Martin McDonagh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Martin McDonagh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2023 Cumartesi

The Banshees of Inisherin: Bir Dostluğun Kara Mizahı

2008 yılındaki In Bruges filminden hayran olduğumuz üçlü olan yönetmen Martin Mcdonagh ve oyuncular Brendan Gleeson ve Colin Farrell'ın yeniden bir araya geldiği The Banshees of Inisherin filmi bize yine nefis bir melankoli ve kara mizah ziyafeti sunuyor. Film 1920'lerin en ücra İrlanda'sında, hayali Inısherin Adası'nda geçiyor ve bize bir dostluğun yok oluşunu, yer yer kahkahalarla yer yer ise kalp kırıklığıyla harmanlayarak anlatıyor. 


Film, 1920lı yıllarda, İrlanda iç savaşı seslerinin suyun ötesinden duyulduğu bir dönemde geçiyor. Bu durum adada yaşanacak çatışmalar için uygun bir arka plan gürültüsü de sağlıyor. Basit bir köylü olan Padraic (Colin Farrell), her gün saat ikide en iyi arkadaşı Colm'u (Brendan Gleeson) ziyaret ediyor ve beraber bir bara gidiyor. Günlük rutinleri bu şekilde. Ancak bir gün Colm kapıyı açmayı reddediyor ve dostluktaki kopuşun sinyalleri alınmış oluyor.

Padraic, kendisini atlara ve eşek dışkısına dair saatlerce konuşabilen biri olarak tanımlarken, Colm ise müzik yazan, keman çalan ve varoluşsal umutsuzluk nöbetlerine kapılan bir düşünür gibi tanımlıyor. Entelektüel uçurumun farkında Colm, ancak Padraic için bu entelizm bir ölçü konusu bile değildir. Bu sebeple Colm, zamanın hızlı geçtiği ve yaşlılığın vermiş olduğu 'kalan zaman azaldı' duygusuyla depresyona giriyor ve kalan yıllarında daha yaratıcı şeyler yapmak kararı ile Padraic'i hayatından çıkarmaya karar veriyor. Çünkü onu amaçsız boş sohbetleri olan, sınırlı bir adam olarak görüyor. 

Hikayenin dönüm noktası, Colm'un Padraic'e yaptığı korkunç tehdit oluyor: Padraic onunla ne zaman konuşursa, Colm kendi parmaklarından birini kesecek!. Bu, hayatının geri kalanında müzik aletleri çalmak isteyen birisi için, intikam almak uğruna kendi hayatını yok etmek demek oluyor. Padraic ile her görüşmesinde yapmak istediklerinden uzaklaşmasını, fiziksele dökmek, daha belirginleştirmek istiyor bu tehdidi ile. Söz konusu Colm'un kendi parmakları değil de Padraic'inkiler olsa, yutulması daha kolay olurdu. Ancak Colm kendi parmaklarını kesmekle tehdit edince, ne Padraic ne de biz izleyiciler olayın ciddiyetinde değildik. Taa ki Padraic'in bir konuşma denemesinin ardından önüne konan kesik parmağı görene kadar. Colm ciddiymiş.


Filmin kilit unsurlarından biri, Padraic'in doğuştan gelen iyi niyetinin, bu çatışma ile nasıl aşındığıdır. İncinme öfkeye, cömertlik kabalığa, sevgi ise intikama dönüşüyor. Padraic kendisini 'iyi bir insan' olarak tanımlarken, Colm iyi insanları kimsenin hatırlamadığını, oysa herkesin Mozart'ın adını bildiğini iddia ettiği ve Padraic'in 'ben bilmiyorum' diye karşılık verdiği an daha da iyi anlıyoruz ikisinin aynı frekanstan konuşmadıklarını. Bu Mozart örneği de bize Colm'un aslında öldükten sonra unutulma korkusunun olduğunun işaretini de veriyor. 

Colin Farrell'in kaşlarını çatarak yaptığı mimiklerle Padraic'i canlandırışı, sergilediği en iyi performanslardan biri olabilir. Okul çocuğu yürüyüşü ve şaşkın bakışları ile karakterinin hakkını veriyor. Brendan Gleeson'ın Colm'un bakışları ise hem ölümü hem de koca bir sır odasını andırıyor. Filmin şüphesiz en iyi oyunculuğu ise Dominic'i canlandıran Barry Keoghan'ınkidir. Yürüyeceği daha çok yol, bize izleteceği daha nice güzel filmler olacaktır diye düşünüyorum. Kerry Condon ise, Padraic'in daha zeki kız kardeşi Siobhan rolünde harikadır. 

Yönetmen McDonagh bu filmi ilze trajedi ve komediyi mükemmel şekilde birleştirmiş. Three Billboards'ta Amerikan toplumuna ders vermeye çalıştığı zamana göre çok daha sağlam bir zeminde durduğu bir film olmuş bana kalırsa. Bu sebeple In Bruges'un da önüne koyarım ben bunu. 

28 Aralık 2008 Pazar

In Bruges: ölmeden önce görülmesi gereken bir şehir..

Bakmadan ateşlenen silah, ardından gelen suçluluk duygusu ve bazı prensipler.. Bir katil olsanız ve amaçlamadığınız bir başka kişiyi öldürseniz, ne kadar pişman olursunuz?
Yönetmenliğini Martin McDonagh'ın yaptığı, baş rollerde ise ağlayan yüzlü Colin Farrell, sevdiğimiz o ingiliz aksanıyla Ralph Fiennes ve Brendan Gleeson oynuyor. Hem Colin Farrell'ı hem de Ralph Fiennes'ı bu denli zevkli bir filmde görmemiştim. Diyalog akışı ise çok güzel durmuş. Seri konuşmalar ve ince dokundurmalar.
Bu filmde gördüğüm bir diğer güzellik ise, filmin esas kızı,Clémence Poésy. izleyin seveceksiniz.Filmi yani..
Belçikanın Bruges kentinde geçen bu filmi izlerken ölmeden önce oraya gitmek isteyebilirsiniz. Nitekim bu filmin orda geçme nedeni de budur.
-------------------
Ken: Coming up?
Ray: What's up there?
Ken: The view.
Ray: The view of what? The view of down here? I can see that down here.
Ken: Ray, you are about the worst tourist in the whole world.
Ray: Ken, I grew up in Dublin. I love Dublin. If I grew up on a farm, and was retarded, Bruges might impress me but I didn't, so it doesn't.
-------------------
Chlo: So what do you do, Raymond?
Ray: I... shoot people for money.
Chlo: What kinds of people?
Ray: Priests, children... you know, the usual.
Chlo: Is there a lot of money to be made in that business?
Ray: There is for priests. There isn't for children. So what is it you do, Chloe?
Chlo: I sell cocaine and heroin to Belgian film crews.
Ray: Do you?
Chlo: Do I look like I do?
Ray: You do, actually. Do I... look like I shoot people?
Chlo: No. Just children.
-------------------
Eirik: That's my girlfriend, you fucking asshole!
Chlo: Eirik, what are you doing?
Eirik: Where you from, fucker?
Ray: Ireland, originally.
Eirik: And you think it's okay to come over to Belgium and fuck another man's girl?
Ray: I didn't know she had a boyfriend, alright? And I haven't fucked her anyway! Ask her! I only put me hand on it!