Danimarkalı yönetmen Anders Thomas Jensen anlatmaya devam edelim. Geçen hafta The Green Butchers filmini yazmıştım. Bugün ise yönetmenin ilk uzun metraj filmi olan Flickering Lights filmini konuk ediyoruz. Buralara, bu yönetmen, bu filmlere nereden gelmiştik peki? Tabi ki Ademin Elmaları filminden.


Flickering Lights (orijinal ismi bakmadan yazamadığım için bunu kullanacağım), Anders Thomas Jensen'in Danimarka sinemasına hediye ettiği ilk uzun metraj filmi. Yönetmenin 3 adet uzun metraj filmi var. Flickering Lights (2000), The Green Butchers (2003) ve Adam's Apples (2005). İzlemeye ve yazmaya sonran geri doğru gidiyorum ve şu anda yönetmen için ilk, benim için son olan filmindeyiz. 

Film, küçük bir suç çetesi lideri Torkild'in (Soren Pilmark) 40. yaş gününde başlıyor. Güzel geçmesi beklenilen bu gün, bir çöküşe dönüşüyor Torkild için: sevgilisi tarafından terkediliyor, beklenen sevkiyatta yanlış marka sigaralar geliyor ve kendi üstünden fırça yiyor ve yeni bir göreve veriliyor. Torkild ve adamları, büyük patron adına girdikleri bu yeni görevde beklenmedik miktarda büyük bir para kaldırınca para ile beraber kaçmaya karar veriyorlar. Barcelona'ya gitme planı kuran bu küçük ve şapşal çetenin planını yönetmen Jansen bozuyor ve yolda arabalarını bozup onları terk edilmiş bir restorana tıkıyor.Terk edilmiş restoran, filmin güçlü metaforlarından biri. Bu mekan, karakterlerin kendileri gibi; döküntü, kan lekeleriyle dolu ve her an yıkılmaya hazır. 

Flickering Lights, esasen erkeklerin birbirine tutunma hikayesi. Ama bu tutunma tercihi değil, zorunludur. Film boyunca girilen flashback'ler, karakterlerin çocukluklarına açılan karanlık pencere gibi. Sevgi yok, şefkat yok. Sadece bağıran ebeveynler ve şiddet. Çete, bu yüzden bir arkadaş grubundan çok, eksik bırakılmış aile kalıntıları gibi.

Yönetmenin ilk uzun metrajlı filminin bu olduğunu söylesem de yönetmeni bu filme kadar pişmemiş görmeyin. Bu filmden önceki 3 kısa filmi ile de Oscar'a aday gösterilmiş ve son kısa filmiyle de (Valgaften) bu heykelciği göğüslemiş bir yönetmen etiketiyle bu filmi çekmiş. Bu yüzden usta bir yönetmen izlemekten bir farkı yok. 

Oyuncu kadrosu ise Jansen filmlerini izleyenler için tanıdık. Kadroda Ademin Elmaları filminin başrol oyuncusu Ulrich Thomsen, Hem Ademin Elmaları, hem de The Green Butchers filmlerinde de olan Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lie Kaas bulunuyor. Mads Mikkelsen bu filmde de psikopat biri, hem de oldukça.

Yönetmen filmde seyirciyi mutlu etmeyi amaçlamıyor. Küfürlü, kanlı ve çoğu zaman acımasız oluyor. Ama tam da bu yüzden, anlattığı dünyanın sahiciliğini koruyor ve bunu kara mizah ile de süslüyor. Şiddeti kesinlikle parlatmayan, onu bu alem için sıradan ve neredeyse rutin bir alışkanlık gibi sunuyor. Bu da filmden geriye bir soru bırakıyor; bazıları için başka bir hayat mümkün mü? Net bir cevap yok, tıpkı filmin ismi gibi, kısa süreliğine yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar sön...

Her fırsatta sevdiğimi dile getirdiğim filmlerden biri olan Ademin Elmaları filminin yönetmeni Anders Thomas Jensen'in 2003 tarihli bu filmini Ademin Elmaları filmini izledik sonra izlemiştim. Hakkında yazması anca nasip olan bu film, kara mizahın sınırlarında gezinen, seyirciyi hem güldürüp hem de rahatsız eden bir yapım. Tıpkı yönetmenin diğer filmleri gibi.


Kadrosu yine tanıdık isimlerden oluşuyor. Ademin Elmaları filminin rahibi Mads Mikkelsen ve yine daha önce bloga konuk olan Recontruction filminin oyuncu Nicolaj Lie Kaas. Film, kasaplık yapan Svend (Mads Mikkelsen) ve Bjarne'nin (Nikolaj Lie Kaas) kendilerine kasap dükkanı açmalarıyla başlıyor. Büyük hayallere ve tanıtım masraflarına rağmen açılışta ve sonrasında beklenen ilgiyi görmüyor. Her şey, dükkana tamire gelen bir elektrikçinin bir kaza sonucu  derin dondurucuda unutulmasıyla başlıyor. Ne yapılacağı konusunda tedirgin olan bu iki ortaktan kafası biraz gidik olan Svend, kendisine gelen ilk büyük siparişe de malzemesiz yakalanınca,  donmuş olan adamın bir bacağını önce kıyıp, sonra da marine edip müşterisine yolluyor. İnsan etinden yapılmış olan bu özel soslu ürün çok beğeniliyor ve beklenmedik bir ilgi oluşuyor kasap dükkanına karşı. Önünde yüzlerce kişilik kuyruk, tek almak istedikleri soslu o et. Tabi ki de buzluktaki etin de bir sınırı var, parça parça tüm adamı müşterilere satıyorlar. Hayatında ilk defa takdir gören Svend bu durumun bitiyor oluşuna çok üzülüyor. Çünkü işe yaramaz biri olarak görülmekte ve sırf bu yüzden karısı tarafından da terk ediliyor. Svend kendisine yeni bir kurban arar ve onu da buzluğa alıp hapseder.

The Green Butchers, bir yamyamlık anlatısı gibi dursa da asıl meselesi insanın geçmişle kurduğu problemli ilişkisidir. Jensen, yamyamlığı bir şok unsuru olarak değil, duygusal kopuklukları ve ahlaki çürümenin göstergesi olarak kullanıyor. Neticede birçok kişi varlığını ya kendisini yiyip tüketerek elde ediyor veya bir başkasını. Bunun yanında Svend çocukluk travmaları ile uğraşıyor, ortağı Bjarne ise bir trafik kazasında ailesinin ölmesine de sebep olan ve yıllardır komada olan ikiz kardeşi üzerinden vicdan mücadelesi veriyor. 

Mads Mikkelsen'in ter içinde, sinirli ve narsistik Svend performansı ile Nikolaj Lie Kaas'ın içine kapanık, öfkeli Bjarne oyunculuğu oldukça iyi ve yerli yerinde. 


Bu film, herkesin kolayca benimseyebileceğim bir film olmayabilir. Yönetmeni, tarzını ve düşünce yapısını bilenler için seyir keyfi oldukça yüksek bir film. Buna rağmen film, insan doğasına dair karanlık bir gözlem de sunuyor. Bastırılan geçmiş, görmezden gelinen travmalar ve ahlaki kayıtsızlık, sonunda daha da uç kesimlere doğru keskinleşiyor. Film, bir ahlak dersi vermiyor, cinayet olaylarına da girişmiyor, sadece kara mizahın etik sınırlarını zorlayıp izleyicisine takdir edilmemenin sonuçlarını gösteriyor. O yüzden yönetmeni takdir edin derim ben size.