Richard Eyre’ın yönettiği Notes on a Scandal (2006), izleyiciyi rahatsız etmeyi hedefleyen ama bunu sansasyonel bir ahlak tartışmasıyla değil, insan doğasının karanlık dürtülerine odaklanarak yapan bir psikolojik gerilim filmi. Zoe Heller’ın aynı adlı romanından uyarlanan film, dışarıdan bakıldığında bir 'skandal' hikayesi gibi görünse de, merkezine suçtan çok iktidar, arzu, sınıfsal hınç ve yalnızlık gibi derin insani çatışmaları yerleştiriyor. Judi Dench ve Cate Blanchett’ın olağanüstü performanslarıyla güçlenen film, izleyiciyi yalnızca olan bitene değil, bu olayları anlatan kişinin zihnine mahkum ediyor ve geriyor.
Barbara’nın Sheba’ya duyduğu öfke yalnızca gençliğine ya da güzelliğine değildir; onun ait olduğu sosyal sınıfa, rahatlığına ve hayatta bir adım önde oluşunadır. Bu nedenle film, arzuyu cinsellikten çok sınıf bilinci ve hınç üzerinden kuruyor.
Bu toprakların ezberlenen ağlamaklı ve bol entrikalı (aşk soslu elbette) dizilerinden artık gına geldi. Yok mu şöyle batılı tarzda çekilen bir polisiye dizi derken çıkageldi Filinta:Bir Osmanlı Polisiyesi.
Gerek Trt'de yayınlanıyor oluşundan (malum devlet kanalı) gerekse de polisiye dizilerin (tuhaf fenomen Arka Sokaklar'ı saymazsak) pek bizim halkı sarmaması gerçeği nedeniyle önyargıyla bakılıyor sanırım bu diziye.
Filinta dizisi Kudret Sabancı yönetmenliğinde çekiliyor. Devasa bir plato varmış Kocaeli'de. O günün muhitleri, dükkanları yani tamamıyla her şeyi en kanlı canlı haliyle ve de hiç sırıtmadan izleyicinin gözlerinin önüne getiriliyor. Ciddi bir maddi yükümlülük getiren, artı emek isteyen bir girişim bu. Takdir edilesi.
Dizinin kahramanı, Galata müşiri Filinta Mustafa'yı Onur Tuna canlandırıyor. Öncelikle kendisi ilk gördüğümde sadece fiziğinden dolayı mı bu adamı başrole oturtmuşlar dedim. Lakin bölümler ilerledikçe oyuncu bu role iyice ısındı. Bu diziden sağ salim bir başarıyla çıkarsa ülke belki de iyi bir jön kazanabilir.
Filinta Mustafa'nın gönlünü kaptırdığı dilber portresinde karşımıza çıkan Lara'yı Damla Aslanalp oynuyor. Her hikayede bir aşk masalı olmasına alışığız. Dozunda karşımıza çıkıyor bu ikili dizi boyunca. Bu da güzel.
Bahsedilmesi gereken esas karakter ise kesinlikle Kadı Gıyaseddin rolündeki Mehmet Özgür. Hem duruşu hem de belki de rolü gereği hakim olduğu lisanıyla dizideki en Osmanlı karakter. Açık ara... Bu role cuk oturmuş. Kalabalıkları elini kaldırıp "sukunet" diye susturması oldukça karizmatik. Keza devlet işleri ve adli vakalardaki genel yaklaşımları da.
Son olarak hikayenin kötü adamı Boris Zaharyas'tan bahsetmeli. Gerçek hayattaki muadilinin Osmanlı'nın başına türlü türlü çoraplar ören Basi Zaharoff olduğunu tahmin etmek güç değil. Bu savaş tacirini ise Serhat Tutumluer canlandırıyor. Kadı Gıyaseddin rolündeki Mehmet Özgür'den sonra dizinin en iyisi kesinlikle. Bu karakter sebebiyle konuyu günümüzün meşhur devlet içi illegal yapılanmalara (veya en son tabirle paralel yapı) göndermeli bir dizi diyerekten Filinta dizisini hakir görenler var. Büyük bir hata yapıyorlar zira tarih boyunca devletlerin altını oymaya çalışan illegal oluşumlar hep olmuştur. Zaten Basil Zaharoff adlı gerçek kişi de bu tarz bir adamdır. Ve buna ek olarak diziyi hiç izlemeden, ortaya dökülen emeği ve kaliteli yapımı hiçe sayarak yapılan yorumlar çok boş. Hele bir iki bölüm izleyin, ondan sonra dizinin kalitesi üzerine üç beş kelam edin.
Uzun uzun yazmak yerine dizide yer alan meşhur bir kaç oyuncunun daha olduğunu isimlerini zikrederek yazalım. Yosi Mizrahi, Kayra Şenocak, Naz Elmas ve Kamil Güler de piyasanın iyi bilinen isimleri ve onlar da dizide önemli rollerdeler.
Dizinin batılı havasından Cumhuriyer gazetesi yazarı Mehmet Çoban da diziyi övdüğü bir yazısında bahsetmişti. Hemen ilk bölümün ardından yazılan bu yazıda bunca kaliteye ve ülkedeki çoğu işten üstün olan bir yapım olmasını rağmen bir türlü halkın diziye ısınamadığını güzelce anlatmış. İki önceki cümlede yazıya bir bağlantı koydum. Okumanızı tavsiye ederim. Kısa bir cümleyle yazıya değinmek gerekirse; Türk dizi izleyicisinin, Özcan Deniz'in modern ağa rollü dizilerine ve Muhteşem Yüzyıl gibi bol entrikalı (bol aşklı meşkli anlamında) dizilere aşina olması, çabuk kanının kaynaması en büyük etken diyor bu duruma. Yoksa henüz bu topraklar batı kalitesinde çekilen polisiyelere uzak mı? Veya en fazla Adanalı tarzı klişe işleri mi beğeniyoruz? Cevaplaması çetrefilli bir soru.
Filinta'nın avantajı devlet kanalında olması. Çok ciddi bir reyting kaygıları bu sebeple olmaz. Lakin bu dizi gerçekten izlenmeli. Hem ülke dizi sektörü bu kadar gelişti mi yahu diye şaşırmak ve takdir etmek için hem de yurt dışına tüm kalitesiyle pazarlanabilecek bir diziye destek vermek için.
İnternetten izlemesi daha keyifli elbette. Ancak dizinin 2 saate yakın süre boyunca reklamsız bir şekilde televizyondan da yayınlandığını hatırlatayım.

American Sniper
Birdman
Boyhood
The Grand Budapest Hotel
The Imitation Game
Selma
The Theory of Everything
Whiplash
Alexandro G. Iñárritu, Birdman
Richard Linklater, BoyhoodBennett Miller, Foxcatcher
Wes Anderson, The Grand Budapest Hotel
Morten Tyldum, The Imitation Game
Steve Carell, Foxcatcher
Bradley Cooper, American Sniper
Benedict Cumberbatch, The Imitation Game
Michael Keaton, BirdmanEddie Redmayne, The Theory of Everything
Marion Cotillard, Two Days One NightFelicity Jones, The Theory of EverythingJulianne Moore, Still AliceRosamund Pike, Gone GirlReese Witherspoon, Wild
Robert Duvall, The Judge
Ethan Hawke, Boyhood
Edward Norton, Birdman
Mark Ruffalo, FoxcatcherJ.K. Simmons, Whiplash
Patricia Arquette, BoyhoodLaura Dern, WildKeira Knightley, The Imitation GameEmma Stone, BirdmanMeryl Streep, Into the Woods
Emmanuel Lubezki, BirdmanRobert Yeoman, The Grand Budapest HotelLukasz Zal and Ryszard Lenczewski, Ida
Dick Pope, Mr. TurnerRoger Deakins, Unbroken
Ida, Poland
Leviathan, Russia
Tangerines, Estonia
Timbuktu, Mauritania
Wild Tales, Argentina
American Sniper, Jason Hall
The Imitation Game, Graham Moore
Inherent Vice, Paul Thomas Anderson
The Theory of Everything, Anthony McCarten
Whiplash, Damien Chazelle
Birdman, Alejandro G. Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Jr. & Armando Bo
Boyhood, Richard Linklater
Foxcatcher, E. Max Frye and Dan Futterman
The Grand Budapest Hotel, Wes Anderson & Hugo Guinness
Nightcrawler, Dan Gilroy
Bill Corso and Dennis Liddiard, FoxcatcherFrances Hannon and Mark Coulier, The Grand Budapest HotelElizabeth Yianni-Georgiou and David White, Guardians of the Galaxy
The Grand Budapest Hotel
The Imitation Game
Interstellar
Mr. Turner
The Theory of Everything
“Everything Is Awesome” from The Lego Movie; Music and Lyric by Shawn Patterson
“Glory” from Selma; Music and Lyric by John Stephens and Lonnie Lynn
“Grateful” from Beyond the Lights; Music and Lyric by Diane Warren
“I’m Not Gonna Miss You” from Glen Campbell…I’ll Be Me; Music and Lyric by Glen Campbell and Julian Raymond
“Lost Stars” from Begin Again; Music and Lyric by Gregg Alexander and Danielle Brisebois
Big Hero 6
The Boxtrolls
How to Train Your Dragon 2
Song of the Sea
The Tale of Princess Kaguya
Crisis Hotline: Veterans Press 1
Joanna
Our Curse
The Reaper
White Earth
Joel Cox and Gary D. Roach, American Sniper
Sandra Adair, BoyhoodBarney Pilling, The Grand Budapest HotelWilliam Goldenberg, The Imitation GameTom Cross, Whiplash
The Grand Budapest Hotel, Production Design: Adam Stockhausen; Set Decoration: Anna Pinnock
The Imitation Game, Production Design: Maria Djurkovic; Set Decoration: Tatiana Macdonald
Interstellar, Production Design: Nathan Crowley; Set Decoration: Gary Fettis
Into the Woods, Production Design: Dennis Gassner; Set Decoration: Anna Pinnock
Mr. Turner, Production Design: Suzie Davies; Set Decoration: Charlotte Watts
The Bigger Picture
The Dam Keeper
Feast
Me and My Moulton
A Single Life
Aya
Boogaloo and Graham
Butter Lamp
Parvaneh
The Phone Call
American Sniper, Alan Robert Murray and Bub Asman
Birdman, Martín Hernández and Aaron Glascock
The Hobbit: The Battle of the Five Armies, Brent Burge and Jason Canovas
Interstellar, Richard King
Unbroken, Becky Sullivan and Andrew DeCristofaro
American Sniper, John Reitz, Gregg Rudloff and Walt Martin
Birdman, Jon Taylor, Frank A. Montaño and Thomas Varga
Interstellar, Gary A. Rizzo, Gregg Landaker and Mark Weingarten
Unbroken, Jon Taylor, Frank A. Montaño and David Lee
Whiplash, Craig Mann, Ben Wilkins and Thomas Curley
Captain America: The Winter Soldier, Dan DeLeeuw, Russell Earl, Bryan Grill and Dan Sudick
Dawn of the Planet of the Apes, Joe Letteri, Dan Lemmon, Daniel Barrett and Erik Winquist
Guardians of the Galaxy, Stephane Ceretti, Nicolas Aithadi, Jonathan Fawkner and Paul Corbould
Interstellar, Paul Franklin, Andrew Lockley, Ian Hunter and Scott Fisher
X-Men: Days of Future Past, Richard Stammers, Lou Pecora, Tim Crosbie and Cameron Waldbauer
Citizenfour
Finding Vivien Maier
Last Days of Vietnam
The Salt of the Earth
Virunga
Milena Canonero, The Grand Budapest Hotel
Mark Bridges, Inherent ViceColleen Atwood, Into the WoodsAnna B. Sheppard and Jane Clive, MaleficentJacqueline Durran, Mr. Turner
Büyük bilimkurgu anlatılarının görkemli efektlerine ya da karmaşık zaman çizelgelerine yaslanmadan, varoluşsal bir tedirginliği gündelik hayatın en sıradan mekanlarından biri olan akşam yemeği masasına sızdırmayı başaran bir film Coherence. James Ward Byrkit’in mikro bütçeli bu ilk uzun metrajı, seyirciyi yüksek sesle değil, fısıltıyla rahatsız eden bir bilimkurgu/gerilim deneyimi sunuyor. Ancak gerilimini görsel ihtişamdan değil, kimliğin kırılganlığından ve olasılıkların ürkütücülüğünden alıyor.
Coherence, Kaliforniya’da bir banliyö evinde bir araya gelen sekiz arkadaşın sıradan bir akşam yemeğiyle başlaıyo. Aynı gece, Dünya’nın yakınından geçmesi beklenen bir kuyruklu yıldız olayı var. İlk başta küçük aksaklıklar (telefonların çekmemesi, elektrik kesintileri) olarak beliren tuhaflıklar, iki karakterin karanlıkta, tamamen aydınlatılmış ama boş bir eve rastlamasıyla ürpertici bir boyut kazanıyor. Çok geçmeden, o evde gördükleri kişilerin kendilerinin birebir kopyaları olduğu anlaşılıyor. Bu keşif, gecenin ilerleyen saatlerinde gerçekliğin tekil olmadığı, birden fazla olasılığın aynı anda var olabildiği fikrini akıllara yeniden getirir. Grup, kimin 'gerçek', kimin 'öteki' olduğu sorusuyla yüzleşirken, güven ve kimlik kavramlarının hızla çözülmeye başladığı, gerilimli anlara doğru evriliyor hikaye.
Yönetmen James Ward Byrkit, filmini bilinçli olarak kısıtlı imkanları anlatının lehine çevirimiş. Neredeyse tamamı tek bir evde geçen film, el kamerası kullanımı, düşük ışık ve zaman zaman kaotik görünen kadrajlarıyla belgeselvari bir gerçeklik hissi yaratıyor. Bu estetik tercih, izleyiciyi karakterlerle aynı bilişsel karmaşanın içine çekiyor ve neyin önemli, neyin tesadüf olduğu giderek belirsizleşiyor.
Cem Yılmaz'ın kemik film kadrosuna bundan sonra eklenmesi gereken bir isim var. O da Çağlar Çorumlu. Filmin en iyisi. Almış götürmüş filmi. Umarım daha sonraki projelerde de yer alır. Ondan sonra da Zerrin Tekindor geliyor bana kalırsa. Bu iki isim filmdeki diğer tüm isimlerin önünde bir performans ortaya koymuş.
Cem Yılmaz'ın bu filminde de daha önceki filmlerinde olduğu gibi kendi eski filmlerine gönderme (replik olarak genelde) yapma özelliği devam ediyor. H.Ç.G.O'dan replikleri duyunca ister istemez keşke o film tadında filmler çekse Cem Yılmaz diyorum. Bu film de Cem Yılmaz'a çok önyargılı değilseniz ya da gideyim de kahkaha atayım her sahnede demiyorsanız, sizi tatmin edecek bir film. Sıkmıyor. Konusu sevimli. Sevimsiz olan ise yukarıda bahsettiğim gözümüze gözümüze sokulan reklamlar. Pepsi gelecek bu filmi her gördüğümde aklıma. Ürünü kafama tam yerleştirdiler yani. Tebrik ediyorum.
Twitter'da görmüştüm sanırım. Cem Yılmaz'ın dram-komedi filmleri arasında şöyle bir sıralama yapmış vatandaşın biri. Kesinlikle katılıyor ve paylaşıyorum.
Her Şey Çok Güzel Olacak > Hokkabaz > Pek Yakında
“Breaking Bad” (WINNER)
“Downton Abbey”
“Game of Thrones”
“House of Cards”
“Mad Men”
“True Detective”
“Modern Family” (WINNER)
“The Big Bang Theory”
“Louie”
“Orange is the New Black”
“Silicon Valley”
“Veep”
Bryan Cranston, “Breaking Bad” (WINNER)
Jeff Daniels, “The Newsroom”
Jon Hamm, “Mad Men”
Woody Harrelson, “True Detective”
Matthew McConaughey, “True Detective”
Kevin Spacey, “House of Cards”
Julianna Margulies, “The Good Wife” (WINNER)
Lizzy Caplan, “Masters of Sex”
Claire Danes, “Homeland”
Michelle Dockery, “Downton Abbey”
Kerry Washington, “Scandal”
Robin Wright, “House of Cards”
Jim Parsons, “The Big Bang Theory” (WINNER)
Ricky Gervais, “Derek”
Matt LeBlanc, “Episodes”
Don Cheadle, “House of Lies”
Louis C.K., “Louie”
William H. Macy, “Shameless”
Julia Louis Dreyfus, “Veep” (WINNER)
Lena Dunham, “Girls”
Edie Falco, “Nurse Jackie”
Melissa McCarthy, “Mike & Molly”
Amy Poehler, “Parks & Recreation”
Taylor Schilling, “Orange Is the New Black”
Benedict Cumberbatch, “Sherlock: His Last Vow” (WINNER)
Chiwetel Ejiofor, “Dancing on the Edge”
Martin Freeman, “Fargo”
Billy Bob Thorton, “Fargo”
Idris Elba, “Luther”
Mark Ruffalo, “The Normal Heart”
Jessica Lange, “American Horror Story: Coven” (WINNER)
Helena Bonham Carter, “Burton and Taylor”
Minnie Driver, “Return to Zero”
Sarah Paulson, “American Horror Story: Coven”
Cicely Tyson, “The Trip to Beautiful”
Kristen Wiig, “The Spoils of Babylon”
Aaron Paul, “Breaking Bad” (WINNER)
Jim Carter, “Downton Abbey”
Peter Dinklage, “Game of Thrones”
Josh Charles, “The Good Wife”
Mandy Patinkin, “Homeland”
Jon Voight, “Ray Donovan”
Anna Gunn, “Breaking Bad” (WINNER)
Maggie Smith, “Downton Abbey”
Joanne Froggatt, “Downton Abbey”
Lena Headey, “Game of Thrones”
Christine Baranski, “The Good Wife”
Christina Hendricks, “Mad Men”
Ty Burrell, “Modern Family” (WINNER)
Andre Braugher, “Brooklyn Nine-Nine”
Adam Driver, “Girls”
Jesse Tyler Ferguson, “Modern Family”
Fred Armisen, “Portlandia”
Allison Janney, “Mom” (WINNER)
Mayim Bialik, “The Big Bang Theory”
Julie Bowen, “Modern Family”
Kate Mulgrew, “Orange Is the New Black”
Kate McKinnon, “Saturday Night Live”
Anna Chlumsky, “Veep”
“The Amazing Race” (WINNER)
“Dancing with the Stars”
“Project Runway”
“So You Think You Can Dance”
“Top Chef”
“The Voice”
Ve beklenen gün geldi. Sinemanın en prestijli ödülü kabul edilen Oscar heykeycikleri sahiplerini buldu.
Oscar adaylarının açıklandığı tarihten itibaren akademiye eleştiriler hiç bitmedi. Ödüllere gelecek tepkilerin ne şekilde olacağı merak konusu.
Bu sene iki filmde de aday gösterilebilecek olan 2 oscar ödüllü Tom Hanks için ölü taklidi yapıldı ve kendisi iki film için de görmezden gelindi. Ödüllük performansa sahip değilse de adaylık ile taçlandırılabilirdi usta oyuncu. Tek başına koca bir filmi sırtında taşıyan ve bunu seyirciye izlettirebilen 78 yaşındaki Robert Redford'a en azından bir saygı duruşunda bulunulmalıydı görüşünde olanların da olduğunu belirteyim. Adayları belirlemede biraz garip davranılsa da kanımca gecenin en haklı Oscar'ı da bu dalda verildi. Matthew McConaghuey, Dallas Buyers Club'taki performansıyla benim favorimdi ve nitekim akademi ile ender olan görüş birlikteliğim sonucu ödül de ona gitti.
Bir diğer görmezden gelinen oyuncu ise Oprah Winfrey. The Butler filmiyle o da en azından adaylığa konmalıydı eleştirileri çıkmıştı. Ama bu dalda da kimsenin Cate Blanchett'in heykelciği kaldırmasına lafı olamaz.
Daniel Brühl de yardımcı erkek oyuncu dalında Bafta ve Golden Globe'da aday gösterilmiş fakat kazanamamıştı. Akademi 'ne de olsa bizde de kazanamaz' diyip onu da es geçmiş, performansını görmezden gelmiş olabilir. Ve bu ödülü Dallas Buyers Club'taki transgender woman performansıyla Jared Leto aldı. Barkhad Abdi biraz daha gözüme girmişti oysa.
Kategorilerde olması gerektiği düşünülen birkaç film de var. Bunların başında Coen Kardeşlerin filmi Inside Llewyn Davis geliyor. Bu sene böyle bir film çekilmemiş tavrı almış gibiydi akademi. ki haksızlık olmasın diye aday gösterilen filmlerin sayıları bile çoğaltılmıştı. Demek ki yeterli sayıya ulaşılamamış. En iyi film dalında gerilerden bangır bangır gelen Gravity vardı. Yavaş Yavaş tüm ödülleri toplamasına 12 Years a Slave filmi dur dedi ve en prestijli ödülün sahibi oldu. Filmde çok ufak bir sahnesi olasına rağmen bazı ülkelerde afişlere resmi en önden koyulan ve bu yüzden eleştiri alan Brad Pitt için iyi oldu bu ödül. Zira en iyi fil ödülü heykelciğinin verildiği yapımcılar listesinde onun da adı var. İlk Oscar'ını da bu sayede almış bulunuyor.
Uykusuz bir gecenin ardından daha fazla uzatmadan ödülleri yazayım ve aradan çekileyim. Belki ilerleyen zamanlarda önemli olan birkaç kategoriye yeniden değiniriz.
David O. Russell – American Hustle
Alfonso Cuaron – Gravity
Alexander Payne – Nebraska
Steve McQueen – 12 Years A Slave
Martin Scorsese – The Wolf Of Wall Street
Best Picture
American Hustle
Captain Phillips
Dallas Buyers Club
Gravity
Her
Nebraska
Philomena
12 Years A Slave
The Wolf Of Wall Street
Christian Bale – American Hustle
Bruce Dern – Nebraska
Leonardo DiCaprio – The Wolf Of Wall Street
Chiwetel Ejiofor – 12 Years A Slave
Matthew McConaghuey – Dallas Buyers Club
Best Actress
Amy Adams – American Hustle
Cate Blanchett – Blue Jasmine
Sandra Bullock – Gravity
Judi Dench - Philomena
Meryl Streep – August: Osage County
Barkhad Abdi – Captain Phillips
Bradley Cooper – American Hustle
Michael Fassbender - 12 Years A Slave
Jonah Hill– The Wolf Of Wall Street
Jared Leto– Dallas Buyers Club
Best Supporting Actress
Sally Hawkins – Blue Jasmine
Jennifer Lawnrece - American Hustle
Lupita Nyong'o – 12 Years A Slave
Julia Roberts – August: Osage County
June Squibb – Nebraska
The Croods
Despicable Me 2
Ernest & Celestine
Frozen
The Wind Rises
Best Documentary Feature
The Act Of Killing
Cutie And The Boxer
Dirty Wars
The Square
20 Feet From Stardom
Best Foreign Language Feature
The Broken Circle Breakdown
The Great Beauty
The Hunt
The Missing Picture
Omar
Alone Yet Not Alone - Alone Yet Not Alone
Happy – Despicable Me 2
Let It Go – Frozen
The Moon Song – Her
Ordinary Love – Mandela: Long Walk To Freedom
Best Original Screenplay
Eric Singer & David O. Russell – American Hustle
Woody Allen – Blue Jasmine
Craig Borten & Melisa Wallack – Dallas Buyers Club
Spike Jonze – Her
Bob Nelson - Nebraska
Best Adapted Screenplay
Richard Linklater, Julie Delpy & Ethan Hawke – Before Midnight
Billy Ray – Captain Phillips
Steve Coogan & Jeff Pope – Philomena
John Ridley – 12 Years A Slave
Terence Winter – The Wolf Of Wall Street
Sinemadan çok felsefeye, anlatıdan çok düşünceye yaslanan bir film The Sunset Limited. HBO yapımı bu televizyon filminde yönetmen koltuğunda usta oyuncu Tommy Lee Jones otururken, aynı zamanda filmin iki karakterinden biri. Diğerini de yine usta oyuncu Samuel L. Jackson canlandırıyor. Bu ikisi yalnızca iki karakteri değil, iki karşıt dünya görüşünü de temsil ediyor. Film; Tanrı inancı ile nihilizm, umut ile karanlık, yaşama tutunma ile ölümü seçme arzusu arasında geçen uzun ve sarsıcı bir söz düellosunu içeriyor.
Film, New York metrosunda geçen kritik bir anla başlıyor. White (Tommy Lee Jonas) adlı entelektüel bir üniversite profesörü, Sunset Limited adlı trenin önüne atlayarak intihar etmeye çalışırken, Black (Samuel L. Jackson) adlı eski bir mahkum tarafından kurtarılıyor. Black, White’ı yaşadığı mütevazı evine götürüyor ve burada neredeyse tamamı tek bir odada geçen uzun bir diyalog başlıyor.
White hayattan, insanlıktan ve anlam fikrinden tamamen umudunu kesmiş bir nihilist. Black ise Tanrı’yla kişisel bir deneyim yaşadığına inanan, hayatını inanç üzerine yeniden kurmuş dindar bir adam. Film boyunca bu iki karakter, yaşamın değerini, acının anlamını, Tanrı’nın varlığını ve insanın neden yaşamaya devam etmesi gerektiğini tartışıyor. Fiziksel bir çatışma yok, neredeyse oturdukları yerden bile kalkmıyorlar, film bütünüyle sözcükler üzerinden ilerliyor.















