1969 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1969 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2021 Çarşamba

Gaav: Kaybedilen İnek'e Dönüşmek

Önceki gün TRT 2'de izleme fırsatı bulduğum Gaav (The Cow) filmi bana oldukça tanıdık bir kayıp duygusunu yaşattı. Film yalnızca bir adamın trajedisi değil, insanın kaybı karşısında kimliğinin nasıl çözüldüğünü, hatta yok olan şeyin kendisine dönüşerek varlığını sürdürmeye çalıştığını anlatan bir varoluş hikayesi.


İran sinemasının kırılma anlarından biri olarak kabul edilen Gaav (The Cow), izleyiciyi yalnızca bir köy hikayesine değil, insan olmanın kırılgan sınırlarına götüren bir film. Peki bir insan, sevdiği şeyi kaybettiğinde gerçekten neyi kaybeder? Ve bu kayıp, onu kimliğinden soyup başka bir varoluşa iter mi?

Bu soruların izinde ilerleyen film, yüzeyde sade bir anlatı sunsa da alt katmanlarında derin bir felsefi sorgulama barındırıyor. Özellikle 'insanın kaybettiğine dönüşmesi' fikri, hem psikolojik hem de varoluşsal bir kırılma olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle Gaav, İran Yeni Dalgası’nın öncüsü desek başımız ağrımaz.

Film, İran’ın kırsal bir köyünde yaşayan Hasan (Ezzatolah Entezami) ve onun ineği etrafında şekilleniyor. Hasan, köydeki tek ineğin sahibi ve bu hayvan onun hem geçim kaynağı hem de kimliğinin merkezi. İnek, yalnızca ekonomik bir araç değil yani, Hasan’ın dünyayla kurduğu bağın, hatta varoluşunun somutlaşmış bir hali. Birgün Hasan’ın şehre gitmesiyle birlikte köyde beklenmedik bir olay yaşanıyor: İnek ölüyor.

Köylüler, Hasan’ın bu gerçeği kaldıramayacağını düşünerek ineğin öldüğünü gizlemeye çalışıyor. Tüm köy tek bir cevap için hem fikir oluyor ve Hasan köye geldiğinde ona ineğinin kaçtığını söylüyor. Ancak Hasan, bu yalanı kabullenmiyor. "İneğim kaçmaz, hem kaçsa gidecek yeri yok" deyip önce inkar ediypr, sonra da aramaya başlıyor ve nihayetinde gerçeklikle bağını kopararak kendisini ineğin yerine koyuyor. Artık o Hasan değildir; o, Hasan’ın ineğidir. Bu dönüşüm, yalnızca bireysel bir delilik hali değil, aynı zamanda toplumsal bir çöküşün de göstergesidir.


Gaav, temelinde kayıp, kimlik ve varoluş üzerine kurulu bir anlatı. Hasan’ın ineğiyle kurduğu ilişki, basit bir sahiplik ilişkisinin ötesinde. Bu bağ, onun 'ben' dediği şeyin temelidir. Varoluşçu felsefede, özellikle Jean-Paul Sartre’ın ortaya koyduğu gibi, insan kendini seçimleri ve ilişkileri üzerinden tanımlar. Hasan için bu ilişki, ineğiyle kurduğu bağdır. İnek öldüğünde, Hasan yalnızca bir hayvanı değil, kendisini tanımlayan şeyi kaybediyor. Eşya üzerinden kimlik oluşumunun benzerini Sarı Mercedes filminde de görmüştük. Kimliğini sahip olduğu en değerli eşya üzerinden buran Bayram (İlyas Salman), aracıyla kaza yapıp uçurumdan yuvarlandığı sahnede bile direksiyonu sıkıca tutuyordu. Çünkü aracın kayboluşu, onun kimliğinin, varlığının kayboluşu demekti.

Bu noktada Hasan’ın dönüşümü, bir kaçış değil; aksine varoluşunu sürdürme çabasıdır. Kendi kimliği çöktüğünde, kaybettiği şeyin yerine geçerek var olmaya devam ediyor. Bu, varoluşsal bir savunma mekanizmasıdır. İnsan, yokluğu kabullenmek yerine onunla özdeşleşir. Bu durum, Dönüşüm'de Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesiyle benzer bir düzlemde okunabilir. Her iki karakter de toplumdan kopuşlarını fiziksel/varoluşsal bir dönüşümle ifade eder.


Yönetmen Dariush Mehrjui, filmi son derece yalın ama etkili bir sinema diliyle sunuyor. Mekan olarak kırsalı seçmesi tesadüf değil. Çünkü kırsal, hem geleneksel yapının hem de modernleşmenin dışladığı alanların temsilidir. Bu tercih, filmin politik ve toplumsal alt metnini güçlendiriyor. Kamera kullanımı, dar kadrajlar ve yakın planlarla Hasan’ın içsel sıkışmışlığını izleyiciye hissettiriyor. Aynı zamanda kadrajı bir TV ekranı gibi tutarak, diğer oyuncuların da bizler gibi Hasan ve Hasan'ları dışarıdan izlediğini gösteriyor ve bunu defalarca yapıyor. Yerinden hiç kıpırdamadan, sadece camdan dışarı bakarak olayları izleyen de cabası.

Ayrıca filmdeki oyunculuk performansları, özellikle Hasan karakterini canlandıran Ezzatollah Entezami’nin performansı, dönüşüm sürecini son derece inandırıcı kılıyor. Yönetmen, dramatik yapıyı abartıya kaçmadan kurduğu ve sade bir anlatımla anlatmayı tercih ettiği için izleyiciyi rahatsız eden bir gerçeklik hissi yaratıyor. Yani bu ve bunun gibi olaylar zaten yaşanmaktadır, karikatürize edilemez demeye getiriyor.


Gaav (The Cow) filminde ineğin seçimi rastgele değil; Hasan’ın ekonomik varlığını, toplumsal statüsünü, kimliğini ve dünyayla kurduğu ilişkinin temelini temsil eden çok katmanlı bir simge. Köydeki tek üretim kaynağı olarak maddi yaşamın merkezinde yer alırken, aynı zamanda saflık, doğallık ve geleneksel yaşamın da sembolüdür. Bu nedenle Hasan’ın ona olan bağlılığı, yalnızca sahiplik değil, neredeyse varoluşsal bir özdeşleşmedir. İnek öldüğünde Hasan sadece bir hayvanı değil, kendisini tanımlayan tüm anlamları kaybeder ve bu boşluğu doldurmak için onun yerine geçerek var olmaya çalışır. Bu durum, insanın kaybettiği şeyle özdeşleşerek kimliğini yeniden kurma çabasını yansıtır. Tıpkı 2012 senesinde kaybettiğim ve yasını hala tuttuğum İnek oyuncağım gibi. Gören, bulan, duyan varsa ses ederse çok makbüle geçer. 

Kayıp Aranıyor!

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Yowza! Yowza! Yowza!

Police: Why'd you do it, kid?
Robert: Because she asked me to.
Police: Obliging bastard. Is that the only reason you got, kid?
Robert: They shoot horses, don't they?

9 Ocak 2009 Cuma

The Secret of Santa Vittoria : Kasabanın sırrı ...


Antony Quinn...İzleyen bilir bu adamı,dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasındadır."Message (Çağrı)" filminde Hz.Hamza rolüyle hafızalara kazınmıştır."Lawrence of Arabia" ve "Viva Zapata" gibi unutulmaz filmlerde de oynamıştır."Santa Vittoria'nın Sırrı" filminde ise İtalya'nın küçük bir kasabasında belediye başkanı rolünde,yine benzersiz oyunculuğuyla.Kasabanın tek geliri şaraptır ve bu aynı zamanda kasaba halkının da tek geçim kaynağı demek.II.Dünya Savaşı'nın sonlarında Faşist Alman askerleri , bu kasabadaki şarapları toplayıp ülkelerine götürmek üzere kasabaya gelir.Ancak kasabanın başkanı Italo Bombolini'nin bu şarapları Almanlar'a vermeye hiç niyeti yoktur,çünkü kış mevsimi yaklaşmakta ve şarap halk için her şey demektir.1969 yapımı olan bu film gerçekten izlenmeye değer.Oyuncular sanki gerçekten o kasabanın oyuncuları.Zaten eski filmlerin en sevdiğim tarafı bu.Her şey göründüğü gibi,mekanlar gerçek,oyuncular makyajsız,her şey sade ...

------------------------------------------------
Italo Bombolini : It's nice to have a hot meal before you die.
Rosa Bombolini : You aren't going to die.
Italo Bombolini : I'm the mayor, no? The Germans come. I greet them. They threaten me! I spit in their face! They put a pistol to my head and blow out my brains!
Rosa Bombolini : Why would they put a pistol to your head? The whole world knows Bombolini's brains are in his ass.