kitap uyarlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap uyarlaması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Siyasi kavramlar Almanya sinemasında işlenen konuların başında gelir. Bu, geçmişiyle hesaplaşmalar şeklinde olacağı gibi ona özlem şeklinde de yansıtılabilir. Filmde de otokrasi dersi hocası Rainer'in öğrencilere sunduğu sorunun cevabı anlatılır, "Ülkemizde diktatörlük olabilir mi?".
Sınıf içinde konuşulan konularda faşizme ve anarşizme göndermeler bulunmakla beraber, birden kendilerini faşist tarafa ait hisseden ve alt kattaki anarşi sınıfı ile rekabete girişen bir topluluk haline dönüştürürler. Her topluluğun olduğu gibi bunun da bir adı olmalıydı "Die Welle ( Dalga)".
Sosyal hayatta çok boş yaşadıklarını düşünen, ebeveyn ilgisinden mahrum kalmış çocukların artık kendilerini ispatlama şanslarının olduğunu düşündürür bu topluluk. En çok da diğerlerinden daha salak konumundaki Tim benimser bu grubu. Kendi kendine görevler edinir, grubun en aktif elemanı oluverir. Kendini liderleri Rainer'in sağ kolu ve koruması olarak görür kendini.
Basit bir ödevin nasıl büyük bir öğrenci hareketine dönüştüğünün, diktatörlüğün tekrar gelmesinin mümkün olup-olmadığının yanıtını çok güzel bir sonla bizlere veriyor.
Filmin yönetmeni Dennis Gansel. Oyuncu kadrosunda Die Welle hareketinin lideri rolüyle Jürgen Vogel ve Im Juli filminin tatlı kızı Christiane Paul var. Tabi bu filmde biraz olgunlaşmış:)

"Bir zamanlar insanlar, birisi öldüğünde ruhunu bir karganın ölüler ülkesine taşıdığına inanırlardı. Ama kimi zaman, çok kötü bir şey olduğunda, ölü korkunç bir kederi beraberinde getirir ve ruhu huzura kavuşamazdı. Bazen, ama sadece bazen, karga ruhu yanlışları-haksızlıkları düzeltmesi için geri getirirdi.

Filmin efsane oluşu, girişindeki bu mitten dolayı değil elbet. Bir çok ilginç olayı bünyesinde barındırması. Belki de efsane yerine "Lanetli" tanımını kullanmalıyım, bilemiyorum.Yavaş yavaş açıklayalım nedenlerini.
Filmin en büyük olayı, film çekimlerinde başrol oyuncusu Brandon Lee' nin ölmesi. Kurusıkı tabanca kullanılması gerekirken-nasıl oluyorsa artık- gerçek bir silah kullanılmış, çekimin ortasında yere yığılmış, 5 saat yaşam savaşı verdikten sonra hastanede ölmüştür. İlginç bir nokta, Brandon Lee hepimizin bildiği Bruce Lee' nin oğlu ve biliyoruz ki Bruce Lee de çekimlerde ölmüştü.
Gelelim başka bir noktaya. Filmdeki ana karakterimiz Eric Draven, evlenmeden önce öldürülüyor ki zaten geri dönüş amacı da bunun intikamını almak. Eric Draven'ı canlandıran Brandon Lee de, film çekimlerinden sonra nişanlısı Eliza Hutton ile evlenmeyi düşünüyordu ki bu mümkün olmadı.Evliliğine 17 gün kala ölmüştü.
Başka bir konuya daha gelelim. Film karakterimizin tekrar dünyaya geldiğindeki makyajı, başka bir film karakteri ile benzerlik göstermekte. Batman filminin Joker'i ile... Tabi ki size aynısı demiyorum, ama uzun saç, beyaz surat benzer dememiz için oldukça yeterli neden ki benzeyen kişilerin karakterler oldugunu söylüyorum, oyuncular değil. Oynadığı karakterlerinin benzemesiyle kalmıyor, gerçek hayattaki benzerlik de dikkat çekiyor. Heath Ledger - Brandon Lee.. İkisinin de oynadı son film olması ve bu filmi izleyemeden ölmüş olması, en ilginci her ikisinin de 28 yaşında ölmüş olması bu benzerliği cilalıyor.
Tüm bu tesadüfi (!) olaylar bir kenara, izlemek için uğraşın demesem de fırsatınız olursa izleyin derim. The Cure - Burn şarkısı için ve Eric Draven'in çatıda attığı gitar solosu filmin dinlenmeye değer müziklerinden...
-------------------------------
Eric Draven: Little things used to mean so much to Shelly- I used to think they were kind of trivial. Believe me, nothing is trivial.
-----------------------------
Eric Draven: I have something to give you. I don't want it anymore. Thirty hours of pain all at once, all for you.
------------------------------
Albrecht: Police! Don't move! I said, "Don't move!"
Eric Draven: I thought the police always said, "Freeze!"
Albrecht: Well, I am the police, and I say, "Don't move" Snow White. You move, you're dead.
Eric Draven
: And I say, "I'm dead," and I move.
--------------------------------
Batman The Dark Knight yazısı
The Cure - Burn şarkısı
kadına...

2.dünya savaşı sırasında geçen bir aşk temalı film. Savaş dediysek, cephe arkalarında sevişen bir çift gelmesin aklınıza, sadece yıl olarak o yıllar.
insan-tanrı arasındaki ilişkilere yer yer değinen, yeri geldiğinde bunun bir inanç değil de menfaat çatışması olduğunu içten içe anlatıyor sanki film bize. Film dememeli aslında, bu da bir kitap uyarlamasıdır. Graham Greene'in aynı isimdeki romanının bir uyarlaması.
Yönetmenliğini Neil Jordan'ın yaptığı, oyuncu kadrosunda ise Schindler's List filminden bildiğimiz Ralph Fiennes, The Big Lebowski filminden Julianne Moore ve Stephen Rea ( bu adam için de bir film isterseniz V for Vendetta:)
--------------------
Maurice Bendrix: I hate you, God. I hate you as though you existed.
--------------------
Sarah: Love doesn't end, just because we don't see each other. Maurice Bendrix: Doesn't it? Sarah: People go on loving God, don't they? All their lives. Without seeing him. Maurice Bendrix: That's not my kind of love. Sarah: Maybe there is no other kind.
-------------------
Maurice: Pain is easy to write. In pain we're all drapply individual. Now what can one write about happiness?
-------------------
Maurice Bendrix: I'm jealous of this stocking.
Sarah Miles: Why?
Maurice Bendrix: Because it does what I can't. Kisses your whole leg. And I'm jealous of this button.
Sarah Miles: Poor, innocent button.
Maurice Bendrix: It's not innocent at all. It's with you all day. I'm not.
Sarah Miles: I suppose you're jealous of my shoes?
Maurice Bendrix: Yes.
Sarah Miles: Why?
Maurice Bendrix: Because they'll take you away from me.
-------------------
Sarah Miles:Oh, God, please bring him back.Let him live.I don't believe in you,but please let him live.

Stanley Kubrick kitap okumayı ve beğendiği kitapları da sinemaya aktarmayı oldukça fazla seviyor olsa gerek. kitap okumayan, kitaptan uzaklaşan bir toplum için, o kitabı okutmanın güzel bir yolu olsa gerek ki oldukça da mantıklı.
(ayrıntılı yorum yakında)

--------------------
Alex: No. No! NO! Stop it! Stop it, please! I beg you! This is sin! This is sin! This is sin! It's a sin, it's a sin, it's a sin!
Dr. Brodsky: Sin? What's all this about sin?
Alex: That! Using Ludwig van like that! He did no harm to anyone. Beethoven just wrote music! Dr. Branom: Are you referring to the background score?
Alex: Yes.
Dr. Branom: You've heard Beethoven before?
Alex: Yes!
Dr. Brodsky: So, you're keen on music?
Alex: YES!
Dr. Brodsky: Can't be helped. Here's the punishment element perhaps

Stephen King 'in romanından , Stanley Kubrick tarafından uyarlanan bir senaryo ve yine yonetmenliğinde Stanley Kubrick. Baş rolde, Guguk Kuşu 'n daki deliliği beğenilmiş olsa gerek , Jack Nicholson var. Başroldeki yazarımız, yeni romanını daha sakin bir ortamda yazmak için kışları iş yapmayan ve dağın başında olan bir hotelde ailesiyle nöbet tutmak için iş başvurusu yapmış ve kabul edilmiştir. işten ziyade amacı sakin bir ortam. oturur daktilosunun başına sayfalarca yazar. ama neler yazar bunu izleyince görmüşsünüzdür. baya akıcı bir roman olsa gerek:)
Bizi geren bu film, klostrofobisi bulunanları biraz daha fazla gerecek sanırım.
bu senaryoya benzer bir de türk filmi vardı sanırım.hatırlayamadım şimdi adını ama, hatırlarsam dönerim size tekrar:)
redrum,redrum,redrum,redrum,redrum,redrum,redrum,redrum,redrum........
--------------------------------
Wendy Torrance: Stay away from me.
Jack Torrance: Why?
Wendy Torrance: I just wanna go back to my room!
Jack Torrance: Why?
Wendy Torrance: Well, I'm very confused, and I just need time to think things over!
Jack Torrance: You've had your whole FUCKING LIFE to think things over, what good's a few minutes more gonna do you now?
Wendy Torrance: Please! Don't hurt me!
Wendy Torrance: I'm not gonna hurt you.
Jack Torrance: Stay away from me!
Jack Torrance: Wendy? Darling? Light, of my life. I'm not gonna hurt ya. You didn't let me finish my sentence. I said, I'm not gonna hurt ya. I'm just going to bash your brains in.
-----------------
Danny Torrance: Dad?
Jack Torrance: Yes?
Danny Torrance: Do you like this hotel?
Jack Torrance: Yes. I do. I love it. Don't you?
Danny Torrance: I guess so.
Jack Torrance: Good. I want you to like it here. I wish we could stay here forever... and ever... and ever.

Stanley Kubrick' in kanımca en ilginç filmi. 1968 yapımı olan bu filmde, 2001 yılında oluşabilecek makine-insan arasındaki hakimiyet kavgasına yer veriliyor. 2009 a girmemize rağmen bu tarz olaylara pek rastlamasak da ileride kaçınılmaz bir olay gibi geliyor bana. Bu konu Terminator 'de de işlenmiş, 2029 daki savaştan bahsediyordu..neyseki ona daha var:)
Ünlü bir Türk sinema elşetirmenin sözünden bu filmi anlatmak istiyorum..
"yüzlerce film izledim, beğendim, eleştirdim..ama en beğendiğim film A Space Odyssey 'dir. çünkü defalarca izlememe rağmen hala anlamadım"
ne yani anlaşılamayan güzel midir demek istiyorum? yok öyle bi şey.. dedim ya , bu o adamın sözü.. daha filmin başındaki ve sonundaki siyah taştan da bahsetmedim farkındaysanız:)
-------------------------
Dave: astronot , HAL: Uzay gemisinin ana bilgisayarı
------
Dave Bowman: Hello, HAL do you read me, HAL?
HAL: Affirmative, Dave, I read you.
Dave Bowman: Open the pod bay doors, HAL.
HAL: I'm sorry Dave, I'm afraid I can't do that.
Dave Bowman: What's the problem?
HAL: I think you know what the problem is just as well as I do.
Dave Bowman: What are you talking about, HAL?
HAL: This mission is too important for me to allow you to jeopardize it.
Dave Bowman: I don't know what you're talking about, HAL?
HAL: I know you and Frank were planning to disconnect me, and I'm afraid that's something I cannot allow to happen.
Dave Bowman: Where the hell'd you get that idea, HAL?
HAL: Dave, although you took thorough precautions in the pod against my hearing you, I could see your lips move.
-----------------------
[HAL won't let Dave into the ship]
Dave Bowman: All right, HAL; I'll go in through the emergency airlock.
HAL: Without your space helmet, Dave, you're going to find that rather difficult.
Dave Bowman: HAL, I won't argue with you anymore! Open the doors!
HAL: Dave, this conversation can serve no purpose anymore. Goodbye.


Don Corleone: Do you spend time with your family? Good. Because a man that doesn't spend time with his family can never be a real man.

Fight Club