2010 yılına çok çok teşekkür ediyorum: Sağolsun bolca gezdirdi beni. Blog ödüllerinde aldığımız 2.likle mutlu etti. Referandumla ikiye böldü, ciddi siyasi tartışmalara soktu. Özlenen Tarkan'ı geri gönderdi. 'Bodrum'a da gittik beraber' şarkısını söylemenin haklı gururunu yaşattı. Cem Yılmaz'ın komedi oynamadığı zaman daha iyi olduğunu gösterdi. 12 aylık beleş ligtv kazandırttı. Bal'la gururlanmanın üst sınırlarını zorlattı. Vuvuzela'nın ne kadar iğrenç bir alet olduğunu cümle aleme gösterdi. Domuz gribi ölüm korkusu saçtı, fos çıktı*. Kim Kardashian'ın ne kadar ucube bir yaratık olduğunu sezdirtti. Shakira'nın güzelliğine güzellik kattı wakka wakka dansıyla. Şili'li madencilerle madende mahsur bıraktı bizleri de. Avrupaya kıs kıs güldürttü Avrupanın içine düştüğü ekonomik sıkıntılardan ötürü. Vizelerin kalkması haberleri ile ayrı bir sevinç yarattı. Musa'nın torunu diye nitelenen Erdoğan'a 'one minute'le İsrail'e herkesin göstermek istediği tepkiyi göstertti. Mesut Özil'le tüm Türkiye'yi Alamancı yaptı..

2010 deyince aklıma ilk gelenleri yazdım. Aşağıda biraz ayrıntıya girip klasik 2010 listesi yaptım ama yüzlerce şeyi sıralamadım. Benim için önemli olan 2-3ünü sıraladım. Hadi hayırlı olsun;

-Öncelikle Interrail: 2010 deyince aklıma ilk gelecek şey budur. Üniversite hayatımız boyunca hacitokankoli ile hep hayal etmiştik. Geçen kışın bir gününde ani bir düşünceyle aldık kararımızı. Yanımıza Travis'i(O şimdi asker) çekmeye çalıştıysak da olmadı. Travis gelmiyordu, 2 kişi yetmezdi. Heyecanla konuyu altürk'e(bir insanın soyadı ile benliği bu kadar zıt olabilir!) açtık. Polyanna altürk finansman sorununu düşünmeden atladı bize: Olmadı dışarda yatarız abi, dedi. Gidince dışarda yatmanın, demesi kadar kolay olmadığını en iyi anlayan oldu:) Neyse gittik, gezdik, geldik. Çok eğlendik, çok yorulduk, çok içki aldık(az içtik). Sınırdan geçerken ülkeye yasak bir şey sokmanın verdiği haklı stresi yaşadık. Sırbistan'dan bir kez daha nefret ettik. Almanya'ya hayranlığımızı yerinde görerek tescil ettik. Avusturya'nın küçük bir Alman eyaleti olduğunu gördük...
Galiba 2010un değil de hayatımızın en anlamlı işini yaptık Interrail yaparak.
Siz de en kısa zamanda yapın, hayatınıza anlam katın!

-Müzik 2010:
  1. Memories - David Guetta feat Kid Cudi: Viyanadaki Donauinselfest müzik festivalinde bizi bizden almış olan şarkıdır.
  2. No Love - Eminem: Eminem'in nedense büyük bir balon olduğunu düşünürdüm. Adam üşenmeden her albümünde bir kitap yazmaya devam ediyor. Ben de dinlemeye devam ediyorum. Bu sene Rihanna'yla düet yaptığı şarkıyla piyasa yapmış olsa da Recovery albümünün en iyi şarkısı budur.
  3. Clab Your Hands - Sia: 2009da The Ting Tings'i pek bi sevmiştim. Üstüne 2010da Sia diye biri çıktı. Sağolsun iyi yapmış şarkılarını. Albümü We are Born'un en sevdiğim şarkısı olmuştur.
-Film 2010:
  1. The Kids Are All Right: 90larda evlenmiş 2 lezbiyenin yapay döllenme ile meydana gelen çocuklarının donör babalarını bulmaları ve dönor babanın aile içine girip bu lezbiyen birlikteliği alt üst etmesi işleniyor. Seviyorum böyle filmleri. Yaşadıklarımla, kültürümle hiç bir şekilde bağdaşmıyor. Bu yönüyle beni çekiyor galiba.
  2. Social Network: Gerekli açıklamayı hacitokankoli yapmıştı. Fazla söze gerek yok. Çok piçsin Zuckerberg.
  3. Vavien: Engin Günaydından bu güzel hareketinin devamını bekliyorum.

-Dizi 2010:
  1. Lost: Lost için 2010, bitişin yılıdır. Ben üniversiteye başlarken onlar diziyi çekmeye başladılar. Onlar bitirdi ben bitiremedim.
  2. The Office: Günü gününe takip ettiğim diziler vardı. Lost, Heroes, Prison Break, HIMYM, 30 Rock, The Big Bang Teory... 2010da şunu farkettim:Artık sadece The Office'i heyecanla bekliyorum. Mümkünse ben öldüğüm zaman The Office de ölmüş olsun.
-Fotoğraf 2010:
  1. Erdoğan - Kılıçdaroğlu: Küs değiliz, muhalifiz sadece.
  2. Julian Assange: 2 gözü açık zamane korsanı
  3. Haiti Depremi: Beyler yaşayan varsa ses versin...
  4. Afganistan'da bir İtalyan: Dostum eller yukarı!
  5. Festival Felaketi: Şu an bizim eğlenmemiz gerekmiyor muydu!

*Domuz Gribi demişken bahsetmem lazım: Tansu Çiller zamanında dönemin hükümeti IMF'den para karşılığında Amerika ile her yıl belli miktarda ilaç alımı anlaşması imzalamış. Böylece her yıl gerekli gereksiz Amerika'dan ilaç alıyormuşuz. Biraz komplocu yaklaşım oldu ama bunu derste anlatan prof. doktor olunca inanıyor insan. Ne garip bir yerdeyiz lan biz. Ülke bizim ülkemiz değil mi? Neden bir yerlere girip devletin yaptığı anlaşmaları göremiyoruz. Veya böyle bir yer var da ben mi bilmiyorum?

0 serzeniş: