Sam Mendes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sam Mendes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2010 Pazartesi

Away We Go

Aidiyet duygusu nedir?,nerede başlar?,nerede biter?

Maslow bir topluluğa ait olmayı ihtiyaçlar hiyerarşisinde orta sıraya yerleştirmiştir.Güven sorununu aşan insanın birincil ihtiyacı çevresidir.Birey güven ister,aile ister,dost ister.Eksiklerini diğer insanlara yanaşarak kapatmak ister,hatalarından biraz daha uzaklaşmak.Birey yolun yarısına geldiğinde elde var olan hedeflerin uzağındaysa ve düşük-orta gelirli gruba dahil ise canı yanar.Bu durumda çift olmak aile olmaya yetmez,aile olmadan da tek başına aidiyet duygusu oluşmaz.Sam Mendes'in eline verilmiş bir senaryo ve ''aidiyet duygusunun ne olduğunu unutan şu çifte bir yol göster,geleceklerini de unutsunlar sadece birbirlerine yetmeyi de öğrenebilsinler'' demişler.

Hayatlarının ilk devresinin sonlarına gelmiş olan Burt ve Verona rutinleşmeye başlayan hayatlarının ileriye atılamayan adımlarından duydukları sıkıntıyı dile getirmekten çekinen bir çifttir.Verona'nın ailesiyle yaşantısı vefatlar yüzünden kısa sürmüş ve hayatına olumlu etki edebilicek aile tedrisatından geçememiştir.Burt'un ailesi ise anormal bir düşünce yapısına sahip olan ,yaşamlarının sonlarında bencil yapı sergileyen ve torunlarının doğumuna kısa bir süre kala Belçika'ya taşınma telaşında olan ebevyenlerdir.Tanık oldukları aile hayatları doğacak çocukları için onları endişendirir.Burt'un ailesinin de Belçika'ya yerleşecek olması,farkında oldukları sıkıntıları dile getirmekte onlara yardımcı olmuş ve daha cesur davranmak adına bir nevi onları itekleyici güç oluşturmuştur.

Verona'nın doğum öncesi çalışamıyor oluşu ve Burt'un de belirli bir işe sahip olmaması onları yollara vurur.Fi tarihinden tanıdıkları birkaç isim vardır ve yeni başlangıçların kaynağı olarak bu insanlara tutunmaya çalışarak yola koyulurlar.Yuvalarının etrafına serpiştiricekleri eski insanlar esasında yeni bir başlangıç için uygun düşmemektedir lakin birbirlerine bile tutunacakları halleri kalmamıştır.Unutulmaya yüz tutmuş bu bireylerin her biri köklü ve hayatlarına etki edecek değişimlerden nasibini almış kişilerdir.Burt ve Verona'nın rutin hayatlerinin aksine eski dostları çeşitli badireler atlatan,yaşam görüşleri 180 derece değişen bireylere dönüşmüştür.Türlü sorunları olan bu kişilerin çevresinde kurulucak yeni düzen eskisinden pekte sağlıklı olmayacaktır.Doğru yer neresidir? ve sevgi yeter mi? sorularının cevabını arayan bu yol filminde Burt ve Verona çiftinin bildiği tek şey birbirlerine olan bağlılıklarıdır.


Sam Mendes'in yönetmenliğini yaptığı Away We Go filminde Burt Farlander karakterini Office(US) dizisinden tanıdığımız John Krasinski,Verona De Tessant karakterini ise Maya Rudolph canlandırmaktadır.Office dizisinde oldukça başarılı bir performans sergileyen John Krasinski Away We Go yapımında oyunculuğunu geliştirmiştir.Sergilediği karakterin dramatik oluşu,yer yer ise absürd bir hal alması ve Maya Rudolph ile oluşturduğu uyum yapımı ileri taşıyan etkenlerden biri.Burt karakterinin baba olma hazırlığında sergilediği pozitif etki ve Verona karakterinin genel olarak filme yansıyan karamsar yapı birbirlerini tamamlar nitelikte.Birlikte olmanın ve destek olmanın evlilikten öte olduğunu anlatmaya çalışan ve aidiyet duygusunun nasıl oluşucağına dair verdiği fikirler veren ve Alexi Murdoch müzikleriyle bezeli güzel bir yol filmi.

Verona:Kızımız konuştuğunda gerçekten dinleyeceğine özellikle de korktuğunda ve onun kavgalarının senin kavgan olacağına söz veriyor musun?
Burt
:Söz veriyorum.

Burt
:Peki,eğer ben sıkıcı ve iğrenç bir şekilde ölürsem kızımıza babasının 850 öksüz Çeçeni kurtarmak için Rus askerleriye göğüs göğse çarpışırken öldüğünü söyleyeceğine söz veriyor musun?

Verona
:Söz.Çeçen öksüzler için söz veriyorum.

25 Şubat 2009 Çarşamba

Revolutionary Road

Hem If 2009 hem de Oscar tahminleri konularında bu filmden az da olsa bahsetmiştim. Ayrı bir konu açıp bahsetmemem ayıp kaçar diye düşündüm.

1950lerin Americasında; paltolu-şapkalı, ofiste çalışan ve sekreterleriyle yatan , üzerine de zipposuyla yaktığı sigarısını içen erkeklerden oluşan bu dönemde; geçen bir Amerikan aile dramı diyebiliriz belki de özetle. Ama olanlar bundan fazlasını oluşturuyor. En basitininden 1997de çekilen 11 oscarlı Titanic filminin bu iki aşığı tekrardan aynı sahnede (aynı filmden Kathy Bates da var, eklemezsek ayıp olur). Bu iki eski sevgiliyi bir araya getiren ise Kate Winslett'ın yeni sevgilisi, hatta kocası, Sam Mendes, filmin de yönetmenidir ayrıca.

Bu girişten sonra gelgelelim filme. "Genç Wheeler çifti" namıyla Frank - April çifti, dıştan bakıldığında, hatta çevresindekilere de sorulduğunda, yaşadıkları Revolutionary Road ' un en mutlu-uyumlu çifti olduğu izlenimi oluşuyor. Ama aslolan bundan ibaret değildir. Bunu çiftimize farkettiren ise John Givings adlı psikolojik bir hastadır. Nedense filmde kişi aklını yitirdikçe daha sağlıklı düşünmeye, bazı şeylerin farkına daha rahat varıyor gibi bir izlenim oluşuyor. Hepten deli olan John Givings bu farkındalıklardan başından beri haberdar iken, ara ara psikopata bağlayan April da gerçeği kabul kabulleniyor. Kabullenemeyenler ise filmde akli dengesi sağlıklı olan kişilerden oluşuyor. Sam Mendes'in neden bu konuda bir film çektiği anlaşılıyor bu noktada. American Beauty filminde de american aile düzenine içten içe veryansınlar edişini bu filmde de sürdürüyor. Her iki filmde de fikirsel olarak benzerliklerin dışında karakter olarak da benzerlikler var.

Filmde içten içe biriken öfkelerin zamanla dışarı fışkırdığı yerler vardır ki bunlardan biri de filmin başındaki tartışmalarıdır. (Bu tartışmaya kadar izlesem mi izlemesim mi düşüncemi ortadan kaldırmaya yetecek kadar kaliteli bir tartışma olmuştur kendileri kanımca :)

Diğer güzel sahneleri ise mahallemizin delisi John Givings' ın bulunduğu sahnelerdir. Buralarda film kendi fikrini sergilerken, Michael Shannon da oyunculuğunu bizlere sunuyor. Kendisinin oscar almasını dilerdim ama The Dark Knight filminin Joker'ine takıldı. Ki izlerseniz filmi siz de farkedeceksiniz, Michael Shannon'un canlandırığı John Givings karakterinde biraz Joker'i bulacaksınız. Yemek masasındaki konuşmasını "what happened?" deyişinde, Joker'in masa başında mafya üyelerine yaptığı konuşması hatırlayacaksınız gibime geliyor. Bu bi sahne çalımı mı, yoksa karakteri benzetme çabası mı bilmiyorum ama her ne ise çok yerinde olmuş.

Richard Yates' in kitabından uyarlanan ve American Beauty' nin yönetmeni Sam Mendes tarafından çekilen Revolutionary Road 27 Şubat tarihinde "Hayallerin Peşinde" adıyla Türkiye'de gösterime girecek, duyrulur.

21 Aralık 2008 Pazar

Road to Perdition : çocuk merakı..

Bu filmin arka kapağındaki "Godfather' dan sonra en iyi mafya filmi" yazısını okuduktan sonra izlemeye karar verdim. En iyi hangisiydi, ikincisi neydi tartışmak istemiyorum şimdi, ama güzel bir film olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Babasının ne iş yaptığını merak eden bir çocuğun merakı yüzünden meydana gelen olayları konu ediyor film.
Filmin yönetmeni American Beauty' nin de yönetmeni olan Sam Mendes ; oyuncu kadrosunda ise gişe garantili ve 2 oscar sahibi Tom Hanks, Tyler Hoechlin, Paul Newman ve son James Bond Daniel Craig var.
---------------
Michael Sullivan: He murdered Annie and Peter!
John Rooney: There are only murderers in this room! Michael! Open your eyes! This is the life we chose, the life we lead. And there is only one guarantee: none of us will see heaven.
Michael Sullivan: Michael could.
John Rooney: Then do everything that you can to see that that happens.
---------------
Michael Sullivan: I'd like to work for you.
Frank Nitti: [Chuckles] Well... that's very interesting.
Michael Sullivan: And in return, I'd like you to turn a blind eye to... what I have to do.
Frank Nitti: And what is that?
Michael Sullivan: Kill the man who murdered my family.
-------------
Jack Kelly: Think, Mike. Don't be stupid. I'm just the messenger.
Michael Sullivan: [lowers his gun] Then give Mr. Rooney a message for me.
Jack Kelly: What is it? [Sullivan shoots him]

6 Aralık 2008 Cumartesi

5'ini de hakeder bence...

8 dalda aday gösterilip 5 oscarı kazanmış bir film.. Academy'yi bazen sevmesek de çoğu zaman hakkını vermeyi sever filmlerin.. rakipleri arasında Fight Club ın olduğunu da hatırlatalım. o yüzden Fightclubseverler, bu filme biraz uyuz olmaktalar zira haklarının yendiğini düşünmekteler.. Ama hiç de öle değil..

Film bir karakter filmi, her oyuncunun temsil ettiği bir insan modeli mevcut hayatta. işinden ve eşinden sıkılmış bir adam, maddeye değer veren bir kadın, toplumda kendini üstkademe göstermek için çabalayan körpecik kızlar, sıradan insanlara da aşık olabilen takıntılı kişilikler...

Müsait bir zamanımda bu film hakkında daha uzun bir yazı yazmayı da düşünüyorum..kısmet:)

Filmin kadrosunda Se7en ve The Usual Suspects filmlerinden de sevdiğimiz Kevin Spacey ve American Pastalarının güzeli Mena Suvari var. Filmin yönetmen koltuğunda ise Sam Mendes oturuyor.
-----------------
Carolyn Burnham: This is a $4,000 sofa, upholstered in Italian silk. It is not just a couch.
Lester Burnham: [shouts] It's just a couch!
-----------------
Lester Burnham: Look at me, jerking off in the shower... This will be the high point of my day; it's all downhill from here.
-----------------
Angela Hayes: What a freak! And why does he dress like a bible salesman?
Jane Burnham: He's just so confident, it can't be real.
Angela Hayes: I don't believe him. I mean, he didn't even like, look at me once!
-----------------
Angela Hayes: I don't think that there's anything worse than being ordinary.