Elem Klimov’un yönettiği bu film, izleyicisine “gel ve gör” derken aslında bir davette bulunmuyır; bir yüzleşmeye zorluyor. Bu yüzleşme öyle sert ki, film bittiğinde izleyici yalnızca bir hikaye izlemiş olmaz; insan doğasının en karanlık yüzüyle karşılaşmış olur. Aynı zamanda filmin ilerlediği her dakikada izleyicinin duygusal ve ahlaki yargılama boyutu da değişime uğruyor. Filmi bitirdiğimizde, filmden önceki insan değiliz kesinlikle. Bunu Lars Von Trier'in Dogville filminde de görmüştük.
Come and See (Idi i smotri) II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Belarus’ta yaşayan genç bir çocuk olan Flyora’nın (Aleksey Kravchenko) merkezinde ilerliyor. Flyora, savaşın romantize edilmiş kahramanlık anlatılarına kapılmış bir şekilde partizanlara katılmak istiyor. Başlangıçta savaş onun için bir oyun, bir büyüme fırsatı gibi görünüyor. Ancak bu masum beklenti, kısa sürede yerini tarif edilemez bir dehşete bırakıyor. Filmi, hikayesini, temasını, anlatmak istediklerini tam idrak edebilmek için seyirci kendisini Flyora'nın yerine koyması gerekiyor. Savaşın ne olduğunu, neler yaşandığını, kişileri nelere maruz bıraktığını, neler hissettirdiğini göstermek için, yönetmen tüm seyirciler adına Flyora'yı kırsaldaki güvenli evinde alıyor ve ensesinden tutup savaşın ortasına bırakıyor. Bu gözle bakınca hikaye daha anlaşılır ve daha büyük oluyor.
Florya’nın yolculuğu ( ve dolayısıyla seyircinin yolculuğu), fiziksel bir savaş anlatısından çok, psikolojik bir çöküş hikayesi. Ailesini kaybetmesi, tanık olduğu katliamlar ve sürekli ölüm tehdidi, onun çocukluktan kopuşunu hızlandırıyor. Film boyunca Florya’nın yüzü adeta zamanın hızlandırılmış bir metaforu haline geliyor; birkaç hafta içinde yaşlanıyor, çöküyor ve neredeyse tanınmaz hale geliyor.
Filmin bir diğer önemli karakteri Glasha (Olga Mirinova), savaşın ortasında kalmış sıradan bir köy kızı. Ancak film ilerledikçe sıradanlığı, yerini çok daha derin bir temsile bırakıyor. Başlangıçta Glasha, çocukluk ile yetişkinlik arasında sıkışmış, meraklı ve duygusal bir karakter olarak karşımıza çıkarken, Flyora ile kurduğu ilişki, savaşın ortasında bile insani bağların mümkün olduğuna dair kısa bir umut alanı yaratıyor. Onun varlığı, filmin ilk bölümünde hala korunabilen bir masumiyeti temsil ediyor.
Glasha’nın simgesel anlamı, savaşın siviller üzerindeki yıkıcı etkisini somutlaştırmasında yatıyor. O, sadece bir birey değil, aynı zamanda kaybolan çocukluğun, yok edilen geleceğin ve parçalanan bir toplumun temsili. Özellikle bataklık sahnesinde, Glasha’nın fiziksel olarak çamura saplanması, onun psikolojik olarak da bir çıkmazın içine sürüklendiğinin güçlü bir metaforu.
Filmin ilerleyen bölümlerinde Glasha’nın yolu, Flyora’dan ayrılıyor ve bu ayrılık da sembolik bir kırılma anıdır. Bu noktadan sonra o, artık hikayenin merkezinde değil, geride bırakılan bir tanıklık olarak var oluyor. Savaşın kaotik yapısı içinde Glasha’nın akıbeti belirsizleşiyor. Bu belirsizlik de aslında filmdeki en çarpıcı gerçeklerden biri. Çünkü savaşta herkesin hikayesi tamamlanmaz, birçok hayat yarım kalır ve unutulur. Bu yüzden Glasha’nın sonunun net bir şekilde gösterilmemesi de onun temsil ettiği anlamı daha da güçlendiriyor. O, kurtulmuş bir karakter değil; aksine savaşın görünmeyen, bilinmeyen kayıplarından biridir.
Filmin en temel teması, savaşın kahramanlık değil, mutlak bir yıkım olduğu gerçeğidir. Bu noktada Come and See, savaşın romantize edilmesine karşı radikal bir karşı duruş sergiliyor. Filmde ne zafer duygusu var ne de anlamlı bir fedakarlık anlatısı. Geriye yalnızca hayatta kalma içgüdüsü kalıyor. Bu, savaşın ideolojik değil, varoluşsal bir düzleme indirgenmesidir. Savaşta kazanan bir tarafın olmadığı, geriye yalnızca kaybeden iki taraf bıraktığını gösteren savaş karşıtı (anti-war) bir duruş sergiliyor.
Birçok savaş filmi, belirli bir anlatı sunuyor: bir zafer, bir kurtuluş ya da en azından anlamlı bir kayıp. Ancak Come and See, bu beklentilerin hiçbirini karşılamıyoz. Filmde katharsis yok. İzleyiciye duygusal bir çıkış kapısı sunulmuyor. Bu yönüyle film, alışılmış anlatı kalıplarının aksine hareket ediyor.
Ayrıca film, savaşı dışarıdan gözlemleyen bir perspektif yerine, içeriden, öznel bir deneyim olarak sunduğu için türlerinden ayrı bir yerde konumlanıyor. Örneğin Schindler's List gibi filmler tarihsel bir çerçeve sunarken, Come and See doğrudan deneyimin içine giriyor. Bu fark, filmi yalnızca bir savaş filmi olmaktan çıkarıp, onu varoluşsal bir kabusa dönüştüren en büyük etken.
Filmin yönetmeni Elem Klimov’un yaklaşımı, filmi benzersiz kılan en önemli unsurlardan birid. Klimov, daha çok tanık oludğumuz klasik anlatı yapılarından bilinçli olarak uzaklaşmış. Diyalog minimum düzeyde; hikaye büyük ölçüde görsel anlatım ve ses tasarımı üzerinden ilerliyor. Uzun planlar, sabit bakışlar ve karakterin yüzüne yapılan yoğun yakın çekimler, izleyiciyi kaçamayacağı bir tanıklığa zorluyor.
Ayrıca filmde gerçekçilik unsurunu diri tutan bazı nedenler de var. Bunların başında yönetmen Elem Klimov'un çocukluk yaşlarında İkinci Dünya Savaşı'nı deneyimlemiş olması yatıyor. Bu, onun kişiliğinde, kaleminde, yönetmenliğinde önemli izler bırakıyor. Gerçekliği arttıran bir diğer unsur da filmdeki bir çok olayın gerçekten de gerçek olarak film edilmesinde. Filmin birçok sahnesinde gerçek mermiler kullanılırken filmde ölen hayvanlar da gerçek ölümlerdi. Oyuncuların gerçekten 1 metre üzerilerinden mermiler yağarken kadraja bıraktıkları korku dolu bakışlar bir oyunculuk değil, gerçeğin taa kendisi. Filmin başrol karakteri Flyora'yı canlandıran Aleksey Kravchenko bu filmin etkisinden uzun yıllar çıkamadığını, kendisini 10 sene eve kapattığını dile getirmiş.
Filmin sonunda baş karakter Flyora'nın aldığı hal bu. Yönetmen, Flyora'nın ensesinden tutup onu savaşa tanık olmaya maruz bıraktığını söylediğimde ciddiydim. Flyora'nın temsil ettiği biz izleyicileri de buna maruz bırakıyor elbette. Filmin başında temiz, parlak suratlı bir çocuk var iken, girdiği bataklıklar, şahit olduğu katliamlar, ucundan döndüğü ölümler onu ve dolayısıyla onun temsil ettiği izleyiciyi bu hale getiriyor.
Come and See, yalnızca izlenen değil, katlanılan bir film. İzleyiciyi eğlendirmiyor, tatmin etmiyor. Aksine rahatsız ediyor, sarsıyor ve iz bırakarak bitiyor. İzlemesi zor, ama unutması ise daha zor. Film, savaşın ne olduğunu anlamak isteyenler için bir referans anlatılarından biri.
%20(1985)%20(8,3).jpg)
%20(1985)%20(8,3)-glasha-flora.jpg)
%20(1985)%20(8,3)-2.jpg)
%20(1985)%20(8,3)%20elem%20klimov.jpg)
%20(1985)%20(8,3)-5.jpg)