Bazı filmler bir hikaye anlatmaz. Kendi anlatılma biçimiyle de seyirciyle oyun oynar. Kiss Kiss Bang Bang tam da bu noktada devreye giriyor: Bir yandan klasik dedektif hikayelerinin tüm klişelerini kullanırken, diğer yandan bu klişeleri alaya alarak onları yeniden kuruyor. Film daha ilk anlarından itibaren seyirciye şunu hissettiriyor: Bu, ciddiye alınmak isteyen bir hikaye değil. Aksine, hikaye anlatmanın kendisiyle eğlenen bir yapı.
Film, küçük çaplı bir hırsız olan Harry Lockhart’ın (Robert Downey Jr.) tesadüfen bir oyunculuk seçmesine girmesiyle başlıyor. Bir anda kendini Los Angeles’ta bulan Harry, bir rol için hazırlanırken gerçek bir özel dedektif olan Gay Perry (Val Kilmer) ile tanışıyor.
Bu tuhaf ikili, Harry’nin çocukluk aşkı Harmony (Michelle Monaghan) ile yollarının kesişmesiyle birlikte, giderek karmaşıklaşan bir cinayet gizeminin içine sürükleniyor. Olaylar ilerledikçe film, klasik bir 'katil kim?' hikayesinden çok, bu tür hikayelerin nasıl anlatıldığına dair bir oyuna dönüşüyor.
Kiss Kiss Bang Bang, yüzeyde bir neo-noir polisiye gibi görünse de aslında sinemanın doğasına dair ironik bir yorum sunuyor. Filmin temel temalarından biri hikaye anlatımının yapaylığı. Harry’nin anlatıcı olarak sürekli seyirciyle konuşması, olayları kesmesi, hatta bazı sahneleri 'yanlış anlattığını' kabul etmesi; gerçeğin değil, anlatının ön planda olduğunu gösteriyor.
Bunun yanında film, Hollywood’un illüzyon dünyasını da eleştiriyor. Los Angeles, hayallerin gerçekleştiği bir yer olmaktan çok, insanların kimliklerini kaybettikleri bir mekan olarak sunuluyor. Harmony’nin geçmiş travmaları ve “oyuncu olma” arzusu, bu sistemin bireyleri nasıl öğüttüğünü ortaya koyuyor. Ancak film güçlü bir fikre sahip olmasına rağmen bu fikri derinleştiremiyor. Türle dalga geçerken, bazen kendi anlattığı hikayeyi ikinci plana itiyor.
Shane Black’in yönetmenlik tarzı, filmin en belirgin ve tartışmalı yönü. Senarist kökenli bir yönetmen olarak Black, diyaloglara ve anlatı oyunlarına büyük önem veriyor. Film boyunca karşılaştığımız hızlı, alaycı ve zaman zaman kendini beğenmiş diyaloglar bunun en açık göstergesi.
Black’in en dikkat çekici tercihi, anlatıyı parçalı ve metinler arası bir yapıya dönüştürmesi. Bölüm başlıkları, film noir referansları ve sürekli kırılan dördüncü duvar, filmi klasik bir hikaye olmaktan çıkarıp bir anlatı deneyine dönüştürüyor. Ancak bu stilistik yoğunluk, zaman zaman hikayenin önüne geçiyor. Film, zekice olmak isterken bazen gereğinden fazla zeka gösterisine dönüşüyor.
Öte yandan oyuncu performansları bu karmaşayı dengeleyen bir diğer önemli unsur. Özellikle Robert Downey Jr.’ın karizmatik ve dağınık performansı ile Val Kilmer’ın soğukkanlı ama alaycı dedektifi arasındaki kimya, filmi sürükleyici kılıyor.
Kiss Kiss Bang Bang, kusurlarıyla birlikte sevilerek izlenecek bir film. Ne tam anlamıyla başarılı bir polisiye, ne de tamamen işlevsel bir parodi. Ama tam da bu arada kalmışlık, onu ilginç kılan şey oluyor. Yine de sinemanın klişelerini tersyüz etme çabası, güçlü oyunculukları ve kendine has anlatım diliyle, özellikle tür sinemasına ilgi duyanlar için ilginç bir deneyim.
Sonuç olarak, Kiss Kiss Bang Bang izleyicisine net cevaplar vermiyor. Ama doğru soruları sormayı başarıyor: Bir filmi ilginç yapan şey hikayesi midir, yoksa onu anlatma biçimi mi?
(7.5).jpg)
(7,4)-2.jpg)
(7,4)-1.jpg)
0 serzeniş:
Yorum Gönder