Steven Spielberg’in adı, sinema tarihinde yalnızca bir yönetmeni değil, aynı zamanda bir anlatı standardını temsil ediyor. Jaws, E.T., Jurassic Park, Schindler's List, Terminal, Catch Me If You Can, A.I... Onun filmleriyle büyüyen biri olarak, yeni bir Spielberg bilimkurgusu izleme fikri her zaman ayrı bir heyecan yaratır. Hele ki söz konusu olan, onun daha önce Close Encounters of the Third Kind filminde işlediği 'dünya dışı temas' meselesiyse… Disclosure Day (İfşa Günü) tam da bu yüzden, daha başlamadan omuzlarına büyük bir beklenti yüklüyor. Ne var ki film ilerledikçe hissedilen şey, bu beklentinin karşılanmaması değil sadece; aynı zamanda bu filmin Spielberg’e ait olduğuna inanmanın giderek zorlaşması oluyor.
Film, daha açılış sahnesinde izleyiciyi olayların ortasına fırlatıyor. İzleyici uyandırmak, dikkatini çekmek ve merakını cezbetmek için iyi bir giriş. Devletin gizli çalışan bir kurumu olan Wardex'in çalışanı olan Daniel Kellner (Josh O'Connor), bu kurumdan çaldığı verileri, rehin tutulan sevgilisi Jane'i (Eve Hewson) kurtarmak için giriştiği takas ile başlıyor bu açılış sahnesi. Bu hikayenin paralelinde ilerleyen Margaret Fairchild (Emily Blunt) hattı ise daha doğaüstü ve gizemli bir tonda başlıyor. Bir Tv kanalında hava durumu sunucusu olan Margaret, canlı yayın esnasında istemsizce çıkardığı seslere, bir anda başka dilleri konuşabilmeyi de ekliyor. Ancak teoride birbirini beslemesi ve bir süre sonra birbirleriyle kesişip birbirini tamamlaması beklenilen bu iki anlatı,bir bütün oluşturmaktan ziyade, kopuk ve dengesiz bir anlatıya dönüşüyor.
Oysa Spielberg denildiğinde aklıma gelen ilk şeylerden biri, karmaşık fikirleri son derece berrak ve duygusal olarak güçlü bir şekilde anlatabilmesidir. Minority Report’ta geleceğin etik sorunlarını tartışırken bile hikayeyi sürükleyici kılmayı başarmıştı. E.T.'de ise bilimkurguyu saf bir duygusal deneyime dönüştürmüş; bir çocuğun gözünden evrensel bir yalnızlık ve aidiyet hikayesi anlatmıştı. Disclosure Day ise bu iki uçtan da beslenmeye çalışıyor ama hiçbirine tam olarak ulaşamıyor. Film, hem düşünsel olarak sığ kalıyor hem de duygusal olarak izleyiciyle güçlü bir bağ kuramıyor.
En büyük sorunlardan biri, filmin dünya dışı yaşam üzerine sunduğu fikirlerin şaşırtıcı derecede sıradan olması ve günümüzde konuşulan komplo teorilerinden farklı bir şey söylememesi. Close Encounters of the Third Kind filminin üzerinden tam 49 yıl geçtiği ve Spielberg’in bu konuya onlarca yıl kafa yormuş bir yönetmen olduğu düşünüldüğünde, ortaya çıkan sonucun bu kadar yüzeysel olması gerçekten şaşırtıcı. Film, yeni bir bakış açısı sunmak yerine, daha önce defalarca işlenmiş temaları tekrar ediyor. 3 Oscar ödülü, 65 yıllık kariyeri ile Hollywood'un top yönetmenlerinden olan birinin, Uzay Sinemasına Giriş 101 derecesinde bir fikir ile gelmesi büyük bir hayal kırıklığı yaşatıyor.
Filmin en büyük problemi belki de bu beklenti.Eğer Disclosure Day’i izlerken yönetmen koltuğunda Steven Spielberg’in değil de, ilk büyük bütçeli işini yapan genç ve isimsiz bir yönetmenin oturduğunu düşünülse, belki daha hoşgörülü olunabilir. Hatta bazı sahnelerdeki teknik beceri umut verici bile bulanabilir. Ancak Spielberg gibi bir sinema devinin imzası söz konusu olduğunda, beklenti kaçınılmaz olarak yükseliyor.
Zira Spielberg’in kariyerinin bu aşamasında, böylesine kişisel bir temaya 50 yıl sonra geri dönüşün daha derin, daha cesur ve daha özgün bir yapımla olması bekleniyordu. Ancak ortaya çıkan film, zaman zaman eski fikirlerin tekrarına düşen, dramatik olarak dengesiz ve duygusal olarak mesafeli bir yapı sunuyor. Bu da filmi 'kötü' olmaktan çok, 'hayal kırıklığı' kategorisine yerleştiriyor.
Karakterler de bu zayıflıktan nasibini alıyor. Emily Blunt’ın canlandırdığı Margaret Fairchild, filmin en ilgi çekici karakteri olarak öne çıkıyor. Onun yaşadığı zihinsel dönüşüm ve giderek artan tuhaf deneyimleri, filmin diri tutan anlar. Ancak Daniel (Josh O'Connor) tarafı pek de öyle değil. Sevgilisi Jane ile olan hikayesi, duygusal derinlikten yoksun olduğu için izleyici için pek bir anlam ifade etmiyor. Colin Firth’ün canlandırdığı Noah karakteri için 'ölen eski eşin yası' şeklinde bir derinlik kurulmaya çalışılsa da o da yüzeyde kalıyor.
Puanım: 6/10




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder