Bir zombi filmi izlerken artık neyle karşılaşacağımızı az çok biliyoruz. Salgın çıkacak, insanlar bir binaya ya da başka bir kapalı mekana sıkışacak, zombiler peşlerine düşecek ve hayatta kalmaya çalışan grup zamanla kendi içinde dağılacak. Zombi sinemasının bugün karşı karşıya olduğu asıl sorun da tam olarak bu. Aynı formülü yeniden ilginç hale getirebilmek. Yeon Sang-ho'nun Colony'si bu probleme zombileri değiştirerek cevap veriyor. Bu kez zombiler yalnızca saldırmıyor; öğreniyor, iletişim kuruyor ve bir koloni gibi hareket ediyor. Fikir oldukça tanıdık. Nereden mi? Pluribus!
Colony filmi, bir biyoteknoloji şirketinin düzenlediği konferans sırasında başlayan salgınla açılıyor. Birkaç dakika içinde gökdelen ve içerisindeki AVM bir ölüm kalım alanına dönüşüyor ve içeride mahsur kalan insanlar, karşılarındaki yaratıkların sıradan zombiler olmadığını fark ediyor. Bir zombinin öğrendiği bilgi diğerlerine aktarılıyor. Dolayısıyla hayatta kalanların işi yalnızca kaçmak değil, sürekli değişen bir düşmanın kurallarını çözmek oluyor.
Filmin en başarılı tarafı bence tam olarak bu. Klasik zombi filmlerinde zombilerin öngörülebilirliği insanlara avantaj sağlıyor. Colony ise bu dengeyi bozuyor. Hayatta kalanlar bir yöntem bulduğunda zombiler kısa süre içinde bunu öğreniyor ve aynı numara bir daha işe yaramıyor. Böylece film zaman zaman küçük bir bilimsel deneye dönüşüyor: Bir yöntem deneniyor, sonucu gözlemleniyor ve başarısızlık yeni bir çözüm arayışını beraberinde getiriyor.
Zombilerin hareketleri de filmin en güçlü görsel taraflarından biri. Kıvrılan, sürünen, vücutlarını doğal olmayan biçimlerde kullanan yaratıklar, özellikle topluca aynı tepkiyi verdikleri anlarda oldukça rahatsız edici görünüyor. Buradaki korku yalnızca kan ve makyajdan değil, insan bedeninin insan davranışından koparılmasından kaynaklanıyor.
Ancak film, zombilerine gösterdiği özeni insan karakterlerine her zaman göstermiyor. Merkezdeki bilim insanı Se-jeong (Jun Ji-hyun), gözlem yeteneği ve sosyal uyumsuzluğuyla filmin en ilgi çekici karakteri. Özellikle herkesin tek bir zihnin parçası haline geldiği bir dünyada kendi düşüncesini koruması, karakteri filmin tematik merkezine yerleştiriyor. Buna karşılık diğer karakterlerin önemli bölümü türün tanıdık kalıplarından çıkamıyor. Bencil iş insanı, panikleyen genç, güvenilmez polis ve fedakar karakter gibi tipleri daha önce defalarca izlediğimi hissediyorum.
Bu eksiklik, yönetmen Yeon Sang-ho'nun önceki filmi Train to Busan ile kıyaslandığında daha da belirginleşiyor. Train to Busan'da zombi tehdidi kadar karakterlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler de gerilimi taşıyordu. Colony ise duygusal bağlardan ziyade zombilerin nasıl çalıştığına odaklanıyor. Sonuç olarak daha mekanik, daha deneysel ama daha az duygusal bir film ortaya çıkıyor.
Filmin düşünsel tarafında ise bireysellik ve kolektif bilinç öne çıkıyor. Salgının arkasındaki fikir, insanların farklı düşündükleri için çatıştığı; tek bir kolektif zihnin ise bu problemi ortadan kaldırabileceği düşüncesine dayanıyor. Zombiler birbirlerinden öğrendikçe daha etkili bir organizmaya dönüşürken insanlar aynı tehdidin karşısında kendi çıkarları, korkuları ve duyguları nedeniyle bölünüyor. Zombiler birlikte hareket etmeyi öğrenirken insanlar birlikte hareket etmeyi unutuyor.
Bu yönüyle Colony, son dönemde benzer bir meseleyi farklı bir biçimde ele alan Pluribus dizisini de hatırlatıyor. Her iki yapım da bireysel düşüncenin ve zihinsel özerkliğin ortadan kalktığı bir dünyada insan olmanın ne anlama geldiğini sorguluyor. Ancak Pluribus bu fikrin psikolojik ve felsefi sonuçlarına daha fazla yoğunlaşırken, Colony kolektif bilinci öncelikle yeni bir zombi tehdidi yaratmak için kullanıyor. Yani aynı soruya yaklaşıyorlar ama biri üzerinde düşünüyor, diğeri ondan kaçıyor.
Ne var ki Colony bu düşünsel potansiyeli her zaman değerlendiremiyor. Yapay zeka, teknoloji, salgınlar ve kolektif bilinç gibi günümüz korkularına temas etmesine rağmen film çoğu kez bir sonraki aksiyon sahnesine yetişmek için bu fikirleri yarıda bırakıyor. Başlangıçta ilginç olan 'zombiler öğreniyor' fikri ilerleyen bölümlerde kendisini tekrar etmeye başlıyor. Bazı sahnelerin gereğinden uzun sürmesi ve karakterlerin daha önce belirledikleri kuralları kendi elleriyle bozması da gerilimin etkisini azaltıyor.
Yine de Colony'yi tamamen başarısız bulmuyorum. Yeon Sang-ho, eskimiş bir tür formülüne birkaç yeni mekanizma eklemeyi başarıyor. Gökdelenin farklı katlarını, ofislerini ve mağazalarını kullanması filme hareket alanı sağlıyor. Özellikle zombilerin kolektif hareket ettiği sahneler ve filmin son bölümündeki büyük aksiyon sekansları, yönetmenin görsel kaos yaratma konusunda hala ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.
Sonuçta Colony, zombi türünü baştan yazmıyor; daha çok onun üzerine yeni bir katman ekliyor. Zombileri daha hızlı ya da daha güçlü yapmak yerine onları daha bilgili hale getiriyor. Bu fikir zaman zaman gerçekten ürkütücü ve yaratıcı sonuçlar doğuruyor, fakat filmin senaryosu bu fikrin taşıdığı felsefi potansiyelin gerisinde kalıyor. Train to Busan seviyesinde bir karakter ve duygu yoğunluğu bekleyenler için hayal kırıklığı yaratabilir. Ama hızlı ve hareketli zombiler, bolca aksiyon ve türün alışılmış kurallarına birkaç yeni dokunuş arıyorsanız Colony işini yapıyor. Zombi filmi sevenler için iyi bir seyirlik olabilir; fakat bu türü sevmeyenlerin filmde çok daha fazlasını bulacağını düşünmüyorum.
Puanım:5,5/10 (Zombi türünü sevmeyenler için)
Puanım:7/10 (Zombi türünü sevenler için)



