Fabian Bielinsky’nin 2000 tarihli Nueve Reinas (Nine Queens- Dokuz Kraliçe) aradan geçen 25 yılın ardından bazı ülkelerde yeniden vizyona girerken filme tekrar baktığımda, onu yalnızca başarılı bir dolandırıcılık hikayesi olarak değil, güven duygusunun ne kadar kolay satın alınabildiğini anlatan son derece canlı bir kara komedi olarak görüyorum. İzlerken bize birçok filmden tanıdık gelen sahneleri barındıran bu film, aslında birçok filmin de öncüsü konumunda.
14 Mart 2026 Cumartesi
Nueve reinas (Nine Queens): 25.Yılında Yeniden
10 Mayıs 2014 Cumartesi
Frequency (2000): Gelecekten Gelen Ses
19 Nisan 2013 Cuma
Flickering Lights (Blinkende Lygter)
Danimarkalı yönetmen Anders Thomas Jensen anlatmaya devam edelim. Geçen hafta The Green Butchers filmini yazmıştım. Bugün ise yönetmenin ilk uzun metraj filmi olan Flickering Lights filmini konuk ediyoruz. Buralara, bu yönetmen, bu filmlere nereden gelmiştik peki? Tabi ki Ademin Elmaları filminden.
Flickering Lights (orijinal ismi bakmadan yazamadığım için bunu kullanacağım), Anders Thomas Jensen'in Danimarka sinemasına hediye ettiği ilk uzun metraj filmi. Yönetmenin 3 adet uzun metraj filmi var. Flickering Lights (2000), The Green Butchers (2003) ve Adam's Apples (2005). İzlemeye ve yazmaya sonran geri doğru gidiyorum ve şu anda yönetmen için ilk, benim için son olan filmindeyiz.
Yönetmenin ilk uzun metrajlı filminin bu olduğunu söylesem de yönetmeni bu filme kadar pişmemiş görmeyin. Bu filmden önceki 3 kısa filmi ile de Oscar'a aday gösterilmiş ve son kısa filmiyle de (Valgaften) bu heykelciği göğüslemiş bir yönetmen etiketiyle bu filmi çekmiş. Bu yüzden usta bir yönetmen izlemekten bir farkı yok.
Oyuncu kadrosu ise Jansen filmlerini izleyenler için tanıdık. Kadroda Ademin Elmaları filminin başrol oyuncusu Ulrich Thomsen, Hem Ademin Elmaları, hem de The Green Butchers filmlerinde de olan Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lie Kaas bulunuyor. Mads Mikkelsen bu filmde de psikopat biri, hem de oldukça.
Yönetmen filmde seyirciyi mutlu etmeyi amaçlamıyor. Küfürlü, kanlı ve çoğu zaman acımasız oluyor. Ama tam da bu yüzden, anlattığı dünyanın sahiciliğini koruyor ve bunu kara mizah ile de süslüyor. Şiddeti kesinlikle parlatmayan, onu bu alem için sıradan ve neredeyse rutin bir alışkanlık gibi sunuyor. Bu da filmden geriye bir soru bırakıyor; bazıları için başka bir hayat mümkün mü? Net bir cevap yok, tıpkı filmin ismi gibi, kısa süreliğine yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar söner. Yanar ve tekrar sön...
28 Eylül 2009 Pazartesi
Bir Rüya İçin Ağıt Ve Masumiyet

KONUK YAZAR: Burcu Polat Çam
http://yasamingenisozeti.blogspot.com/
25 Ağustos 2009 Salı
Torba Suatı Anlamak
Hacı: Bak koçum! Belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer...heh! Bizim olanlar ya da olmayanlar... Hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün... Sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. Ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... Ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.

Suatı hayata bağlayan iki şey vardır ;futbol ve mahallenin güzel kızı Nurten.Babasından azar işite işite sürdürdüğü amatör futbol kariyeri ve herkesten gizlediği, içinde beslediği aşkıyla yaşama bağlanır Suat.
Mektuplar yazar, yazdığı mektuplara gözyaşlarını akıtır.Delikanlıya yakışır şekilde yaşar aşkını.Mahallenin o saf,naif kültüründen kopmadan taşkınlık yaratmadan kapı önlerinde yolunu gözler , onun olmasını bekler sevdiğinin.Bir gülücük mutlu etmeye yeter Suatı ve o gülücükle torba değil panter olur Suat.Lakin Nurten'in hiçbirşeyden haberi yoktur ve nadir olan konuşmalarında da her 'suat abi' dediğinde daha bir içlenir,köşesine çekilir Suat.Çünkü Suat anlatamaz derdini,utanır,sıkılır kendi hayal aleminde yaşar aşkını ama en nihayetinde bilir sevenlerin birbirlerine 'abi-abla' diyerek hitap etmediklerini.
Gün gelir takıma yakışıklı forvet Serkan transfer edilir.Mahallenin güzel kızı Nurten ilk gördüğü anda vurulmuşur Serkana.İdmanları izleme nedeni vardır artık Nurtenin.Küçük mahalledir sonuçta,öğrenir bir şekilde Suat bunu da.Ama dedim ya delikanlı adamdır Suat.Sevmeyi bildiği gibi çekip gitmeyi de bilir.Berduşlarla yata kalka alışır bu duruma , ilerde onun gibi olucağını bildiği Hacı alıştırır Nurtenin artık olmadığına belki de hiç olmadığına.Suat ise temelli olarak sevdiğinin düğününde anlar 'kapalı dükkana kira ödediğini',onca zaman içinde tek başına bir aşk yaşadığını.

İki tutkusu vardı Suat'ın.Biri yenge olmuş diğeri zor durumdadır.Aşkını kalbine gömer Suat, takımına odaklanır , Hacı abisinden miras takımın yükünü omuzlarında taşır sırtı yere gelmez.
Lig biter Esnafspor üst lige çıkar profesyonelleşir,mahallenin amatör topçularına yol gözükür.Suat artık takım arkadaşlarıyla vakit buldukça sokak arasında top oynuyordur ve semtin çocuklarına futbolu öğretmeye çalışırken anlar hayatın fena halde futbola benzediğini.
''Hayat futbola fena halde benzer. Futbol şahsi beceri gerektirir, değişmez o da ayrı konu. Ama aynı zamanda da toplu oynanan yani insanların bir takım halinde oynadığı bir oyundur.Hayatta böyle değil mi?... İstediğin kadar yetenekli ol iyi bir takımın yoksa havagazı, mantarlarsın. Hayat futbola fena halde benzer... ''
6 Temmuz 2009 Pazartesi
"Tanrıyı güldürmek istiyorsan, ona planlarından bahset."
Amores Perros, üç farklı hikayeyi sentezleyen bir film olarak nitelendirilebilir. Birinci hikayede, Octavia kardeşinin karısı olan Susana'ya aşık olan genç bir adamdır. Susana ile birlikte kaçmayı planlar ve bunun için köpek dövüşlerinde para toplamaya çalışır. İkinci hikayede karısını ve çocuklarını çok güzel bir model olan Valeria için terkeden Daniel'i izleriz. Bu hikayede Valeria ağır br trafik kazası geçirince Daniel çok zor durumda kalır. Üçüncü hikayede ise kiralık katil olan El Chivo vardır. El Chivo, yıllar önce ayrıldığı kızını uzaktan takip etmekte ama asla onunla konuşma cesaretini gösterememektedir. Tüm bu karakterlerin ve iki köpeğin kaderleri Mexico City'nin büyülü atmosferinde bir şekilde kesişecektir.
Bazı hayatlar ve hikayeler vardır, hiçbir zaman haberdar olmazsınız. Aynı kişilerle gün içerisinde belki defalarca karşılaşır, fakat yüzlerini ve hikayelerini hiçbir zaman bilmezsiniz. Yine de bilmediğiniz tüm o hayatlar sizin hikayenizi de bir şekilde değiştirir. Siz bundan haberdar olmasanız bile. Çarpışan hayatların yönetmeni olarak da tabir edilen Alejandro González Iñárritu'nun, bu konuda ki en başarılı yapıtının Amores Perros olması ise bir tesadüf değil. Çünkü bu filmde karakterlerin gerçekçiliğinin ve günlük hayatta karşılaşılabilirliklerinin yanı sıra, hayatlarının kesişmesi de bir o kadar zor ve kolay görünüyor. Aslında zor görünen kısmı sadece izleyicisine. Iñárritu, dikkatli bakıldığı zaman tüm bu zor görünen hayatların bizim hayatımızda da yer aldığını ve almaya da devam edeceğini anlatmak istediğini söylüyor. Ve anlatmakta ki başarısını da izleyici kitlesi ile eleştirmenlerin yorumu doğruluyor sanki.
13 Haziran 2009 Cumartesi
Vengo : Çingeneleri Dinleyin..
"Bir parti vereceğim. Öyle görkemli bir parti olacak ki herkes ondan bahsedecek. Sırf Caravacas'ları gıcık etmek için." Caco - Vengo

Gadjo Dilo 'nun yönetmeni Tony Gatlif 'in 2000 yapımı filmi. Başrolde yine çingeneler var. Gadjo Dilo'da Romanya çingeneleri var iken, Vengo 'da İspanyol çingenelerini konu edinmiş. Bir nevi yaşamsal düzeyleri arasındaki farklılıkları da göstermiş. Ama değişmeyen tek bir şeyin olduğunu görüyoruz ki o da müzik ve eğlenceye verilen önem..
Filmin konusunu kısaca fısıldamam gerekirse; kavgalı 2 çingene ailesinden birinin liderliğini sürdüren Caco, kızı öldükten sonra, karşı aileden bir ferdi vurup firar eden kardeşi Mario’unun oğlu, yani yeğeni, Diego’ya odaklanır ve tek amacının onu mutlu etmek olduğunu düşünür. Çünkü Diego ona hem ölen kızını hem de ölüm tehditleri karşısında firar etmiş olan kardeşi Mario'yu hatırlatmakta ve kendini anca böyle motive etmektedir. Ne zaman ki sarhoş, ne zaman ki yalnız, Caco mutsuzlaşır. Diego gelir ve spastik özrü bulunmasına rağmen ondaki yaşama sevinci Caco'yu da hayata bağlar. Fakat hasımları, diğer çingene ailesi, Mario'ya ulaşamadıklarından, onun oğlu Diego ile hesaplaşmayı düşünmekte olduğundan Caco yeni vazifesini edinmiştir. Kızının ölümünden sonra zaten kendini ölü hisseder duruma gelmiş, Diego için de bu bedeni ona siper olarak kullanmayı çoktan göze almıştır.
Caco’ nun konunun başındaki sözünden de anlaşılıyor ki müzik onlar için sadece eğlenmek amaçlı değil. Hayatın her alanına işlemiş, yeri geldiğinde öc almak için kullanılacak bir silah oluvermiş, hatta ölülerini anmak için bir nevi duaları oluvermiş (bkz:Gadjo Dilo, mezar sahnesi).
Ayrıca blogtaki Gadjo Dilo yazısında yazarlarımızdan Hacitokankoli'nin serzenişler kısmında anlattıklarını da hatırlayalım. Kızının düğünü için girdiği masraf ve borçları savunarak, "abi napayım eğer böyle yapmazsam mahallede bi daha yüzüme bakmazlar" diyorsa varın siz düşünün eğlencenin ve müziğin hayatlarındaki yerini.
Film, hikayesini müzikler ile sunmak istiyorsa müzik seçimine özen göstermeli ki Tony Gatlif bu işi kendisi üstlenmiş. Yeri gelmiş kendi yapımı teknoları koymuş, yeri gelmiş iyi seçkilerle hoş flamenko müziğini bizlere sunmuş.

"Konuşabilen herkes şarkı söyleyebilir, yürüyebilen herkes de dansedebilir" sözü sanırım çingeneler için tam anlamıyla uymakta.Diego, bunun en büyük emsali.
Biraz müziklerinden bahsedeyim;
Filmin başında çalınan Flanmenco Soufi ile doğu-balkan sentezi uzun hava var. Film öncesi sizi biraz gevşetiyor, biraz da dansözleştiriyor. Calle del Aire ile masabaşı eğlencenin güzelliğine varıyorsun. Ve Caco partisini veriyor, ardından başlıyor Arriconamela çalmaya. öykü-berk kardeşlerin izleyip flamenko dersi alması gereken bir sunum niteliğinde. Ve filmin en can alıcı sahnelerinden birine geldi sıra. Gurbetteki Mario’ ya memleketinden sesler dinletmek için arabanın radyosundan açtığı Naci En Alomo şarkısı ve ardından oğlu Diego ile konuşması.
"O kadar anlattın, neymiş bu şarkılar diyecek" olursanız da sizi mahrum etmemek için illegal bir yöntemi kullanıyorum. Buyrun bu albümden eksik olmayın. ( Emeğe saygı, rapleri unutmayın ;)
Vengo Soundtrack by Tony Gatlif
Yönetmenin blogtaki diğer filmi;
Gadjo Dilo : Çingeneleri farkedin...
30 Mayıs 2009 Cumartesi
15 Mayıs 2009 Cuma
1 Nisan 2009 Çarşamba
Almost Famous
"Lots of music, lost of drugs, lost of sex... That's the rock'n roll..."

"Hayranlık ile dinlediğimiz grupların hayatı gerçekten de hayran duyulası mıdır?" veya "Karizmasına sahip olmayı isteyen binlerce kişinin bulunduğu, Nirvana'nın solisti Kurt Cobain neden intiharı seçti peki?" olmadı bir de "Bakma sen onların eğleniyor göründüklerine, içlerinde derin bir boşluğa sahipler." gibisinden soru ve yargılamalarla karşı karşıya kalan bir kavram şu Rock'n Roll denilen.
İşte biraz olsun bu yaşamın iç dünyasını bize gösteren bir film. Ablasının kendisine bıraktığı bir çanta dolusu müzik plaklarıyla hayatına farklı anlamlar katan ufak bir gencin, dergiye yazmak için bir grubun peşinden gidişinde karşılaşmış olduğu, yer yer tahmin etmediği bir yaşam tarzıyla karşılaştığı bir dünyadan bahsediyor diyebiliriz kısaca bu film. Filmde sevilen grup ve sanatçıların isimleri ya da müzikleri geçtikçe insan bir garip oluyor ( en azından müzik çantasından çıkan Bob Dylan plağı diyebilirm kendi açımdan). Çocugun hayatını değiştirecek daha kimler var peki bu çantada diyorsanız da; The Beach Boys, Led Zeppelin, The Rolling Stone, Cream, The Who, Simon & Garfunkel, Black Sabbath, Jon Anderson... Filme ara ara eşlik de ediyor bu isimler.
Filmde usta oyuncu Billy Crudup bir gitaristi canlandırırken, her ne kadar bunu kabul etmese de bir groupie olan Penny Lane'i ise güzel oyuncu Kate Hudson canlandırıyor. Yönetmenliğini ise sadece bu film ile oscar kazanan Cameron Crowe yapıyor. Filmin uçak sahnesinde gülümsediğinizi - gülümseyeceğinizi ve Elton John' un Tiny Dancer şarkısına büyük bir zevkle eşlik ettiğinizi - edeceğinizi buradan görüyor gibiyim:)
5 Aralık 2008 Cuma
Başa saralım..

Zaman kavramıyla akılları biraz karıştıracak. Ara ara geriden saran, tüme varım yapan kurgusuyla hoş tat veren güzel bir film. Senaristliğini ve yönetmenliğini, daha sonra da The Dark Knight filmininkini de yapacak olan, Christopher Nolan üstleniyor.
-------------------
Natalie: What's the last thing that you do remember?
Leonard Shelby: My wife...
Natalie: That's sweet.
Leonard Shelby: ...dying.
------------------
Teddy: You don't know who you are anymore.
Leonard Shelby: Of course I do. I'm Leonard Shelby. I'm from San Francisco.
Teddy: No, that's who you were. Maybe it's time you started investigating yourself.
3 Aralık 2008 Çarşamba
Her şey güzel olacak (!) ...
Marion: I love you, Harry. You make me feel like a person. Like I'm me... and I'm beautiful. Snatch ...işe çingeneler bulaşırsa..

Mickey: Good dags. D'ya like dags?
Tommy: Dags?
Mickey: What?










