K-RaMo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
K-RaMo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2009 Perşembe

David Carradine İntihar Etti !


1972-75 yılları arasında Kung-Fu dizisindeki Kwai Chang Caine ve Kill Bill' deki Bill karakteriyle izleyenlerin hafızasında yer edinen David Carradine' nin, önceki gün Bangkok'ta kendini asarak intihar ettiği belirtildi. 73 yaşındaki oyuncunun son dönemlerde büyük bunalım geçirdiği söylenmiş yakın çevrelerince. Kısacası, bir devrin sonu ...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

US Box Office Haftasonu Sürprizi



Amerika' da yeni çıkan filmin yaptığı box office çok önemli. Bazı oyuncuların da box officeleri oldukça iyi. Will Smith, Adam Sandler, Brad Pitt gişeleri en sağlam isimlerden. Son dönemlerde de Cristian Bale ön plana çıkmaya başlamıştı. American Psycho, Equilibrium (İsyan), Prestige, Batman filmleriyle de herkesin filmlerini merakla beklediği oyuncu oldu. 2009' da vizyona girecek olan Terminator filminde de rol aldı. Cristian Bale' nin başrol oynadığı Terminator : Salvation Amerika' da vizyona girdi. Ve haftasonunda 43 milyon $ ' lık bilet satıldı sinemalarda. Buraya kadar her şey normal. Terminator filminin 3 günde bu derece gişe hasılatı yapması zaten bekleniyordu. Ancak ne var ki Ben Stiller' in rol aldığı komedi filmi olan "Night at the Museum : Battle of the Smithsonian" 53.5 milyon $ ' lık haftasonu gişesiyle, Terminator filmini geride bıraktı. Ancak bu durumun böyle sürmeyeceği belirtildi. Warner Bros. da Terminator filminin uzun vadede daha fazla hasılat yapacağını söyledi.

24 Nisan 2009 Cuma

Mar Adentro : İçimdeki Deniz


27 yıl öncesinde yaşadığı büyük talihsizlik sonucu hayatı kararan ve kararan hayatı boyunca aynı yatakta yaşlanan, her gün aynı kabusla uyanan felçli Ramon Sampedro' nun artık işkenceye dönen yaşamına bir son vermek istemesini konu alan bu film, ötanazi meselesini ince ince işlemekte. Bu konuda bardağın dolu tarafından bakmamak gerektiğini vurguluyor bir anlamda. Film; İspanya'da yaşanmış gerçek bir olayı anlatıyor. İspanyol sinemasının son yıllardaki önemli yapıtlarından. 2004 yılında çevrilen "İçimdeki Deniz" filmi, en iyi yabancı film oskarını da almış. Bunun yanında Avrupa' da pek çok ödül almış. Hatta İspanya'da en önemli sinema ödülü kabul edilen Goya Ödüllerinde en iyi film, en iyi erkek, en iyi kadın, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi senaryo, en iyi yönetmen ödüllerini alarak yıla damgayı vurmuş.

Başrollerde tanıdık bir isim... Javier Bardem. 2007 yılında en iyi yabancı oskarını aldığında adını çok kişi henüz duymamış olsa da, kendisi Ispanyol sinemasının son 10 yılına damgasını vurmuş. "Mar Adentro" ' daki büyüleyici oyunculuğuyla bunu bir kez daha kanıtlıyor. Vicky Cristina Barcelona, No country For Old Men ve Mar Adentro' da canlandırdığı karakterler arasında uçurum var. Javier Bardem' in oyunculuğunun yanında bahsetmek istediğim bir şey daha var ki, o da filmin müzikleri. Öyle güzel oturmuş ki sahnelere, etkilenmemek elde değil, onikiden vuruyor. Ayrıca filmin orjinal dilde izlenmesini şiddetle önermekte fayda var.

------- Filmden bazı sözler... ----------

- Bir hayata mal olan özgürlük özgürlük değildir
Özgürlüğe mal olan hayat da hayat değildir...
-------------------------------------

- Sana ulaşmak ve dokunmak için katedebileceğim iki adım, benim için imkansız bir yolculuk, bir fantezi, bir rüya... işte bu yüzden ölmek istiyorum.
--------------------------------------

- Bir baba için oğlunun ölmesinden daha kötü bir tek şey var; oğlunun ölmeyi istemesi ...

17 Mart 2009 Salı

Death Rides a Horse : Bill Kills


Western filmlerini seviyorum. Senaryoyu karışık yapıp, izleyeni kafa yormaya zorlamak yerine ; oyuncuların ve mekanların doğallığını , konunun sade akışını öne çıkarıyor. "Ölüm Atlısı" olarak çevrilen bu filmde Lee Van Cleef başrolde. Aslında filmden çok da bahsedip , spoiler vermek istemiyorum. Filmin Tarantino'nun "Kill Bill" filmiyle olan benzerliğine dikkat çekmek istiyorum. Bu filmi izledikten sonra , Kill Bill 'in sadece modern bir kopya olarak yeniden çekildiğini söyleyebilirim. Tabii ki Tarantino' nun Kill Bill ' i çekerken western filmlerinden , müziklerinden esinlendiğini biliyordum ama bu derece olduğunu tahmin edememiştim. Gelelim filmimizle - Kill Bill arasındaki benzer noktalara... Ailesi gözlerinin önünde öldürülen küçük bir çocuk olan BILL , 15 yıl sonra intikam için geri dönüyor ve ailesini öldürenlerin bir bir peşine düşüyor. Ama düşmanlarını öldürürken , onları düelloya davet ediyor ve onlara son bir şans veriyor. Dediğim gibi esinlenmekten öte... Ayrıca bazı sahnelerde tıpkı Kill Bill ' deki Beatrix Kiddo ' nun (Uma Thurman) düşmanlarını 4 yıl aradan sonra gördüğünde yüzündeki intikam ifadesi ve ekranın hafif kırmızılaşarak arkadan bir gerilim müziğinin verilmesi bu filmde de çokça var. Yani Tarantino ' nun Kill Bill ' i yaparken klasikleşmiş filmlerden esinlenme , onlardan adeta bir derleme yaptığını biliyorduk ama bu filmi izledikten sonra Tarantino'nun esinlenmeyi biraz fazla kaçırdığını rahatlıkla söyleyebilirim. Her iki filmi de izleyenler bana hak verecektir.

9 Mart 2009 Pazartesi

Big : büyümeden büyümek

Artık büyümek isteyen bir çocuk olan Josh Baskin günün birinde bir dilek kutusuna para atıp , büyümüş olmayı diler ve ertesi sabah kalktığında artık büyümüş bir çocuk olur. Ama bu büyüme sadece fiziki anlamda olmuştur. "Her yaşın ayrı bir güzelliği var" sözü mükemmel bir şekilde işlenmiş. Film ilk anda komedi filmi gibi seyretse de zaman zaman dokunaklı. Başrollerde Tom Hanks, inanılmaz performansıyla götürüyor filmi. Zaten 1988'de en iyi erkek oyuncu dahil olmak üzere 2 dalda oskara aday gösterilmiş "Big". Tom Hanks'in ünlendiği film olarak da söylenebilir. Filmin konusu çok çocukca gelebilir, ama izlenmesi gereken bir film. Ve sanıyorumki bu türdeki filmlerin ilklerinden bu film. Filmin yönetmeni ise Penny Marshall. Gelişme çağında olan bir çocuğun ruh halini, duygularını, hayallerini çok iyi işlemesinde herhalde yönetmenin bayan olmasının da bir etkisi vardır.

25 Ocak 2009 Pazar

Kadri'nin Götürdüğü Yere Gitme ! ! !

Eski Türk komedi filmlerinde sosyal içerikli mesajlar eksik edilmezdi,hatta çoğu zaman konu sosyal içerikli olarak işlenirdi.Davaro'da ne vardı vurgulanan? .. Kan davasının kötü bişey olduğu ve bu davada sonun olmayacağı espirili bir şekilde işlenmişti...Ya da genelde yan konularda köyde başlık parasıyla kız alma durumu vs vs vs vardı...Tabi burada o zamanki usta oyuncuların (Kemal Sunal,Şener Şen,Ali Şen vs) oyunculuk kalitesi konusuna girmeme gerek yok.1970'lerde çevrilen bu filmleri bugün bile izlerken gülüyoruz.Gelelim günümüzün Türk komedi film anlayışına...Komedi anlayışı adı altında işlenen konuların , o eski komedi film anlayışıyla alakası yok.Bugünün komedi anlayışında izleyiciyi güldüren şeyler ; ya küfürlü konuşarak espiri yapmaya çalışan karakterler,ya karşısındaki insanı aşağılayarak olaya komedi katmaya çalışan karakterler , ya da olaya ibnelik olayını yükleyerek absürt komedi diyebileceğimiz konular olmuştur ne yazık ki! Konu başlığında belirttiğim filmden biraz bahsediyim de daha doğrusu bu filmi çekerken,yaparken,konuyu yazarken nasıl bir yol izlendiğini;bu serzenişimin nedenlerinden biri aydınlığa kavuşsun.Yine bir yaz mevsiminde otelde geçen artık sabitleşmiş bir konu,bir çuval çocuk espirisi,iki ibne karakteri,bir de yine absürte kaçan ibne espirileri vs.Filmi yapan şahıslar bu basit konunun arasına,bu malzemeleri serpiştirmiş (olaylar arası bağlantılar olamayacak düzeyde saçma) nasılsa filmde iki espiri olsa da Türk izleyiciler o filmi izler anlayışını gütmüş ve ortaya bitmesini sabırsızlıkla beklediğim bir film çıkmıştır.Tabii ki son dönemlerdeki bütün Türk komedi filmleri kalitesiz demiyorum."Pardon" gibi önemli filmler de çevrilmekte ; ama sayısı oldukça az. Günümüzün Türk komedi filmleri "üzülerek söylüyorum" Amerikan tarzı komediye özenmekte,izleyiciyi az düşündürerek anlık keyif vermekte ve sosyo-kültürel yapıdan uzaklaşmaktadır.Bu bahsettiğim konu malzemelerine son dönem filmlerinde sıkça görüyoruz.Aklıma gelenler şunlar ; Kahpe Bizans,GORA (ve muhtelemen AROG) ,Recep İvedik ,Plajda ,Kadri'nin götürdüğü yere git ....Peki insanlar 30-40 sene sonra bu filmleri izleyecek mi, izleyince gülecek mi ? Sonuç olarak Türk Sineması, Kadri'nin Götürdüğü Yere Gitmesin ! Çünkü orada bize uygun yaşam biçimi yok,çünkü orada gerçek anlamda insana bir değer katılmamış, çünkü orada bir yarın yok.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Lee Van Cleef : westernin gizli kralı


Western filmleri diyince çok kişin aklına ilk gelen isimler Clint Eastwood , John Wayne olur.Benimse Lee Van Cleef . Western filmlerinin efsane yüzü . Akbaba bakışlarıyla , kemerli burnuyla,duruşuyla , muazzam karizmasıyla westernin önemli temsilcilerinden.Özlüyoruz kendisi gibi efsaneleri...

9 Ocak 2009 Cuma

The Secret of Santa Vittoria : Kasabanın sırrı ...


Antony Quinn...İzleyen bilir bu adamı,dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasındadır."Message (Çağrı)" filminde Hz.Hamza rolüyle hafızalara kazınmıştır."Lawrence of Arabia" ve "Viva Zapata" gibi unutulmaz filmlerde de oynamıştır."Santa Vittoria'nın Sırrı" filminde ise İtalya'nın küçük bir kasabasında belediye başkanı rolünde,yine benzersiz oyunculuğuyla.Kasabanın tek geliri şaraptır ve bu aynı zamanda kasaba halkının da tek geçim kaynağı demek.II.Dünya Savaşı'nın sonlarında Faşist Alman askerleri , bu kasabadaki şarapları toplayıp ülkelerine götürmek üzere kasabaya gelir.Ancak kasabanın başkanı Italo Bombolini'nin bu şarapları Almanlar'a vermeye hiç niyeti yoktur,çünkü kış mevsimi yaklaşmakta ve şarap halk için her şey demektir.1969 yapımı olan bu film gerçekten izlenmeye değer.Oyuncular sanki gerçekten o kasabanın oyuncuları.Zaten eski filmlerin en sevdiğim tarafı bu.Her şey göründüğü gibi,mekanlar gerçek,oyuncular makyajsız,her şey sade ...

------------------------------------------------
Italo Bombolini : It's nice to have a hot meal before you die.
Rosa Bombolini : You aren't going to die.
Italo Bombolini : I'm the mayor, no? The Germans come. I greet them. They threaten me! I spit in their face! They put a pistol to my head and blow out my brains!
Rosa Bombolini : Why would they put a pistol to your head? The whole world knows Bombolini's brains are in his ass.

Good Bye Lenin

1980 li yılların sonları, Doğu-Batı Almanya döneminin son demleri.Doğu Almanya'da yaşayan,kendini halkına ve yurttaşlarına adamış sosyalist bir kadın olan Christiane kalp krizi geçirmiştir.8 ay komada kalmasının ardından ülkede meydana gelen değişimler ele alınmış filmde.Aradan geçen 8 ayda ülke tarihinin en önemli olaylarından biri meydana gelmiştir.Berlin duvarı yıkılmış,artık Doğu-Batı Almanya ayrımı olmadan tek bir ülke vardır,kapitalist düzene yavaş yavaş geçilmektedir.Doktorlar bu büyük değişim esnasında komada olan Katrin'in ikinci bir kalp krizini atlatmasının çok zor olacağını söylerler.Annesinin ülkede olan bu büyük değişimi görünce çok üzüleceğini bilen oğlu Alexander'ın , bu gerçeği annesinden saklamaya çalışması ve bunu yaparken gösterdiği çaba zaman zaman dokunaklı olmakta.Filmin konusu ilk bakışta siyasi görünse de, bu aslında bi yan konudur.Sıkılmadan izlenebilecek bir film .Filmde başrolde Daniel Brühl,Katrin Sass var.Film, 16. Avrupa Film Ödülleri'nde “En İyi Avrupa Filmi Ödülü”nü almış ve Daniel Brühl'ün de “En İyi Erkek Oyuncu” seçilmiştir.Alman yapımı olan "Good Bye Lenin" bir çok film festivalinde dahil olmak üzere toplamda 31 ödül kazanmış ve bunun yanında Altın Küre ödüllerine aday gösterilmiştir. Bu arada filmin müziklerini ,Amelie'nin de müzigini yapan Yann Tiersen yapmıştır.

8 Ocak 2009 Perşembe

Bucket List : hayalleri gerçekleştirmek için son şans


Kısa bir süre sonra öleceğinizi bilseniz, bugün ne yaparsınız ? İşte Bucket List bu konuyu ele almakta,üstelik iki mükemmel oyuncuyla.Morgan Freeman ve Jack Nicholson.Oldukça zengin ama yalnız ve huysuz olan Edward Cole'un yolu,araba tamircisi Carter Chambers ile hastanede aynı odada kesişir.Hayatlarının son deminde birbirlerinin en iyi arkadaşı olurlar ve ölmeden önce yapmaları gereken ya da hayatlarının bu dönemine dek yapamadıkları ama hayatları boyunca yapmak istedikleri şeylerin listesini hazırlarlar.Ve bunları hayatlarının son baharında,kaderlerinin kesiştiği noktada,bu kısa zaman diliminde gerçekleştirmeyi amaçlarlar.İşte bu liste orjinalde "Bucket List" olarak geçiyor.Filmi izlerken aklımdan "Yahu bu konuya benzer konular bizim türk sinemasında daha önceden defalarca işlendi ." gibi düşünceler geçse de , izledikçe Türk sinemasıyla arasındaki farkı anlamak pek zaman almadı. Bizim filmlerden farklı şeyler vardı bu filmde.Yönetmen her sahneyi muazzam titizlikle çekmiş ve konu son derece gerçekçi biçimde ele alınmış.Filmde bir ciddiyet havası var.Bir de yaşayan iki efsane,iki büyük oyuncu,oynadıkları her role olduğu gibi bu role de tam oturunca ,film tadından yenmiyor,hiç bitmesin diyor insan,damakta tat bırakıyor.İnsanı ele alan filmleri her zaman sevmişimdir ve bu film bunun tam örneği...
Replik bölümünde hangisini yazayım kararsızım.Filmin tamamı diyim ve kısa olarak şunları vereyim :
------------------------------------------------------
Edward Cole : Do you hate me?
Carter Chambers : Not yet.
------------------------------------------------------
Carter Chambers : Forty-five years goes by pretty fast.
Edward Cole : Like smoke through a keyhole.
------------------------------------------------------
Edward Cole : We live, we die, and the wheels on the bus go round and round.
------------------------------------------------------

31 Aralık 2008 Çarşamba

Click : bir tıkla değişir tüm hayatın...


Hayatımızı 20 yıl ileri alabilsek ya da çocukluğumuzu tekrar izleyebilsek,yaşayabilsek, o günlere dönebilsek nasıl olurdu ? Micheal Newman işini ,ailesi dahil her şeyin önünde tutan başarılı bir mimardır.Bir gün eline bir kumanda geçer ve hayatına tek bir Click'le istediği gibi yön vermeye başlar.Ama değiştiremediği tek şey ilerleyen zamanda hayatında olan değişikliklerdir.Film son derece eğlendirici bir biçimde ilerliyor.Ancak zaman zaman da dramatik olmakta ve izleyiciyi tekrar düşündürmekte.Adam Sandler başrolde.Eşi rolünde oynayan Kate Beckinsale güzelliğiyle filmin izlenebilirliğini katlamakta ve son olarak Christopher Walken "Morty" karakterinde ,muhteşem oyunculuğuyla izleyiciye bambaşka bir zevk tattırmakta.Ayrıca film 2006 yılında oskara da aday gösterilmiştir.
---------------------------------------
Donna Newman : Will you still love me in the morning?
Michael Newman : Forever and ever, babe
---------------------------------------
Michael Newman : Sorry I'm late. Some idiot in a red Lamborghini parked in my spot.
Prince Habeeboo : Prince Habeeboo drive Red Lamborghini.
Michael Newman : Oh, did I say red Lamborghini? I meant blue Ferrari
---------------------------------------
Michael Newman :That was great, son!
Ping Woo : You're not my dad!
Michael Newman : Only as far as you know, kid.
Ping Woo : Are you really my dad?

Man on Fire : uyuyan dev uyandı...


Denzel Washington ... Tek başına film adam.Hangi filmde oynasa , sıkılmadan izliyoruz filmi.Herhalde Morgan Freeman'dan sonra en gözde siyahi oyuncu.Bir sonraki de Will Smith olurdu sanırım bir sıralama yapacak olsak."Man of Fire" filminde Denzel Washington ,Creasy karakterinde,elini eteğini bu silah,adam vurma işlerinde filan çekmiş adam rolünde.İçine kapanık,yalnız bir adam.İnsan kaçırma ve sonrasında fidye istemenin moda olduğu Mexico City şehrinde zengin bir ailenin küçük kızı Pita'ya göz kulak olmak görevini üstlenir.Creasy - Pita arasında arkadaşlık ötesi bir bağ oluşur.Fidyecilerin Pita'yı kaçırması sonrası Denzel Baba intikamcı kimliğe bürünür...Filmin müzikleri olağanüstü ve bunun yanına Denzel Washington'ın göz kamaştırıcı oyunculuğu eklenince film gerçek bir başyapıta dönüşüyor .Film ; çeşitli festivallerde en iyi müzik ödüllerini almış.Final sahnesindeki müziği tahminim Gladiator filminin müziğini yapan şahıs yapmış.Filmin müziklerinden bazıları şunlar :

* Nine Inch Nails - The Mark Has Been Made
* Carlos Varela - Una palabra
* Roy Orbison - Blue Bayou
* Zamfir - Claire de lune
* Harry Gregson -Creasy ...
Yönetmen : Tony Scott
----------------------------------------
Rayburn: A man can be an artist... in anything, food, whatever. It depends on how good he is at it. Creasey's art is death. He's about to paint his masterpiece.
----------------------------------------
Lisa: Do you have any family Mr. Creasy?
Creasy: No. I don't have family
----------------------------------------
Creasy: Revenge is a meal best served cold.
----------------------------------------
Manzano: Mariana?
Mariana: Sí.
Manzano: When do I get to sleep with you again?
Mariana: We never sleep. We fuck.

Cidade de Deus : haylaz çocuklar


Brezilya diyince herkesin aklına iki şey gelir kuşkusuz : Futbol ve kahve. "Cidade de Deus" ise bu ülkeyi farklı bir konudan ele alıyor.Konusu genel bir bakış açısıyla; Brezilya'da suç oranının ne kadar yüksek ve ortalama suç işleme yaşının da bir o kadar düşük olması.Velet diye nitelendireceğimiz çocuklar gözünü kırpmadan silahla adam vuruyorlar ya da uyuşturucuyla uğraşan büyüklerinin ayak işlerini yapıyorlar.Bir de bu çocuklar 18-20 yaşlarına geldiği zaman düşünün artık...Ama filmi esas olarak farklı kılan şey , olayların anlatılma biçimi .En başta izlerken "Aaa bu sahne zaten yok muydu ! " diyebilirsiniz ama izledikçe bunun bir anlatma stili olduğunu farkediyoruz.Yani demek istediğim şu ; bir olaydaki karakterlerin olay yerine gelişlerini ayrı ayrı anlatıyor.Film en başta biraz sıkıcı gelse de sonradan olayların akışı ve Li'l Zé karakterinin dengesiz suç eğilimleri sayesinde oldukça sürükleyici hal alıyor.Brezilya yapımı olan film Portekizce seslendirilmiş.2002 yılında 4 oskara aday gösterilmiş.Film oskar alamasa da "ABC Trophy","BAFTA Film Awards","Black Reel" gibi film festivallerinden toplamda 49 ödüle layık görülmüştür.

Yönetmen : Fernando Meirelles

30 Aralık 2008 Salı

3:10 to Yuma : tren kalkıyor . . .


Günümüzde kovboy filmlerinin sayısı oldukça azalsa da arada böyle "3.10 to Yuma" gibi güzel filmler çıkıyor.Ben Wade karakteriyle rol alan Russel Crowe filmi tek başına sürüklüyor adeta.Azılı bir haydut rolünde...Zaten bu adam oynadığı karaktere öylesine bürünüyor ki ölünce filan hakkaten üzülüyorum. Diğer bir başrol oyuncusu ise, tek ayağı sakat savaş gazisi bir çiftçiyi canlandıran Cristian Bale.Kadro olarak oldukça iddialı bu iki ismi bir araya getiren film, gerçekten izlenmeye değer. Ayrıca 2007 yapımı olan film 2 oskara aday gösterilmişti.

Yönetmen : James Mangold
Oyuncular : Russel Crowe,Cristian Bale,Ben Foster,Peter Fonda
-----------------------------------------
Dan Evans: What time is it?
Ticket Clerk: About ten past three.
Dan Evans: Where's the 3:10 to Yuma?
Ticket Clerk: Running late, I suppose.
Ben Wade: Goddamn trains. Never can rely on 'em, huh?
------------------------------------------
Byron McElroy: If you're gonna kill me, just as soon get to it.
Ben Wade: I ain't gonna kill you. Not like this.
Byron McElroy: Won't change a thing, lettin' me live. I'll come for you.
Ben Wade: I'd be disappointed if you didn't.
-------------------------------------------
Ben Wade : So , boys... Where we headed ?

29 Aralık 2008 Pazartesi

Equilibrium : Artık "İsyan" etmenin zamanı geldi . . .


Equilibrium Türkçe'de eşitlik,adalet anlamına gelse de ; film "İsyan" olarak Türkçe'ye çevrilmiş.Film ; bilim kurgu -aksiyon karışımı.Kostümler ve aksiyon sahneleri "Matrix" 'i , bunun yanında kurgu ve zaman açısından da Tom Cruise 'un rol aldığı "Minority Report" (Azınlık Raporu) filmini anımsatmaktadır.Kuralların ve yasaların acımasız olduğu,yasaklı bir dünya konu alınmaktadır.Görsel olarak mükemmel bir film

Yönetmen : Kurt Wimmer
Oyuncular :
Cristian Bale (Batman:Darkknight, 3.10 to Yuma,The Prestige ) ,William Fichtner , Taye Diggs
-----------------------------
John Preston: There's no war. No murder.
Partridge: What is it you think we do?
John Preston: No. You've been with me, you've seen how it can be - the jealousy, rage.
Partridge: A heavy cost. I pay it gladly.
-----------------------------
Mary: You can't do this! You cannot do this!
John Preston: Tetragrammaton. There's nothing we can't do.
-----------------------------
Robbie Preston: Looking for something. If I were you I'd be more careful in future.
John Preston: How long?
Robbie Preston: Since mom
John Preston: And Lisa
Robbie Preston: Of course
John Preston: How did you know?
Robbie Preston: You forget. It's my job to know what you're thinking.
John Preston: And you know what I'm gonna do now.

Identity : katil kim ?

Film ilk bakışta basit bir korku,gerilim senaryosu gibi görünebilir.Basit derken şöyle ; belli sebeplerden (genelde tesadüf gibi gösterilir) 7-8 insanı bir yerde toplayıp , bu insanların esrarengiz şekilde ölmesini ya da kaybolmasını konu alan filmler gibi . . ."Identity" de böyle bir his uyandırsa da , filmin ilerleyen dakikalarında bir psikiyatr uzmanının bile anlam vermekte zorlanacağı biçime dönüşüp , izleyicinin kafasında onlarca çözülmemiş soru bırakan ama yine de keyifli bir film. ve son olarak da
Yönetmen : James Mangold
Oyuncular : "The Thin Red Line" ve "Con Air" filmlerinden tanıdığımız John Cusack, "Goodfellas" filminde 3 kafadardan en genci rolünde izlediğimiz Ray Liotta ve son olarak da Amanda Peet var.
-----------------

Larry: It's your birthday next week? It's my birthday next week. The 10th.
Paris: Me too.
Rhodes: Me too.
Ed: Yeah.
----------------
Ginny: Maybe it's the burial ground.
Ed: What?
Ginny: Read the brochure in there... it's all around us. 100 years ago the government moved these Indians here. They all died because there was no water.
Rhodes: And now they're coming back to life like sea monkeys, huh? Give me a break sweetheart, please.

The Weather Man : Hava Durumcu

Hayatta sürekli kaybeden ancak işinde oldukça başarılı olan bir hava durumu sunucusunu konu alan film ... Türkçe çeviri olarak filmin adı "Fırtınalı Hayatlar".Zaten filmlerin bu şekilde Türkçe'ye çevrilmesini hiç anlayamadım neyse .Bu filmi izlerken aklıma gelen şey şu oldu ; artık ben de yolda Erman Toroğlu gibi geyik yaparak para kazanan şovmenlerin üstüne hazır yemek atıcam...Yapım yılı 2005 olan "Weather Man" filminin yönetmen koltuğunda daha önceden "Pirates of Caribbean" (Karayip Korsanları) üçlemesinin yanında "The Ring" ve "The Mexican" filmlerinin yönetmeni Gore Verbinski . . . Başrollerde ise Nicolas Cage ve Michael Caine oynuyor.

------------------
Robert Spritzel : I read your book.
Dave Spritz : Fuck. I was gonna do, some more work on it, then I chucked it.
Robert Spritzel : You chucked it?
Dave Spritz : Garbage.
Robert Spritzel : I-it's just what I do, David, I've practiced and I've gotten good. Like you and the weather business.
Dave Spritz : But I don't predict it. Nobody does, 'cause i-it's just wind. It's wind. It blows all over the place! What the fuck!
-------------------
Dave Spritz : People don't throw things at me any more. Maybe because I carry a bow around.