1992 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1992 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2010 Cumartesi

C'est Arrive Pres de Chez Vous aka Man Bites Dog

C'est Arrive Pres de Chez Vous(Man Bites Dog) şiddetle,katil olmakla alakalı sahte belgesel (mockumentary) türünde bir yapım.Amacı bir seri katilin günlüğünü oluşturmak.Filme isim olarak seçilen Man Bites Dog oldukça manidar.Bu sıkça kullanılan 'adamın köpeği ısırması' deyimi filmin ana unsUru olan haber yapma isteğine dikkat çekiyor çünkü seri katilin günlüğünü kamerayla tutan bir ekip vardır.Filmin orjinal ismi ise 'olay sizin oralarda oldu' gibi bir anlam taşıyor ki seri katilin rahatlıkla kimselerin dikaktini çekmeden adam öldürmesiyle alakalı.

Film başladığı ilk andan itibaren seri katil rolünü oynayan Benoît Poelvoorde'in etrafında seyrediyor.Günlük yaşayışı dışında kimi zaman para kimi zaman ise zevk uğruna adam öldüren Benoit'in mimariden sanata kadar uzun bir yelpazede seyreden bilgi birikimi kültürlü olduğu hissini uyandırıyor.Sıradan bir kişiliğe sahip olan Benoit'in olağan şüpheli gözüyle görülmemesi,ailesinin onun hakkında çok iyi konuşması filmin çıkış noktasını oluşturuyor.Bu şekilde şiddetin herkesten gelebiliceği gerçeği vurgulanıyor. Sonuçta gazete ve televizyonda denk geldiğimiz katiller belirli bir prototip oluşturmazlar.Esas korkmamız gerekenin bu olduğunu vurguluyor film.Benoit evine giridği yaşlı kadın ile çok iyi anlaşıyor ve o anda kadın ona tamamen güveniyor,güvenmekle hata ediyor.Rutinlikten sıkılması ve kurbanlarını farklı yöntemlerle öldürme isteği de Benoit'in işine olan saygısı.

-Şiddeti şiddet doğurur

Man Bites Dog'da da kullanılan kamera unsuru ile filmi farklılaştırma anlayışı ilk olarak 'Peeping Tom''da ele alınmıştır ki 2009'un en çok konuşulan filmlerinden Paranormal Activity'de aynı yolu izlemiştir.Bu şekilde izleyiciyi suça tanıklık etme olanağı sunuyor.Hayatlarımız sonuçta reality show'larla içiçe geçiyor.Televizyonların özelleştirilmesi sonucu şiddet hayatımıza daha çok girmeye başlamıştır.Gün içinde onlarca şiddeti önplana çıkaran programlar ,savaşları, bombalamaları evimize kadar taşıyan haber ajansları,bir dönem popüler olan gözetleme evleri... Bunların herbiri zihnimize medya aracılığıyla yüklenmiş kirlilikler.Suçlar görsel medya ile o kadar çok meşrulaştırılıyor ki seri katil olan Benoit'in hayatını çeken ekip bir süre sonra röntengcilikten suç işleyen pozisyona geçebiliyor.Benoit ile birlikte girdikleri evde önce toplu tecavüz ve sonra Remy'nin röportajı yapan adam olmaktan katil olmaya terfi etmesi gibi.Suçla bu kadar çok içiçe kalırsan suçu işleyen tarafa geçmen daha kolay olur.


Öte yandan Benoit'in karakterini ele almak gerek.Benoit arkadaşları ve ailesi tarafından sevilen,sempatik,kadınlarla arası iyi olan,mimarlığa,edebiyata kısaca sanata ilgi duyan entellektüel bir kişilik.Yani karşımızda suça meyilli,hastalıklı,şiddet eğiliminde birisi olduğundan söz etmek güç.Haneke'nin Funny Games filmindeki Paul ve Peter karakterleri gibi dış görünüş ve donanımı ile iyi insan güveni vemektedir.Şiddeti bir nedene bağlamamak gerektiğine dikkat çekiliyor.İyi yetişen, çocukluğunda travma yaşamayan Benoit'in seri katil olması önemsiz ayrıntılarla bezeli çünkü öldürdüğü insanlarda belirli bir kıstas yoktur.Bize genel olarak sunulanın aksi bir durum.Sonuçta izlediğimiz çoğu filmde katil rolünü oynayanlar ya hastalıklı,şiddete meyilli oluyorlar veyahut çocukluk travmaları onları şiddete yönlendirmiştir.Benoit ise aksine herhangi birini öldürebilir ve bunun için de bir nedene ihtiyacı yoktur.

Filmin oyuncuları Benoît Poelvoorde, Rémy Belvaux ve André Bonzel yapımda kendilerini canlandırmışlar.Benoit seri katil görevini üstlenirken,Andre kameraman,Remy ise röportajı yapan kişiyi oynuyor.Üç belçikalı öğrencinin kendi emekleriyle yaptıkları film çok düşük bütçesine rağmen Cannes'tan ödülle dönmeyi başarmıştır.Yer yer rahatsız etse bile yapım derdini çok net bir şekilde anlatıyor.

31 Aralık 2008 Çarşamba

The Wall Movie

Pink Floyd grubunu bilmeyenimiz olmadığını farzettiğimden gruba değinmeden filme geçeceğim. Ki gruba değinmeden de olmayacak gibi. Çünkü film Pink Floyd şarkılarının bir nevi görselleştirilmesi şeklinde. Klip diyemeyiz çünkü burda tüm şarkılar bir bütün içinde kliplenmiş şekildedir (garip bi cümle). Bu da aslında Pink Floyd albümlerindeki bütünlüğün bir diğer göstergesi.
Filmde neler var? P.F.'nin Wall albümünde ne varsa o var. Irkçılığa karşı söylemler, Nazisme karşı söylemler, eğitim sistemini eleştiriler, savaşlara karşı duruşlar, uyuşukluklar vs.. Peki ne yok derseniz, diyalog yok. Diyalogumuz oldukça az. Pink Floyd şarkıları diyalog şeklinde olduğundan bunu da pek hissetmiyoruz:)
Filmin yönetmeni Alan Parker. Pink karakterini ise Pink Floyd grubunu 25 yıl aradan sonra tekrar (2005 "Live8" konseri ) bir araya getiren Bob Geldof oynuyor. Filmin müzik ve ses dalında da 2 adet Bafta ödülü mevcut.
( Bugün yazacağım filme dünden kararımı verdim. Dünkü 7pinkfloydlar ve 2prenses konserinde bu sefer arka fonda The Wall Movie' filminden ve Pink Floyd'un kliplerinden görüntüler koymuşlardı. Bu da, bu konserin Pink Floyd'un hep yaptığı tiyatral konser çeşidine bir yakınlaşma getirmiş. işte o ekranda görünce aklıma geldi bu filmi yazmak.)
--------------------
Teacher: "Money get back / I'm all right, Jack / Keep your hands off my stack / New car / Caviar / Four star daydream / Think I'll buy me a football team." Absolute rubbish, laddie. [whacks him with a ruler, growls at Pink]
Teacher: Get on with your work.
--------------------
Hotel Manager: He's a maniac!
Rock and Roll Manager: He's an ARTIST!
-------------------
Aslında, replik olarak filmdeki şarkıları söylesem yeterli olur sanırım..
Şarkı listesi için tıklayın !

22 Aralık 2008 Pazartesi

The Good, The Bad, The Ugly ...

Ustaların ustası Sergio Leone nin baş yapıtlarından...Western filmleri arasında yol gösterici bir yapıt. En çok bilinen,izlenen,sevilen filmler arasında olmasına rağmen ne yazik ki bir oscarı dahi bulunmamakta. Aynı kaderi Sergio Leone de paylaşmakta.
Filmde iyi rolünde kovboy abimiz Clint Eastwood, kötü rolünde Lee Van Cleef ve çirkin rolünde Eli Wallach oynuyor. Bu çirkin adam hakkında 2 anektod eklemek istiyorum.
Birincisi; bu adam hala yaşamakta:) ne var yani Clint Eastwood da hayatta diyebilirsiniz ama aralarında oldukça fazla yaş var. Eastwood 78, Eli Wallach 93. Filmin kötü karakteri 89 yılında yaşamını yitirmiş. demekki kötülere bi şey olmaz sözü pek de makul bi söz deilmiş.
ikincisi; bi arkadaşımın bu çirkin adamın hayat öyküsünü, Lost dizisindeki Mr.Eko karakterinin hayat öyküsüyle örtüştürüyor olması. Birer rahip kardeş, aile için işlenen suçlar ve birkaçı... ne bileyim, Lostseverlerin teori üretmekte işine yarar belki:)
-------------------
Tuco: God is on our side because he hates the Yanks.
Man With No Name: God is not on our side because he hates idiots also
----------------
Baker: Here, this is for you. You did a good job for me.
Angel Eyes: Oh I almost forgot. He payed me a thousand. I think his idea was that I kill you. Angel Eyes: But you know the pity is when I'm paid, I always follow my job through. You know that.
Baker: Noo! Angel Eyes!
---------------
Tuco: You want to know who you are? Huh? Huh? You don't, I do, everyone does... you're the son of a thousand fathers, all bastards like you.
---------------
Man With No Name: One, two, three, four, five, and six. Six, the perfect number.
Angel Eyes: I thought three was the perfect number.
Man With No Name: I've got six more bullets in my gun.
---------------
Man With No Name: If you shoot me, you won't see a penny of that money.
Angel Eyes: Why?
Man With No Name: I'll tell you why
Man With No Name: . Cause there's nothin' in here!

11 Aralık 2008 Perşembe

Havlayan bir kaç köpek..

Sinemanın haylaz çocuğu Quentin Tarantino' dan yine güzel bir film. Masa başında hoş diyalogla başlar film. zaten film full diyalog üzerinedir fakat sıkmaz izleyeni de.. o konuşmalar başlı başına konuşulması gerek konu, geçelim..ardından, arkadan müthiş bi müzik eşliğinde, bu güzel yürüyüş girer sahneye. zaten bu filmden sonra ne zaman 4-5 kişi ciddi bi şekilde yürüsek bu moda gireriz. çoğunun favorisi Mr.blonde' dur.. ama benim için Mr.Pink'in yeri başka:)
Filmde kadınlı tek bir sahnenin olması ve bu sahnede bu abilerden birini vurması da ilginç bi ayrıntıdır, belki işinize yarar
-----------------------------------
Mr. Blonde: Are you gonna bark all day, little doggy, or are you gonna bite?
Mr. White: What was that? I'm sorry, I didn't catch it. Would you repeat it?
Mr. Blonde: Are you gonna bark all day, little doggy, or are you gonna bite?
------------------
Mr. Pink: We were set up. The cops were waiting for us.
Nice Guy Eddie: What? Nobody set anybody up.
Mr. Pink: The cops were there waiting for us!
Nice Guy Eddie: Bull shit!
Mr. Pink: Hey, fuck you, man! You weren't there - we were! And I'm tellin' ya, the cops had that store staked out.
Nice Guy Eddie: Okay, Mr. Fucking Detective! You're so fucking smart. Who did it? Who set us up? Mr. Pink: What the fuck d'ya think we've been askin' each other?
Nice Guy Eddie: And what are your answers? Was it me? You think I set you up?
Mr. Pink: I don't know, but somebody did!
Nice Guy Eddie: Nobody did! You assholes turn the jewelry store into a wild west show, and you wonder why the cops show up?
---------------------