Film bir tiyatro oyunundan uyarlama. Oyunun yazarı aynı zamanda filmin de yönetmeni olan Aleshea Harris, 2018 yılında Broadway'de oyununu sahneledikten sonra aldığı olumlu geri dönüşler üzerine oyunu bir sinema filmine çevirmeye karar veriyor. Ve işte karşımıza Is God Is böyle geliyor.
Film, çocukluklarında yaşadıkları korkunç bir yangının izlerini hem fiziksel hem de ruhsal olarak üzerilerinde taşıyan ikiz kardeşler Racine (Kara Young) ve Anaia’yı (Mallori Johnson) anlatıyor. Racine, daha keskin, daha dışa dönük ve daha net bir karakterken, kardeşi Anaia ise daha içe dönük, daha duygusal ve yer yer kırılgan bir karakter. Yıllar sonra, öldüğünü düşündükleri annelerinden gelen bir mesaj, geçmişle yüzleşmelerine neden oluyor. Anneleri, yaşanan trajedinin sorumlusu olan babalarını işaret ederken kızlarından tek bir şey talep ediyor: intikam. Bu istek, iki kardeşi sert ve tuhaf bir yolculuğa çıkarıyor.
Filmin merkezinde yer alan mesele, intikamdan çok daha derin bir yerde konumlanıyor. İzlerken, hikayenin aslında şiddetin nasıl kuşaktan kuşağa aktarıldığını anlattığını hissettiriyor. Racine ve Anaia’nın yolculuğu, sadece bir hedefe ulaşma çabası değil, aynı zamanda kendi içlerinde, yıllarca birikmiş olan karanlıkla yüzleşmeleri.
Film, aile içi şiddeti bireysel bir trajedi olarak da bırakmıyor. Onu toplumsal ve kültürel bir bağlama yerleştiriyor. Erkek egemenliğinin yarattığı yıkım, yalnızca geçmişte kalmıyor, bir sonraki neslin kimliğini şekillendiren bir mirasa dönüşüyor. Bu noktada anlatı, seyirciye bir soru soruyor da olabilir: Şiddetle doğmuş bir hikaye, şiddet dışında bir çıkış yolu bulabilir mi?
Is God Is, tanıdık tür kalıplarını bilinçli bir şekilde kullanıyor. İlk bakışta Kill Bill’i çağrıştıran bir intikam hikayesi gibi görünse de, onun stilize estetiğinin aksine daha sert ve daha kırılgan bir gerçeklik sunuyor. İki kız kardeşin bu yol hikayesinde filmin en güçlü yanı, merkezdeki iki karakterin kurduğu ilişki. Racine ve Anaia, aynı annenin ve aynı travmanın içinden çıkmalarına rağmen bambaşka birer kişilik olarak yola çıkıyorlar. Racine’in öfkeyle hareket eden, saldırgan doğası ile Anaia’nın daha temkinli ve içe dönük yapısı arasındaki gerilim, hikayenin dramatik motorunu oluşturuyor. Ancak bu yolculuk bu iki zıtlıkla devam edemez ve kardeşlerden birinin diğerine benzeyip yola tek bir duygu ve kimlikle hareket etmeleri gerekmekte.
Kara Young’ın Racine performansı adeta sahneyi ele geçiriyor; karakterin içindeki öfke, neredeyse fiziksel bir enerjiye dönüşüyor. Anaia'yı canlandıran Mallori Johnson ise daha sessiz ama derinlikli bir oyunculukla duygusal ağırlığı taşıyor. İkili arasındaki kimya, filmin en güçlü unsurlarından biri.
Sterling K. Brown’ın canlandırdığı baba figürü ise ekran süresi sınırlı olmasına rağmen filmin en ürkütücü unsurlarından biri. Onun varlığı, görünmediği anlarda bile hissediliyor. Uzun bir süre ismini duyuyor ama kendisini görmüyoruz.Adının anıldığı yerde sahne geriliyor, bir korku sarıyor. Göründüğü kısımlardaki sakinliği ve duygusuzluğu, karakteri daha da tehditkar kılıyor. Benzer tonu Kill Bill filminde Bill karakteri ile Tarantino da vermişti.
Aleshea Harris, ilk uzun metrajında hem biçimsel hem tematik olarak risk alıyor ve büyük ölçüde bunun karşılığını veriyor. Yönetmenin tiyatro kökeni, filmin anlatım dilinde açıkça hissediliyor. Diyaloglar zaman zaman şiirsel bir ritim taşıyor. Ancak bu teatral yaklaşım, sinemasal tercihlerle dengelenmeye çalışılıyor.
Is God Is, kusurlarına rağmen güçlü bir ilk film olarak öne çıkıyor. Ben izlerken, onun mükemmel olmaya çalışmayan ama kendine ait bir ses yaratma konusundaki ısrarını değerli buluyorum. Bu film, klasik bir intikam hikayesi sunmak yerine, o hikayenin ardındaki acıyı ve mirası da sorguluyor. Ve bunu yaparken de sıkmadan, keyifle izletiyor kendisini.
Puanım: 7/10



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder