Cesc Gay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cesc Gay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2026 Pazartesi

53 Domingos (53 Sundays): Aynı Yönetmen, Aynı Masa, Ama Konu Farklı

Geçtiğimiz hafta The People Upstairs filmi ile bloga konuk ettiğim İspanyol yönetmen Cecs Gay'in 2026 yapımı 53 Domingos filmi Netflix'te yayında. Yine tek mekanda geçen bu filmin oyuncu kadrosu, yine 4 kişi. Mekan ise yine bir apartman dairesi. Ancak öncekinde konu ilişkiler iken bu kez konu aile. Aile olmak ve aile olamamak üzerine kara komedi bir film..


İnsan bazen en basit şeyi bile yapamaz: Bir ampul değiştirmek mesela. Ama burada mesele ampul değil aslında. Mesele, kimsenin gerçekten orada olmak istememesi, kimsenin sorumluluk almaması ve herkesin kendi küçük kırgınlıklarını dev aynasında görmesi. 53 Domingos (53 Sundays) tam da bu basit durumdan yola çıkarak, aile içi iletişimsizliğin ne kadar derin ve yıkıcı olabileceğini inceleyen, küçük ölçekli ama tanıdık bir trajikomedi sunuyor.

Film, ellili yaşlarındaki üç kardeşin - Julian (Javier Camara), Natalia (Carmen Machi) ve Víctor (Javier Gutierrez)- yaşlı babalarının bakımını konuşmak üzere bir araya gelmeye çalışmasını konu alıyor. Ancak bu buluşmanın tertip edilmesi de kolay olmuyor. Sürekli iptal edilen planlar, ertelenen konuşmalar ve yüzleşmeden kaçınmalar, basit bir aile toplantısını giderek absürt bir sürece dönüştüren bahaneler ve sebepler oluyor.

Julian geçmişteki kısmı başarısının ekmeğini yemeye çalışan ama hali hazırda işsiz ve başarısızlık duygusuyla boğuşan bir aktör. Ailenin kendisini ispatla reytingi en düşük ve yaşça da en küçük üyesi. Natalia disiplinli ama tükenmiş bir akademisyen ve babanın bakımını büyük ölçüde tek başına üstlenen ortanca kız kardeş. Víctor ise kendini 'iş insanı' olarak tanımlasa da aslında kayınpederinin kaynaklarıyla var olan bir figür ve ailenin en büyüğü. Bu üçlü, babalarının giderek kötüleşen durumunu konuşmak yerine, bir roman, bir vazo ya da bir ampul gibi önemsiz detaylar etrafında dönüp durmayı yeğliyor. Ve bir de Julian'ın karısı Carolina (Alexandra Jimenez) var. Anlatıcı rolüyle filmde denge unsuru kuruyor ve seyirciyle kurduğu doğrudan bağ önemli bir işlev görüyor.


Filmin temel meselesi açık: aile içi iletişimsizlik ve duygusal körlük. Ancak bu tema yüzeyde kalmıyor. Film, bunu gündelik hayatın sıradanlığı içinde, küçük ama keskin diyaloglarla açıyor. Kardeşler arasındaki çatışma, büyük patlamalardan çok mikro saldırganlıklar ve pasif-agresif söylemler üzerinden ilerliyor bu yüzden. Her karakter, kendi mağduriyetini merkeze koyuyor ve diğerlerinin yükünü görmezden geliyor.

Babalarının durumu ise ironik biçimde arka planda kalıyor. Toplantının konusu olan baba, ama konuşulan ya da önemsenen en son şey yine baba. Masada duran vazo, maması biten kedi bile daha fazla gündemde yer ediniyorken, baba konusu kaçınılan, bahsi açılmasından çekinilen, açılsa da önemsiz görülen bir başlık olarak duruyor masaya.


Filmin yönetmeni Cesc Gay, kariyeri boyunca diyalog ve oyunculuk odaklı işlere imza atmış bir isim. Özellikle Truman filmi ile daha geniş bir kitleye ulaşan yönetmen, bu filmde de aynı çizgiyi sürdürüyor: sahneleme minimal, oyunculuklar merkezde. Ancak The People Upstairs filmindeki kadar keskin zekalı espriler burada çok yer edinmiyor. Başrol diyebileceğimiz Julian'ı canlandıran Javier Camara, iki filmde de neredeyse aynı karakteri oynuyor. Bilmiş, zeki ve esprili bir karakter olarak sevilen biri olsa da kendini tekrar ediyor olma açısından ve bu tekrarı da eskisine nazaran düşük kalitede yapıyor olma açısından bir kayıp. Yine de oyunculuklar filmin en güçlü yanı ki bu gibi filmlerde olması gereken ve beklenen de budur. Ancak senaryo, bu güçlü performanslara rağmen karakterleri derinleştirmek konusunda yetersiz kalıyor.


53 Domingos, büyük iddiaları olmayan ama tanıdık bir rahatsızlık hissi yaratan bir film. İzlerken çok olmasa da güldürüyor, yer yer sinirlendiriyor ve en sonunda hafif bir burukluk bırakıyor. Ancak kalıcı bir etki yaratmak konusunda sınırlı kalıyor.

Cesc Gay’in The People Upstairs filmi ile beraber tahlil yapacak olursam, bu iki filmi, aslında tek bir büyük hikayenin iki varyasyonu gibi okunabilir: İnsanlar neden yakın oldukları (sandıkları) kişilerle konuşamaz?
The People Upstairs bu soruyu çiftler üzerinden sorarken, 53 Domingos ise aile üzerinden soruyor. Biri daha cesur ve çarpıcıdır, diğeri daha tanıdık ve sade. Ama ikisi de aynı yere çıkıyor.

Puanım: 5,5/10

4 Haziran 2026 Perşembe

Sentimental (The People Upstairs): Komşudan Gelen Davet

İspanyol yönetmen Cesc Gay tarafından 2020 yılında yazılıp yönetilen Sentimental (The People Upstairs) filmi; 2024 yılında Fransa (Et plus si affinites), Rusya (Neprilichnye gosti), Çekya (V dobrem i zlem) tarafından, 2025 yılında Güney Kore (Witjip saramdeu) tarafından ve son olarak da bu sene A24 yapımcılığıyla ABD (The Invite) tarafından uyarlandı. Tek mekanda geçen bu filmde bir çift, üst komşularını yemeğe davet ediyor. Ve komşularına söylemek istedikleri bir şey var. Ama üst komşularının onlara söylemek istedikleri daha çok şey var.


Yukarıda ismi geçen 6 film, tek bir senaryo üzerinden gittikleri için, orijinali olan İspanyol versiyonunundan bahsettiğimde, hepsinden bahsetmiş olacağım. Her ne kadar sadece İspanyol versiyonunu izlemiş olsam da Seth Rogan, Olivia Wilde, Penelope Cruz ve Edward Norton kadrolu A24 yapımı Amerika versiyonunu olan The Invite filmini de izlemek istiyorum. 

Film, evli bir çift olan Julio (Javier Camara) ve Ana’nın (Griselda Siciliani), üst komşuları olan Salva (Alberto San Juan) ve Laura’yı (Belen Cuesta) akşam yemeğine davet etmesiyle başlıyor. Daha doğrusu davet eden Ana oluyor ve bu davetten haberi olmayan Julio ile çatışma henüz filmin başında bu sebeple başlıyor. İlk başta sıradan komşu tanışması gibi görünen bu davet, iki tarafın birbirlerine söylemek istedikleri şeyler olunca garipleşiyor. Ev sahibi tarafın söylemek istedikleri, üst komşularının yüksek sesle seks yaptıkları ve bu yüzden rahat uyuyamadıkları. Ancak bunu onlar söylemeden, misafir taraf kendisi söylüyor ve bu sebepten dolayı özür diliyor. Devamında ise eklemeler de bulunuyor ve muhabbet birden çatışmalı ve çekişmeli bir hal alıyor bu noktadan sonra.

Bu sohbet, karakterlerin kendi ilişkilerine dair bastırdıkları çatlakları açığa çıkaran kısım oluyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde, aldatma, cinsellik, sadakat ve dürüstlük gibi meseleler giderek daha keskin bir şekilde tartışılmaya başlanıyor. En sonunda bu davet, sadece bir yemek olmaktan çıkıyor ve dört kişinin de kendileriyle, eşleriyle, ilişkileriyle yüzleştiği bir hesaplaşmaya dönüşüyor.


Filmin temel teması, ilişkilerin kırılganlığı ve dürüstlükle yüzleşmenin yarattığı kaos gibi görünse de, yönetmen Cesc Gay, özellikle uzun süreli ilişkilerde biriken küçük yalanların ve bastırılmış arzuların nasıl bir anda patlayabileceğini de gösteriyor. Film, sadakat kavramını mutlak bir değer olarak sunmak yerine, onu üst komşular üzerinden sorguluyor: İnsanlar gerçekten monogamiye uygun mu, yoksa bu sadece toplumsal bir kabullenme mi? Her iki görüşü de komşulara pay ediyor ama yönetmen burada bir taraf tutmadan yapıyor. Bunu üst komşuyu modern, alt komşuyu tutucu göstermeden anlatıyor. 

The People Upstairs, yüzeyde bir ilişki dramı gibi başlasa da, sonrasında keskin mizah kullanan, Julio'nun sarkastik sataşmalarıyla renklenen bir komediye evriliyor. Filmdeki mizah; klasik anlamda gülmek için yazılmış şakalar ile değil, aksine, karakterlerin birbirlerine yönelttiği iğneleyici cümleler, imalar ve pasif-agresif çıkışlar üzerinden şekilleniyor. Özellikle Salva ve Laura’nın açık ilişkiyi neredeyse rahat bir gündelik konu gibi anlatmaları, Julio ve Ana’nın giderek gerilen tepkileriyle birleşince ortaya ironik bir komedi çıkıyor. “Biz her şeyi konuşuyoruz” gibi iddialı bir cümlenin hemen ardından gelen küçük çelişkiler, filmin mizahını besleyen önemli anlardan biri mesela.

Filmin en dikkat çekici mizahi yönü, seyirciyi güldürürken aynı anda huzursuz etmesi. Örneğin, çiftler arasındaki sadakat tartışması giderek ciddileşirken, karakterlerin bir anda gündelik ve absürt detaylara sapması (kimin kimi daha çekici bulduğu, kimin neyi normal kabul ettiği gibi), sahneleri hem komik hem de trajik hale getiriyor. Bu tür anlarda seyirci, kahkaha ile utanç arasında gidip gelebilir. Film, mizahı bir rahatlama aracı olarak değil, aksine gerilimi daha da görünür kılan bir araç olarak kullanıyor çünkü. 


Tek mekanda diyaloglar üzerinden ilerleyen bir filmi iyi veya kötü yapacak olan şeylerin başında tabi ki oyunculuk geliyor. Burada filmi sırtında taşıyan kişi de Julio karakterini canlandıran Javier Camara oluyor. Filmin başlarında itici bir adam çizgisine sahip gibi görünse de zeka gerektiren iğneleyici cümleler ile çok da hafife alınmamas
ı gereken kişi olduğunu izleyiciye gösteriyor. Kendisine sunulan teklife verdiği cevapla ne yapmak istemediği şeye kendini mecbur bırakıyor, ne de bunu yaparken olumsuz bir tavır sergiliyor. Hayır deyişi bile ayrı bir mizah içeriyor.

Tek mekanda çekilen filmi iyi yapan unsurlardan diğeri de diyalog kalitesi ve filmin sunumundaki teknik yapısı. Film neredeyse tek bir daireyle sınırlı. Bu da hikayeyi ve diyalogları daha konsantre bir hale getiriyor. Kamera kullanımı sade; uzun planlar ve kesintisiz diyaloglar, gerilimi doğal bir şekilde diri tutuyor. Kurgu, ritmini karakterlerin konuşmalarına göre ayarlanmış. Ani kesmeler yerine diyalogların akışına izin veriliyor. Işık kullanımı ise samimi bir ev ortamı yaratırken, aynı zamanda karakterlerin yüzlerindeki mikro ifadeleri görünür kılıyor. Film müziğinin geri planda tutulması izleyiciyi tamamen konuşmalara ve duygusal çatışmalara odaklıyor. 



Her ne kadar anlatımım orijinal versiyon olan İspanyol filmi üzerinden olsa da, hangi versiyonunu izlerseniz izleyin, keyif verebilecek bir komedi filmi olduğunu düşünüyorum. Ama kadro kalitesinden dolayı da ABD versiyonuna da şans verilebilir. 
Puanım:7/10