Gangster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gangster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2011 Pazartesi

La Haine Üzerinden Vinz'e Mektup


İnsan,silah ve tekrar insan. Kadraj üçünü kaldıramaz venamlunun ucundaki insan mutlaka kadrajdan çıkmak zorunda kalır. Ölüm kazanır.

Peki bu sefer namlunun ucunda kim var Vinz? Silahımızı kimedoğrultuyoruz? Her sinirlendiğimizde hıncımızı alacak birilerini bulmamız mıgerekiyor? Polisler,ırkçılar ve sistemin yanlışları. Her zaman sorun halinegetireceğimiz birileri vardır. Polisler evin etrafındadır,dazlaklar için iki sokak ötesi yeterlidir ve anlaşamadığımız bir dolu insan var. Peki esas sıkıntı dolu silahla adam olunuyormu Vinz? Öldürmeye yakın olan ölüme de bir o kadar yakındır. O silahın belindeolmasının bir nedeni de bu değil midir? Eğer eğitim alsaydın silahı belinetakanın sen değil her gün küfrettiğin dünya düzeni olduğunu da fark ederdin Vinz.Bu düzen senden hem ölmeni hem de öldürmeni bekliyor. Sen de bu düzenden her sıkıldığında silahınasarılıyorsun bir nevi oyunu bozmak istiyorsun ama bir gün içinde düzeni silahlakim değiştirebilmiş ki Vinz?


Özgüven önemlidir,saygınlık önemlidir ve belinde SmithWesson var ise her ikisine de kolay yoldan ulaşırsın. Bilirim Taxi Driver filmini de çokseversin. Her sabah aynanın karşısında Traviscilik oynayarak meşhur repliği hayatına kazıdığını dabilirim. Belki de günün birinde repliği kullanmayı da düşünüyorsundur. Mermileriyle kötüleri yenen anti-kahraman Bickle. Toplumun dışlanmışı olduğu için mi Travis'i kendine yakın buluyorsun yoksa banliyöde yaşayan her çocuğun rol idolü Travis midir? Silahlar böyle filmlerde çok işe yarar da Paris de başına sadece dert açar bunun farkında değil misin Vinz? Silah ölümün kokusunu alır ve sen bugün olduğundan farklısın.


Her zora sıkıştığında belinde silah taşıyor olmanın özgüvenivar Vinz. Peki bir silahla kaç kişiyi öldürebilirsin? Polisleri yok edebilirmisin? Peki ya ırkçıları? Geçinemediğin insanları bile yok edemezsin Vinz. Ayrıcaiyi polisleri ne yapıcaksın? İntikam silahla mı alınır? Değişmesi gerekenininsanlar değil de olgular olduğunun farkına ne zaman varıcaksın? İnsanlarıöldüren silah değil gene insanlardır ve karamsarlığı da insanlar getirir.Dünyanın kötülükleri de biziz Vinz. Dünyanın bizim olduğunu zannediyorsun değilmi? Oysaki dünya sahipsiz ve biz sadeceişgalcileriz. İyi ve kötü huylarımızla. Keşke elindeki silah kötülülüklere ateşedebilseydi. Şiddeti silahla yok edebilmek ironik geliyor değil mi? Peki ırkçılığıyok edebilsek Vinz? Gecenin bir yarısı sırf renginden dolayı arkadaşlarınasaldırılması seni silahına yöneltiyor değil mi? Haksız olmadığın gerçekler varama ölüm haklılığı korur mu? Paris banliyölerindeki polislerle lüks semtlerinpolisleri bile aynı değil Vinz. Bunun sen de farkındasın. O silahla keşke toplumsalsınıfları da yok edebilsek. Lafı açılmışken kapitalizme de silahınla ateşedebilir misin? Zira bilirsin eşitsizliğin ucu oraya kadar gidiyor ve onu dabizler yarattık ve ancak bizler öldürebiliriz. Şimdiye kadar her şey yolundadediğimiz her olgunun önüne geçmen gerekiyor.


Elinde Smith Wesson’ı tutuyorsun ve gördüğün gibi ateşedilebilecek bir çok olgu var. Mermilerin hepsine yetmeyebilir ama insanlığıöldürmekten daha değerli değil midir Vinz? Ama gerçek şu ki olguları yokedemedikçe birbirimize daha çok saldırıyoruz. Düzeni kıramadıkça çarpıştığımızrenklerimiz,dillerimiz ve sınıflarımız oluyor. En sonunda ise küfürler saçarak silahı birbirimize doğrultuyoruz. Oyunun sonunda yeri geliyor senölüyorsun, yeri geliyor ben ölüyorum ve mutlaka o mermiyi insanlık yiyor.

12 Temmuz 2011 Salı

Aile Kuralları

"Don't ever take sides with anyone against the family again."
from Michael Corleone to Fredo Corleone

20 Aralık 2009 Pazar

Adam Olmak




Sandro Cenoura: Have you lost your mind? You are just a kid!

Delivery Boy:Listen man, i smoke, i snort.I've begging on the street since i was just a baby. I've cleaned windshields at stop lights.I've polished shoes,i've robbed, i've killed.I ain't no kid, no way. I'm a real man.


Tanrıkent*'te öldürmek veya öldürülmek rutin bir olay.Üzerinde çokca durulucak bir konu değil öldürmek. Yaşamak için öldürmelisin ki sıra sana daha geç gelsin.Fakat herkes genç ölür Tanrıkent'te.Sırayı ne kadar savarsan sav genç ölürsün.Tanrıkent'te dibe vurmak da en tepeye çıkmak da anlık olaylardır.Herşey hızlı yaşanır ve tüketilir.Devlet,polis yönetmez Tanrıkenti tamamen çetelerin kontrolündedir.Sao Paulo'nun içinde adında Tanrı geçen fakat herkese uzak kimselerin yanaşamadığı bir varoş mahallesi.Eli kalem tutanların değil silah tutanların kentidir.Ve Tanrıkent'te en tepede olduğunda ilk yapıcağın şey düşman listesi oluşturmaktır. Okuma,yazma bilmek bunun için önemlidir Tanrıkent'te.

dipnot:Tanrıkent Cida de Deus filminin dilimize çevrilmiş adıdır.

8 Ekim 2009 Perşembe

Dogville

1930lu yıllarda geçen hikayede Dogville isimli kasabaya gangsterlerden kaçarak gelen Grace(Nicole Kidman),kasabanın önemli isimlerinden Tom(Paul Bettany)'un da yardımıyla kasaba halkı tarafından saklanmasına yardım edilir.Dogville,Rocky Mountains madenlerinin eteklerinde sakin,herkesin birbirini tanıdığı,iyi insanlardan oluşan bir kasabadır. İki hafta boyunca Grace'in kasaba da kalmasına ses çıkarmayan kasabanın yerlileri Grace'in onlara işlerinde yardım etmeye başlamasıyla onu daha çabuk benimseye başlarlar.Sürekli olarak kasabada yaşamaya başlayan Grace için ilk zamanlarında yaptığı yardımlar kasabaya uyumu ve meşguliyet kazanmasıyla ilgili iken polislerin kasabaya kayıp ilanları asmasıyla,Grace'in kendilerine muhtaç olduğunu bilen halk zaman içinde gerçek yüzünü göstermeye başlar...

Lars Von Trier'in her filmi seyirciyi şaşkınlığa uğratıcak bir kurguya sahiptir.Dancer in the Dark,Breaking the Waves ve Europa yapımlarıyla izleyicinin gönlünde farklı bir yere sahip olan Trier 2003 yapımı Danimarka-Fransa-İsveç yapımı olan Dogville'de seyircinin ilk başlarda alışmak da zorlanacağı bir mekan anlatımı seçmiş.Dogville kasabasını tiyatral ortamda ele alan ve kapısız evler ile çizimden oluşan mekanlarla farklı bir bakış açısıyla filme adapte olmamızı sağlamıştır.Metafor ve sembol kullanımını önplanda tutan (ki bunlar;köpeğin isminin Musa olması,Grace'in 7 tane biblo biriktirmesi ve Grace'in her kötülüğü affetmesidir.(dişi İsa anlatımı)) yapımda Trier'in ayrıca anlatıcı kullanımına gitmesi ve seyirciyi bu şekilde Grace ile özdeleşleştirmeye çalışması izleyiciyi filmin sonunda hangi ruh haline sokmak istediğiyle alakalı bir durum.


Yapımda Grace'in başına gelen her tecavüz,aşağılanma,halk tarafından köle olarak kullanılması gene de Grace'in sabır içinde hep bir polyannacılık oynama şekliyle bağışlayıcı tavrı bizim de sinirlerimizi geriyor ve o gerilen sinir filmin sonunda sadece intikamı istiyor.Hiçbir kötülük affedilmemeli ve her suç layığını bulmalı deyiminin beyine kazındığı sahnelerde kurgulanan insan modeline sövüyoruz.Sonuçta insan doğası ne düz mantıkla iyidir veya kötüdür.Duruma göre değişkenlik gösteren,menfaatler dahilinde yaptıklarımızı yargılıycak bir sistemde olmayınca iyi insan maskesini çıkarmak sadece biraz zaman alır.Artık kendilerini oynamaya başlayan halka olan da budur işte.Çünkü şu bir gerçek ki yapılan iyilik veya iş,bunu talep eden tarafından zamanla daha fazlası istenicek şekilde artacaktır.


Dogville kasabasında da doyumsuzlukla birlikte iyilikler yerini zorunluluğa bırakır.Halkın tamamı gün içinde düzenli aralıklarla Graceden faydalanıyor ve tecavüzden,zincire vurmaya kadar herşeyi halkın tamamı biliyor.Bu nedenle kapısız evler kullanıp,çizimlerin ev halini alması hiçbirşeyin gizli kapaklı olmadığını,aradaki duvarları insanların ördüğünü betimleyen bir çağrışım.Yapım aslında sadece 1930lu yılların Dogville kasabasını anlatmıyor,kasaba üzerinden insani davranışlarımızı ele alıyor.Pekala anlatılan 2009 İstanbul'da olabilir.Filmin izleyicinin istediği mutlu! sonla bitmesi belki hümanist düşünce sahibi insanlar tarafından tartışılabilir ama adaletin bir şekilde yolunu bulması gerekiyor.Babasının Grace'e yaptığı kibir ile ilgili konuşmalar ki 'herkesi affetmek kibirden başka birşey değildir' deyimi Grace'in içindeki intikam ve öfkeyi açığa çıkarmaya yetiyor.Mevsimlerin değiştiği,iyilerin kötüye dönüştüğü kasabada değişmeyen iki şey Grace ve kasabanın köpeğidir ve bu iki canlı filmin sonunda hak ettikleri yaşama sahiptirler.

"köpeklere pek çok şey öğretebilirsin ama, doğalarında olduğu için yaptıkları her şeyi affederek değil."

6 Şubat 2009 Cuma

RocknRolla : wants the fucking lot..

Bi arkadaş grubu bul, bunları borçlandır, biraz da mafya kat işin içine, silahlar patlasın, koşuşturmacalar olsun ve tabiki ingilterede geçsin ki dolayısıyla ingiliz aksanı kullanılsın.. işte Guy Ritchie. Hep aynı salatayı yapıyor bizlere ama o kadar güzel yapıyor ki her defasında severek yiyoruz. Snatch'de deneyip de kısmen başarılı olduğu filme özgün bir karakter yaratma işini bu filme bakınca iyice hedeflemiş olduğunu görüyor gibiyiz. Lock Stock iyi bir film olmasına rağmen filmin öne çıkan ve filmi simgeleştirecek bir karakterin olmayışı belki de Guy'ı oldukça rahatsız etmiş olacak ki Snatch'in kapağına -filmde yan karakter olmasına rağmen- Brad Pitt'i yerleştirmiş. Bu sefer filmin ismiyle bütünleşik bir kahramanı var artık, RocknRolla... Hem de "Real RocknRolla.
"İnsanlar şu soruyu soruyorlar, RocknRolla nedir? Ben de onlara bunun davullar,uyuşturucular ve hastane sondası ile alakalı bir şey olmadığını söylerim. Kesinlikle hayır. Ondan çok daha fazlası var,dostum. Hepimiz biraz tatlı hayatıseveriz. Kimi, parayı sever. Kimi, uyuşturucuları sever. Kimileri seks oyunlarını,cazibeyi veya şöhreti sever. Ama bir RocknRolla, işte o farklıdır. Neden mi? Çünkü gerçek bir RocknRolla daha fazlasını ister."


Bir de filmde 2 gönderme var. Birincisi rock yıldızlarının meşhur olabilmek için ölmeleri gerektiği düşüncesine; ikinci olarak da filmdeki Rus mafyamızın, Chelsea kulübünün sahibi Abromoviç'e olan benzerliğiyle Londra'daki Rus mafyalarına. Belki de onun hikayesidir bu, kim bilir:)

Lock, Stock and Two Smoking Barrels ile başlayan ve Snatch ile devam eden bu tarz filmlerin sonuncusu işte bu RocknRolla. Ama korkmayın, en sonuncusu değil, Guy Ritchie henüz bıkmış gibi gözükmüyor, filmin devamı gelecek gibi gözüküyor. Yönetmenin programına bakıldıgında 2010dan erken geleceğe de benzemiyor, belki 2011..
( Guy Ritchie için Yasemin Mori'den geliyor "Bırak bu RocnRoll'u" )
-----------
Archie: People ask the question... what's a RocknRolla? And I tell 'em - it's not about drums, drugs, and hospital drips, oh no. There's more there than that, my friend. We all like a bit of the good life - some the money, some the drugs, other the sex game, the glamour, or the fame. But a RocknRolla, oh, he's different. Why? Because a real RocknRolla wants the fucking lot.
----
RocknRolla: Go on, jog on, walk on, goodbye, bon voyage, fuck off.

31 Aralık 2008 Çarşamba

Man on Fire : uyuyan dev uyandı...


Denzel Washington ... Tek başına film adam.Hangi filmde oynasa , sıkılmadan izliyoruz filmi.Herhalde Morgan Freeman'dan sonra en gözde siyahi oyuncu.Bir sonraki de Will Smith olurdu sanırım bir sıralama yapacak olsak."Man of Fire" filminde Denzel Washington ,Creasy karakterinde,elini eteğini bu silah,adam vurma işlerinde filan çekmiş adam rolünde.İçine kapanık,yalnız bir adam.İnsan kaçırma ve sonrasında fidye istemenin moda olduğu Mexico City şehrinde zengin bir ailenin küçük kızı Pita'ya göz kulak olmak görevini üstlenir.Creasy - Pita arasında arkadaşlık ötesi bir bağ oluşur.Fidyecilerin Pita'yı kaçırması sonrası Denzel Baba intikamcı kimliğe bürünür...Filmin müzikleri olağanüstü ve bunun yanına Denzel Washington'ın göz kamaştırıcı oyunculuğu eklenince film gerçek bir başyapıta dönüşüyor .Film ; çeşitli festivallerde en iyi müzik ödüllerini almış.Final sahnesindeki müziği tahminim Gladiator filminin müziğini yapan şahıs yapmış.Filmin müziklerinden bazıları şunlar :

* Nine Inch Nails - The Mark Has Been Made
* Carlos Varela - Una palabra
* Roy Orbison - Blue Bayou
* Zamfir - Claire de lune
* Harry Gregson -Creasy ...
Yönetmen : Tony Scott
----------------------------------------
Rayburn: A man can be an artist... in anything, food, whatever. It depends on how good he is at it. Creasey's art is death. He's about to paint his masterpiece.
----------------------------------------
Lisa: Do you have any family Mr. Creasy?
Creasy: No. I don't have family
----------------------------------------
Creasy: Revenge is a meal best served cold.
----------------------------------------
Manzano: Mariana?
Mariana: Sí.
Manzano: When do I get to sleep with you again?
Mariana: We never sleep. We fuck.

Cidade de Deus : haylaz çocuklar


Brezilya diyince herkesin aklına iki şey gelir kuşkusuz : Futbol ve kahve. "Cidade de Deus" ise bu ülkeyi farklı bir konudan ele alıyor.Konusu genel bir bakış açısıyla; Brezilya'da suç oranının ne kadar yüksek ve ortalama suç işleme yaşının da bir o kadar düşük olması.Velet diye nitelendireceğimiz çocuklar gözünü kırpmadan silahla adam vuruyorlar ya da uyuşturucuyla uğraşan büyüklerinin ayak işlerini yapıyorlar.Bir de bu çocuklar 18-20 yaşlarına geldiği zaman düşünün artık...Ama filmi esas olarak farklı kılan şey , olayların anlatılma biçimi .En başta izlerken "Aaa bu sahne zaten yok muydu ! " diyebilirsiniz ama izledikçe bunun bir anlatma stili olduğunu farkediyoruz.Yani demek istediğim şu ; bir olaydaki karakterlerin olay yerine gelişlerini ayrı ayrı anlatıyor.Film en başta biraz sıkıcı gelse de sonradan olayların akışı ve Li'l Zé karakterinin dengesiz suç eğilimleri sayesinde oldukça sürükleyici hal alıyor.Brezilya yapımı olan film Portekizce seslendirilmiş.2002 yılında 4 oskara aday gösterilmiş.Film oskar alamasa da "ABC Trophy","BAFTA Film Awards","Black Reel" gibi film festivallerinden toplamda 49 ödüle layık görülmüştür.

Yönetmen : Fernando Meirelles

24 Aralık 2008 Çarşamba

Casino : daima kasa kazanır

Martin Scorsese, Robert de Niro ve Joe Pesci üçlüsünden bir şaheser daha. Bu 3lünün yanına da bir de Sharon Stone sallamışlar, ki bu filmdeki rolüyle -hernekadar Temel İçgüdü filmindekini biz daha çok beğensek de:)- oscara da aday gösterildi. Filmin tek oscar adaylığının da bu olması bir hayli ilginç. Joe Pesci'nin bu filmdeki oyunculuğunun görünmezden gelinişi beni üzen asıl nokta. Onu durdurabilmek için bir silaha ve usta bir atışa sahip olmalısınız kanımca, aksi takdir ölecek olan tarafta siz olursunuz.
Joe Pesci'nin bu filmde beğendiğim sahneler; "kalem ile adam öldürme" ve "casino'ya gelip olay çıkarma" kısımlarıdır. Bi adam sırf yahudi diye dövülür mü? Evet, dövülür:)
------------------
Ace Rothstein: [voice-over] In Vegas, everybody's gotta watch everybody else. Since the players are looking to beat the casino, the dealers are watching the players. The box men are watching the dealers. The floor men are watching the box men. The pit bosses are watching the floor men. The shift bosses are watching the pit bosses. The casino manager is watching the shift bosses. I'm watching the casino manager. And the eye-in-the-sky is watching us all.
-----------------
Ace Rothstein: [voice-over] No matter how big a guy might be, Nicky would take him on. You beat Nicky with fists, he comes back with a bat. You beat him with a knife, he comes back with a gun. And if you beat him with a gun, you better kill him, because he'll keep comin' back and back until one of you is dead.
-----------------
Nicky Santoro: Ace don't... listen, don't... don't make a scene, all right?
Ace Rothstein: I want to just talk. I want to talk to that Irish bitch.
Nicky Santoro: She didn't know who to turn to. She... she didn't know where to turn. She was tryin' to save your marriage.
Ace Rothstein: Yeah? Nicky, I want to talk to that fuckin' bitch.
Nicky Santoro: Hey, be fuckin' nice. Calm. Be nice. Don't fuck up in here,

21 Aralık 2008 Pazar

Road to Perdition : çocuk merakı..

Bu filmin arka kapağındaki "Godfather' dan sonra en iyi mafya filmi" yazısını okuduktan sonra izlemeye karar verdim. En iyi hangisiydi, ikincisi neydi tartışmak istemiyorum şimdi, ama güzel bir film olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Babasının ne iş yaptığını merak eden bir çocuğun merakı yüzünden meydana gelen olayları konu ediyor film.
Filmin yönetmeni American Beauty' nin de yönetmeni olan Sam Mendes ; oyuncu kadrosunda ise gişe garantili ve 2 oscar sahibi Tom Hanks, Tyler Hoechlin, Paul Newman ve son James Bond Daniel Craig var.
---------------
Michael Sullivan: He murdered Annie and Peter!
John Rooney: There are only murderers in this room! Michael! Open your eyes! This is the life we chose, the life we lead. And there is only one guarantee: none of us will see heaven.
Michael Sullivan: Michael could.
John Rooney: Then do everything that you can to see that that happens.
---------------
Michael Sullivan: I'd like to work for you.
Frank Nitti: [Chuckles] Well... that's very interesting.
Michael Sullivan: And in return, I'd like you to turn a blind eye to... what I have to do.
Frank Nitti: And what is that?
Michael Sullivan: Kill the man who murdered my family.
-------------
Jack Kelly: Think, Mike. Don't be stupid. I'm just the messenger.
Michael Sullivan: [lowers his gun] Then give Mr. Rooney a message for me.
Jack Kelly: What is it? [Sullivan shoots him]

19 Aralık 2008 Cuma

Heat : 2 ustanın kapışması..

2 dev oyuncunun, Al pacino ve Robert De Niro' nun birlikte oynadağı, daha dogrusu aynı sahneyi paylaştığı ilk film. Aynı sahneyi paylaştığı diyorum,çünkü The Godfather:part 2' de her ikisi de oynuyor ama ilgili zamanlar farklı. ilk diyorum çünkü 2008 yapımı bir başka filmleri daha var,Righteous Kill.
Filmde Robert De Niro tecrübeli bir hırsız, Al Pacino ise bi onun kadar işinde tecrübeli bir polis.
Filmin bir çok sahnesini çok beğenirim, ama en çok hoşuma giden ise Neil McCauley'ın " öyle bi zaman gelir ki 1 dk da tüm hayatını bırakıp gitmen gerekir" felsefesini uyguladığı o güzel sahnedir. 2 ustanın karşılıklı oturup konuştuğu sahne de ayrı bi güzeldir:)
------------------
Vincent Hanna: What are you, a monk?
Neil McCauley: I have a woman.
Vincent Hanna: What do you tell her?
Neil McCauley: I tell her I'm a salesman.
Vincent Hanna: So then, if you spot me coming around that corner...you just gonna walk out on this woman? Not say good bye?
Neil McCauley: That's the discipline.
Vincent Hanna: That's pretty vacant, you know.
Neil McCauley: Yeah, it is what it is. It's that or we both better go do something else, pal.
Vincent Hanna: I don't know how to do anything else.
Neil McCauley: Neither do I.
Vincent Hanna: I don't much want to either.
Neil McCauley: Neither do I.
------------------
Vincent Hanna: I'm angry. I'm very angry, Ralph. You know, you can ball my wife if she wants you to. You can lounge around here on her sofa, in her ex-husband's dead-tech, post-modernistic bullshit house if you want to. But you do not get to watch my fucking television set!
-----------------

16 Aralık 2008 Salı

Eastern Promises : her günah bir iz bırakır...

Londra'daki Rus Mafyalarını konu alan bu filmde Vincent Cassel' a ve Viggo Mortensen'e (ki kendisi oscara da aday gösterilmişti) hayran kaldım. Filmin konusu Kurtalar Vadisi'nden dolayı tanıdık gelse de (ki hiç alakası yoktur:) ) bu hikayeyi ruslardan dinlemek ayrı bir güzel. Rus aksanlı ingilizceyle dinlemek daha da güzel.
Tatiana'nın günlüğünü o iç burkan ses tonuyla seslendirmesi daha daha da güzel.. Zaten film de bu kızın günlüğünü bulan ve kızın hikayesini öğrenmeye çalışan Anna üzerinden gelişir..
yarı akıllı Türk gencin Chelsea'ye küfretmesi de, Londra'da yaşayan Rus petrol zengini Abramovic'e bi göndermedir belki de :p
--------------------
Tatiana's Voice: My name is Tatiana. My father died in the mines in my village, so he was already buried when he died. We were all buried there. Buried under the soil of Russia. That is why I left, to find a better life.
----------------
Anna: Have you ever met a girl named Tatiana?
Nikolai Luzhin: I meet lot of girls named Tatiana.
Anna: She was pregnant.
Nikolai Luzhin: Ah, in that case - no, I've never heard of her.
Anna: She died on my shift.
Nikolai Luzhin: I thought you did birth?
Anna: Sometimes birth and death go together. She came in with needle punches all over both arms. Probably a prostitute, at the age of fourteen. Do you think Semyon's son knew her? Nikolai Luzhin: I am driver. I go left, I go right, I go straight ahead - that's it.
------------------
Kirill : Papa, what business? his business is my business

11 Aralık 2008 Perşembe

Pulp Ficiton

Diğer filmlerinden bahsetmişken bu filminden bahsetmezsek büyük ayıp etmiş oluruz. Yine önce diyaloglu bir başlangıç, ardından güzel bir müzik.. patentini almalı bence Quentin Tarantino.
Uma Thurman' ı eksik etmemiş yine, çevresine de yıldızları serpiştirmiş. Kurgu da güzel olunca ortaya tadından yenmeyecek bir film çıkmış. zaten IMDB de üst sıralarda kalması da bunun bi ispatıdır. Tamam, refarans IMDB deildir ama bunu da görmezden gelemeyiz:)
Filmin kadrosundan kırıntılar : John Travolta, Samuel L. Jackson,Tim Roth, Bruce Willis, Uma Thurman, etc..
----------------------
The Wolf: You're... Jimmie, right? This is your house?
Jimmie: Sure is.
The Wolf: I'm Winston Wolfe. I solve problems.
Jimmie: Good, we got one.
The Wolf: So I heard. May I come in?
Jimmie: Uh, yeah, please do.
----------------------
Jules: We should have shotguns for this kind of deal.
Vincent: How many up there?
Jules: Three or four.
Vincent: That's countin' our guy?
Jules: Not sure.
Vincent: So that means there could be up to five guys up there?
Jules: It's possible.
Vincent: We should have fuckin' shotguns.

Havlayan bir kaç köpek..

Sinemanın haylaz çocuğu Quentin Tarantino' dan yine güzel bir film. Masa başında hoş diyalogla başlar film. zaten film full diyalog üzerinedir fakat sıkmaz izleyeni de.. o konuşmalar başlı başına konuşulması gerek konu, geçelim..ardından, arkadan müthiş bi müzik eşliğinde, bu güzel yürüyüş girer sahneye. zaten bu filmden sonra ne zaman 4-5 kişi ciddi bi şekilde yürüsek bu moda gireriz. çoğunun favorisi Mr.blonde' dur.. ama benim için Mr.Pink'in yeri başka:)
Filmde kadınlı tek bir sahnenin olması ve bu sahnede bu abilerden birini vurması da ilginç bi ayrıntıdır, belki işinize yarar
-----------------------------------
Mr. Blonde: Are you gonna bark all day, little doggy, or are you gonna bite?
Mr. White: What was that? I'm sorry, I didn't catch it. Would you repeat it?
Mr. Blonde: Are you gonna bark all day, little doggy, or are you gonna bite?
------------------
Mr. Pink: We were set up. The cops were waiting for us.
Nice Guy Eddie: What? Nobody set anybody up.
Mr. Pink: The cops were there waiting for us!
Nice Guy Eddie: Bull shit!
Mr. Pink: Hey, fuck you, man! You weren't there - we were! And I'm tellin' ya, the cops had that store staked out.
Nice Guy Eddie: Okay, Mr. Fucking Detective! You're so fucking smart. Who did it? Who set us up? Mr. Pink: What the fuck d'ya think we've been askin' each other?
Nice Guy Eddie: And what are your answers? Was it me? You think I set you up?
Mr. Pink: I don't know, but somebody did!
Nice Guy Eddie: Nobody did! You assholes turn the jewelry store into a wild west show, and you wonder why the cops show up?
---------------------

6 Aralık 2008 Cumartesi

Ne kadar sıkı dostsunuz?


En iyi arkadaşınız için en fazla neler yapabilirsiniz? ölmek? öldürmek?
Hiç en iyi arkadaşınızı ispiyonlanız mı? en iyi arkadaşınız tarafından vuruldunuz mu peki?
geçin bu saçmalıkları.. filmi izleyin.. Piskopat abimiz Joe Pesci ' nin tadını çıkarın bu filmde :)
--------------------
Tommy DeVito: Just don't go busting my balls, Billy, okay?
Billy Batts: Hey, Tommy, if I was gonna break your balls, I'd tell you to go home and get your shine box.
--------------------
Jimmy Conway: What's the fuckin' matter with you? What - what is the fuckin' matter with you? What are you, stupid or what? Tommy, Tommy, I'm kidding with you. What the fuck are you doin'? What are you, a fuckin' sick maniac?
Tommy DeVito: How am I meant to know you're kidding? What you mean, you're kidding? You breaking my fuckin' balls?
Jimmy Conway: I'm fuckin' kidding with you! You fuckin' shoot the guy?
Henry Hill: He's dead.
Tommy DeVito: Good shot. What do you want from me? Good shot. Fuckin' rat anyway. His family's all rats. He'll grow up to be a rat.
Jimmy Conway: You stupid bastard, I can't fuckin' believe you. Now, you're gonna dig the fuckin' thing now. You're gonna dig the hole. You're gonna do it. I got no fuckin' lime. You're gonna do it.
Tommy DeVito: Who the fuck cares? I'll dig the fuckin' hole. I don't give a fuck. What is it, the first hole I dug? Not the first time I dug a hole. I'll fuckin' dig a hole. Where are the shovels?
--------------------

5 Aralık 2008 Cuma

yanlış zamanda, yanlış yerde... ( mi acaba? )

Zamanlaması yanlış olan Slevin Kelevra , kendini birden anlam veremediği olayların içinde bulur. ve olaylar gelişir.. ( böyle saçma film girizgahları da var di mi hala:)? ) siz en iyisi bu dediklerimi unutun, filmi izleyin..
Slevin Kelevra rolünde, daha önceden 40 Days and 40 Nights ve Sin City de kendini gösteren Josh Hartnett oynuyor.. En iyi 2. adamımız yine iyiliğini gösteriyor:)
-------------------
The Boss: Do you know what I wanna see you about?
Slevin: No.
The Boss: Then how do you know I got the wrong guy?
Slevin: Cause I'm not...
The Boss: Maybe I want to give you $96,000. In that case do I still have the wrong guy?
Slevin: Do you wanna give me $96,000?
The Boss: No, do you wanna give me $96,000?
Slevin: No, should I?
The Boss: I don't know, should you?
Slevin: I don't know, should I?
-------------------
The Boss: They call him "the Fairy"...
Slevin: Why do they call him "the Fairy"?
The Boss: Because he's a fairy

3 Aralık 2008 Çarşamba

Snatch ...işe çingeneler bulaşırsa..


Mickey: Good dags. D'ya like dags?
Tommy: Dags?
Mickey: What?
Mrs. O'Neil: Yeah, dags.
Tommy: Oh, dogs. Sure, I like dags. I like caravans more.

diyalogları yeter...


"Hatchet" Harry: You must be Eddie, J.D.'s son.
Eddie: Yeah. You must be Harry. Sorry, didn't know your father.
"Hatchet" Harry: Never mind son, you just might meet him if you carry on like that.

Godfather


Don Corleone: Do you spend time with your family? Good. Because a man that doesn't spend time with his family can never be a real man.

2 Aralık 2008 Salı

Eroin, silah ve balls..

Tony Montana: In this country, you gotta make the money first. Then when you get the money, you get the power. Then when you get the power, then you get the women.