Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2022 Çarşamba

An Inspector Calls

- Tanrı'ya inanıyor musun?
+ Evet
- Nasıl oluyor da inanabiliyorsun?
+ İnsanlara inanmıyorum çünkü. Bir şeylere inanmak zorundayım, yoksa düşerim.


J.B.Priestley
tarafından kaleme alınan, ilk kez sahnelendiği 1945 yılından beridir sahnelenmeye devam eden ve 2015 yılında BBC tarafından da filmleştirilen tiyatro oyunu bu diyalogla başlıyor. İnsanlara ve insanlığa dair tüm umutlarını yitirmiş olan Eva Smith'in feryadını, kimsesizleri kimi olarak bir müfettiş işitiyor ve Eva'nın hayatına dokunmuş olan bu insanları tek masa etrafında sorguya çekiyor. Daha doğrusu her biri belli bir sınıfı temsil eden karakterleri birbiriyle ve yaptıklarıyla yüzleştiriyor. 

1912 yılının İngiltere'sinde Birling ailesi bir akşam yemeğinde toplanıp müstakbel damatlarıyla kızlarının nişanını kutlamak için bir araya geldikleri sırada evin hizmetçisi odanın kapısını açar ve bir polis müfettişinin geldiğini bildirir. İntihar etmiş olan bir kızın evinde bulunan günlükten yola çıkarak bir soruşturma yürüttüğünü söyler müfettiş ve başlar soruşturmasına. İlk sorusunu evin beyi olan Arthur Birling'e sorar: "Eva Smith 'i tanıyor musun?" Kapitalist sınıfın temsilcisi olarak bu oyunda yer bulan fabrikatör baba Arthur Birling 'isim tanıdık geldi, ama bir şey ifade etmiyor' diye cevaplıyor. Tam olarak Eva Smith'in Arthur Birling'teki karşılığı bu. Müfettiş Goole, cismini de hatırlatmak için Eva Smith'in  fotoğrafını Arthur'a gösterdiği sırada odada bulunan oğlu Eric Birling de fotoğrafa bakmak ister. Ama müfettiş buna izin vermez ve karakteristik bir ekleme yapar "Ben böyle çalışırım, tek seferde tek soruşturma".

Müfettiş Goole odada bulunan tüm karakterlere sırayla sorular sorar, tam da söylediği gibi, her seferinde tek bir kişiyi teraziye alır, onu yaptıklarıyla yüzleştirir ve sıradakine geçer. Müfettiş öncesi yemek masasında her biri kendini pazarlayan ve çok bilmiş üst sınıfın parlak bireyleri olarak kendilerini sunan bu karakterler, soruşturma sonrası teker teker rüsvalaşır. Her karakterin temsil ettiği bir sınıfın olduğu bu oyunda peki Müfettiş Goole'un temsil ettiği neydi? İsmi 'ghoul (hayalet, gulyabani)' u çağrıştırdığı için odada bulunanlara kendileriyle yüzleştirme azabını vermek isteyen bir zebani mi? Yoksa oyunda da "Goole muydu yoksa Goold mu?" diye ikileme düştükleri gibi  'Goold' isminin çağrışımı olan 'god(tanrı)' mıydı ve Eva Smith kulunun feryadını duymuş ve kimsesizlere kim olmaya mı gelmişti?

Spoiler verip bu şaheseri ve izleyiciyi birkaç defa sağa sola sürükleyen o anlatımına zarar vermek istemediğimden daha fazlasını şimdilik yazmayayım. İngiltere'deyim diyen varsa bu seneki oyun takvimine şuradan ulaşabilir. Diğer izlemek isteyenleri isi şimdilik
2015 BBC yapımı filme
yönlendiriyorum. Hangisini tercih ettiğinizin bir önemi olmayacak, zira iki türde de beğeneceksiniz.


12 Aralık 2013 Perşembe

Erkek Tarafı Testosteron


Çok tutan bir tiyatro eserinin sinemaya uyarlanmış hali bu film diye bir girizgah yapıp uzun uzadıya yazı yazmak mümkün ama fimi izlemeye gidenlerin genelde yarısında çıkmak istedikleri gibi, yazıyı da okuyanların yarısında bırakacağı bir kritik olur. Ondan vazcaydım. Kısa tutmaya gayret edeceğim. 

Bu filme bir erkeğin eşiyle, kız arkadaşıyla falan gitmesi abes olur. Kadınların pek seveceği türden bir film değil. Erkekler ise bazı yerlerine ve tespitlere güleceklerdir. O da filmin adında verilen mesaj itibarıyla erkek muhabbeti olduğundan. 

Bu eserin tiyatroda çok tutması doğal çünkü hikayenin doğasında tiyatroya uyum var. Sinema perdesinde, tek mekanda sanki oyuncuların yanına kamera konmuşcasına çekilmiş bir film. Oyunculuklar biraz değil bayağı abartı. Bağıra bağıra söylenen replikler ise tiyatrodan alışkanlık olsa gerek. Eğer bu bir tarzsa hiç tutmadım, belirteyim. 

Filmin gişe sayısını çok merak ediyorum. Aynı zamanda yarısında çıkanların ortalama sayısını da. Kadroyu görüp de filme koşa koşa giden çok olmuştur ama sonrası sıkıntı çıkartmıştır. Sonuna kadar izledim filmi. Uykum gelmedi belki, yahut çıkmak istemedim ancak film ne zaman toparlayacak diye bekledim. O da olmadı. Vakit kaybı diyerek insanların emeklerini hiçe saymak istemem ama bu yazıyı okuyup da hala filme gitmek isteyen olursa, gerekli uyarıları ben yaptım diyorum.

Kötü bir deneme olmuş. Keşke hep tiyatro eseri olarak kalsaymış. 

26 Aralık 2008 Cuma

Damdaki Kemancı : Gelenekler (!)..

Orijinal adıyla Fiddler on the Roof yahudi temalı bir müzikaldir. Yarı müzikal desek daha doğru olur. Fakir ve geleneklerine bağlı fakat bunu sorgulayan bir çevrede geçer film. Bazen ikili konuşmalarla,bazen de şarkılı atışmalarla gelenekleri yorumlarlar. Filmin müzikleri hala sevilmekte. Zaten kazandığı 3 oscarın biri de John Williams imzalı müziklerinden. If i was a rich man , Tradition , Anatevka ve diğerleri..
Filmin süresi 3 saat olmasına rağmen diyalogları ile pek sıkmaz. Müzikal sevmeyenlerin müzikli kısımlarında sıkılacağını da pek tahmin etmiyorum ama belli olmaz.
(türk sinemasında da uyarlanmış bir versiyonu mevcut)
----------------
Tevye: As the good book says, when a poor man eats a chicken, one of them is sick.
Mendel: Where does the book say that?
Tevye: Well, it doesn't say that exactly, but somewhere there is something about a chicken.
----------------
Tevye: As Abraham said, "I am a stranger in a strange land... ”
Mendel: Moses said that.
Tevye: Ah. Well, as King David said, "I am slow of speech, and slow of tongue."
Mendel: That was also Moses.
Tevye: For a man who was slow of tongue, he talked a lot.
---------------
Tevye: As the good book says, if you spit in the air, it lands in your face.
---------------
Tevye: A fiddler on the roof. Sounds crazy, no? But here, in our little village of Anatevka, you might say every one of us is a fiddler on the roof trying to scratch out a pleasant, simple tune without breaking his neck. It isn't easy. You may ask 'Why do we stay up there if it's so dangerous?' Well, we stay because Anatevka is our home. And how do we keep our balance? That I can tell you in one word: tradition!
---------------
Tevye: Traditions, traditions. Without our traditions our lives would be as shaky as, as... as a fiddler on the roof!
---------------
Hodel: We only have one Rabbi, and he only has one son. Why shouldn't I want the best?
Tzeitel: Because you're a girl from a poor family. So whatever Yente brings, you'll take. Right? Of course, right!