etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 yasinda 3 basarili album cikarmis, 4.su ise yolda olan ingiliz folk-rock sanatcisini dinlerken bircok ismi animsayabilirsiniz; Joan Baez, Suzanne Vega ve hatta Bob Dylan. Gitar calmayi sarki ve soz yazari babasindan ogrenen Laura Marling'in hangi muzik turunde sanar yapacagini da babasi belirlemisti. Kucuk yaslarda Laura'nin onune Joan Baez, Joni Mitchell ve Bob Dylan gibi 1960larin folk muzik kasetlerini koyduktan sonra ona soyle demisti; 'Iste gercek muzik bu'. Turu bu kisiler sayesinde sevdiyse de kendisine asil ilham verenler Nona Nastasia ve Diane Cluck olmustu.Yasindan buyuk sarkilar yazana bu devirde pek rastlanmiyordu. Rastlamis olduk.


Laura Marling 7 Temmuz 2012 gunu Londra Royal Albert Hall'da sahne aldi. Son albumu ' A Creature I Don't Know' albununden sarkilarla baslayan konser, onceki 2 albumden sarkilarla devam etti. Oncelikle mekanin ve konser ortaminin fiziksel gorunumunden bahsedeyim.


Royal Albert Hall, Londra merkezde Hyde Park'in hemen yaninda bulunan, 1871'de Kralice I.Victoria zamaninda esi Prens Albert tarafindan yaptirilmis sahane bir sanat merkezi. Bircok farkli etkinlige evsahipligi yapsa da asil amaci muziksel etkinlikler icin olmasi. Bu dairesel mekanda sahne tam ortaya konulmustu. Ve sanatci platformunun 4 kosesine (kuzey-guney-dogu-bati seklinde mekana hakim olacak sekilde) mikrofonlar konmustu. Herbir sarkiyi sirayla farkli mikrofonlardan soyluyor, boylelikle de seyircinin bir kismina yuzu donuk iken digerlerini arkasina almis olmuyordu. Sirayla hepsine donerek, hepsini selamlayarak, herkese kendini gostererek sarkilarini soyluyordu.


Laura Marling tek parca siyah uzun elbisesi, sol bacak yirtmaci ve siyah Nike ayakkabisiyla rahat bir kiyafet giymisti. Kucagindan eksik etmedigi gitari her sarkidan sonra degisiyor, boyunun yetmedigi mikrofana parmaklarinin ucuna basarak uzaniyordu. Belki de kendi istegi bu yondeydi, bilemiyorum. Sarki soylerken daima yukari bakisina gerekce olmasi icindi belki de.


2 bolumden olusan konserin ilk yarisinda son albumunu seslendirdi. Sahneye gelir gelmez gitarini aldi ve The Muse'u soylemeye basladi. Cogu zaman gereksizlere yoktu. Anlatacagi vardi ve onu anlatip gidecek gibiydi. Sarki esnasinda tum salon sessizce onu dinliyor, zaten bildigi bu sese birkez daha hayranlik duyuyordu. Sarki bitiminden sonraki alkis kisminin ardindan olusan sessizlikte seyircilerden bireysel anlamda iltifat da aliyordu. "Sen bir efsanesin' diyen de vardi 'Cocuklarinin babasi olmak istiyorum' diyen de. Bazen bu seslenisler seyircilerin ikili diyaloglarina da donusuyor, Laura ve diger izleyicler de onlari seyrediyordu. Acik ve kuralsiz bir tiyatro oyunu gibi, beklenmedik keyiflere sebep oluyordu bu konusmalar. Konserden ote sanki parlamentoda debate yapiliyormus ama herkes bundan egleniyormus gibi bir goruntu vardi.


Sarki sirasi 'Night After Night' a geldiginde band sahneden inip yere oturdu ve sahnede Laura'yi yalniz birakti. Onun arkasinda calmak kadar , onun onunde oturup dinlemenin de buyuk keyif oldugunun farkindalardi. Bir sonraki sarkida tekrar eslik etmeye basladilar. Konserin ilk yarisi son bulacakti ki bekledigim ve favorim olan sarkisini soylemeye basladi; Sophia. Benim icin konser o an zirvesindeydi ve bunu All My Rage sarkisiyla hemen ardindan pekistirmis ve ilk yariya son vermisti.


Yarim saatlik aradan sonra yeniden sahnedeydi. Son albumunun tamamini soylemisti ilk bolumde. Ikinci bolumde ise eski albumlerinden ikiser ucer sarki soyledi. Ve bunun yaninda bir de surprizi vardi. Yeni cikacak olan 4. albumunden bir parca da okudu. Ikinci bolumun 3. sarkisindan sonra grubun uyeleri tekrar Laura'yi sahnede yalniz biraktilar. Ama bu sefer harbiden yalniz biraktilar, kulise gittiler. Yalniz soyledigi ilk sarki sonrasi seyirciyle dertlesip 'beni terkettiler' demesi uzerine bir seyircinin 'ama biz terketmeyecegiz' demesi Laura'dan daha fazla alkis almisti o an. Bir basina 3 sarki soyledikten sonra grubu tekrar geri geldi ve devam ettiler. Ve sona yaklasiliyordu. Bis yapmaktan nefret ettiginden bis isteyenler icin durumu soyle izah etti. ' Geriye 2 sarkimiz kaldi. Bis yapmayacagim, yapmami isteyenler varsa bunu son sarkim. Bis istemiyorsaniz son 2 sarkim olsun.'



Spotify kullananlar icin hazirda liste de burada.


Cesitli temalar altinda toplamda 80 uzun metraj ve 6 kisa metrajlik film menusu ile If Istanbul giderek yaklasiyor.

16-26 Subat arasinda Istanbul'da
01-04 Mart'ta Ankara'da
02-04 Mart'ta da Izmirde

ve bir de Gift Card diye bir sey var;

İstanbul Modern Sinema, 5-22 Ocak tarihleri arasında 10 filmlik bir seçki sunuyor


İstanbul Modern Sinema, yarım yüzyıllık tarihiyle dünyanın en genç kıta sineması sayılan, ancak bu süre içinde çıkardığı benzersiz filmlerle küresel sanat hayatına büyük bir zenginlik katan Afrika sinemasından bir program sunuyor. 5-22 Ocak tarihleri arasında “Afrika!” başlıklı programda, uzmanlığı Afrika antropolojisi olan Illinois Üniversitesi profesörlerinden Mahir Şaul’un hazırladığı 10 filmlik bir seçki sunulacak. Bu seçki, 1960’larda doğan Afrika sinemasından bir dizi başyapıtı içeriyor. Filmler, geleneksel sanatlardan video ve avangarda uzanan Afrika sinemasının şaşırtıcı çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Bunların bir kısmı Afrika’nın en önemli film şenliği olan Ouagadougou kentinin FESPACO Sinema Festivali’nde büyük ödül almış yapıtlar, diğerleri de dünya klasiği niteliğine ulaşmış ya da yenilikçi üsluplarıyla dikkat çekmiş ürünler. Film seçkisinin açılışı, 5 Ocak Perşembe saat 19:00’da Senegalli dansçı ve davulcuların yer alacağı bir gösteriyle yapılacak.


Programda, Batı Afrika sinema tarihinde bir dönüm noktası oluşturan Mali’den Souleymane Cisse’nin 1982’de Kartaca Film Festivali’nde Altın Tanit Ödülü kazanan, Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir Bakış” bölümünde gösterilen ve 1983’te FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü’nü alan Rüzgar, Moritanya’dan Med Hondo’nun yönettiği ve 1987’de FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü’nü alan Saraunya, Burkina Faso’dan Afrika sinemasının Avrupa’da en büyük yankı uyandıran filmlerini yaratan Idrissa Ouedraogo’nun modern bir trajediye benzetilen filmi Töre, Afrika’nın en özgün yönetmenlerinden Senegal’den Djibril Diop Mambéty’nin Friedrich Dürrenmatt’ın ‘Yaşlı Hanımın Ziyareti” adlı oyunundan uyarladığı en önemli filmi Sırtlanlar, Afrika sinemasının en tanınmış isimlerinden Senegalli yönetmen Osman Sembene’nin “Afrikalı kadınların her günkü kahramanlığına bir övgü” olarak nitelendirdiği Faat Kine, Joseph Gaï Ramaka’nın Senegal’in değişik müziklerinden seçilmiş örneklerden oluşan 2001 yapımı Karmen’i, her yeni filmi heyecanla beklenen, ABD’de de yankı uyandıran çağdaş yönetmenlerinden Mali-Moritanya’dan Abderrahman Sissako’nun 2003’te FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü, Fibresci Ödülü kazanan ve Cannes Film Festivali’nde “Belirli Bir Bakış” bölümünde gösterilen gerçekle kurgusal arasında şiirsel filmi Mutluluğu Beklerken (2002), yönetmen Zola Maseko’nun 2005 FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü kazanan, gerçek bir olaydan yola çıkan, Afrikan Amerikalı oyuncu Taye Diggs’in başrolde harika oyunculuk sergilediği, yeni Güney Afrika sinemasının gözde yapıtı Drum, Kamerunlu Jean-Pierre Bekolo’nun üzerinde en çok konuşulan Afrika filmlerinden biri olan 2007 yapımı Kanlı Kızlar Kulübü ve Çad’dan Mahamat Saleh Haroun’un kefaret, intikam, kan davası gibi konular üzerine karmaşık duygular uyandıran 2006 yapımı Kuru Mevsim başlıklı filmler gösterime sunulacak.


Rüzgar (Finyé)


Souleymane Cissé, Mali, 1982, Renkli, 105’


Birbirini seven iki üniversite öğrencisi kendilerini ani bir fırtınanın ortasında bulur. Sınav sorularına hile karışmıştır ve kitle gösterileri yapılmaktadır; iki sevgili siyasal eylemlere karışınca hapishaneye düşerler. Bu olaylar birbirine zıt olan ailelerini karşı karşıya getirir. Ailelerden biri siyasal iktidara yakındır, öbürü ise kırsal bölgenin eski mistik geleneklerini sürdürmektedir. Batı Afrika sineması tarihinde bir dönüm noktası olan Rüzgar’ın özellikle ataların ruhlarıyla olan ilişkisini gösteren köy sahnesi, gerçekçi toplumsal sinemacılıktan Afrika geleneksel kültürüne yönelen yeni bir sinema sanatına geçişin işaretini verir.

Kartaca Film Festivali Altın Tanit Ödülü, 1982; FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü, 1983; Cannes Film Festivali, “Belirli Bir Bakış,1982 .



Saraunya (Sarraounia)


Med Hondo, Moritanya, 1986, 120’


Saraunya, bir kadın önderin başlattığı yerel bir direniş hareketini perdede canlandırarak Afrika’nın Avrupalılar tarafından işgalinin en karanlık bölümlerinden birini gözler önüne seriyor. 1899 yılında iki genç Fransız subayı büyükçe bir sömürge ordusu ile etrafı kan ve ateşe boğarak Orta Afrika’ya doğru hızla ilerlemektedir. Amaçları Britanya işgal girişiminin önünü kesmektir. Ancak bugünkü Nijer Cumhuriyeti olan bölgeye geldiklerinde bir ovada kaybolmuş iki köyün halkı beklemedikleri bir direnişle bu ilerlemeyi durdurur. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir alanda eski geleneklerini sürdüren bu bir avuç insanın kraliçe/kâhin önderlerine (Saraunya) olan güveni Avrupalıların silahlarına ve yaydıkları büyük korkuya baskın çıkmıştır. Afrika sinemasının biçimsel olarak da en yenilikçi yapıtlarından biri olan destansı boyutlardaki bu film, seyircinin kolay kolay zihnininden atamayacağı yoğun imgeler sunuyor.

FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü, 1987.


Töre (Tilaï )


Idrissa Ouedraogo, Burkina Faso, 1990, 81’


Sahel olarak anılan bölgenin sonsuz çoraklığında bir yolcu uzun bir ayrılıktan sonra köyüne döner. Saga, köyüne vardığında haberci neşeyle boynuz trompetini öttürüp onun gelişini ilan etse de, evine ulaştığında umduğu mutluluğu bulamaz. Uğruna bütün fedakarlıkları göze aldığı sevgilisi kendisini beklememiş, üstelik de babasıyla evlenmiştir. Saga duygularına hakim olamaz. Karmaşık duygusal ilişkilerden bütün aileyi içine çekip yutan bir kan ve kin yumağı oluşur. Vahşi bir tabiat, kesin çizgilerle kotarılmış karakterler, geleneklerle duygu arasında bocalayan insanlar. Ouedraogo, Afrika sinemasının Avrupa’da en büyük yankı uyandıran filmlerini yaratmış önemli bir yönetmen.


Sırtlanlar (Hyenas)


Djibril Diop Mambéty, Senegal, 1992, Renkli, 103’


Küçük bir şehrin yoksul ama gururlu sakinleri önemli bir hanımın ziyarete geleceğini duyunca heyecanlanırlar. Hanımefendinin “Dünya Bankası’ndan daha zengin” olduğunu duymuşlardır. Acaba şehrin kalkınmasına yardımcı olacak mıdır? Ancak ikramlar ve methiyelerle karşıladıkları misafir, yüreğindeki sönmemiş bir acının intikamını almak için gelmiştir ve halkı hayrete düşüren bir koşul ileri sürer. Kinayeli bir ahlak dersi havasında gelişen hikaye birden olmadık ufuklara yelken açar. Perdedeki kahramanların açmazları, seyirciyi de bilinmez bir vicdan muhasebesine sürükler. Göz alıcı ama hayali Afrika dekorları ve giysileriyle sunulan bu kıssanın en şaşırtıcı taraflarından biri, İsviçreli oyun yazarı Friedrich Dürrenmatt’in ‘Yaşlı Hanımın Ziyareti (Der Besuch der alten Dame)’ adlı oyunundan uyarlanmış olması.


Faat Kine


Osman Sembene, Senegal, 2001, Renkli, 121’


Afrika sinemasının uluslararası alanda en tanınmış isimlerinden Sembene’nin hayatının son döneminde gerçekleştirdiği yapıtlardan biri olan bu filmde kadınlar ön plana çıkıyor. Faat Kine, dar boğazlardan geçerek tek başına bir yerlere gelmiş başarılı bir iş kadını. Kendi kurduğu hayatını kolayca paylaşacak bir insan değil, ama yaşlı annesi, tek başına büyütüp üniversiteye gönderdiği çocukları hâlâ sorumluluğu altında. Sembene’nin “Afrikalı kadınların günlük kahramanlıklarına bir övgü” olarak nitelendirdiği bu filmi, Afrika’nın çağdaş gündelik yaşamını gazete ve dergi kalıplarının tamamen dışında ama başka türlü beklenmedik ve parlak bir ışıkta görmek isteyenler için iyi bir fırsat.


Karmen Geï


Joseph Gaï Ramaka, Senegal, 2001, Renkli, 82’


“Aşk isyankar bir kuştur, kimse ona gem vuramaz”. Senegalli Karmen de tıpkı Bizet’nin operasındaki Carmen gibi bu mısraları şarkıya dökerek aşık olur, karanlık işlere dalar, özgürlüğünü ilan edip ayrılır ve bu uğurda her şeyi feda eder. Afrikalı Karmen, Fransız benzerinden daha bağımsız, fırtınalı ve pervasız bir hayat sürer. Gaï Ramaka bu uyarlamasında sevilen operadan aşina olduğumuz, ama hikayesi tamamen farklı bir kadın kahraman yaratıyor. Dakar’ın okyanus görüntülerine karşı gelişen bu müzik ve dans şöleni, Bizet’nin günlük hayatımıza sinmiş popüler aryalarına rağbet etmiyor. Filmin müzikleri Senegal müziklerinden ustaca seçilmiş örneklerden oluşuyor. Sözle tanımlanması zor, kökeninde melez, ama görünüşünü Afrika güneşinden, renklerini de Afrika desenlerinden alan bir yapıt.


Mutluluğu Beklerken (Heremakono)


Abderrahman Sissako, Mali-Moritanya, 2002, Renkli, 95’


“Gurbet daha yola çıkmadan başlar,” diyor yönetmen Sissako. Bir araba dolusu yolcu, okyanus kıyısındaki bir balıkçı köyünde bozulan arabalarının tamir edilmesini bekliyor. Aralarında talihini Avrupa’da deneyecek olanlar, ailesini ziyarete gelenler, ayrıca gidemeden hayatını kaybedecek olanlar var. Kişisel izlenimlerle örülmüş, yer yer anı yer yer de bir köyün tasviri gibi duran bu şiirsel ve doğaçlama film, gerçekle kurgu arasında belirlenmesi zor bir çizgide gelişiyor. Nefes kesici imgeler ve yönetmenin kendine özgü olağandışı mizahı seyirciyi gözlerini perdeden ayıramaz hale getiriyor. Sissako, Afrika’nın her yeni filmi heyecanla beklenen, ABD’de de epey yankı uyandırmış çağdaş yönetmenlerinden biri.

FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü, FIPRESCI Ödülü Cannes Film Festivali “Belirli Bir Bakış”, 2003.


Drum


Zola Maseko, Güney Afrika, 2004, Renkli, 104’


Yeni Güney Afrika sinemasının bu gözde yapıtı, gerçek bir yer ve olayı perdeye taşıyor. 1950’lerde Johannesburg’da yayınlanan Drum adlı dergide başarılı bir gazeteci olan Henry Nxumalo, etliye sütlüye karışmayan spor yazıları yazmaktan bıkar, siyaset eleştirileri de içeren günlük konulara eğilmeye başlar. Bu değişilikten başta biraz kaygılanan editörü,yazıların ilgi çektiğini görünce yazarı cesaretlendirir. Ne var ki hükümetin gizli bir niyetinin keşfedilmesi işin rengini değiştirir. Johannesburg’un, Afrikalı sakinlerinin alımlı müzik ve eğlence dünyasını zamanın mekan ve dekorları içinde çekici bir şekilde yeniden yaratan bu film aynı zamanda yakın tarihimizeki dünyanın en acımasız siyasi düzenlerinden birinin de karmaşık bir resmini sunar.

FESPACO Sinema Festivali Büyük Ödülü, 2005.


Kanlı Kızlar Klübü (Les Saignantes)


Jean-Pierre Bekolo, Kamerun, 2007, Renkli, 97’


Şehrin renkli ışıklarıyla yer yer aydınlanan gecenin karanlığında iki genç kadın, önemli bir devlet adamının cesedinden kurtulmaya çalışıyor. Genç kadınlar amaçlarına ulaşmaya çalışırken fütürist mekanlarda olmayacak olaylarla karşılaşırken, arkalarında Mevungu diye anılan esrarengiz bir feminist güç vardır. En çok tartışılan Afrika filmlerinden biri olan Kanlı Kızlar Kulübü, bir video parodisi gibi görünse de, önemini şüphesiz Bekolo’nun ustalıklı kurgusundan alıyor. Godard’ı andıran atlamalı kurgu, üst üste bindirilmiş imgeler ve hepsinin ortaya çıkardığı beklenmedik renkli, zengin görsel ve işitsel doku.


Kuru Mevsim (Daratt)


Mahamat Saleh Haroun, Çad, 2006, Renkli, 96’


Tropikal Afrika’nın kurak mevsiminde tarım işleri durunca köy halkı ya başka işlere bakar ya da seyahate çıkar. Delikanlı Atim (Yetim) de torbasını alıp tozlu yollardan uzaktaki başkente doğru ilk kez yola koyulur. Ancak havada bir gerginlik vardır. Yıllar süren iç savaştan sonra barış vaadi ile gelen hükümet geçmiş çatışmalarda suç işleyenlerin hepsine af çıkardığını ilan etmiştir. Haber mağdur ailelerini galeyana getirir, karmaşaya yol açar. Atim de gizli bir görevle şehre gönderilmiştir. Çantasında yıllar önce ölen babasının silahı vardır. Ne var ki şehirde bir canavar ararken istemeden kendini bir baba-oğul ilişkisi içinde bulur. Farkına varmadan ahlaki değişim yaşar. Kum tepelerinin ardındaki köyüne döndüğünde olgunlaşmış başka bir insandır.



Istanbul Modern Basin Bulteni

http://www.istanbulmodern.org/

16 Eylül 2011 – 22 Ocak 2012


İstanbul Modern, “Hayal ve Hakikat - Türkiye’den Modern ve Çağdaş Kadın Sanatçılar” sergisi kapsamında düzenlediği etkinlikleri aralık ayında da sanatçı konuşmaları, söyleşiler ve atölyeler ile sürüyor. Burcu Pelvanoğlu, Zeynep İnankur ve Evrim Altuğ’un moderatörlüğünde gerçekleşecek sanatçı konuşmalarına bu ay sergide yer alan Azade Köker, Şükran Moral, Gülay Semercioğlu, Bilge Alkor, Tomur Atagök, Handan Börüteçene, Selda Asal, Seda Hepsev ve Mürüvvet Türkyılmaz katılacaklar. Gülden Arsal, A. Senem Donatan, Suzan Karaibrahimoğlu ve Dilara Kızıldağ, “Amargi Deneyimleriyle Geçmiş 10 Yılın Hayal ve Hakikatleri” başlıklı söyleşiye katılarak, 10 yıl önce bir grup kadının bir araya gelerek kurduğu Amargi’nin, içinde yaşamak istediği dünyaya dair kurduğu hayali anlatacak. Kadınlara özel Biz Bize Buluşmalar başlıklı atölyede ise bu ay AtılKunst yer alacak. Gözde İlkin, Gülçin Aksoy ve Yasemin Nur’un oluşturduğu AtılKunst sanatçı kolektifi, “Hayal ve Hakikat” sergisi kapsamında, İstanbul Modern koleksiyonunda yer alan kadın sanatçılar üzerine bugüne kadar yapılmış okumaları ironik bir biçimde bir araya getirip, bir sesli tur hazırladı. Atölyede katılımcılar, bu yaratım sürecinin bir benzerini deneme olanağı bulacak. Sergi etkinliklerine katılım ücretsiz. “Hayal ve Hakikat” sergisinin tüm etkinlikleri Tamara Mansimov’un katkılarıyla gerçekleştiriliyor.


Sayılarla Rock'n Coke 2011


  • 24 yabancı, 36 yerli grup olmak üzere 350’den fazla müzisyen katıldı.
  • İki gün boyunca 45 bin kişi katıldı, toplam 7256 adet çadır kuruldu.
  • 400 dönümlük festival alanında sahne ve çeşitli çadırlar için 12 bin metrekarelik toplam alan ayrıldı ve 9 bin 800 metrekarelik taban kuruldu.
  • Festivalin gerçekleşmesi için yaklaşık 10 bin kişi çalıştı.
  • 17 bin noktadan serinletme yapıldı.
  • 7500 metrelik çit kullanıldı.
  • Festivalin telefon, internet ve bankacılık hizmetleri için 30 km kablo döşendi.
  • 600 kişilik Jandarma ekibi çalışmalara destek verdi.
  • 200 bin litre içecek tüketildi, 80 ton buz kullanıldı.


The Kooks
Festival öncesi pek reklamı yapılmasa da grup için gelen özel dinleyiciler vardı. Bu konuda kendilerine haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Canlı performansının stüdyoya oranla daha iyi olduğunu söyleyebiliriz.

Duman
Hepimizin bildiği Duman işte. Biraz durgunlardı sanki.

Motörhead - " we are motörhead, we play rock n roll"
1998 yılında Türkiye'de konser vermek istemiş fakat ancak 50 bileti satıldığından konser iptal edilmişti. O zamanlar gruba pek ilginin olmamasından mıydı yoksa dönemin sıkıntısından mıydı bilinmez ama bu konserde dinleyicisi vardı. Motörhead tshirtlü ergenleri de es geçmemek gerek, Motörhead'in bu konseri de iptal edilmemişse bunu onlara borçluyuz. Kendilerinin dinleyicisi olmadığımdan bu yorumu yapmak pek doğru olmaz ama sanırım pek de iyi değillerdi konserde. Seyirciyle pek reaksiyona girişemediler. Bateristin uzun solusunu sıkılarak dinlerken tınının birden darbuka ritmine dönüşmesi seyircinin tempo tutmasına neden oldu. Sanırım bu ağır işler bize göre değil, biz hala darbuka milletiyiz.


Limp Bizkit
Cumartesi gününün hatta kanımca tüm festivalin en iyi performans gösteren grubuydu. En çok seyirci toplayanıydı da denebilir. Fred'in konseri showa dönüşütürmesindeki üstün başarısı seyirci ile olan karşılıklı etkileşimi arttırdı ve bu da konserin her daim canlı geçmesini sağladı. Seyirciyle bol konuşmaları kimilerince "zamana oynuyor" gibi yorumlar alsa da, bu iletişim sonucunda dinleyicilerin sıkılmamasını sağladı. Bir ara sahneden atlayarak seyircinin arasında şarkı söylemesiyle, kızların omuzlara alınmasını istemesiyle, mikrofonu alıp sallamasıyla (!) , "you are craazzy maaann!" leriyle , dansıyla, müziğiyle, piçliğiyle....


Bu arada Radyo Eksen' e de teşekkürlerimi iletirim.


Temmuz ayında haftasonlarında tercih edilebilecek bir etkinlik.
Akbank Sanat 1-23 Temmuz tarihleri arasındaki Cuma ve Cumartesi günleri 2000li yıllarda kendilerinden sıkça bahsedilen birkaç filme ev sahipliği yapıyor. Haliyle listedeki filmleri izlemiş en basit ihtimalle duymuş olabilirsiniz. Ama sadece duyanlar için ve tekrar izleyenler için İyi bir takvime sahip diyebilir ve kaçırmamalarını öneririm.


Etkinlik Takvimi


01 Temmuz Cuma, Saat: 15.00

Battle Royale - (Ölüm Oyunu) - Kinji Fukasaku – 2000 – 114’
Başta Quentin Tarantino olmak üzere birçok yönetmenin önünde saygıyla eğildiği Fukasaku'dan izlemesi vacip olan bir yapım. Kill Bill'i sevenin bunu da sevebileceğini söyleyeyim. İlk tavsiyem bu. Kaçırmış iseniz filmi edinip izleyin.

02 Temmuz Cumartesi, Saat: 15.00

Donnie Darko ( Karanlık Yolculuk ) - Richard Kelly – 2001 – 113’
Bilmeyenimiz yoktur sanırım bu filmi. Daha fazla bilgi için blogun arama motoruna "donnie darko" yazıp aratabilirsiniz.


08 Temmuz Cuma, Saat: 15.00

A Tale of Two Sisters ( Karanlık Sırklar ) – Jee-woon Kim – 2003 – 113’
Kimine göre korkunç, kimine göre etkileyici, kimine göre gizemli. İzleyip kendiniz karar vermelisiniz.

09 Temmuz Cumartesi, Saat: 15.00

13 Tzameti - Géla Babluani – 2005 – 93’
Aksiyonuyla, gerilmiyle ve diğerlerine oranla kısa oluşuyla sizi sıkmayacağına inanıyorum

15 Temmuz Cuma, Saat: 15.00

El Laberinto del Fauno ( Pan'ın Labirenti ) – Guillermo Del Toro – 2006 – 119’


16 Temmuz Cumartesi, Saat: 15.00

The Host ( Yaratık ) – Joon-ho Bong 2006 – 119’


22 Temmuz Cuma, Saat: 15.00

Ben X – Nic Balthazar – 2007 – 93’
Sanal dünyanın içerisinde kendini oldukça sosyal hisseden kişilere ithaf ediyorum. Bu sizi üzebilir de.

23 Temmuz Cumartesi, Saat: 15.00

Let The Right One In ( Gir Kanıma ) – Tomas Alfredson – 2008 – 115’
Hacitokankoli'nin film yazısını okuyup daha fazla bilgi edinebilirsiniz bu film için.

İstanbul Belgesel Günleri 4'üncü yılında sinemaseverlere yepyeni keşifler vaat ediyor. Documentarist bu sene 31 Mayıs - 5 Haziran 2011 tarihlerinde gerçekleşecek.


Türkiye'de belgesel alanında yeni ufuklar açan DOCUMENTARIST'in bu yılki programı, Arap Dünyasından Belgeseller, Etnografi ve Belgesel Sinema, Müzik Filmleri, Post-Komünizm Dönemi başta olmak üzere belirli tema ve başlıklar üzerine yoğunlaşacak.


Documentarist 2011'den kısa kısa başlıklar:

Dünyanın çeşitli festivallerinden seçilmiş çoğu ödüllü yüze yakın nitelikli belgeselin ve pek çok yan etkinliğin yanı sıra, duvarları perde niyetine kullanarak sokakta film gösterimleri yapan A Wall Is A Screen adlı Alman grubunun gösterisiyle festival sokaklara taşacak
.

Festivalin bu seneki onur konukları Avrupa belgesel sinemasının usta ismi Helena Třeštíková ve görsel antropolojinin öncülerinden İstanbul doğumlu Asen Balıkçı olacak,.

Documentarist bu sene çok

önemli bir uluslararası atölyeye ev sahipliği yapıyor. Y

erli ve yabancı belgeselciler için fikir platformu olma özelliği taşıyan ve Balkan Belgesel Merkezi tarafından organize edilen "Discoveries 2011 Belgesel Geliştirme Atölyesi" Documentarist kapsamında yapılacak.

Bu sene belgesel sinema üzerine bir çok atölye ve sinema dersi verilecek.

Alaska'dan Bulgaristan'a değin uzanan çeşitli coğrafyalarda çekilen bir sürü film var.

Documentarist 2011'le ilgili gelişmeleri festivalin güncel blogundan takip edebilirsiniz:


http://blog.documentarist.org

"Konserin en güzeli, ücretsiz olanıdır."

Artık "Ali Teküntüre" yoksa da biz grubu o varken sevmiştik. Hala sevilesi, hala dinlenesi. Dinlemeyenler için tadımlık, dinleyenler için ise etkinlik. Konser ücretsizdir, bilin istedim.


28 Ekim Perşembe - Saat : 22.00
Nublu@Babylon
Jurnal sok. no.4 Asmalımescit, Beyoğlu/İst.

Yarın start verecek olan Filmekimi, daha başlamadan erken tükenen biletleriyle şikayet konusu oldu. İstanbul Film Festivaline kıyasla daha az filme, gösterime ve sinemaya sahip olan Filmekimi, biletleri satıştan önce sponsorlara mı dağıttı bilinmez ama saatlerce beklenilen uzun kuyruklar sonucunda dahi sahip olunamayan biletler, izleyicilerin –daha doğrusu izleyemecilerin- canını sıktı gibi. İzleyici bilet arayadursun, sponsorlar ufak twitter oyunlarıyla bilet dağıtmaya devam etsin. Her neyse, ben asıl yakınmamı yaptıktan sonra ek olarak da sizlere Filmekimi’nin ilk günü gösterilecek olan filmlerden birkaç seçki sunayım istedim. Artık biletiniz olduğu için kendinizi şanslı mı hissedersiniz, yoksa seans öncesi sinema önünde bilet mi kovalarsınız bilmiyorum ama “festivaller haricinde de filmler izlenebilir, izlenmeli” düsturuna uygun olarak filmlerden söz edeyim istedim.
İzleyenler de yorumlarını esirgemesin.



L’Illusionniste ( Sihirbaz )


Yönetmen: Sylvain Chomet
İngiltere-Fransa, 201035 mm / Renkli / 90'İngilizce-Fransızca; Türkçe altyazılı

Fransız Yönetmen Sylvain Chomet, Belleville’de Randevu filminden 7 yıl sonra Sihirbaz filmi ile tekrar perdede ismini gösteriyor. Her çalışmasından sonra bir sonrakini merakla beklememize değiyor açıkcası. Senaryonun asıl sahibi ünlü ve de merhum yönetmen Jacques Tati’ye ait. Ondan kalan senaryoyu kendine has çizgilerle katkıda bulunuyor sadece Chomet. Tati’ye olan hayranlığından dolayı bu kalan senaryoyu başka bir yönetmenin çekmesi biraz eksik kılabilirdi sanki. Belleville’de Randevu filminde Tati’ye saygılı bir duruş sergilerken bu seferki filminde de ona armağan sunmayı eksik etmemiş. Eski filmine nazaran filmin Tati’ye uygunluk sağlaması için sahneler daha uzun tutulmuş ve durağanlaştırılmış. Filmdeki sihirbaz karakterin çizgi görünümünü senaryonun sahibi Tati’ye benzeterek hem onun da filme dahil olmasını istemiş, hem de senaryoda Tati’ye ait biyografik özelliklerin bulunduğunun dikkatlerden kaçmamasını istemiş.

Sihirbaz filminde ilgisizliğe sanatını devam ettirmeye çalışan bir sihirbaz anlatılıyor. Artık eskisi kadar büyük kitleleri etkisi altına alamasa da çevresindeki insanların yüzlerine ufak bir tebessüm kondurabilmeyi yeterli görüyor. Yeni tanıştığı kızın gönlünü edebilmek için de bundan fazlasına gerek duymayacaktır da zaten.

İzlenimi rahat, komik ve güzel bir çizgi film. Kaçırmayın derim. Festivalde kaçıranlar için ise başka bir haberim var; Sihirbaz 29 Ekim’de sinemalarda.

Beyoğlu 8 Cu. 11.00 / Beyoğlu 8 Cu. 16.00 / CineBonus GM2 9 Ct. 13.30 / CineBonusGM2 9 Ct. 19.00 / Atlas 10 Pz. 21.30

------------------------------------------------------------------------------


Somewhere (Başka Bir Yerde)


Yönetmen: Sofia Coppola
ABD, 201035 mm / Renkli / 98'İngilizce-İtalyanca; Türkçe altyazılı


Bu filmin yönetmeni, İtalyan asıllı Amerikalı usta yönetmen Ford Coppola’nın kızı Sofia Coppola. Ailedeki bu yetenek babadan çocuğa miras bırakılıyor sanırım.
Sofia Coppola, sinemaya oyunculukla giriş yapan yönetmenlerden. İzlerken fark etmeye ya da bilmeye gerek duymadıysak da –ki buna gerçekten gerek yok- ilk oyunculuğu babası Ford Coppola’nın en önemli eseri The Godfather filminde olmuştur.Öncesinde Lick the Stars ve The Virgin Suicides gibi filmlerin yönetmenliğini yapsa da kendisini asıl tanıtan Lost in Translation filmi oldu.

Sofia Coppola’nın senaryosunu yazıp yönettiği Somewhere filminin ana kahramanı olan Hollywood yıldı Johnie Marco, sahip olduğu eğlenceli, bol kızlı, aşırı hızlı hayatına küçük kızının kendisini ziyaret etmesiyle bira yavaşlar. Artık babalık oynamanın zamanı gelmiştir.
Bu yılki Venedik Film Festivalinde Altın Aslan ödülünü kazanan Somewhere, günün ve festivalin iyilerinden.

Atlas 8 Cu. 19.00 GALA / Atlas 8 Cu. 21.30 GALA / Atlas 9 Ct. 21.30 GALA


-------------------------------------------------------------


The Girl Who Played With Fire ( Ateşle Oynayan Kız )


Yönetmen: Daniel Alfredson
İsveç-Danimarka-Almanya, 200935 mm / Renkli / 129'İsveççe-İtalyanca-Fransızca; İngilizce ve Türkçe altyazılı


Stieg Larsson’un Milenyum üçlemesinin ikincisi. İlki 2009 yapımı olan ve hala vizyonda gösterilmeye devam eden “The Girl With the Dragon Tattoo” ( Ejderha Dövmeli Kız) filmiydi. Dövmeli kızımız Lisabeth Salender’i yine Noomi Rapace canlandırırken, kadrosal anlamda ilk filme göre olan önemli değişiklik yönetmen koltuğunda olmuş. Bu seferki yönetmen Daniel Alfredson . Yönetmen değişikğinin anlatım biçimine katkı sağladığı söylense de bu filmin ilkinden farklı bir etki bırakacağını düşünmüyorum. İlkini izleyenler için söyleyeyim; onu sevenler bunu da sevdi. Sevmeyenler uzak olsun.


CineBonus 8 Cu. 21.30 / Beyoğlu 9 Ct. 16.00 / Atlas 11 Pt. 16.00 / CineBonus 13 Ça. 21.30 / Beyoğlu 14 Pe. 16.00

Herkese merhaba! Bu seferki ödülümüz İstanbul Modern tarafından gerçekleştirilen Transit Hayatlar: Almanya’dan Yepyeni Filmler etkinliğinden. Etkinlik için iki adet çift kişilik bilet ödülümüz var. Yani doğru bilenler arasından yapacağımız çekilişte iki kişiye çift kişilik bilet vereceğiz. Yalnız şöyle bi durum var: Biletler sadece 29 Eylül Çarşamba günü için geçerli. Bu yüzden doğru cevabı verdiğine inananlar yarın akşam muhakkak bloga bir göz atsın.

Yarışma kuralları:
-
Ödüle hak kazanmak için sorulan 3 sorunun da doğru bilinmesi gerekmektedir.
- Ödül; soruyu ilk bilen kişiye değil, hak kazanan
lar arasında yapılacak çekilişte çıkan 2 kişiye verilecektir. (çekiliş random.org üzerinden gerçekleştirilecektir)
-
Sonuçlar açıklanana kadar yorumların gösterimi kap
alı olup süre bittiği zaman yayınlanacaktır. O andan itibaren gelen cevaplar geçersizdir.
- Süre 1 gündür. Salı (yani yarın) akşamı saat 20:00'ye kadar s
oruları cevaplama hakkınız var.
- Blogger kullanıcıları profilinde kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi bulundurursa iyi olacaktır. Aksi halde iletişime geçmekte zorluk yaşanmakta.
- Blogger hesabı olmayan adsızların da cevapla birlikte kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi yazmaları kendileri adına güzellik, bizim adımıza kolaylık sağlayacaktır.
Bol Şans.


Sorumuz aynı: Bu kareler hangi filmlerden?



1-?



2-?


3-?



Herkese iyi şanslar!!


Transit Hayatlar: Almanya’dan Yepyeni Filmler
23-30 Eylül


Film gösterileri müze ziyaretçilerine ücretsiz. Sadece müze giriş ücretiyle filmleri izleyebileceksiniz anlamına gelir bu. Perşembe günleri müze girişleri de ücretsiz. Müze ve filmler bedava demektir bu da.

Etkinlik yorumlarınızı Konuk Yazar olarak paylaşabilirsiniz.


İstanbul Modern Sinema, Goethe-Institut İstanbul işbirliğiyle, ilk gösterimi son bir yıl içerisinde gerçekleşmiş Alman filmlerinden bir seçki sunuyor. İzleyici ve eleştirmenlerin karşısına ilk kez Berlin, Cannes, Venedik, Toronto, Sundance gibi festivallerde çıkan filmlerden oluşan programın açılışını Almanya’nın ünlü genç aktörü Daniel Brühl’ün başrolde oynadığı, gerçekle... kurmacanın iç içe geçtiği keyifli bir romantik komedi olan Lila Lila filmi yapıyor.

Seçkide yer alan diğer filmler arasında geçtiğimiz yıl Bulutların Üstünde (Wolke 9) ile başarı kazanan Andreas Dresen’in gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı senaryosuyla keyifli bir ‘film içinde film’ örneği olan melankolik komedi filmi Votka ile Viski, Max Ophuls Film Festivali’nden ödüllerle dönen, şiddeti ve mizahı yerinde bir psikolojik dram,Yerçekimi (Schwerkraft) ve bu yıl Berlin Film Festivali’nin en çok konuşulan filmlerinden biri olan Thomas Arslan’ın gerilim yüklü cinayet filmi Gölgede (Im Schatten) ve Paris Orly Havalimanı’nın bekleme salonunda iki saat içinde gelişen aktarmalı hayatlar ve ilişkiler üzerine yenilikçi bir deneme olan Orly ve Koş Lola Koş, Parfüm gibi filmlerle tanıdığımız yönetmen, Tom Tykwer’ın yeni filmi Soul Boy yer alıyor.
(İstanbul Modern, Kendi tanıtımından)

Film Seansları

Herkese merhaba! Kültür Başkenti oluşumuzun nimetlerinin hepsini birden yakalamanın imkanı yok. Ama kaçırılmaması gerekenleri canlı canlı izlemek/görmek ve şans eseri yakalamanın değeri pek az şeyle kıyaslanabilir. Bense daha çok yakalamak için kurnazca bir yol seçtim ve konser organizasyonları yapan bi ajansta çalışmaya başladım. Neredeyse güzel olan bütün konserleri bu yolla kaçırmıyor ve değerlerini daha da arttırıyorum.



Çalışıp dinleme fırsatı bulduğum son konser Natalie Cole konseriydi. Bir Cumartesi akşamı Natalie Cole ün o muhteşem sesiyle softluk kazandı. İlk yarıda tüm haftanın yorgunluğunu, ikinci yarıda ise bütün stresini attıratak, kalabalık sayılmayacak izleyici kitlesine kesinlikle hatıralarda yer alacak bi gece yaşattı. 


Sesinin tam olarak  babasının sesiyle aynı ölçüde sakinlik taşıması ve aynı muhteşemlikte olması gerçekten hayranlık uyandırıcı bir şey.Bu benzerliği bi klasik olan "Unforgetable" şarkısında yaptıkları düetle hatırlayabiliriz. Jest yapıp seyircilere türkçe teşekkür etmesi, Frank Sinatra dan "uncle Frank" olarak bahsetmesi, giriş parçasını  Fever olarak belirleyip neredeyse enstrümansız  söylemesi, ve konserden çıkarken herkesin dans ediyor olması kesinlikle güzel şeylerden bi kaçıydı.  




Bu bi konser sonrası postu olsa da gidilesi bi konserden de bahsetmek istersem; bu hafta sonu Su Ada da vereceği konserle Buika yı kaçırmayın derim. Buika için biraz bilgi ve bi kaç parça için  tık tık



 Ve son olarak kendi blogumwww.specialnness.blogspot.com

Herkese iyi haftalar!

Dünya Gençlik Kongresi, 1997 yılında hükümetlerin ve organizasyonların orjinal Rio Dünya Zirvesi’nden bu yana kaydedilen aşamayı tartışmak üzere katıldığı Rio +5 toplantısında yaşanan hayal kırıklığından sonra doğdu. Devamlı gelişim konseptini kamunun gözünde nasıl koruyabiliriz? Öncelikle Genç İnsanların Dünya Zirvesi şeklinde başlayan organizasyon, yeni millenyumun önceliklerini tanımlama aşamasına dönüştü. Ekim 1999’da Hawaii’de gerçekleşen 1. kongre: Genç İnsanların Millenyum Kongresi olarak adlandırıldı. Yeni millenyum için 10 ana öncelik belirlenmişti – bunlardan 8 tanesi daha sonra BM Millenyum Kalkınma Hedefleri’ne yansıtıldı ve 1 yıl sonra BM Millenyum Zirvesinde kabul edildi. İlk kongrenin anahtar mesajı: “Genç insanlar, sadece başkaları tarafından getirilmiş kalkınma yardımından yararlananlar değil, kalkınmada aktif rol almak istiyor.” Ve böylece Gençlerin yürüttüğü kakınma konsepti ve bütün Dünya Gençlik Kongresi’nin amacı olan Gençlerin liderliğindeki değişimin kendisi ol programına dönüştü.



Yukarıdaki paragraf Dünya Gençlik Kongresi ile ilgili www.turkiye2010.org adlı sitede yazılanlardan sadece bir kısmı.Devamında sürekli hale getirilen bu kongrenin evshibiliğine yapan şehirlerde alınan kararlar ve sonuçlar var.En son 2008 yılında Kanada'nın Quebec şehrinde gerçekleştirilen kongrenin 5.si bu sene 31 Temmuz-13 Ağustos tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştiriliyor.Kongre sürecinin sıklıkla sekteye uğraması ve basında kongre ile ilgili fazla yer bulunmaması nedeniyle birçok kişinin nu kongreden haberdar olmadığını biliyorum.Kendi açımdan kongreye delege başvurularının olduğunu öğrenmem başvuruların son gününe tekabül eder.



Başvuru süreci,davet edilme ve son hazırlıkların yapılması...ve en nihayetinde 150 ülkeden 1400 delegenin eşlik ettiği kongre resmi olarak başlamış bulunuyor.Genç gazeteci olarak yer aldığım bu kongrede gözlemlediklerimi,workshop etkinliklerini,tartışmaları ve eğitici programlardan çıkan yapıcı işleri fırsat buldukça buradan sizlere aktarmak istiyorum.Benim aktarıcaklarım dışında kongre ile ilgili bilgi edinmek,canlı yayınarı izlemek ve diğer gazetecilerin yazılarını okumak için http://www.virtualwyc.net/ adresinden bilgi alabilirsiniz.

Ricochet ; Çağrı Küçükay, Onur Güven, James Hakan Dedeoğlu, Erol Arman ve Taylan Turan'dan oluşan bir topluluk, ve adı RİKOŞE diye okunuyor. "The Burning On"e adlı albümleri Peyote Müzik altında Mayıs ayında yayınlandı. Albümün kayıt ve miksi Replikas'tan tanıdığımız Barkın Engin'e ait. Grup elemanları 'The Burning One'ın öncesinde epeyce bir süre boyunca solo projeler üzerinden gitmiş ve 2009'da Ricochet adı altında tekrar bir araya gelerek müziklerine devam etme kararı almışlar.


Albümden bahsetmek gerekirse... Gerçekten çok taze ve heyecan verici bir albüm. Birbirinden farklı 10 güzel şarkıdan oluşuyor, ve albümü 2. kez dinlememe rağmen hala fon müziği değil, kendini dinleten şarkılardan oluşan bir albüm bu. Öyle ki, bir kitapçıda arkadaşımla buluşmadan önce zaman öldürürken kulağıma takıldı, ve hemen almama sebep oldu. Albümün tatlı vokalleri, bazı şarkılarda The Notwist'i, bazı şarkılarda ise Piano Magic'i hatırlatıyor ancak güçlü davullar ve gitarlar bu etkiyi kırarak albümü bambaşka, eşsiz bir atmosfere bürüyor.

Uzun lafın kısası Ricochet, 30 Temmuz'da Peyote sahnesinde olacak. Terli ve sıkıcı bir Ağustos öncesi İstanbul'un başına gelebilecek en güzel şeylerden biri olarak bu geceyi kaçırmayın derim.

Merih Akman,
http://vogonjeltz.tumblr.com

Caz Festivali kapsamında Türkiye’ye gelen The Brand New Heavies grubu, 14 Temmuz Çarşamba gecesi (bu akşam) saat 22.00’de İstanbul Caz Festivali’nin mekânlarından İstinyePark’ta sahne alacak. 90’ların müzikal anlamda en önemli gruplarından biri olan The Brand New Heavies, dünyaya İngiltere’den yayılan acid jazz akımının öncülerinden.


Caz Festivali’nin önemli bir durağı olan İstinyePark, gecenin sponsorluğunu üstlenerek, Markalar Sokağı’nda The Brand New Heavies konseri ile sanatseverlere unutulmaz bir gece yaşatacak. The Brand New Heavies kullandıkları sample’larla funk’u popüler müziğin içine entegre ederek, 90’ların dans sahnesinin oluşturulmasına büyük katkıda bulunuyor. Grup, 2006 yılında vokalist N’Dea Davenport’la yollarını yeniden birleştirdiğinden bu yana Avrupa ve Amerika’da çok başarılı performanslara imza atıyor.

Son albümleri We Won’t Stop’ı bu yıl yayımlayan The Brand New Heavies, İstinyePark’ta yüzlerce dinleyiciye dans müziğinin en kaliteli halini, eğlenceli bir konser eşliğinde sunacak.

Biletler
Ayakta 30 TL
Öğrenci 20 TL

İstinye Park
14.7.2010,Çarşamba 22.00