Fabian Bielinsky’nin 2000 tarihli Nueve Reinas (Nine Queens- Dokuz Kraliçe) aradan geçen 25 yılın ardından bazı ülkelerde yeniden vizyona girerken filme tekrar baktığımda, onu yalnızca başarılı bir dolandırıcılık hikayesi olarak değil, güven duygusunun ne kadar kolay satın alınabildiğini anlatan son derece canlı bir kara komedi olarak görüyorum. İzlerken bize birçok filmden tanıdık gelen sahneleri barındıran bu film, aslında birçok filmin de öncüsü konumunda.
14 Mart 2026 Cumartesi
Nueve reinas (Nine Queens): 25.Yılında Yeniden
17 Aralık 2022 Cumartesi
Official Competition
Senaryosunu ve yönetmenliğini Mariano Cohn ve Gaston Duprat'ın beraber yaptığı İspanyol komedisi Official Competition (aka Competencia Oficial), film yapımcılığı dünyasına eğlenceli ve iğneleyici bir bakış atıyor. Filmin temel odağı, bir yönetmenin, iki başrol oyuncusuyla, eleştirmenlerce beğenilen bir edebi eserin adaptasyonunu çekmeye hazırlanırken yaşadıkları süreci oluyor. Kadro ise iyi; Antonio Banderas, Penelope Cruz ve Oscar Martinez.
Filmin hikayesi şu şekilde: 80. doğum gününde zenginliğinin ötesinde bir miras bırakmak isteyen bir iş adamı olan Humberto Suarez (Jose Luis Gomez), eleştirmenlerce beğenilen bir romanın haklarını satın alıp, filme uyarlanmasını finanse etme kararı alıyor. Bir yapımcı olarak sinema dünyasına güzel bir miras bırakmak istiyor ki benim de yapacağım son hamle bu olabilir. Filmi yönetmesi için ödüllü yönetmen Lola Cuevas (Penelope Cruz) ile anlaşıyor ve o da iki zıt kutuptan iki farklı aktörü projesine dahil ediyor. Biri Felix Rivero (Antonio Banderas), Altın Küre ödüllü, küresel bir film yıldızı ve gişe garantisi sunuyor. Diğeri Ivan Torres (Oscar Martinez), tiyatro kökenli ve sanatı her şeyin üstünde tutan gelenekselci bir metot oyuncusu.
Official Competition, film yapımcılığı işine zehirli bir iğne batıran alaycı bir eser aslında. Filmi finanse eden zengin iş adamı Humberto Suarez'in, okumaya bile tenezzül etmediği kitaptan film çıkarmak için büyük paralar harcaması, sanatın yer yer 'ego uğruna sanat' olduğu düşüncesini getiriyor akla. Neyse ki bu can sıkan durum, yönetmenler sayesinde eğlenceli şekilde işleniyor. Ancak filmdeki oyunculuk ve yönetmenlik güçlü olsa da hikaye bittiğinde çok fazla derinlik sunmuyor. Ki film de derin anlamlar yüklenmeyi hedeflemediği için, izlenimi kolay, eğlenceli bir film olarak yer ediniyor.
9 Mayıs 2015 Cumartesi
The Secret in Their Eyes: Gözler Kalbin Aynasıdır
Bazı suçlar mahkeme salonunda kapanmıyor. Bir dosya rafa kaldırılıyor, içeri alınan suçlu geri salınıyor, yıllar geçiyor ama yaşananlar geride kalmıyor. Juan Jose Campanella’nın Oscar ödüllü 2009 yılı yapımlı The Secret in Their Eyes (El secreto de sus ojos) filmi, ilk bakışta 25 yıl önceki eski bir cinayetin peşine düşen bir soruşturma hikayesi gibi görünse de zamanla bunun çok daha fazlasını anlatıyor. Burada suç, geçmiş, aşk, adalet ve tutku birbirinden ayrılmıyor. Filmi izledikçe asıl meselenin katili bulmak değil, insanların kendilerini geçmişten kurtaramamaları olduğu ortaya çıkıyor.
Esposito ile Irene arasındaki ilişki de filmin en duygusal katmanlarından biri. Aralarındaki aşk büyük romantik jestlerle değil, suskunluklarla ve bakışlarla kuruluyor. Esposito, Irene’in sosyal ve mesleki konumunu kendisinden daha yukarıda görüyor; bu nedenle hislerini açıkça ifade etmekten kaçınıyor. Aralarındaki sınıfsal ve kurumsal mesafe, yıllar boyunca duygularının önüne geçiyor. Özellikle filmin 53.dakikasında Esposito'nun Irene'e "seninle geç de olsa bir şeyler konuşmalıyıms" diyerek gelmesi ve Irene'in gözlerinin gülmesi, ancak peşine de olayın terse düşmesi.. Her bir duygu Irene'in gözlerine yansıyor bu sahnede.
Bu aşkın etkileyici tarafı, hiçbir zaman filmin önüne geçmemesi. Irene ve Esposito’nun birbirlerine söyleyemedikleri, davanın çözülemeyen tarafıyla aynı duygusal zeminde buluşuyor. İkisinin de hayatında bir şey yarım kalıyor. Esposito için Irene, Irene için ise geçmişte yaşananların bıraktığı iz, zamanın silemediği bir hatıraya dönüşüyor. Ricardo Darin ve Soledad Villamil’in performansları da bu sessizliği taşıyor. Özellikle Darin, Esposito’nun yaşlandıkça daha da belirginleşen pişmanlığını ve içine attığı duyguları abartıya kaçmadan yansıtıyor. Villamil ise Irene’i yalnızca ulaşılması güç bir aşk nesnesi olmaktan çıkarıp kendi iradesi olan güçlü bir karakter olarak kuruyor.
Campanella’nın yönetmenliği ise filmin dramatik yapısını görsel olarak destekliyor. Özellikle futbol stadyumundaki takip sekansı filmin en unutulmaz anlarından biri. Kamera stadyumun üzerinden başlayıp kalabalığın içine süzülüyor, tribünlerden geçiyor, koridorlara giriyor ve şüpheliyi takip ederek sahaya ulaşıyor. Sahne, tek bir kesintisiz hareket izlenimi yaratarak gerilimi olağanüstü biçimde yükseltiyor.
Bununla birlikte film kusursuz değil. Campanella aynı anda polisiye, romantik drama, siyasi gerilim ve psikolojik hikaye kurmaya çalışırken bazı bölümlerde anlatının ritmini gevşetiyor. Özellikle bazı dramatik dönüşler daha sade ele alınabilirmiş hissi yaratıyor. Finaldeki tercih de filmin büyük bölümündeki gerçekçi tonla herkes için uyumlu olmayabilir.
Yine de bu eksiklikler filmin temel başarısını gölgelemiyor. Çünkü The Secret in Their Eyes benim için klasik bir polisiye olmaktan çıkıp hafıza, aşk ve adalet üzerine bir hikaye. Cinayet soruşturması, karakterlerin hayatlarındaki tamamlanmamışlıkları görünür hale getiren bir araç oluyor. Morales’in kaybettiği kadına bağlılığı, Esposito’nun Irene’e söyleyemediği aşk ve yıllar sonra davaya dönme ihtiyacı aynı sorunun farklı cevapları gibi duruyor: İnsan gerçekten geçmişi geride bırakabilir mi?
Gözler bu filmde yalnızca bir metafor değil, karakterlerin söyleyemediklerinin taşıyıcısı. TheSecret in Their Eyes güçlü oyunculukları, etkileyici görsel anlatımı ve adalet fikrini rahatsız edici biçimde sorgulaması sayesinde akılda kalıcı. Çünkü bazı hikayeler bitmiyor; yalnızca üzerlerinden yıllar geçiyor.
Filmden Bazı Replikler:
00:53
“Dün istasyonda Morales'e rastladım. Katili bulmak için her gün istasyon istasyon dolaşıyor. Bankadaki mesaisinin ardından. Her Allah'ın günü. Duyduğu aşkı tahmin bile edemezsin. Çok etkileyici. Sanki karısının ölümü, onu olduğu yerde bırakmış gibi. Zamanın içinde donmuş. Gözlerini görmen lazım. Saf aşkla bakıyorlar. Öyle bir aşkı hayal edebiliyor musun? Günlük koşuşturmanın yıpratıcılığından hiç nasibini almamış.”
27 Mart 2011 Pazar
Motosiklet Günlükleri
23 yaşındaki Ernesto Guevera de la Serna tıp okulundan cüzzam uzmanı olarak mezun olmak üzeredir ve biyokimyager olan arkadaşı Alberto Granada ile onun 30. doğumgününü kutlamak için Latin Amerika'nın içlerine doğru bir motosiklet yolculuğuna çıkarlar. 4 Ocak 1952 yılında başladıkları bu yolculuk esnasında yaşadıkları her ikisini de etkiler ama Ernesto'yu dünyadaki haksızlıklar üzerine daha fazla düşünmeye iter.






(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-3.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-5.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-4.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-2.jpg)