2009 yılında çekilmiş ve 2024 yılının distopik tahmini yapan Metropia, her ne kadar İskandinav yapımı olsa da İngilizce. 2024 yılını geçmiş olduğumuz şu günlerde bu distopik fikrin gerçek olma ihtimalini, filmde olduğu gibi kullandığımız şampuanlar değil de yaşadığımız pandemi sürecinde bize enjekte edilen aşıların içindeki çipler belirleyecek.
Metropia filmi, yakın bir gelecekte, petrolün tükenmesiyle birlikte Avrupa’nın dev bir yeraltı metro ağıyla birbirine bağlandığı distopik bir evrende geçiyor. Gündelik hayatın gri tonlara sıkıştığı bu dünyada, sıradan bir çağrı merkezi çalışanı olan Roger’ın (Vincent Gallo seslendiriyor) hayatı, zihninde beliren yabancı bir sesle altüst oluyor. Bu ses önce onu hayalindeki bir kadına ve ardından ötesine doğru yolculuğa sürüklüyor. Bu sesin kaynağını araştırmaya başlayan Roger, kendini büyük bir şirketin kontrol mekanizmalarının ortasında buluyor. Hikaye, bu noktadan itibaren hem bireysel bir uyanış anlatısına hem de paranoyak bir komplo öyküsüne evriliyor. Tam da bu noktada biraz Matrix, biraz Dark City tadı almamak mümkün değil.
Metropia’nın güçlü yanı, şüphesiz ki kurduğu fikir dünyası. Zihin kontrolü, kurumsal tahakküm, reklamların bilinçaltına sızması ve bireyin giderek silikleşmesi gibi temalar, günümüz dünyasının kaygılarını doğrudan hedef alıyor. Film, teknolojinin yalnızca hayatı kolaylaştıran bir araç değil, aynı zamanda bireyin iç dünyasına nüfuz eden bir kontrol mekanizması olabileceğini çarpıcı bir biçimde ima ediyor. Özellikle tüketim kültürüyle zihin manipülasyonunun iç içe geçmesi, filmin en rahatsız edici ve düşündürücü damarlarından biri.
Teknik açıdan bakıldığında ise Metropia oldukça dikkat çekici bir işçilik sunuyor. Gerçek fotoğrafların dijital olarak işlenmesiyle oluşturulan animasyon tarzı, filme hem hiper-gerçekçi hem de rahatsız edici bir dokunuş kazandırıyor. Soluk renk paleti ve neredeyse donuk yüz ifadeleri, anlatının distopik ruhuyla uyumlu bir atmosfer yaratıyor. Ne var ki bu stil, uzun metraj boyunca sürdürüldüğünde izleyici için yorucu bir deneyime dönüşebiliyor. Bu sebeple bu tarzın uzun metraj için değil de kısa metraj bir yapım için daha uygun olduğunu eklemek gerekiyor.
Toparlayacak olursam Metropia, büyük fikirlerin peşinden giden ama bu fikirleri taşıyacak dramatik omurgayı tam olarak kuramayan bir film. Anlattığı dünya ürkütücü derecede tanıdık, sunduğu görsel evren özgün ve çarpıcı; fakat anlatımındaki kopukluklar ve karakter derinliğindeki eksiklikler, bu potansiyelin tam anlamıyla hayata geçmesini engelliyor. Yine de özellikle distopya ve yetişkin animasyonu sevenler için, kusurlarına rağmen izlenebilecek bir film olduğunu söyleyebilirim.
(6.2).jpg)
(6.2)-2.jpg)
(6.2)-1.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder