müzisyen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzisyen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir sinema blogunda müzikten bahsetmek için iyi bir fırsat. Kendi alanında usta sayılan yönetmen Martin Scorsese'nin, yine kendi alanında üstad kabul edilen müzisyen Bob Dylan'ı konu eden belgeseli, No Direction Home: Bob Dylan.

Müzik kariyerine bir folk sanatçısı olarak başlamış, notalarına bir kaç elektro eklediğinden dolayı rockçı olarak etiketlendirilmiş, hatta eski fanları tarafından hain diye de adlandırılmıştır. Nedeni? Müziğine elektorik katıp geleneksel müzikten sıyrıldığı için. Ama kendi deyimiyle sırf elektonik diye modernize olduğu anlamına gelmiyor ( bu örnek günümüz Türkiyesinde mecvut:)
Oysa Dylan, ne folk şarkıcısı, ne de rock şarkıcısı olarak kendini etiketletmek istemiştir. İnsanları barkodlamaya düşkün 30 yaş üstü insanlar için kendini "30 yaş altı" olarak etiketlemiş ve kalabildiği ölçüde burada kalmak istemiştir.

Belgeseli izlerseniz siz de Bob Dylan'ın bu tür uğraşlar içinde olmadığını görebilirsiniz. Sahneye çıkıp sadece şarkı söylemek istemiştir. Öyleki çoğu konserinde yuhalanmasına rağmen, hiç bi şey yapmamış, dediklerinizi kaale almıyorum sinyali gönderebilmek için sadece müziğinin sesini yükseltmiştir. Belki de elektro kullanma nedeni de buydu, seyirciyi hiç duymadan şarkı söylemek:)

Belgeselde en dikkat çekici yerlerinden bir kaçı da basın toplantıları. Muhabirlerin salak soruları ve Bob Dylan'ın bazen alaysı cevabı, bazen de umursamaması. Bu hareketleri de havalı bir starın yaptığı tür hareketlerden değil. Tamamen sıkıntıdan. Fazlaca yüceltilmekten. Geçmişte bu kadar büyümeyi istediğini düşünmüyorum,bunun için çabaladığını da.

Belgeselde en çok hoşuma giden bölüm ise son bölüm. Yine bir konser için Bob Dylan sahneye çıktığında seyircilerden (kendini bilmez ukala diye tanımlar eskilerimiz) birisi "hain" diye bağırıyor. Bob ise onun bu görüşüne katılmamakta, tıpkı bizim gibi. Ve ona en güzel cevabı daha yüksek sesle çalarak veriyor. Ki çaldığı şarkı da zaten o tip insanlara duyulan sitemin getirisidir. Bu şarkı bir çok listede dünyanın en iyi şarkısı olarak gösterilen Like A Rolling Stone' dur. Şarkıya başlarken elini o bağırana doğru kaldırıp, ona hediye etmesi de cilası:)
Son sahneyi izlemek için tıklayın!
------------------------------------
A moron: Judas !
Bob Dylan: I don't believe you
Bob Dylan: You're a lier
Bob Dylan: Play it fucking loud !
-----------------------------------
Basın Toplantısından:

Journalist #1:Mr. Dylan, I know you dislike labelsand probably rightly so,but for those of us who are well over 30...could you label yourselfand perhaps tell us what your role is?
Bob Dylan:Well, I sort of label myself as well under 30.And my role is to, you know,to just stay here as long as I can.
-------------
Journalist #2: Mr. Dylan, you seem very reluctantto talk about the fact that you're a popular entertainer,and you're a most popular entertainer.
Bob Dylan:Well, what do you want me to say about it?
Journalist #2:Well, you seem almost embarrassedto admit that you're... To talk about...
Bob Dylan:Well, I'm not embarrassed,I mean, you know.What do you want exactly for me to say? Do you want me to jump up and say,"Hallelujah" and crash the cameras...and do something weird? Tell me.I'll go along with you.If I can't go along with you,I'll find somebody to go along with you.
-----------
Bob Dylan: Um... how many?
Journalist #3: Yes. How many?
Bob Dylan: Uh, I think there's about uh, 136.
Journalist #3: You say ABOUT 136, or you mean exactly 136?
Bob Dylan: Uh, it's either 136 or 142.

Filmin müziklerinin ne kadar önemli olduğunu, hissedilen duyguyu arttırmada yardımcı olduğunu bilir ve hissederiz. ( Böyle düşünmeyen kişiler ve yönetmenler de mevcuttur tabi, bu yüzden pek müzik de kullanmazlar. ) Bu yüzden, bu filmleri çekenleri ve oynayanları konuştuğumuz gibi müziğini hazırlayanları da konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Daha önce John Williams'a ve John Williams konusunun serzeniş kısmında Ennio Morricone'ye değinilmişti. Hollywood'a hakim olanlar onlar. Fakat yıldızı parlayan ise Yann Tiersen.

Her Türk evladının ,haberi olmasa da, ömrü hayatında bir defa da olsa Yann Tiersen dinlediğini iddia edebilirim. ATV anahaberde hemen hemen her çeşit habere koydukları Amelie filminin soundtrack müziği Yann Tiersen şaheseridir.

Bazen akordiyon ile bazen keman ya da piyano ile süzülüp giden bir tarzı var. Sadece bu enstrumanlarla da sınırlı kalmaz. Hemen hemen her bir enstruman için beste yapabilir ve bir çoğunu çalar da.Tarzının ne ölçüde Hollywood kriterlerine uyduğunu bilmem ama Avrupa konusunda oldukça gideri olan bir besteci. Zaten adaylık ve ödülleri de Avrupa'dan geldi. Her şey ödül mü be? Tabiki değil. Önemli olan güzellik, işte bu yüzden 3 gündür Yann Tiersen dinleyerek sabahlıyorum ya.
İnanmıyorsanız buyurun indirip bi tadına bakın.
Yann Tiersen - Monochrome

Soundtrack hazırladığı filmlerden bazıları:
Amelie (2001)
Good Bye Lenin (2003)
Tabarly (2008)

Pink Floyd grubunu bilmeyenimiz olmadığını farzettiğimden gruba değinmeden filme geçeceğim. Ki gruba değinmeden de olmayacak gibi. Çünkü film Pink Floyd şarkılarının bir nevi görselleştirilmesi şeklinde. Klip diyemeyiz çünkü burda tüm şarkılar bir bütün içinde kliplenmiş şekildedir (garip bi cümle). Bu da aslında Pink Floyd albümlerindeki bütünlüğün bir diğer göstergesi.
Filmde neler var? P.F.'nin Wall albümünde ne varsa o var. Irkçılığa karşı söylemler, Nazisme karşı söylemler, eğitim sistemini eleştiriler, savaşlara karşı duruşlar, uyuşukluklar vs.. Peki ne yok derseniz, diyalog yok. Diyalogumuz oldukça az. Pink Floyd şarkıları diyalog şeklinde olduğundan bunu da pek hissetmiyoruz:)
Filmin yönetmeni Alan Parker. Pink karakterini ise Pink Floyd grubunu 25 yıl aradan sonra tekrar (2005 "Live8" konseri ) bir araya getiren Bob Geldof oynuyor. Filmin müzik ve ses dalında da 2 adet Bafta ödülü mevcut.
( Bugün yazacağım filme dünden kararımı verdim. Dünkü 7pinkfloydlar ve 2prenses konserinde bu sefer arka fonda The Wall Movie' filminden ve Pink Floyd'un kliplerinden görüntüler koymuşlardı. Bu da, bu konserin Pink Floyd'un hep yaptığı tiyatral konser çeşidine bir yakınlaşma getirmiş. işte o ekranda görünce aklıma geldi bu filmi yazmak.)
--------------------
Teacher: "Money get back / I'm all right, Jack / Keep your hands off my stack / New car / Caviar / Four star daydream / Think I'll buy me a football team." Absolute rubbish, laddie. [whacks him with a ruler, growls at Pink]
Teacher: Get on with your work.
--------------------
Hotel Manager: He's a maniac!
Rock and Roll Manager: He's an ARTIST!
-------------------
Aslında, replik olarak filmdeki şarkıları söylesem yeterli olur sanırım..
Şarkı listesi için tıklayın !

Filmi izlerken sahnede olanlar değil de aklınıza arkadan çalan müzik takılıyorsa, eve gittiğinizde filmin müziklerini araştırıp indirmek içinize doğuyorsa, o müzikler başarılı olmuşlardır mı demeliyiz? Yoksa filmin müziği, ne sahneden bağımsız ne de sahnenin kendisi olmamalı, sahneyle bütünleşik olmalı mı demeliyiz? Müziğin başarılı olmasındaki kriteriniz ne ise ona cevap veren bir isim, John Williams..
Aralarında Star Wars, Schindler's List , Fiddler on the Roof , Munich ,Catch Me If You Can ,The Patriot,Saving Private Ryan , Sleepers ,Born on the Fourth of July filmlerinin de bulunduğu 100lerce filme soundtrack hazırlama, 45 kez oscar adaylığı ve 5ine sahip olma. Sanırım bu görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir başarı. Bir çok yönetmenin ve de oyuncunun hayalini süsleyen o heykelciğe müzisyen sıfatıyla 5 kez sahip olmuş. Tabi bir yönetmen kadar zor değildir işi belki de, ya da bir oyuncu kadar rakibi de bol değildir. Ama bunların hiç biri bu başarıyı örtbas edemez. Filmin müziklerini John Williams' a yaptırırmanın, filmin en azından bir dalda oscara adaylığının kesin olduğu anlamına geldiğini artık bilmeyen kalmadı sanırım.
Oscar kazandığı filmler:
Schindler's List
E.T.: The Extra-Terrestrial
Star Wars
Jaws
Fiddler on the Roof