Kısa Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kısa Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2025 Cuma

Kurtlar: Süresi Kısa Derdi Büyük

Genç yönetmen Ecre Begüm Bayrak'ın politik bilinçle örülü Kurtlar adlı kısa filmi, ilk bakışta küçük bir Anadolu kasabasında geçen yerel bir sorunu anlatıyor gibi görünse de, aslında adalet, suç, tanıklık ve sorumluluk kavramlarının bulanık sınırlarını cesurca sorguluyor. Yönetmenin kendi deyimiyle film, "mağdur-tanık-fail" üçgeninin iç içe geçtiği bir evrende, bireyin suskunluğu üzerinden toplumsal bir eleştiri getiriyor. 


Önceki gün Kurtlar filminin, yönetmeni Ecre Begüm Bayrak'ın da katıldığı bir gösterimine gittim ve filmi daha önce izlemiş olmama rağmen nihayet yönetmeniyle de izleme fırsatım oldu. Kendisine yöneltilen sorular ve verdiği cevapları da not ederek yazıma eklemeler yaptım. Buna ek olarak yönetmenin ötekisinema.com'da Banu Bözdemir'e verdiği söyleşiden de faydalandım. Tüm bunlara yönetmen Ecre Begüm Bayrak'ı biraz da olsa kişisel tanışıklığımı da ilave ederek film için bu yazıyı oluşturdum. Hikayesinin ötesinde, küfesinde yüklü dertler barındıran bir yapım olduğunu söylemeliyim öncelikle. Saatlere sığmayacak bu derdi anlatması için 20 dakikada kullanmış. Ancak ben bu filmi sanki uzun metrajmış gibi yorumlayacağım ve kısa film oluşundan mütevellit hikayedeki sıkışmışlıkları,  bazı karakterlerce (asker ve fatma) 'kör göze parmak' şeklinde atılan tiratları es geçeceğim. Kısadır, olur onlar. Ve başlayalım.

Filmin hikayesinden bahsedelim önce. Filmde Behçet (Anıl Ateş) adlı bir kaymakam, eşi Ilgın (Ceren Kaçar) ile birlikte yeni görev yeri olan Anadolu'nun küçük bir kasabasına gelir. Gelir gelmez köylülerin sorunları içerisinde kendisini bulur. Köylüler, köyde bulunan su kanalının çocukların boğulmasına yol açtığını söyleyerek kapatılmasını ister, fakat Behçet bu isteği 'devletimiz lüzum görürse kapatır' diyerek reddeder. Köylülerin öfkesi giderek büyür.

Kaymakamın eşi Ilgın, bir senarist olarak köyde yaşananları gözlemlemeye ve not etmeye başlar. Başta tarafsız gibi görünür, fakat bu tarafsızlık onu etik bir ikileme sürükler. Çünkü bakkalda, mezarda, evde komşuları dinler ve yaşanan acılara tanıklık eder ama hiçbir şey yapmaz. Bir sanatçıdan beklenen tepkinin karşısındaki bu tepkisizliği ve iki yüzlülüğü komşusu Fatma suratına vurur bir konuşmasında. 

Bir gün Behçet eve geldiğinde Ilgın'ın bulamaz ve köylülerle birlikte onu aramaya çıkar. Köyün muhtarı (Hakan Karsak), Ilgın'ı "kurtların yemiş olabileceğini" söyler. Bu son sahne, kurtların gerçekten hayvan mı yoksa öfkeli halkın bir sembolü mü olduğunu sorusunu yönetmen açık bırakıyor.


Filmin senarist ve yönetmeni Ecre Begüm Bayrak, Kurtlar'ın çıkış noktasını, 2021 yılında katıldığı Berkin Elvan davasıyla ilişkilendiriyor. Bu kişisel tanıklık, zamanla birikmiş kolektif acıların, bastırılmış öfkenin ve sürekli ertelenen adaletin sinemasal bir izdüşümüne dönüşüyor. Yönetmen, hem bireysel hem de toplumsal bir vicdan muhasebesi yaparak şunu ima ediyor: Tanık olmak, eğer harekete geçirmiyorsa, bir suç ortaklığına dönüşebilir.

Filmin merkezinde yer alan Ilgın karakteri bu bağlamda bir vicdan aynası gibi işlev görüyor. O, bir kaymakam eşi ve aynı zamanda senarist olarak, çevresinde olup bitenleri ancak 'estetik bir malzeme'ye dönüştürmekle yetiniyor. Yönetmen bu karakter üzerinden, özellikle kentli ve aydın(!) sınıfın politik olaylar karşısındaki mesafeli tavrını sorguluyor. Ilgın'ın da tanık olduğu halde takındığı tarafsızlık için yönetmen etik bir suç tanımını kullanıyor. Ve bu sebeple Ilgın'ın 'mağdur-tanık-fail' üçgenindeki konumunu değiştiriyor. 

Mağdur-Tanık-Fail Üçgeni

Yönetmen'in ifadesiyle, film mağdur-tanık-fail kavramlarının iç içe geçtiği bir dünya kuruyor. Oluşan tablo şu şekilde:
  • Köylüler bir yandan mağdur, diğer yandan kendi adaletlerini kurarken fail konumuna geçiyor.
  • Ilgın tanık olarak başlıyor; ancak sonradan, önce failleşiyor ve sonra mağdura dönüşüyor.
  • Behçet ise devletin temsilcisi ve sitemin adaletsiz simgesi olması hasebiyle fail ve tanık kısımlarında bulunuyor.

Filmin mekanı olan kasaba, Anadolu sinemasının klasik temsillerini anımsatsa da, yönetmen bakışı bu kalıpları biraz tersine çeviriyor. Yönetmen, köylüleri 'ilkel' ya da 'irrasyonel' bir topluluk olarak değil, adaletsizliğe karşı kendi yöntemleriyle direnen insanlar olarak konumlandırıyor. Köylülerin öfkesi, çocuklarını kaybettikleri kanala ve bu ölümleri görmezden gelen devlete yönelmiş haklı bir isyanın sembolü haline geliyor.

Filmde hem gerçek anlamıyla, hem de metafor olarak kullanılan iki şey var: kanal ve kurtlar. Bu çıkarımı, yönetmeni biraz tanıyan biri olarak rahatlıkla yapabilirim. Buradaki kanal; yalnızca bir fiziksel yapıyı değil, devletin açtığı ve toplumla arasında giderek büyüyen ve büyüdükçe çocukları yutan bir uçurumun metaforu. Devletin temsilcisi konumundaki Behçet'in kanalı kapatmayı reddetmesi, bürokrasinin soğuk yüzünü somutlaştırıyor. Kurtlar ise yalnızca kasabanın dışındaki vahşi hayvanlar değildir, aynı zamanda toplumun içinde, her birimizin içinde dolaşan korku ve öfkenin tezahürünün sembolü olarak yer alıyor. Bu bakımdan filmin sonunda Behçet'in karısı Ilgın'ın kurtlarca alınıp götürülmesi, adaletin nihayet halk eliyle sağlanması gibi okunabilir, ancak bu, kurtuluş değil, yozlaşmış bir döngünün tamamlanışıdır. 


Filmi yapısal açıdan inceleyecek olursak da; görüntü ve ses tasarımının, bir usta yönetmeni aratmayacak seviyede iyi olduğunu söyleyebilirim. Her ikisi de devamlılığını başarıyla koruyor ve sahne geçişlerinde bir sıkıntı yaşatmıyor. Bu sebeple filmin teknik ekibini de kutlamak gerekiyor. Filmin 20 dakikaya sıkıştırılma mecburiyeti (bazı festival dayatmalarından dolayı) yüzünden acelecilik oluşmuş ve fikrin direkt tirat şeklinde verilmesine neden olmuş. Ama bunun sebebini biliyoruz en azından (kısa film standartları). Bu yönetmene 90 dakika verin, bunların hiçbirini göremezsiniz diyebilirim rahatlıkla.

Yönetmen Ecre Begüm Bayrak 'olabildiğince sert politik filmler yapmak istiyorum' diyor ve bu politik gerçekçiliğini de fırsat bulduğu her alanda gösteriyor. İzleyicisini rahatsız etmekten çekinmeyen, hatta bunu bilinçli olarak hedefleyen bir tarzı var ve öyle de devam edecek gibi duruyor. Çünkü kendisi sinemayı bir tartışma alanı olarak görüyor ve kitlelere fikirsel anlamda ulaşmanın sinema yoluyla daha kolay ve mümkün olduğuna inanıyor. Henüz ilk filmde susmayacağını ve susanları en azından kalemiyle ve kamerasıyla cezalandıracağını bizlere gösteriyor. Bu sebeple cesaretini de ayrıca tebrik ediyorum. 

PS:  Hasan Ali Toptaş'ın romanından uyarlanan ve yönetmenliğini Ümit Ünal'ın yaptığı Gölgesizler filminin tadını, Kurtlar kısa filminin de verdiğini yönetmenine söylemiştim, size de söylemiş olayım. Bu filmdeki 'kurtlar' bilinmezliğinin, Gölgesizler'deki 'ayı' bilinmezliğine benzettiğimden olabilir. Tatsal benzerlik kurulabilecek bir diğer film de Emin Alper'in yönettiği Kurak Günler filmi olabilir. Kurtlar kısa filmini beğenenlerin bu 2 filmi de beğeneceğini düşünüyorum. Ya da tam tersi. 

HATIRLATMA: Son yazıdan (02/10/25) bugüne (09/10/25) 20'si açlıktan 969 kişi daha Gazze'de İsrail tarafından öldürüldü !


23 Ekim 2010 Cumartesi

24 Aralık 2009 Perşembe

Masallar


-Sonra o ne öyle prensler,prensesler,şatolar,matolar.Gençleri zenginliğe özendiriyorlar ondan sonra gelsin hortumculuk,gelsin hırsızlık.

-Ama abi böyle masum masallar filanda vardı.Günahlarını almayalım.

-Dünyayı bok götürüyor be oğlum.Masallar mı masum olucak Selim?

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Çankaya Belediyesi Kısa Film Günleri

Ankara Uluslararası Film Festivali, Gezici Festival, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, Ankara Kızılay ve Çevresi Esnaf Dayanışma Derneği ve United Design'ın destekleriyle Çankaya Belediyesi tarafından düzenlenen 'Kısa Film Günleri' sinemaseverleri yazlık sinema tadıyla yeniden buluşturacak. Pek çok festivalde övgüye değer bulunan kısa filmlerden oluşturulan programda 58 film sanatseverlerle buluşacak.

Ankara'nın en büyük üç film festivalinin ilk defa bir araya gelmesiyle oluşan kısa film günleri, bu yıl Ankara'da sinema adına yapılmış en büyük organizasyonlardan biri. En sevilen ve festivallerden bol ödülle dönmüş 58 başarılı kısa filmin gösterileceği bu organizasyon, 21-30 Ağustos 2009 tarihleri arasında akşam saat 21.00'de Kızılay / Sakarya Caddesi'nde başlayacak.

Açıkçası organizasyonun yapılacağı söylenildikten bu yana işin içerisinden takipte olduğum için çok özenle seçilmiş 58 filmle karşılaşacağınızı söyleyebilirim. Birçoğu sadece festivallerde denk gelirseniz izleyebileceğiniz çok başarılı yapımlar. Ve bu yaz aylarında sıcaktan bunaltmayan bir vakitte, üstelik ücretsiz bir şekilde keyifli bir zaman geçirebilirsiniz.



Şu an broşür tam anlamıyla dağıltılmadığından ufak bir taslak yukarıda yer alan.


# Film Önerileri #


1. Gün: Kesinlikle Beyinsiz'i izlemenizi öneririm. Sanıyorum daha önce de bahsetmiştim izlediğim en güzel Türk animasyonu diye. Birinci güne ek olarak: Kırmızı Başlıklı Kız, Pencere, Büyük Planlar, Gülen Köpek.

2. Gün: Doğum, Karşılaşma, Tarihi Erkekler Yazar, Oyun

3. Gün: Duyarlılık, Simone, Süt ve Çikolata

4. Gün: Hanımefendiler, Violetta, La

5. Gün: Son Yolculuk, Oyuncaklar Ülkesi

6. Gün: Toz, Ortalama 40 Çöp, Adres Soran Adam

7. Gün: Evimizde, Biz Cennetteyken, Sessizlik, Elektrik Ağacı, Megiddo, Unus Mundus, Tavuk Kanatları

26 Mayıs 2009 Salı

Kristal Cüce


Kristal Cüce, 2006 yılına damgasını vurmuş yedi kısa filmden oluşan toplama bir dvd. Ülkemizde kısa filmlere olan ilginin oldukça az olduğunu ve gerekli desteğin yeterince verilmediğini düşünürsek eğer, ilk defa gerçekleştirilen bu oluşum harika bir şey olarak da nitelendirilebilir. Yurtiçi ve dışındaki çeşitli festivallerden ödülle dönen bu yedi filmin hikayesi ise şöyle:
BEYİNSİZ / BRAINLESS (Ayçe Kartal) 7' 14''


" Bir gün gökten bir çocuk düşer ve onu bir aile evlat edinir. Aile çok güzel geçirdikleri günlerden sonra çocukta bazı tuhaf davranışları fark eder. Doktorun tetkiklerinden sonra çocuğun beyni olmadığı ortaya çıkar. Verilen tedavi bol bol beyin yemesidir. Tuhaf olaylar ise bundan sonra başlar. "

Beyinsiz bir çocuğun hikayesini anlatan ve yaratılan sevimli karaktere beyinsiz demeye dilin varmadığı bir animasyon Brainless. Kişisel olarak izlediğim en iyi Türk animasyonu diyebilirim. Yedi dakika içerisine etkileyici ve güzel bir animasyon ile derin mesajları sığdırmak sanıldığı kadar da kolay bir iş değil.

ANNEM SİNEMA ÖĞRENİYOR / MY MOTHER LEARNS CINEMA (Nesimi Yetik) 3' 32''


" Ana ve oğul bir masaya oturup, boş sandalyeye de sinemayı oturturlar. Ve onun hakkında derin, etkileyici bir sohbete koyulurlar. "

57. Berlin Kısa Film Festivali'nden ödülle dönen ve Dudu Yetik'in oyunculuğunun çok konuşulduğu keyifli bir kısa film.

RETRO AŞKLAR BAHANESİ / EXCUSES OF RETRO LOVES (Ümit Olcay) 12' 20''



" Bir dolunay gecesinde saçlarını kesen adam aşka veda için evden çıkar. Aşkla karşılaşır, aşkı yaşar, aşk biter. Her şey geçmişteki aşklar gibidir ve geri sarılabilir. "

Daha çok oyuncu olarak karşımıza çıkan Ümit Olcay, Retro Aşklar Bahanesi ile bizi ters köşeye yatırıyor. Kristal Cüce içerisindeki kişisel favorim olan bu filmi, uzun uzadıya anlatmak yerine bir sahnesinden alıntı yapmak daha uygun sanki.

" Bütün gerçekleşen hayalleri ve kırıklıkları dolunaya denk geldi. Bir dolunayda saçlarını kestirmiş sevdiğine rast geldi. Olacak iş değildi ama hangi iş olmuştu ki? Yarı sağlam bir çocuk benliğinde, kendinin fark edilip edilmediğine bu kadar düşkün bir ruh. Oysa umurunda olmasa ne kadar da farkında olunurdu herkes tarafından. Hücrelerine kadar güzeldi adam ve hücrelerine kadar hayatlı. Yani nasıl açıklamalıydı kendisine kendini? Beğenmediği görüntüsünde kendi oldu aslında. Müziklemek lazımdı insanları... "

KARŞILAŞMA / CONFRONTATION (Selcen Ergun) 10' 19''


" Tesadüfi bir karşılaşmaya dair, sona erdiği anda başlayan bir film... "

Saadet Işıl Aksoy'un sade ve güzel oyunculuğuyla taçlandırılmış bu film, enteresan bir kurmaca. Çekim teknikleri açısından ne kadar zor bir işin altından başarıyla kalkıldığını gösteren ve sondan başa sarıp tesadüfe inanır mısınız sorusuna yanıt arayan bir film belki de.

POTKAL / MESSAGE FROM THE SEA (Gökçe Pehlivanoğlu) 17' 40''

" Artık bu şehirde aşk yok... "

Fotoğrafçılığı ile isminden sıkça bahsettiren Gökçe Pehlivanoğlu'nun dördüncü kısa filmi olan Potkal'da, İpek Değer ve Murat Prosçiler'in sessiz ve etkileyici oyunculuklarını izliyoruz. Issız adaya düşenlerin bir şişe içerisine koyarak gönderdikleri yardım mesajı anlamına gelen potkal, anlamını taşıyan bir sahne ile giriş yapıyor bizlere.

AYÇA'YI NEDEN SEVİYORUM / WHY I LOVE AYÇA (Müfit Samık) 7' 45''

"Şiddetten zevk alan iki kişi birbirine aşık olursa... "

Mazoşist bir aşkın öyküsünü etkileyici ve yalın bir dille anlatan Ayça'yı Neden Seviyorum, 13. Altın Koza Festivali'nde finalist olmakla beraber, Cannes Film Festivali'nin Türkiye Kısalar bölümünde de gösterilmiş bir kısa film.

2 EYLÜL / SEPT. THE 2ND (Emre Ergül) 20' 05''

" O, on üç yıl bir odada yaşadı. Siz yapabilir miydiniz? "

Bir üniversite mezunu askerlik görevi için doğuya gider. Askerliği sırasında en yakın iki arkadaşı şehit düşer ve evine geri döndüğünde odasından on üç yıl boyunca çıkamaz. Sarsıcı bir hikayesi olan 2 Eylül, galası yapılan ilk kısa film ünvanını da taşıyor aynı zamanda.