harvey jacobs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
harvey jacobs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Uxbal'ın uyanamadığı sabahlar... Odada bir damla ışık yok. Ige içeri giriyor; perdeyi aralayıp camı açıyor. Zifiri karanlık olan oda bir anda aydınlanıyor. Bir kadın, o kadının tek bir eli, karanlığa gömülmüş perişan haldeki adama güneşi getiriyor. Adam uyanıp kalkmaya hazırlandığı esnada kadın da odayı terkediyor. Baştan sona acı kokan; aşkı, inancı, polisi, devleti, halkı, sözün özü her şeyi eleştiren filmde belki de tek övgü kendini burada gösteriyor. Saniyeler önce ışığın dolduğu odada, kadının ayrılmasıyla birlikte cam kendiliğinden kapanıyor ve ardından her yer siyaha bürünüyor. Nitekim, Ige bunu farkedip odaya geri döndüğünde Uxbal için güneş yeniden doğuyor. Güçlü kadını Powder Keg'de harika bir şekilde işlemişken, şimdi de neden "onlarsız olamayacağını" kusursuzca resmediyor Iñárritu.

Siz olmadan ben yolumu bulamam ki…
Ree Dolly

Kadınların bakımsız, erkeklerin serseri, çocukların aç olduğu; Amerikan Rüyası’nı yerin dibine sokan, hayatta kalmak için öldürmenin hayvanlara mahsus olmadığını söyleyen bir film.

Yaşanmışlıklar, seyredildiği dönemdeki ruh hali elbette hikayenin verdiği mesajı etkiliyor. Fakat Winter's Bone ilk sahneden itibaren, evinde -sağlık, para, ilişki...- sorunları olan herhangi bir insanın belleğinden kolay kolay silinmeyecek sahneler sunuyor.

Aileyi tanımaya başladıkça, bu topraklarda doğup büyüyenlerin yabancı olmadığı bir hikaye çıkıyor ortaya. Hasta anne, kahramanın tabiriyle “karınlarını doyuramayacak” yaştaki iki kardeş ve terk edip giden baba. On yedi yaşında, Alabama’nın bir köyünde, kimsenin hayalini kurmayacağı hayatı yaşıyor Ree. Asla umutsuz değil ancak elde etmek için çabaladığı şeyler yaşıtlarınınkinden çok farklı. Filmde asla, -alıştığımızın dışında- "neden bu kadar güzel bir kadının peşinde hiç erkek yok?" diye sormuyoruz. Zira tüm film boyunca Ree yalnızca bir kadın değil, evde olmayan babanın yerini dolduran bir kadın. Öyle ki, karşısına çıkan az sayıdaki erkek de bahçedeki keresteleri satın almak ya da evi boşaltmalarını söylemek için gelenler oluyor. Burada Jennifer Lawrence için şunu da belirtmek gerek; henüz yirmi yaşında ve bu performansını Oscar'la taçlandıramamış olması gerçekten üzüyor.

Filmle ilgili belki de tek olumsuz şey, temponun çok fazla düşmesi. Haksız da sayılmaz bu eleştiri fakat, son ana kadar bir tahminde bulunmak durumunda kalıyor izleyici ve bu da filmden bir an olsun kopmamayı sağlıyor.

Kendi geleceklerini seçemeyenlerin, bir çift elden medet umanların dramını anlatmış ikinci uzun metrajlı filminde Debra Granik. Oscar'dan eli boş dönmesine ve gişede büyük bir patlama gerçekleştirememesine karşın, hem Jennifer Lawrence'ın parlaması hem de konuyu işleyişi ile akılda kalacak gibi görünüyor Winter's Bone.

Türkiye'de dün itibariyle gösterime giren film, !f İstanbul Film Festivali kapsamında da seyircinin karşısına çıkmıştı.