Damian Mc Carthy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Damian Mc Carthy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2026 Pazartesi

Hokum: Oddity Filminin Gölgesinde

Geçen sene izlediklerim arasında en beğendiğim korku filmi olan Oddity filminin yönetmeni Damian MacCarthy'nin yeni film yaptığını görünce heyecanlanmıştım. Çünkü Oddity ile gerilimin yanına polisiye bir gizem de sunmuş, farklı tatlar yaşatmıştı. Muhakkak bu da benzer bir yapım olacaktı. Ancak Hokum'u izlediğimde fark ettim ki yönetmen biraz geriye gitmiş gibi duruyor.


Hokum, ünlü korku yazarı Ohm Bauman’ın (Adam Scott), ebeveynlerinin küllerini onların bir zamanlar mutlu oldukları uzak bir İrlanda oteline götürmesiyle başlıyor. Bu yolculuk, yalnızca fiziksel bir geri dönüş değil, aynı zamanda karakterin geçmişiyle yüzleşmeye zorlandığı psikolojik bir iniş haline geliyor. Otele vardığında otelin hali hazırda bir gizemi var. Lanetli olduğu düşünülen ve bu yüzden kilitli tutulan bir suit oda, yeni kitabı için çalışmalar yürüten Ohm Bauman'ın da dikkatini çekiyor. Bu noktadan sonra hikaye giderek karanlık ve tekinsiz bir yöne sürüklüyor. Ancak film, olay örgüsünü doğrudan açıklamak yerine, izleyiciyi sürekli bir belirsizlik içinde tutmayı tercih ediyor.

Hokum’un güçlü yönlerinden biri, tematik derinliği. Film, doğaüstü unsurları yalnızca korku yaratmak için kullanmıyor; aksine, karakterin bastırılmış travmalarının ve çözülmemiş duygularının bir yansıması olarak işliyor. Ohm’un annesinin ölümü ve babasının çöküşü, onun iç dünyasında kapanmamış yaralar olarak varlığını sürdürüyor. Bu bağlamda film, 'lanetli mekan' fikrini tersine çevirerek, asıl lanetin insanın kendi zihni olabileceğini ima ediyor. Aynı zamanda halk anlatıları ve cadı mitleri üzerinden ilerleyen hikaye, modern insanın rasyonel bakışıyla kadim korkular arasındaki çatışmayı da inceliyor.

Adam Scott’un performansı, filmin omurgasını oluşturan en önemli unsurlardan biri. Kendisini izlemeyi nedense haz etmediğimden olsa gerek, bu filmde beni içeri davet etmesi uzun sürdü. Ancak alışıldık sempatik rollerinin aksine burada oldukça itici, kaba ve duygusal olarak kırılgan bir karaktere hayat veriyor oluşu olayı lehime çeviren taraf oldu. Ohm’un izleyiciyle mesafe kuran kişiliği, filmin atmosferine hizmet eden önemli bir tercih. Onu sevmek zorunda kalmadan anlamaya çalışıyoruz. Bu da karakterin yaşadığı korkunun daha sahici hissettirmesini sağlıyor. 


Hokum vs Oddity

Damian McCarthy’nin filmografisine bakıldığında, Hokum ile Oddity arasında açık bir akrabalık kurmak zor değil. Her iki film de sınırlı mekan kullanımı, bastırılmış travmalar ve doğaüstü ile gerçeklik arasındaki geçirgen sınır üzerine kurulu. Ancak bu benzerlikler, aynı zamanda iki film arasındaki en belirgin farkı da görünür kılıyor: Oddity, bu unsurları çok daha sıkı, odaklı ve etkileyici bir yapı içinde sunarken, Hokum zaman zaman kendi fikirlerinin ağırlığı altında dağılma eğilimi gösteriyor.

Oddity’nin en büyük gücü, anlatısındaki sadelik ve disiplin. Film, doğaüstü korkuyu tek bir merkez etrafında yoğunlaştırarak ilerlerken, her sahnesini bu atmosferi derinleştirmek için kullanıyor. Yönetmen McCarthy, Oddity filminde gerilimi katman katman inşa eden ve izleyiciyi sürekli diken üstünde tutan bir yapı kuruyor. Hokum ise benzer bir atmosfer yaratma niyetinde olsa da, anlatıya eklediği fazla sayıda unsur -cadı mitleri, psikolojik travmalar, kayıp vakası ve fiziksel tehditler- bu yoğunluğu dağıtıyor. Sonuç olarak Hokum, daha zengin fikirler barındırsa da, bu fikirleri aynı berraklıkla işleyemiyor.

Belki de iki film arasındaki en belirleyici fark, anlatı ekonomisinde yatıyor. Oddity, neyi anlatıp neyi dışarıda bırakacağını çok iyi bilen bir film. Bu sayede izleyicide daha yoğun ve kalıcı bir etki bırakıyor. Hokum ise anlatmak istediği her fikri aynı potada eritmeye çalıştığı için, bazı anlarda odağını kaybediyor. Bu da filmin yarattığı gerilimin sürekliliğini zayıflatıyor.


Özetle Hokum, atmosfer kurma konusunda son derece başarılı, yer yer oldukça etkileyici bir korku filmi olsa da; Oddity, aynı yönetmenin elinden çıkmış daha olgun, daha kontrollü ve daha bütünlüklü bir iş olarak öne çıkıyor. Damian McCarthy’nin sinema dilini en saf ve en etkili haliyle görmek isteyenler için Oddity, hala çıtayı belirleyen film olma özelliğini koruyor benim için.

Puanım: 6/10

7 Eylül 2024 Cumartesi

Oddity: Korku filminde ikinci perde

Korku türünde film yapmanın zorluğundan Longlegs filmi yazısında bahsetmiştim. Longlegs filmi kimilerince bu senenin en iyi korku filmi diye sunulsa da değil. Smile 2'nin vizyonu beklenirken bu erken yargıya gerek yok. Ama en azından mevcutta ondan daha iyi olan bir yapımın varlığı aşikar çünkü; Oddity.

Damian McCarty, ilk uzun metraj filmi olan "Caveat"ta seyirciyi bir kapının hafifçe aralanması gibi basit bir sahneyle bile tedirgin etmeyi başarmıştı. Aynı sabırlı ve gerilim dolu anlatım Oddity'de de devam ediyor, fakat bu kez daha da rahatsız edici bir tonla. Her iki filmde de sahnenin ortasından bulunan nesnelerle germeyi başarıyor. Caveat filminde cam gözlü bir tavşan vardı, bunda ise tahta bir adam.

Film çok güçlü bir açılışla başlıyor ki bu sahnedeki gerilimi en son Nactornal Animals filminde tatmıştım. Dani (Carolyn Bracken) şehir merkezinden uzakta, taş bir kır evinde tek başına iken çalan bir kapı ve kapının arka tarafında tek gözü cam olan olan vahşi bakışlı bir adam. Dani'nin kocası geceleri çalıştığı için kendisi evde yalnız olduğundan kapıyı bu yabancıya açmıyor tabi ki. Ama onunla konuşmaktan da geri durmuyor. İşte bu sekanslı bir başlangıç bizi gergin bir şekilde filme bağlamaya yetiyor.

Daha sonra film 1 yıl sonrasına atıyor hikayeyi. Dani'nin öldürülmüş olduğunu, üzerinden geçen 1 yılın ardından kocasının yeni bir aşka yelken açtığını görüyoruz. Her şeyi normale döndürenler var iken Dani'nin ölümünü hala unutmayan tek bir kişi var, o da Dani'nin tek yumurta ikizi Darcy.

Darcy, gözleri görmeyen ve ailesinden kalan antika mağazasını işleten bir kadın. Bunun yanında metafizikle uğraşan ve eşyaları konuşturduğunu iddia eden biri. E öyle bir gücün var ise bu cinayetin müfettişliğini de yürütürsün elbet. Tek ihtiyaç; konuşturacak doğru eşya. Bunu da elde ettikten sonra elinde koca bir tahta adam maketiyle ölen kardeşinin eski kocasının evine ziyarete gidiyor. Ve ikinci gerilim perdesi bu noktadan sonra başlıyor.


Paul McDonnell tarafından tasarlanan tahta adam, filmin en önemli gerilim unsuru. Gece boyunca masanın ucunda oturuyor ama bazen olması gereken yerde değil ve bırakılan sabitlikte de olmuyor. Bu değişim bize yaklaşmakta olan olaylar olacağı gerilimini her daim taze tutuyor. Sahnede tahta adamın sürekli varlığı bir anlatı modelidir. Klasik korku filmlerinde tehlike genellikle saklanır ve sürpriz şekilde ortaya çıkar. Bu da izleyici de refleksif bir korkuya neden olur. Ancak Oddity filminde tahta adam her zaman sahnededir ve dolayısıyla korku anlık değil, sürekli ve kaçınılmaz hale geliyor. Başta pasif bir obje olarak görülse de zamanla varlığı şüphe uyandırmaya başlıyor. Bu da etrafımızda yıllardır sabit duran eşyaların harekete geçip bize saldıracak hissini zihnimize yerleştiriyor. Bir zamanlar harekete geçen oyuncak beben Chucky gibi. 


Filmin gerilim güzelliği yanında oyunculuk kısmı da iyi. Özellikle iki farklı rolü üstlenen Bracken kendisine hayran bıraktırıyor. Canlandırdığı Dani ve Darcy karakterleri, enerjileri, görünümleri ve duruşları ili iki farklı kadın olmasına rağmen ikisini de tam yerinde canlandırıyor.  

Sonuç olarak, Oddity istediği gerilimi çok da klişelere girmeden, içerisinde gizemli bir polisiye hikayesi de barındırarak başarılı şekilde veriyor. Final sahnesinde de izleyicinin beklentilerini aşıyor; geçmişe ve geleceğe dair ipuçları niteliğinde bir sonla filme veda ediyor. Gerilim severler için denenmesi gereken filmler listemde şimdiden yer etti kendisi ve bu senenin övülen filmi Longlegs'in de önünde yer alarak.