21 Eylül 2015 Pazartesi
Jüri Nihayet Jon Hamm Dedi
9 Mayıs 2015 Cumartesi
The Secret in Their Eyes: Gözler Kalbin Aynasıdır
Bazı suçlar mahkeme salonunda kapanmıyor. Bir dosya rafa kaldırılıyor, içeri alınan suçlu geri salınıyor, yıllar geçiyor ama yaşananlar geride kalmıyor. Juan Jose Campanella’nın Oscar ödüllü 2009 yılı yapımlı The Secret in Their Eyes (El secreto de sus ojos) filmi, ilk bakışta 25 yıl önceki eski bir cinayetin peşine düşen bir soruşturma hikayesi gibi görünse de zamanla bunun çok daha fazlasını anlatıyor. Burada suç, geçmiş, aşk, adalet ve tutku birbirinden ayrılmıyor. Filmi izledikçe asıl meselenin katili bulmak değil, insanların kendilerini geçmişten kurtaramamaları olduğu ortaya çıkıyor.
Esposito ile Irene arasındaki ilişki de filmin en duygusal katmanlarından biri. Aralarındaki aşk büyük romantik jestlerle değil, suskunluklarla ve bakışlarla kuruluyor. Esposito, Irene’in sosyal ve mesleki konumunu kendisinden daha yukarıda görüyor; bu nedenle hislerini açıkça ifade etmekten kaçınıyor. Aralarındaki sınıfsal ve kurumsal mesafe, yıllar boyunca duygularının önüne geçiyor. Özellikle filmin 53.dakikasında Esposito'nun Irene'e "seninle geç de olsa bir şeyler konuşmalıyıms" diyerek gelmesi ve Irene'in gözlerinin gülmesi, ancak peşine de olayın terse düşmesi.. Her bir duygu Irene'in gözlerine yansıyor bu sahnede.
Bu aşkın etkileyici tarafı, hiçbir zaman filmin önüne geçmemesi. Irene ve Esposito’nun birbirlerine söyleyemedikleri, davanın çözülemeyen tarafıyla aynı duygusal zeminde buluşuyor. İkisinin de hayatında bir şey yarım kalıyor. Esposito için Irene, Irene için ise geçmişte yaşananların bıraktığı iz, zamanın silemediği bir hatıraya dönüşüyor. Ricardo Darin ve Soledad Villamil’in performansları da bu sessizliği taşıyor. Özellikle Darin, Esposito’nun yaşlandıkça daha da belirginleşen pişmanlığını ve içine attığı duyguları abartıya kaçmadan yansıtıyor. Villamil ise Irene’i yalnızca ulaşılması güç bir aşk nesnesi olmaktan çıkarıp kendi iradesi olan güçlü bir karakter olarak kuruyor.
Campanella’nın yönetmenliği ise filmin dramatik yapısını görsel olarak destekliyor. Özellikle futbol stadyumundaki takip sekansı filmin en unutulmaz anlarından biri. Kamera stadyumun üzerinden başlayıp kalabalığın içine süzülüyor, tribünlerden geçiyor, koridorlara giriyor ve şüpheliyi takip ederek sahaya ulaşıyor. Sahne, tek bir kesintisiz hareket izlenimi yaratarak gerilimi olağanüstü biçimde yükseltiyor.
Bununla birlikte film kusursuz değil. Campanella aynı anda polisiye, romantik drama, siyasi gerilim ve psikolojik hikaye kurmaya çalışırken bazı bölümlerde anlatının ritmini gevşetiyor. Özellikle bazı dramatik dönüşler daha sade ele alınabilirmiş hissi yaratıyor. Finaldeki tercih de filmin büyük bölümündeki gerçekçi tonla herkes için uyumlu olmayabilir.
Yine de bu eksiklikler filmin temel başarısını gölgelemiyor. Çünkü The Secret in Their Eyes benim için klasik bir polisiye olmaktan çıkıp hafıza, aşk ve adalet üzerine bir hikaye. Cinayet soruşturması, karakterlerin hayatlarındaki tamamlanmamışlıkları görünür hale getiren bir araç oluyor. Morales’in kaybettiği kadına bağlılığı, Esposito’nun Irene’e söyleyemediği aşk ve yıllar sonra davaya dönme ihtiyacı aynı sorunun farklı cevapları gibi duruyor: İnsan gerçekten geçmişi geride bırakabilir mi?
Gözler bu filmde yalnızca bir metafor değil, karakterlerin söyleyemediklerinin taşıyıcısı. TheSecret in Their Eyes güçlü oyunculukları, etkileyici görsel anlatımı ve adalet fikrini rahatsız edici biçimde sorgulaması sayesinde akılda kalıcı. Çünkü bazı hikayeler bitmiyor; yalnızca üzerlerinden yıllar geçiyor.
Filmden Bazı Replikler:
00:53
“Dün istasyonda Morales'e rastladım. Katili bulmak için her gün istasyon istasyon dolaşıyor. Bankadaki mesaisinin ardından. Her Allah'ın günü. Duyduğu aşkı tahmin bile edemezsin. Çok etkileyici. Sanki karısının ölümü, onu olduğu yerde bırakmış gibi. Zamanın içinde donmuş. Gözlerini görmen lazım. Saf aşkla bakıyorlar. Öyle bir aşkı hayal edebiliyor musun? Günlük koşuşturmanın yıpratıcılığından hiç nasibini almamış.”
26 Nisan 2015 Pazar
Sinemada Saatler
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanını geçenlerde okuma fırsatı buldum. Romanın isminin güzel olması bir yana roman boyunca böyle bir enstitütünün kurulması gerekliliğini o kadar güzel betimlenmiş ki insan bir işin gerekliliğine inana dursun çevresindeki kişileri de bunun gerekliliğine bir o kadar rahat inandırabilir. Mevzu bahis keza saatler olur, keza farklı bir olgu. Malum süreç boyunca aslolan işin gerekliliğine inanabilmek. Bilakis inanmayı bıraktığınız anda karşılaşılacak durum da roman içerisinde detaylıca işlenmiştir.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü bir yana, sinemanın doğuşu sayabileceğimiz dönemlerden (Metropolis 1927 ) bugüne saat ve zaman kavramı sinemanın vazgeçilmez detaylarından biri olmuştur. Bazen sembolik, bazen detay odaklı olarak yakın kadraja konu olan saatler de filmlerin bir parçası. Aşağıda aklıma ilk gelen duvar saatlerini paylaşıyorum. Hangi filmlere ait olduklarını bilen?
3 Mart 2015 Salı
Seul'den Notlar
1 Mart 2015 Pazar
Belgrad'dan Notlar
6 Şubat 2015 Cuma
Notes on a Scandal
Barbara’nın Sheba’ya duyduğu öfke yalnızca gençliğine ya da güzelliğine değildir; onun ait olduğu sosyal sınıfa, rahatlığına ve hayatta bir adım önde oluşunadır. Bu nedenle film, arzuyu cinsellikten çok sınıf bilinci ve hınç üzerinden kuruyor.
18 Ocak 2015 Pazar
Filinta: Bir Osmanlı Polisiyesi
Bu toprakların ezberlenen ağlamaklı ve bol entrikalı (aşk soslu elbette) dizilerinden artık gına geldi. Yok mu şöyle batılı tarzda çekilen bir polisiye dizi derken çıkageldi Filinta:Bir Osmanlı Polisiyesi.
Gerek Trt'de yayınlanıyor oluşundan (malum devlet kanalı) gerekse de polisiye dizilerin (tuhaf fenomen Arka Sokaklar'ı saymazsak) pek bizim halkı sarmaması gerçeği nedeniyle önyargıyla bakılıyor sanırım bu diziye.
Filinta dizisi Kudret Sabancı yönetmenliğinde çekiliyor. Devasa bir plato varmış Kocaeli'de. O günün muhitleri, dükkanları yani tamamıyla her şeyi en kanlı canlı haliyle ve de hiç sırıtmadan izleyicinin gözlerinin önüne getiriliyor. Ciddi bir maddi yükümlülük getiren, artı emek isteyen bir girişim bu. Takdir edilesi.
Dizinin kahramanı, Galata müşiri Filinta Mustafa'yı Onur Tuna canlandırıyor. Öncelikle kendisi ilk gördüğümde sadece fiziğinden dolayı mı bu adamı başrole oturtmuşlar dedim. Lakin bölümler ilerledikçe oyuncu bu role iyice ısındı. Bu diziden sağ salim bir başarıyla çıkarsa ülke belki de iyi bir jön kazanabilir.
Filinta Mustafa'nın gönlünü kaptırdığı dilber portresinde karşımıza çıkan Lara'yı Damla Aslanalp oynuyor. Her hikayede bir aşk masalı olmasına alışığız. Dozunda karşımıza çıkıyor bu ikili dizi boyunca. Bu da güzel.
Bahsedilmesi gereken esas karakter ise kesinlikle Kadı Gıyaseddin rolündeki Mehmet Özgür. Hem duruşu hem de belki de rolü gereği hakim olduğu lisanıyla dizideki en Osmanlı karakter. Açık ara... Bu role cuk oturmuş. Kalabalıkları elini kaldırıp "sukunet" diye susturması oldukça karizmatik. Keza devlet işleri ve adli vakalardaki genel yaklaşımları da.
Son olarak hikayenin kötü adamı Boris Zaharyas'tan bahsetmeli. Gerçek hayattaki muadilinin Osmanlı'nın başına türlü türlü çoraplar ören Basi Zaharoff olduğunu tahmin etmek güç değil. Bu savaş tacirini ise Serhat Tutumluer canlandırıyor. Kadı Gıyaseddin rolündeki Mehmet Özgür'den sonra dizinin en iyisi kesinlikle. Bu karakter sebebiyle konuyu günümüzün meşhur devlet içi illegal yapılanmalara (veya en son tabirle paralel yapı) göndermeli bir dizi diyerekten Filinta dizisini hakir görenler var. Büyük bir hata yapıyorlar zira tarih boyunca devletlerin altını oymaya çalışan illegal oluşumlar hep olmuştur. Zaten Basil Zaharoff adlı gerçek kişi de bu tarz bir adamdır. Ve buna ek olarak diziyi hiç izlemeden, ortaya dökülen emeği ve kaliteli yapımı hiçe sayarak yapılan yorumlar çok boş. Hele bir iki bölüm izleyin, ondan sonra dizinin kalitesi üzerine üç beş kelam edin.
Uzun uzun yazmak yerine dizide yer alan meşhur bir kaç oyuncunun daha olduğunu isimlerini zikrederek yazalım. Yosi Mizrahi, Kayra Şenocak, Naz Elmas ve Kamil Güler de piyasanın iyi bilinen isimleri ve onlar da dizide önemli rollerdeler.
Dizinin batılı havasından Cumhuriyer gazetesi yazarı Mehmet Çoban da diziyi övdüğü bir yazısında bahsetmişti. Hemen ilk bölümün ardından yazılan bu yazıda bunca kaliteye ve ülkedeki çoğu işten üstün olan bir yapım olmasını rağmen bir türlü halkın diziye ısınamadığını güzelce anlatmış. İki önceki cümlede yazıya bir bağlantı koydum. Okumanızı tavsiye ederim. Kısa bir cümleyle yazıya değinmek gerekirse; Türk dizi izleyicisinin, Özcan Deniz'in modern ağa rollü dizilerine ve Muhteşem Yüzyıl gibi bol entrikalı (bol aşklı meşkli anlamında) dizilere aşina olması, çabuk kanının kaynaması en büyük etken diyor bu duruma. Yoksa henüz bu topraklar batı kalitesinde çekilen polisiyelere uzak mı? Veya en fazla Adanalı tarzı klişe işleri mi beğeniyoruz? Cevaplaması çetrefilli bir soru.
Filinta'nın avantajı devlet kanalında olması. Çok ciddi bir reyting kaygıları bu sebeple olmaz. Lakin bu dizi gerçekten izlenmeli. Hem ülke dizi sektörü bu kadar gelişti mi yahu diye şaşırmak ve takdir etmek için hem de yurt dışına tüm kalitesiyle pazarlanabilecek bir diziye destek vermek için.
İnternetten izlemesi daha keyifli elbette. Ancak dizinin 2 saate yakın süre boyunca reklamsız bir şekilde televizyondan da yayınlandığını hatırlatayım.
15 Ocak 2015 Perşembe
87. Oscar Ödülleri için adaylar açıklandı

American Sniper
Birdman
Boyhood
The Grand Budapest Hotel
The Imitation Game
Selma
The Theory of Everything
Whiplash
Alexandro G. Iñárritu, Birdman
Richard Linklater, BoyhoodBennett Miller, Foxcatcher
Wes Anderson, The Grand Budapest Hotel
Morten Tyldum, The Imitation Game
Steve Carell, Foxcatcher
Bradley Cooper, American Sniper
Benedict Cumberbatch, The Imitation Game
Michael Keaton, BirdmanEddie Redmayne, The Theory of Everything
Marion Cotillard, Two Days One NightFelicity Jones, The Theory of EverythingJulianne Moore, Still AliceRosamund Pike, Gone GirlReese Witherspoon, Wild
Robert Duvall, The Judge
Ethan Hawke, Boyhood
Edward Norton, Birdman
Mark Ruffalo, FoxcatcherJ.K. Simmons, Whiplash
Patricia Arquette, BoyhoodLaura Dern, WildKeira Knightley, The Imitation GameEmma Stone, BirdmanMeryl Streep, Into the Woods
Emmanuel Lubezki, BirdmanRobert Yeoman, The Grand Budapest HotelLukasz Zal and Ryszard Lenczewski, Ida
Dick Pope, Mr. TurnerRoger Deakins, Unbroken
Ida, Poland
Leviathan, Russia
Tangerines, Estonia
Timbuktu, Mauritania
Wild Tales, Argentina
American Sniper, Jason Hall
The Imitation Game, Graham Moore
Inherent Vice, Paul Thomas Anderson
The Theory of Everything, Anthony McCarten
Whiplash, Damien Chazelle
Birdman, Alejandro G. Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Jr. & Armando Bo
Boyhood, Richard Linklater
Foxcatcher, E. Max Frye and Dan Futterman
The Grand Budapest Hotel, Wes Anderson & Hugo Guinness
Nightcrawler, Dan Gilroy
Bill Corso and Dennis Liddiard, FoxcatcherFrances Hannon and Mark Coulier, The Grand Budapest HotelElizabeth Yianni-Georgiou and David White, Guardians of the Galaxy
The Grand Budapest Hotel
The Imitation Game
Interstellar
Mr. Turner
The Theory of Everything
“Everything Is Awesome” from The Lego Movie; Music and Lyric by Shawn Patterson
“Glory” from Selma; Music and Lyric by John Stephens and Lonnie Lynn
“Grateful” from Beyond the Lights; Music and Lyric by Diane Warren
“I’m Not Gonna Miss You” from Glen Campbell…I’ll Be Me; Music and Lyric by Glen Campbell and Julian Raymond
“Lost Stars” from Begin Again; Music and Lyric by Gregg Alexander and Danielle Brisebois
Big Hero 6
The Boxtrolls
How to Train Your Dragon 2
Song of the Sea
The Tale of Princess Kaguya
Crisis Hotline: Veterans Press 1
Joanna
Our Curse
The Reaper
White Earth
Joel Cox and Gary D. Roach, American Sniper
Sandra Adair, BoyhoodBarney Pilling, The Grand Budapest HotelWilliam Goldenberg, The Imitation GameTom Cross, Whiplash
The Grand Budapest Hotel, Production Design: Adam Stockhausen; Set Decoration: Anna Pinnock
The Imitation Game, Production Design: Maria Djurkovic; Set Decoration: Tatiana Macdonald
Interstellar, Production Design: Nathan Crowley; Set Decoration: Gary Fettis
Into the Woods, Production Design: Dennis Gassner; Set Decoration: Anna Pinnock
Mr. Turner, Production Design: Suzie Davies; Set Decoration: Charlotte Watts
The Bigger Picture
The Dam Keeper
Feast
Me and My Moulton
A Single Life
Aya
Boogaloo and Graham
Butter Lamp
Parvaneh
The Phone Call
American Sniper, Alan Robert Murray and Bub Asman
Birdman, Martín Hernández and Aaron Glascock
The Hobbit: The Battle of the Five Armies, Brent Burge and Jason Canovas
Interstellar, Richard King
Unbroken, Becky Sullivan and Andrew DeCristofaro
American Sniper, John Reitz, Gregg Rudloff and Walt Martin
Birdman, Jon Taylor, Frank A. Montaño and Thomas Varga
Interstellar, Gary A. Rizzo, Gregg Landaker and Mark Weingarten
Unbroken, Jon Taylor, Frank A. Montaño and David Lee
Whiplash, Craig Mann, Ben Wilkins and Thomas Curley
Captain America: The Winter Soldier, Dan DeLeeuw, Russell Earl, Bryan Grill and Dan Sudick
Dawn of the Planet of the Apes, Joe Letteri, Dan Lemmon, Daniel Barrett and Erik Winquist
Guardians of the Galaxy, Stephane Ceretti, Nicolas Aithadi, Jonathan Fawkner and Paul Corbould
Interstellar, Paul Franklin, Andrew Lockley, Ian Hunter and Scott Fisher
X-Men: Days of Future Past, Richard Stammers, Lou Pecora, Tim Crosbie and Cameron Waldbauer
Citizenfour
Finding Vivien Maier
Last Days of Vietnam
The Salt of the Earth
Virunga
Milena Canonero, The Grand Budapest Hotel
Mark Bridges, Inherent ViceColleen Atwood, Into the WoodsAnna B. Sheppard and Jane Clive, MaleficentJacqueline Durran, Mr. Turner

(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-3.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-5.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-4.jpg)
(8,2)%20%20El%20secreto%20de%20sus%20ojos%20-%20ricardo%20darin-2.jpg)














