N.J. Ottosson / Skyfall - Per Hallberg ve Karen Baker Landers
22 Ocak 2013 Salı
45. SİYAD ödüllerinde kazananlar
45. SİYAD Türk Sineması Ödülleri'nde En İyi Film Tepenin Ardı seçilirken, En İyi Yönetmen ödülüne Zeki Demirkubuz layık görüldü. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü 'Yeraltı' ile Engin Günaydın'a, Cahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Neslihan Atagül'e verildi.
Geçtiğimiz günlerde adayları duyurduğumuz yazıda tam 9 kategoride tahminde bulunmuştum. O tahminleri şu yazıda görebilirsiniz. Genelde tahmin konusunda pek iyi olmayan bendeniz bu kez 9'da 7 tahmin oranıyla kendi çapımda ulaşılması güç bir rekora imza attım (ver elimi öpücem).
Ödülleri kazanan diğer isim ve filmler şöyle...
En İyi Film: Tepenin Ardı
En İyi Yönetmen: Zeki Demirkubuz (Yeraltı)
Mahmut Tali Öngören En İyi Senaryo Ödülü: Emin Alper (Tepenin Ardı)
Cahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu Performansı: Neslihan Atagül (Araf)
En İyi Erkek Oyuncu Performansı: Engin Günaydın (Yeraltı)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Performansı: Nihal Yalçın (Yeraltı)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı: Mehmet Özgür (Tepenin Ardı)
En İyi Görüntü Yönetimi: Türksoy Gölebeyi (Yeraltı)
En İyi Müzik: Demir Demirkan, Paolo Poti (Zenne)
En İyi Kurgu: Zeki Demirkubuz (Yeraltı)
En İyi Sanat Yönetimi: Osman Özcan (Araf)
Ahmet Uluçay Umut Ödülü: Dilan Aksüt (Lal Gece)
En İyi Kısa Film: Rezan Yeşilbaş (Sessiz)
En İyi Belgesel Film: Ben Uçtum Sen Kaldın
En İyi Yabancı Film: Amour
SİYAD'ın bu yılki ''Tuncan Okan Emek Ödülü'' Sevin Okyan'a, onur ödülleri Feyzi Tuna, Arif Erkin ve Necla Nazır'a verildi.
10 Ocak 2013 Perşembe
2013 Oscar Adayları Açıklandı
9 Ocak 2013 Çarşamba
45. SİYAD Türk sineması ödülleri adayları belli oldu
Yeşim Ustaoğlu'nun Araf'ı bütün dallarda aday gösterilen tek film. Ödül töreninde en çok beklentiye girilecek film olması normal haliyle. Bu filmin ardından; Tepenin Ardı, Yeraltı Gözetleme Kulesi, Babamın Sesi filmleri birçok dalda aday gösterilmiş.
Kendi tahminlerime gelince (ki genelde futboldaki bahis olaylarındaki başarısızlığımı sinema ödüllerinde de yaşarım ama yazacağım yine de), tabii dikkat çekici dallardaki tahminlerimi yazıyorum.
En iyi film için tahminim Tepenin ardı. En iyi yönetmen de Emin Alper olur diyorum.
En iyi senaryo yine Tepenin Ardı ile Emin Alper.
En iyi kadın oyuncu Neslihan Atagül (Araf).
En iyi erkek oyuncu Engin Günaydın (Yeraltı).
En iyi yardımcı kadın oyuncu Nihal Yalçın (Araf).
En iyi yardımcı erkek oyuncu Mehmet Özgür (Tepenin Ardı).
En iyi görüntü George Chiper (Tepenin Ardı).
En iyi kurgu Özcan Vardar (Tepenin Ardı).
EN İYİ FİLM
ARAF (Yapımcılar: Serkan ÇAKARER, Yeşim USTAOĞLU)
BABAMIN SESİ (Yapımcı: Özgür DOĞAN)
GÖZETLEME KULESİ (Yapımcılar: Nida Karabol AKDENİZ, Pelin ESMER, Tolga ESMER)
TEPENİN ARDI (Yapımcılar: Emin ALPER, Enis KÖSTEPEN, Seyfi TEOMAN)
YERALTI (Yapımcı:Zeki DEMİRKUBUZ)
EN İYİ YÖNETİM
Emin ALPER (TEPENİN ARDI)
Zeki DEMİRKUBUZ (YERALTI)
Zeynel DOĞAN, Orhan ESKİKÖY (BABAMIN SESİ)
Pelin ESMER (GÖZETLEME KULESİ)
Yeşim USTAOĞLU (ARAF)
MAHMUT TALİ ÖNGÖREN EN İYİ SENARYO
Zeki DEMİRKUBUZ (YERALTI)
Orhan ESKİKÖY (BABAMIN SESİ)
Yeşim USTAOĞLU (ARAF)
Çiğdem VİTRİNEL, Şebnem VİTRİNEL (GERİYE KALAN)
CAHİDE SONKU EN İYİ KADIN OYUNCU PERFORMANSI
Devin Özgür ÇINAR (GERİYE KALAN)
Nilay ERDÖNMEZ (GÖZETLEME KULESİ)
Şebnem HASSANISOUGHI (GERİYE KALAN)
Selen UÇER (CAN)
EN İYİ ERKEK OYUNCU PERFORMANSI
Engin GÜNAYDIN (YERALTI)
Barış HACIHAN (ARAF)
Tamer LEVENT (TEPENİN ARDI)
İlyas SALMAN (LAL GECE)
Olgun ŞİMŞEK (GÖZETLEME KULESİ)
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU PERFORMANSI
Banu FOTOCAN (TEPENİN ARDI)
Tilbe SARAN (ZENNE)
Nihal YALÇIN (ARAF)
Nihal YALÇIN (YERALTI)
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU PERFORMANSI
Kerem CAN (ZENNE)
Özcan DENİZ (ARAF)
Ilgaz KOCATÜRK (ARAF)
Mehmet ÖZGÜR (TEPENİN ARDI)
Serhat TUTUMLUER (YERALTI)
EN İYİ MÜZİK
Volkan AKMEHMET, İnanç ŞANVER (TEPENİN ARDI)
Cahit BERKAY (BU SON OLSUN)
Demir DEMİRKAN, Paolo POTI (ZENNE)
Marc MARDER (ARAF)
Ulaş ÖZDEMİR (UZUN HİKAYE)
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETİMİ
George CHIPER (TEPENİN ARDI)
Özgür EKEN (GÖZETLEME KULESİ)
Emre ERKMEN (BABAMIN SESİ)
Türksoy GÖLEBEYİ (YERALTI)
Michael HAMMON (ARAF)
EN İYİ KURGU
Zeki DEMİRKUBUZ (YERALTI)
Ayhan ERGÜRSEL, Pelin ESMER (GÖZETLEME KULESİ)
Orhan ESKİKÖY, Çiçek KAHRAMAN (BABAMIN SESİ)
Mathilde MUYARD, Svetolik Mica ZAJC, Naim KANAT (ARAF)
ÖZCAN VARDAR (TEPENİN ARDI)
EN İYİ SANAT YÖNETİMİ
Zeki DEMİRKUBUZ, Nihan GÜNEŞ, Hatip KARABUDAK (YERALTI)
Yelkan İŞKORKUTAN, Reza HEMMATIRAD (UZUN HİKAYE)
Osman ÖZCAN (GÖZETLEME KULESİ)
Osman ÖZCAN (ARAF)
Maja ZOGG (ZENNE)
BEN GELDİM GİDİYORUM (Yön: Metin AKDEMİR)
BEN UÇTUM SEN KALDIN (Yön: Mizgîn Müjde ARSLAN)
TELVİN (Yön: Okan AVCI)
AŞKIN KIŞ MEVSİMİ (Yön: Gülşah DOĞAN)
800 KM. ENGELLİ (Yön: Murat ERÜN)
ANA DİLİM NEREDE? (Yön: Veli KAHRAMAN)
DÜNYAYI KURTARMAYA ÇALIŞANLAR (Yön: A. Nazlı KAYA)
BEKLEMEK (Yön: Bülent ÖZTÜRK)
SİİRT’İN SIRRI (Yön: İnan TEMELKURAN)
EN İYİ KISA FİLM
BİRLİKTE (Barış ÇORAK)
YUSUF'UN RÜYASI (Ferit KARAHAN)
BUHAR (Abdurrahman ÖNER)
SAMANYOLU (Aslı TOY)
BÉ DENG/SESSİZ (Rezan YEŞİLBAŞ)




































