İstanbul Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2026 Pazartesi

45. Istanbul Film Festivali Ödülleri

9-19 Nisan tarihleri arasında sinemaseverleri İstanbul’un her iki yakasındaki 7 salonda buluşturan 45. İstanbul Film Festivali, görkemli bir kapanış töreniyle sona erdi. The Marmara Taksim’de düzenlenen ve Onur Özaydın’ın sunuculuğunu üstlendiği bu gecede, dünya sinemasından yapımlar ve yeni keşifler ödüllendirildi.


Bu yılki seçki, usta yönetmenlerin merakla beklenen son yapımlarından genç yeteneklerin ilk filmlerine kadar geniş bir yelpaze sundu. Ancak festival sadece sanatsal başarılarla değil, programdaki yapısal değişikliklerle de dikkat çekti. Toplamda 39 filmin yarıştığı festivalde; Altın Lale, Kısa Film ve Yeni Bakışlar olmak üzere üç ana yarışma kategorisi yer aldı.

Öte yandan, festivalin son iki yıldır "Musikişinas", "Çiçek İstemez" ve özellikle kuir sinemaya odaklanan "Nerdesin Aşkım?" bölümlerini program dışı bırakması sinemaseverler ve sivil toplum kuruluşları tarafından eleştirildi. Festival yönetimi, bu bölümlerin yeterli film sayısına ulaşılamadığı için açılmadığını ve kuir yapımların diğer kategorilere dağıtıldığını belirtse de, "Nerdesin Aşkım?" bölümünün yer almaması kuir sinemanın görünürlüğü açısından tartışılmasına engel olamadı.

Altın Lale Yarışması, festivalin kalbi olarak yerli ve yabancı 15 filmi bir araya getirdi. Başkanlığını David Mackenzie’nin üstlendiği jürinin tercihiyle gecenin en büyük ödülü olan Altın Lale, Damien Hauser’in yönettiği "Memory of Princess Mumbi / Prenses Mumbi" filmine gitti.

Yeni Bakışlar kategorisi ise yerli sinemanın geleceğine ışık tutan kategorisi. İlk veya ikinci filmini çeken 13 yönetmenin yarıştığı bu bölümde Morteza Atabaki imzalı "32 Metre", hem Seyfi Teoman En İyi Film hem de En İyi Kurgu ödüllerini kucaklayarak büyük bir başarı yakaladı. Ayrıca "En Güzel Cenaze Şarkıları" filmi; senaryo, kadın oyuncu ve yardımcı oyuncu kategorilerinde aldığı ödüllerle törene damga vuran bir diğer yapım oldu.


45. İstanbul Film Festivali Ödül Listesi

Altın Lale Yarışması


En İyi Film: Prenses Mumbi / Memory of Princess Mumbi (Yön. Damien Hauser) 


Jüri Özel Ödülü: Diriliş / Resurrection (Yön. Bi Gan) 


En İyi Yönetmen: Lise Akoka & Romane Gueret (Yaz Kampı / Ma frère


En İyi Senaryo: Markus Schleinzer & Alexander Brom (Rose


En İyi Kadın Oyuncu: İnci Sefa Cingöz (Karanlıkta Islık Çalanlar


En İyi Erkek Oyuncu: Kemal Burak Alper (Ölü Köpekler Isırmaz


Mansiyon: Tavuk / Kota (Yön. György Pálfi) 


Yeni Bakışlar (Ulusal Yarışma)


Seyfi Teoman En İyi Film Ödülü: 32 Metre / 32 Meters (Yön. Morteza Atabaki) 


En İyi Senaryo: Ziya Demirel & Yusuf Tan Demirel (En Güzel Cenaze Şarkıları


En İyi Kadın Oyuncu: Esra Dermancıoğlu (En Güzel Cenaze Şarkıları


En İyi Erkek Oyuncu: Burak Dakak (Annem Hakkında


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Çağdaş Ekin Şişman (En Güzel Cenaze Şarkıları


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Özer Keçeci (En Güzel Cenaze Şarkıları


En İyi Görüntü Yönetimi: Reşat Okan Candemir (Keçi501


En İyi Kurgu: Morteza Atabaki (32 Metre / 32 Meters


En İyi Sanat Yönetimi: Elif Öner (İsimsiz Eserler Mezarlığı


En İyi Özgün Müzik: Efe Demiral (İsimsiz Eserler Mezarlığı



Kısa Film Yarışması


En İyi Kısa Film: Yerçekimi (Yön. Dalya Keleş) 


Mansiyon: Aşk ve Diğerleri (Yön. Berna Sitera Değirmen) 


Bağımsız Ödüller


FIPRESCI Ödülü: Rose of Nevada (Yön. Mark Jenkin) 


SİYAD En İyi Film Ödülü: İsimsiz Eserler Mezarlığı (Yön. Melik Kuru) 


Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü: Sunay Terzioğlu (Bağlar, Kökler ve Tutkular


BSB En İyi Belgesel Ödülü: 2m2 (Yön. Volkan Üce)


18 Mayıs 2024 Cumartesi

Perfect Days: Komorebi

2020 Tokyo olimpiyatları için dünyanın en önemli mimarlarına yaptırılan 17 umumi tuvaletler pandemi gölgesinde kalınca, Tokyo yönetimi bu tuvaletleri anlatan bir belgesel çekmesi için Alman yönetmen Wim Wenders'in kapısını çalıyor. Belgesel diye çıkılan bu yol, bir filme evriliyor. Ancak öyle bir senaryo ve oyunculuk oluyor ki, tuvalet belgeselinden filme evrilen bu yapım, senaryosuyla adeta yeniden bir insan belgeseline dönüşüyor. Her günü aynı yaşayan Hirayama'nın belgeseline.


Her günü aynı yaşayan derken şakası, mecazı olmayan bir anlamda. Her sabah aynı saatte uyanıp çiçeklerini suluyor, evinin önündeki otomattan kahvesini alıp yola koyuluyor, seyir halindeyken müzik dinleyip binalar arasında süzülen güneş ışınlarını izliyor, işi olan tuvalet temizliğini titizlikle yaptıktan sonra parkta yediği sandviçle öğle yemeğini yiyor, sonrasında hamamda yıkanmaca, akşam yemeği, kitap okuma ve uyku. Dün de bunun aynısıydı, ertesi gün de bunun aynısı olacak.

Hirayama'ya baktığımızda bu minimalliğin karakterine de sirayet ettiğini görüyoruz. Az konuşuyor, az gülüyor, az yiyor, her şeyin azını yapıyor. Casablanca filminde Rick Blaine'in neden ülkesine geri dönmediği konusunda dönen dedikodular içerisinde biri " Bir adamı öldürdüğün için gitmiyor oluşunu düşünmek hoşuma gidiyor. içimdeki romantik şey bu" diyordu. Hirayama için de ben de benzer tahminler yürütmek istiyorum. Benimkisi daha çok bir kadın odaklı olacak ama ona dair pek bir tüyo da yok. sosyal ilişkiler bağlamında sadece kız  kardeşini filmde görmemiz mevzunun ailevi olacağı ihtimalini de barındırıyor. 

Filmin müzik seçimleri Hirayama'nın içsel dünyasını ve ruh halini yansıtan önemli unsurlar arasında yer alıyor. Az konuşan bu karakterimiz izleyiciyle şarkılar aracılığıyla iletişim kuruyor. Van Morrison, The Velvet Underground ve Nina Simone gibi sanatçıların klasik parçaları, karakterin nostaljik ve analog dünyasını tamamlıyor. Özellikle Lou Reed'in "Perfect Day" şarkısı, filmin ana temasını mükemmel bir şekilde özetliyor. Yönetmen Wim Wenders, hayran olduğu bu şarkıları kullanmak istiyor ama Japon filmine ve filmdeki karaktere İngilizce şarkıların uygun olmayacağını düşünse de senaryoda ona eşlik eden Takuma Takasaki "bu müzikleri bizler de dinliyoruz, bizler için de anlamlılar. İngilizce olarak düşünme, bu şarkılar bize de aitler" minvalinde konuşunca şarkılar kalıyor. Yani şarkıların İngilizce seçilmesinin karakter için özel bir anlamı yok.


Hirayama karakterini canlandıran Koji Yokusho'nun performansı filmin en dikkat çekici yönü. Bu başarısı geçen sene Cannes'da En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle de taçlanmıştı. Filmin 16 günde çekilebilmesindeki en büyük başarı Koji Yokusho'nun. İlk günden sonraki çekimlerin tamamı provasız gerçekleşmiş, Koji Yokusho karakteri oynamamış, adeta yaşamış ve yönetmen Wim Wenders da çekmiş. Role kendini kaptırma konusunda " öyle bir noktaya geldi ki, ben Hirayama'nın hayatını olduğu gibi yaşıyordum. Wenders de beni kayda alıyordu. Garipti ama sorunsuz çalışıyordu" diyordu. Karakterinin mesleği olan tuvalet temizlikçiliği hakkında ise " tuvaleti temizlemek, belli bir hijyen standartlarına sahip olmak, çocukluğumuzdan beri bize söylenen bir şey. Ve eğer bunu yaparsak, o zaman harika bir hayatın olacağı öğretildi" diyor. Belki de bu yüzden mutluluğu tuvalet temizliğinden alıyordu Hirayama.

Perfect Days filminde Hirayama üzerinden okuyabileceğimiz görevler de var. Toplumdaki görevimiz ve statümüz ne olursa olsun, layıkıyla yaptığımız ölçüde mutlu olabileceğimiz okuması çıkabilir. Bu okumayı çok romantik buluyorum ve kendimi bu okumadan uzak tutuyorum. Spotify'ı bile bilmiyor olmayı ister miydim bilmiyorum, bilmek beni daha çok mutlu ediyor gibi sanki. En azından spotify ve shazamı versinler bana.


Tokyo Tuvaletleri

Başlıktaki "komorebi" kelimesi film için düşünülen Japonca isim ve "ağaçların arasından sızan güneş ışığı" anlamına geliyor. Hiyarama'nın yıllarca her gün parkta fotoğraını çekip arşivlediği o görüntünün karşılığı işte komorebi.

Filmden bana kalan bir diğer şey ise kendisini ziyarete gelen ve okyanusu görmek istediğini söyleyen yeğenine "daha sonra yaparız" dedikten sonra bunu tekerlemeye dönüştürdüğü kısım oldu. "sonra, sonradır. şimdi ise şimdi" ve bir de bunu Japonca olarak okuyalım "kondo wa kondo, ima wa ima". Tüm bu sonraya ötelemenin bir sebebi olabilir. Ve yahut da bazen doğru cevap en basit olanıdır düsturunca sadece tembelliktir buna sebep. Bir oblomov tembelliği.

Tüm bu sadelik ve olaysızlık içerisinde 2 saatlik filmden keyif almış olmamı kabullenemiyorum ama. Neden sevdim ya da neden sevildi bilmiyorum ama yönetmen Wim Wenders biz insan ırkının bir açığını suistimal etmiş olabilir. Çalışan insanı izlemeyi seviyoruz arkadaş. Sabaha kadar dozerler çalışsın, betonlar dökülsün, tuğlalar dizilsin, biz izleriz. Belki de bize bu filmi sevdiren de budur, ötesi değil.

3 Mayıs 2024 Cuma

Late Night With The Devil: Konuğumuz Şeytan

70lerin gece programı reytinglerinde rakibini bir türlü geçemeyen Jack Delroy, cadılar bayramı özel yayınında ekranlara ilginç konuklar davet ediyor; özel güçleri olduğunu söyleyen bir medyum, doğaüstü olayların hiçbirine inanmayan bir sihirbaz, hastasının karanlık güçlerle iletişime geçtiğini söyleyen paranormal bir psikolog ve şeytan. Evet, programın son konuğu şeytan. Zaten bir programa şeytan konuk oluyorsa, son konuktur.

Daha önce takibe aldığım bir filmi İstanbul Film Festivali programında görünce sevindim. Vizyona girmesini hatta vizyona girse bile ülkemizde gösterimini beklemeye gerek kalmadan festivalde aradan çıkarmak güzel fikirdi çünkü.

Korku türünde ve yahut da drama türünde televizyon dünyasının karanlık tarafını birçok film işlemiştir. Ama söz konusu bir late night comedy programı olunca aklıma ister istemez hayran olduğum The King of Comedy filmi geliyor. Al Pacino mu Robert de Niro mu kavgasını bende sonlandıran bir Martin Scorsese filmi. Bu seferki filmimizde de ondaki gibi ünlü bir late night show runner olma arzusundaki bir karakterimiz var. Robert Pumpkin (Robert de Niro) bu yolculuğa sıfırdan başlamak zorunda olan biriyken, bu filmdeki karakterimiz Jack Delroy ( David Dastmalchian) hali hazırda bir show runner, ama reytinlerde hep ikinci. Kendisini reytinglerde zirveye taşımak için özel bir program hazırlıyor ve orda Jack Delroy'un reyting hırsı uğruna ne kadar ileriye gidebileceğini bizlere gösteriyor.

David Dastmalchian'ın canlandırdığı Jack Delroy, kendi late night showunu sürdürmeye çalışan ancak bir türlü istediği reytingi yakalayamayan bir sunucu. Kareterin başarısızlığı ve iç  dünyasındaki gizem, Dastmalchian'ın çok iyi performansıyla başarılı bir şekilde yansıtılıyor. Zaten tip olarak bende uyandırdığı izlenim hep bir istenmeyen adam, sınıfın uyuz gidilen öğrencisi gibiydi. Oynadığı filmlerdeki yan karakter rolleri hep bu tattaydı. 

Filmin yapısı, bir late night showunun tek bir bölümü etrafında şekilleniyor ve bu da hikayenin ilerleyişini öngörülebilir hale getiriyor. Ancak bu durum filmin gerilimini ve temposunu azaltmıyor. Hem stüdyodaki izleyicileri, hem de biz izleyicileri içeride tutmayı beceriyor. Stüdyoda gerçekleştirilen olağandışı olayların, yine stüdyo konuklarından bir sihirbaz tarafından inkar edilmesi ve yaşanılanları rasyonelleştiren izahlar getirmesi hikayeye biraz daha fazla derinlik katıyor ve izleyiciyi düşünmeye sevk ediyor.


Ancak filmin eksiklikleri de yok değil, hatta olmamışlığı üzerine daha fazla konuşabiliriz de. Korku türüne biraz yeni bakış açısı getiriyor olsa da senaryonun bazı noktalarda zayıf olduğu söylenebilir. Hikaye ilerledikçe bazı kısımların tahmin edilebilir olduğu ve bazı karakterlerin gelişiminin yeterince derin olmadığı hissediliyor. Gereksiz uzunlukta tutulan ve hikayeye etkisi olmayan bazı diyalogları da kenara bırakıyorum. Ama filmin olmamışlığı tamamen filmin sonunda seyirciye vermek istenilenin henüz karar verilememiş olmasıyla alakalı. Başarılı bir twist de kabulümüzdü, taş üstünde taş omuz üstünde baş kalmayacak derecede bir vahşet de. Her ikisinden de yarımşar porsiyon sunmak seyircide ne merak tadı bırakıyor ne de dişe değen kanın hakkını veriyor. Stüdyoya şeytan giriyorsa, şeytanlığının hakkını sonuna kadar vermeliydi. 

Sonuç olarak ben yine de keyif aldım diyebilirim. Avusturalyalı Cairnes kardeşler (Colin ve Cameron) tarafından yönetilen bu filmin benim için en olumlu yanı başrolde David Dastmalchian'ı görmekti. Bu ismi daha çok filmde başrol olarak görmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.

30 Nisan 2024 Salı

İstanbul Film Festivali'nde Ödüller Sahiplerini Buldu

Bu yıl 43.sü düzenlenen İstanbul Film  Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu. Büyük ödül Altın Lale'yi Nehir Tuna'nın yönettiği ilk uzun metraj filmi olan, ailesi tarafından dini değerler öğrenmesi için yatılı bir yurda yerleştirilen Ahmet'in aidiyet arayışının konu edinildiği Yurt filmi kazandı. En İyi Yönetmen ödülünü ise Tereddüt Çizgisi filmiyle Selman Nacar kazandı.


Ulusal Yarışma
En İyi Film:     Yurt (Yön: Nehir Tuna)
En İyi Yönetmen:     Selman Nacar ( Tereddüt Çizgisi )
En İyi Görüntü Yönetmeni:     Florent Herry ( Yurt )
En İyi Erkek Oyuncu:     Alican Yücesoy ve Serdar Opçin (Bildiğin Gibi Değil)
En İyi Kadın Oyuncu:     Tülin Özen ( Tereddüt Çizgisi )
En İyi Senaryo:     Bildiğin Gibi Değil (Sen: Vuslat Saraçoğlu)
En İyi Kurgu:     Bildiğin Gibi Değil ( Kur: Naim Kanat )
En İyi İlk Film:     Büyük Kuşatma (Yön: Sinan Kesova)
Jüri Özel Ödülü:     Bildiğin Gibi Değil (Yön: Vuslat Saraçoğlu)
Fipresci Ödülü :     Tereddüt Çizgisi

Uluslararası Yarışma
En İyi Film:     Forever-Forever (Yön: Anna Buryachkova )
Jüri Özel Ödülü:     Sweet Dreams (Yön: Ena Sendijarevic)
Fipresci Ödülü:     
Forever-Forever (Yön: Anna Buryachkova )

24 Nisan 2024 Çarşamba

La Cocina: Kaos pişiren mutfak

Tek çekimden oluşan Boiling Point filminden sonra yeni bir mutfak kaos filmi getirdim size. Onun gibi tek çekim olmasa da uzun çekimler barındıran, bir restoranın gündüz vardiyasında yaşanan olaylar bütününü ele alan filmi kısaca özetlemek gerekirse, aksiliklerle dolu en kötü iş gününüzü düşünün ve onu birkaç x ile çarpın. Karşınıza çıkacak olan sonuç size La Cocina (Mutfak) filmini verecektir. Bir tiyatro oyunundan uyarlanan bu film İKSV İstanbul Film Festivalinin en iyileri arasında diyebilirim.


Film başlamadan önce bize Henry Thoreau'nun "Bu dünya bir iş yeridir" alıntısını veriyor. Dünya ve iş yeri arasında kurulacak alegori için iyi bir girizgah. New York'a henüz gelmiş 20 yaşında Meksikalı bir kızın (Estela), Times Meydanında sıfır ingilizce ile bir adres arayışıyla başlıyor film. Estela'nın aradığı mekanı bulup içeri girmesiyle biz de filme girmiş bulunuyoruz. Burası, çalışanlarının yasa dışı yollarla ülkeye gelen yeni göçmenlerden, ara yöneticilerinin izni kapmış ve sonradan vatandaş da olmuş eski göçmenlerden, müşterilerinin ise saf kan Amerikalılardan oluştuğu bir restoran, The Grill. Sınıfsal düzeni yemeği pişirenler ile o yemeği yiyenlerin kimlikleri üzerinden resmediyor. Sınıfsal farklılar sadece pasaport üzerinden de yapılmıyor. Katmanlara ayrılmış durumda mültecilerin de sınıfları. Restoran her konuda ikiye bölünerek sınıflaşıyor. Mutfak ispanyolca işletiliyorken, müşteri kısmında konuşulan dil ingilizce. Mutfak içerisindeki tek Amerika vatandaşı var ki onun da içeridekilerle kavgalı oluşu oraya ait olmadığı mesajı taşıyor. İlerde zirve yapacak olan mutfak kaosunu da yine içeride tek amerikalı sonlandırarak mesaj güçlendirilecek. 

Film tek bir vardiyada geçiyor. Ama bir önceki vardiyadan kalma sorunlarla başlıyor bu yeni vardiya. Biri kavga diğeri hırsızlık. Kavga edenler içerideki tek amerikalı ile filmimizin baş kahramanı meksika göçmeni Pedro. Hırsızlık ise önceki vardiyanın kasa sayımında eksik çıkan para. Her ne kadar baş şüpheli Pedro olsa da, o daha önemli sorunlar içerisinde buluyor kendisini. Garsonlar kısmını oluşturan kadınlar ordusundaki tek amerikalı kız olan Julia (Rooney Mara) ile yaşadıkları ilişki sorunları onun için daha mühim bir meseleye dönüşüyor ve bu noktadan sonra patlama noktası yaşanıyor. Kendisi için yaşanılmaz hale geldiğine inandığı noktada "benim rahat edemediğim yerde kimse istirahat edemez" düsturunca düzene sağlam bir başkaldırıda bulunuyor.


Filmi izleyicilere restoranın arkasındaki yoğun çalışma ortamını doğrudan hissettiriyor. Dışarda sadece sipariş verilip yemeklerin yendiği yerde, mutfak kaoslarla cebelleşiyor. Pedro için kullanılan "Pedro bir gün patlayacak ama ne zaman?" sorusu cevap bulduğunda ise mutfaktaki kaos pik yapıyor. 

Filmin olmuş kısımlarını sıralamak gerekiyorsa öncelikle oyunculuk geliyor. Pedro'yu canlandıran Raul Briones ile Julia'yı canlandıran Rooney Mara'nın oyunculukları güzeldi. Uzun çekimlerin başarılı oluşu ve tekrar çekimleri zora sokacak olan kaos sahnelerini uzun çekimlerle bize başarılı şekilde sunan yönetmen Alonso Ruizpalacios'un da hakkını vermeli. Tüm bunlarla beraber hikayedeki toplumsal eleştiri de layıkıyla resmediliyor. 

Peki, olmamışı var mıydı filmin? Tabii ki. En baştaki olmamışı filmin fazla uzun olması. Kısaltılacak veya çıkarılacak birçok sahne mevcut. Yan karakterler hikayeye fazla dahil olamıyor. Farklı zamanlarda farklı karakterlerde kafalarını hikayeye bir sokup çıkarıyor, ıslandığıyla kalıyor. Son olarak filmi bence özetleyen yine filmden bir alıntı ile yazımı sonlandırayım:
" Bize bir rüya anlatmamızı söyledin. Bunun bir kabusa dönüşmesi benim suçum değil."

2 Nisan 2024 Salı

43. İstanbul Film Festivali ( 17-28 Nisan 2024 )

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV)'nın düzenlediği İstanbul Film Festivali'nin 43.sü 17-28 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek. Usta yönetmen Wim Wenders ve bu sene Japonya adına Oscar'a aday gösterilen Perfect Days filminin başrol oyuncusu Koji Yakusho festival konuğu olarak katılımcılarla buluşacak. İstanbul'da 6 farklı sinemada toplamda 132 uzun, 12 kısa metrajlı film gösterilecek. 132 film değilse de notunu aldığım bazı filmler şunlar:


Perfect Days (2023) Wim Wenders, Japonya

Usta Alman yönetmen Wim Wenders imzalı Perfect Days filmi, Japonya'nın bu seneki Oscar adayı olmuştu. Sessiz ve mütevazı bir yaşam süren Hirayama'nın ( Koji Yakusho
günlük rutinini, gününü halka açık tuvaletleri temizleyerek geçirişini ve yaşamı boyunca basitlik ve doğayla olan bağlantısını izleyeceğiz. Festivale katılım yapıp seyircilerle de buluşacak olan Koji Yakusho'nun muhteşem oyunculuk performansına Nina Simone ve Lou Reed'in şarkıları da eşlik ediyor. Henüz izlememiş olanlar için izlemesi en tavsiye edilen filmlerden biri bu, Perfect Days.

Gösterim Seansları:
23 Nisan Salı 13:30 , Kadıköy Sineması
27 Nisan Cumartesi 19:00 , Atlas 1948 (Film Ekibinin Katılımıyla)

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Crossing (2024) Levan Akın, İsveç

Daha önce yönetmenin 2019 yapımlı And Then We Danced filmi Filmekimi'nde gösterilmişti. gürcü asıllı İsveçli yönetmen Levan Akin'in bu filminde Türkiye'den de kesitler bulacağız. Emekli bir öğretmenin, kaybettiği kuzenini bulmak için Gürcistan'dan İstanbul'a yapılan yolculuğu izlerken İstanbul'un kalabalık ve hareketli sokaklarında bol kedi ve bol müzikli anlar da yaşatacak. 

Gösterim Seansları:
19 Nisan Cuma 21:30 , Atlas 1948 (Film Ekibinin Katılımıyla)
20 Nisan Cumartesi 21:30 , Kadıköy Sineması (Film Ekibinin Katılımıyla)
21 Nisan Pazar 21:30 , Cinewam City's 7
27 Nisan Cumartesi 21:30 , Beyoğlu Sineması

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Strangers's Case (I Was a Stranger)(2024) Brandt Andersen, Ürdün

Çeşitli kısa hikayeleri bir araya getirerek oluşturulan uzun bir hikaye sunan bu filmin oyuncuları arasında kendisini Intouchables filmi ve Lupin dizisinden tanıdığımız Omar Sy var. Savaştan kaçıp kendisine güvenli bir hayat arayan insanların hikayelerini farklı açılardan anlatıyor. Özellikle Suriye'deki savaşın yıkıcılığından kaçan insanların yaşadığı trajediler film boyunca biraz yürek burkacak.


Gösterim Seansları:
23 Nisan SAlı 21:30 , Cinewam City's 7
26 Nisan Cuma 11:00 , Atlas 1948
28 Nisan Pazar 16:00 , Kadıköy Sineması


Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



No Other Land (2024) Yuval Abraham - Basel Adra - Hamdan Ballal, Oppupied Palestine

Bu belgeselde Filistinli aktivist Basel Adra'nın İsrailli gazeteci Yuval Abraham ile bir araya gelerek, kendi topraklarından edilmiş olan Filistin halkının umutsuzluğunun kronikleşmesine şahit olacağız. Belgesel, İsrail'in Batı Şeria işgaline karşı açık bir protestoda bulunuyor. Adra özelinde birçok Filistinlinin yaşadıklarını yakından, yerinden ve kendilerinden dinlemiş olacağız.

Gösterim Seansları:
23 Nisan Salı 11:00 , Cinewam City's 7
28 Nisan Pazar 21:30 , Sinematek / Sinema Evi

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



The Promised Land (2023) Nikolaj Arcel, Danimarka

Danimarkanın en sevdiğim yönetmenlerinden Anders Thomas Jensen'in senaryo ekibinde olduğu, yine Danimarkanın en sevilenlerinden Mads Mikkelsen'in başrolde olduğu bir filmi çok da tanıtmaya gerek yok. Ama yine de Thomas Jensen kendi yönettiği filmlerin tadını bu filmde bulamadığımı da eklemek istiyorum. Bu görüşümün çok şahsi olduğunu ve bu filmin festivalin görülmesi gereken filmlerinden biri olduğunu bilmenizi isterim. 

Gösterim Seansları:
19 Nisan Cuma 13:30 , Cinewam City's 7
20 Nisan Cumartesi 19:00 , Kadıköy Sineması
21 Nisan Pazar 11:00 , Atlas 1948

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Goodbye Julia (2023) Mohamed Kordofani, Sudan

Sudan'da 2005-2010 yılları arasında geçen Goodbye Julia, dini zulmün yanı sıra yerleşik ırkçılığın etkisiyle derinleşen trajik bir hikayeyi anlatıyor. Sudanlı yönetmen Mohamed Kordofani'nin ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen iyi bir iş çıkarmış olacak ki Sudan'ın bu seneki oscar'a aday filmi Goodbye Julia olmuştu. 2023 Cannes Film Festivalinde de gösterilen filmin yönetmeni 3 ödüle aday gösterilmiş, Özgürlük Ödülü'nü kazanmıştı. 

Gösterim Seansları:
18 Nisan Perşembe 19:00 , Kadıköy Sineması
19 Nisan Cuma 11:00 , Cinewam City's 7
23 Nisan Salı 16:00 , Cinewam City's 3

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Suyun Üstü (2023) Aslıhan Ünaldı, Türkiye

Parçalanmış aileleriyle birlikte iki kız kardeşin Ege kıyılarında bir yelken yolculuğuna çıktıklarında, su yüzüne çıkan bazı kırgınlıklar ve sırlar zaten kırılgan olan aile bağlarını koparmakla tehdit eder. Yönetmen Aslıhan Ünaldı'nın izleyeceğim ilk filmi olacakken oyunculardan biri oldukça tanıdık. Reha Erdem'in 2008 yılı yapımı Hayat Var filminde Hayat karakterini oynatan Elit İşcan

Gösterim Seansları:
23 Nisan Salı 19:00 , Atlas 1948
24 Nisan Çarşamba 13:30 , Kadıköy Sineması  (Film Ekibinin Katılımıyla)

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Explanation for Everything (2023) Gabor Reisz, Macaristan

Yönetmen Gabor Reisz'in bu filmi Macaristan'da bir lise öğrencisinin başarısız bir sınavının ardından ortaya çıkan ve skandala dönüşen bir olayı ele alıyor. Başarısızlığına siyasi bir kulp uydurur ve olayı ailesine öyle anlatır. Bu olay aile ile sınırlı kalmayıp tüm okula yayılınca ulusal bir meseleye dönüşür. Yapımına güvendiğim bir yönetmen olduğu için izlemeye değer filmler arasında bunu da koyuyorum.

Gösterim Seansları:
17 Nisan Çarşamba 16:00 , Atlas 1948
23 Nisan Salı 16:00 , Cinewam City's7  (Film Ekibinin Katılımıyla)
25 Nisan Perşembe 21:30 , Sinematek / Sinema Evi

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Yurt (2023) Nehir Tuna, Türkiye

Daha önce kısa filmleri bulunan, Marmara Üniversitesi İşletme bölümü mezunu yönetmen Nehir Tuna'nın ilk uzun metraj filmi Yurt. Ailesi tarafından dini değerler öğrenmesi için yatılı bir yurda yerleştirilen Ahmet, ne çemberin içinde hissedebilmiştir, ne de dışında. Ailevi ve iç dünyasındaki dini sorunların yanında akran zorbalıklarına da maruz kalır. Siyah - Beyaz bir anlatımın olduğu film 1996 yılında geçiyor. Ulusal yarışmada da yarışacak olan bu film de en çok merak ettiklerim arasında. 

Gösterim Seansları:
26 Nisan Cuma 16:00 , Atlas 1948 (Film Ekibinin Katılımıyla)
27 Nisan Cumartesi 13:30 , Kadıköy Sineması (Film Ekibinin Katılımıyla)

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Hit man (2023) Richard Linklater, Amerika

Haziranda Netflix'e gelecek olan bu filmi seçmemdeki sebep yukarıda ismi geçen yönetmen Richard Linklater. Before Sunset film serilerinin 2014 yapımı Boyhood filminin yönetmen ve yapımcısı olan Linklater'in 5 oscar adaylığı olmasına rağmen henüz tekine bile kavuşamadı. Polis adına sahte bir suikastçı olarak çalışan bir profesörün, iş esnasında tanıştığı bir kadından sonra yaşadığı karmaşayı anlatıyor. Yönetmenden tahminle filmde güzel diyalogların geçeceğini ümit ediyorum.

Gösterim Seansları:
17 Nisan Çarşamba 21:30 , Kadıköy Sineması
18 Nisan Perşembe 21:30 , Cinewam City's 7
25 Nisan Perşembe 19:00 , Atlas 1948
26 Nisan Cuma 21:30 , Cinewam City's 7

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın



Tatami (2023) Zar Amir Ebrahimi - Guy Natliv, İran - İsrail

Aslında Gürcistan ve Amerika yapımı bir film. Ama filmi ilginç yapan sebeplerinden birine dikkat çekmek istedim. 2 yönetmenden biri İranlı, diğeri İsrailli. Orta Doğu'da savaşın ve derin bölünmelerin yaşandığı bir dönemde birlikte film yapabilmeleri bile başlı başına bir başarıdır. Uluslararası Judo Turnuvasına katılan İranlı kadın sporcunun şampiyona sürecinde yaşadıklarını konu ediyor ve tüm bu hikayeler Tiflis'te geçiyor. Filmin İranlı yönetmeni Zar Amir Ebrahimi de oyuncu kadrosunda. Daha önce Holy Spider filmindeki oyunculuğuyla Cannes'ta En İyi Kadın Oyuncu ödülünün de sahibi olmuştu. 

Gösterim Seansları:
18 Nisan Perşembe 19:00 , Atlas 1948
20 Nisan Cumartesi 16:00 , Kadıköy Sineması
22 Nisan Pazartesi 13:30 , Cinewam City's 7

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın


La Cocina (2024) Alonso Ruizpalacios, Meksika-Amerika

Mutfak yapımları son senelerde revaçta. Geçtiğimiz senelerde izlediğim ve bloga da yazdığım tek çekimden oluşan muhteşem bir film olan Boiling Point, ödüllerin yeni gözdesi olan The Bear dizisi ve niceleri.  Meksikalı yönetmen Alonso Ruizpalacios un bu filmi de mutfakta geçiyor. Bunu diğerlerine göre ilginç kılan ise New York Times Meydanında bir restoranda geçiyor oluşu ve çalışanların hemen hepsinin göçmenlerden oluşuyor oluşu. Dışardan ülkeye ithal edilen sıkıntıların aynı zamanda bu restorana da ithal edilişi restoran içerisindeki kaosu kaçınılmaz kılıyor. Kayıp bir paranın kayboluşunun yaşatacağı gerilimi The Teachers' Lounge filmi kadar güzel hissettirebilmiş mi izleyip göreceğiz. 

Gösterim Seansları:
20 Nisan Cumartesi 16:00 , Atlas 1948
22 Nisan Pazartesi 21:30 , Kadıköy Sineması
24 Nisan Çarşamba 16:00 , Cinewam City's 7

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın


13 Assassins (2010) Takashi Miike, Japonya

Revaçta olan bir diğer yapım konusu da Edo dönemi Shogun hikayeleri. Netflix'in bana göre şu ana kadarki en iyi yapımı olan Blue Eye Samurai dizisinin ardından Disney platformunun da çıkardığı Shogun dizisinin ardından bu akıma festival yönetimi de sessiz kalmamış ve 2010 yapımı Takashi Miike imzalı 13 Assassins (13 Suikastçı) filmiyle karşılık vermiş. Filmin baş rolünde festival davetlisi olarak İstanbul'a gelen Koji Yokusho var. Şu sıralar samuray filmleriyle hızını almış olanların kaçırmaması gereken bir film. 

Gösterim Seansları:
17 Nisan Çarşamba 16:00 , Cinewam City's 3
28 Nisan Pazar 16:00 , Cinewam City's 7

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın


Under The Open Sky (2020) Miwa Nishikawa, Japonya

Açılışı festivalin misafiri oyuncu Koji Yakusho ile yaptığımız listenin kapanışını da yine kendisiyle yapalım. Japonya yapımı ve yönetmen Miwa Nishikawa nın tezgahından çıkan ve Ryoza Saki'nin "Mibuncho (Kimlik)" adlı romanından uyarlanan bu filmde Koji Yakusho veteran bir Yakuza'yı canlandırıyor. 13 yıllık hapis hayatının ardından salıverilen karakterimiz kendisini çocukken terk eden annesini bulmak için yolculuğa çıkıyor. Koji Yakusho'nun kusursuz performansını, karakterimizin Tokyo'da geçmişinden tövbeli şekilde dürüst bir yaşam kurma çabasını izlemek isteyenler buyursun. 

Gösterim Seansları:
20 Nisan Cumartesi 13:30 , Cinewam City's 3
26 Nisan Cuma 11:00 , Cinewam City's 7

Fragman İçin Tıklayın

Filmin Festival Sayfası ve Bilet Alımı İçin Tıklayın


Festival biletleri 5 Nisan günü genel satışa çıkacak. Diğer filmler ve daha fazlası için festivalin ana sayfasını ziyaret edebilirsiniz. 
İKSV FİLM ANA SAYFASI

6 Nisan 2017 Perşembe

36. İFF'den Seçmeler

İKSV'nin düzenlediği 36. İstanbul Film Festivali (İFF) 4 Nisan günü açılışını yaptı. 15 Nisan günü son bulacak olan etkinliğe 10 farklı mekan ev sahipliği yapacak. Mekanlar arasında klasiklerden Atlas ve Beyoğlu sinemasının yanında Kanyon, City's ve Zorlu gibi mekanlar olacağı gibi bir de İtalyan Kültür Merkezi de olacak.

Altın Lale Uluslararası, Ulusal Yarışma, Sinemada İnsan Hakları, En İyi İlk Film, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Film Yarışması kategorilerinde toplamda 59 film yarışacak.

61 ülkeden 207 yönetmenin 186 uzun metrajlı ve 17 kısa metreajlı filmi gösterilecek olan ve 15 Nisan'da son bulacak olan bu etkinlikte bizler de bir liste yaptık. İmkanı ve fırsatı olanlar festivalde, olmayanlar ise festival sonrasında filmleri izleyip bize de yazabilirler.

Şimdiden iyi seyirler.




| MANIFESTO | Yönetmen: Julian Rosefeldt / Senarist: Julian Rosefeld

SEANSLAR

08.04.2017
19:00
City's 7 * 
bilet al

09.04.2017
11:00
Atlas * 
bilet al
10.04.2017
16:00
Rexx 1
bilet al
11.04.2017
11:00
Kanyon
bilet al
08.04.2017
24:00
City's 3
bilet al




Alman sanatçı Julian Rosefeldt’in geçtiğimiz yıl büyük bir başarı kazanan video art enstalasyonu, şimdi uzun metrajlı bir film olarak karşımızda. Filmde Cate Blanchett 13 farklı karakteri canlandırıyor ve sanat tarihine yön vermiş çeşitli manifestoları olur olmaz yerlerde okuyor; komünist manifestodan Dogme 95’e... Yaratıcı mizanseni ve zeki kurgusuyla seyri son derece keyifli Manifesto, Blanchett’in kariyerinde de yepyeni bir zirve oluşturuyor. Cate Blanchett hayranları için, onun evsiz bir adamdan bir kuklacıya, bir haber sunucusundan bir fabrika işçisine 13 farklı karaktere bürünüşünü izlemek başlı başına unutulmaz bir deneyim.


FRAGMAN


----------------------------------------------------------------------------------------------------------
 | FREE FIRE | Yönetmen: Ben Wheatley / Senarist: Ben Wheatley

SEANSLAR
13.04.2017
21:30
Kanyon
bilet al
13.04.2017
21:30
Rexx 1
bilet al
15.04.2017
13:30
Atlas
bilet al
15.04.2017
19:00
City's 7
bilet al


Tür sinemasının kalıplarıyla oynamayı seven Ben Wheatley, bu kez aksiyon ve polisiye filmlerin olmazsa olmazı çatışma sahnelerini alıyor ve bütün filmini bunun üzerine kuruyor. Boston, 1978... İki çete, terk edilmiş bir depoda buluşur. Planlanan yasadışı silah alışverişi yanlış anlamalar, beklenmedik tesadüfler ve güvensizlik sonucu çatışmaya dönüşür. Herkes bir yandan hayatta kalmak için mücadele ederken, diğer yandan da etrafındakilerin gerçekte hangi tarafta olduğunu çözmeye çalışmaktadır. Neredeyse gerçek zamanlı ve büyük kısmı tek bir mekânda geçen bu hınzır aksiyon filmi, kadrosundaki yıldız oyuncularla da dikkat çekiyor.

FRAGMAN

--------------------------------------------------------------------------------------------------
 | GIFTED | Yönetmen: Marc Webb / Senarist: Tom Flynn

SEANSLAR
08.04.2017
21:30
Kanyon
bilet al
08.04.2017
21:30
Rexx 1
bilet al
09.04.2017
21:30
Atlas
bilet al
10.04.2017
21:30
City's 7
bilet al

Başroldeki Chris Evans ve çocuk oyuncu Mckenna Grace’in başarılı performanslarının yanı sıra sivri diyalogları ve güçlü karakterleriyle Deha kalpleri fethedecek. Bu son derece eğlenceli ve sıcak komedi-dram, 7 yaşındaki yeğeni Mary’i tek başına ve kendi kurallarıyla yetiştirmeye kararlı Frank’i izliyor. Mary’nin matematik alanında dehâ olduğunun anlaşılması, Frank’i kendi annesiyle Mary’nin velayeti için karşı karşıya getiriyor. Aşkın (500) Günü filminden tanıdığımız Marc Webb’in yönettiği Deha, çocuk yetiştirme, aile ve sistemin karşısında durma hakkında, başından sonuna keyifle izlenen bir yapım.

FRAGMAN


--------------------------------------------------------------------
 | MYTHOPATHY | Yönetmen: Tassos Boulmetis / Senarist: Tassos Boulmetis

SEANSLAR
05.04.2017
21:30
Kanyon
bilet al
05.04.2017
21:30
Rexx 1
bilet al
06.04.2017
21:30
Atlas
bilet al
07.04.2017
21:30
City's 7
bilet al






2003’te çektiği Baharatın Tadı’ndan sonra sinemaya 13 yıllık bir ara veren ve nihayet Lodos ile sinemaya geri dönen Tassos Boulmetis kamerasını Yunanistan’ın geçmişine çeviriyor. Filmin merkezinde büyümekte olan bir çocuk var. Arka planda ise hızlıca geçip giden yıllar, 60’lar, 70’ler ve 80’ler... Lodos, tıpkı diğer Akdeniz ülkeleri gibi, enerjisi ve fırtınası hiçbir zaman eksik olmayan Yunanistan’da çocuk olmak, o topraklarda büyümekle ilgili bir film. Hem de izleyene kendini yabancı hissettirmeyen, dengeli bir dramatik yapıda, evrensel ve şiirsel dokunuşlarla bir nostalji duygusu yaşatmayı başarıyor.


-------------------------------------------------------
| WEIRDOS | Yönetmen: Bruce Mcdonald / Senarist: Daniel Mcıvor

SEANSLAR

09.04.2017
16:00
City's 7
bilet al
10.04.2017
19:00
Rexx 1
bilet al
11.04.2017
11:00
Atlas
bilet al
13.04.2017
11:00
Kanyon
bilet al


Sene 1976... Amerika’nın kuruluşunun 200. yıldönümü için kutlamalar devam etmekte. Kanada’da yaşayan 15 yaşındaki Kit’in ilgisini çeken hemen her şey de Amerika’da, hayranı olduğu Andy Warhol dâhil... Öğretmen babası ve babaannesi ile banliyöde geçen hayatının tekdüzeliğinden sıkılan Kit, kız arkadaşı Alice’in yardımıyla evden kaçmaya ve otostop çekerek daha özgür ruhlu annesinin yanına gitmeye karar veriyor. Bu yolculuk her anlamda kendisini keşfetmesine araç oluyor. Bu nostaljik ve samimi büyüme hikâyesi, sadece 70’lerin hayranlarına değil, ergenlik yıllarında kendini içinde yaşadığı topluma ait hissedememiş herkese hitap ediyor.


----------------------------------------------------
 | LADY MACBETH | Yönetmen: William Oldroyd / Senarist: Alice Birch

SEANSLAR

13.04.2017
16:00
City's 7
bilet al
14.04.2017
19:00
Atlas
bilet al
15.04.2017
13:30
Rexx 1
bilet al

İngiltere’nin önemli genç kuşak oyun yazarlarından Alice Birch ile tiyatro yönetmeni William Oldroyd, Nikolai Leskov’un novellası Mtsensk İlçesi’nin Lady Macbeth’i’ni modern bir yaklaşımla sinemaya uyarlıyor. Bu soğukkanlı ve erotik gerilim filmi, Shakespeare’in tragedyasıyla doğrudan bağlantısı olmayan bir hikâye anlatıyor. Katherine, ailesi tarafından kendisinden yaşça büyük ve zengin bir adamla evlendirilir. Kocasının aşağılayıcı davranışlarına katlanmaya çalışırken, çiftlikteki işçilerden Sebastian ile tutkulu bir ilişki yaşamaya başlar. Bu ilişkiyi sürdürebilmek için her şeyi, hatta cinayeti bile göze almaya hazırdır.


-----------------------------------------------
INVERSION | Yönetmen: Behnam Behzadi / Senarist: Behnam Behzadi

SEANSLAR

11.04.2017
21:30
Beyoğlu * 
bilet al
12.04.2017
13:30
Kanyon * 
bilet al
13.04.2017
11:00
City's 3 * 
bilet al
15.04.2017
13:30
Rexx 5
bilet al



Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde gösterilen Nilüfer’in Kararı, kendi kararlarını verince Tahran’da yaşayan bekâr ve başarılı işkadını Nilüfer’in hayatının nasıl altüst olduğunu anlatıyor. Nilüfer’in annesi, hava kirliliğinden rahatsızlanınca doktoru başka bir yere taşınmasını tavsiye eder. Ailesi, annesine onun eşlik etmesinde ısrar eder, ancak Nilüfer yıllar boyu kabullendiği aile baskısına bu kez boyun eğmeyecektir. Sahar Dolatshahi’nin Nilüfer rolündeki etkileyici performansının da katkılarıyla Nilüfer’in Kararı, günümüz İran toplumuna güçlü, dinamik ve keskin bir bakış atıyor.

--------------------------------------------------------
 | THE DISTINGUISHED CITIZEN | Yönetmen: Gaston Duprat, Mariano Cohn / Senarist: Andrés Duprat

SEANSLAR

05.04.2017
19:00
City's 7
bilet al
06.04.2017
13:30
Rexx 1
bilet al
07.04.2017
11:00
Kanyon
bilet al
08.04.2017
13:30
Atlas
bilet al


Arjantin sinemasının bu yılki en nitelikli ve eğlenceli sürprizlerinden Saygın Vatandaş, Nobel edebiyat ödülünü kazanmayı düşüş olarak gören bir yazarı gözlemliyor. Avrupa’da yaşayan Daniel, Arjantin’de büyüdüğü, romanlarının beslendiği kasabadan gelen daveti kabul eder. 40 yılın ardından ilk kez kasabaya gittiğinde kendisini bir girdap gibi yükselen, trajikomik durumların içinde bulur. Mizahtan bir an bile vazgeçmeyen film, kültür, şöhret, edebiyat, sanat ve insan davranışları üzerine hınzırca sorular sorarken izleyiciyi kasabanın cehaletiyle yazarın kibrinin ortasına konumlandırıyor.


FRAGMAN


-----------------------------------------------------------
| PYROMANIAC | Yönetmen: Erik Skjoldbjærg / Senarist: Bjørn Olaf Johannessen

SEANSLAR

05.04.2017
19:00
City's 3
bilet al
06.04.2017
11:00
Rexx 1
bilet al
15.04.2017
21:30
Kanyon
bilet al



80’li yılların başları... 19 yaşındaki Dag, bir yıllık askerliğin ardından köyüne, kendisini büyük bir heyecanla bekleyen ailesinin yanına geri döner. Babası Ingemann, köyün gönüllü itfaiye teşkilatında şeftir. Köyde hiç kimsenin farkında olmadığı şey Dag’ın, babasının mesleğiyle tezat bir yaşam sürmesidir: Dag bir kundakçıdır; köy sakinleri büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır ve ellerinde bu tehlikeyi bertaraf etmelerine yardımcı olacak hiçbir ipucu yoktur. 1997 yılında Insomnia / Uykusuz ile uluslararası başarı kazanan Erik Skjoldbjærg karanlık Kuzey masalları anlatmaya devam ediyor.



-----------------------------------------------------------
 | WHERE IS ROCKY II? | Yönetmen: Pierre Bismuth


SEANSLAR

05.04.2017
13:30
Rexx 5
bilet al
09.04.2017
11:00
İtalyanKM
bilet al
14.04.2017
16:00
City's 3
bilet al


Pek çok kişi bilmiyor olabilir, ancak Pierre Bismuth, Charlie Kaufman ile birlikte 2000’lerin en hip filmlerinden biri olan Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan’ın fikir babalarından biri. Yönettiği bu ilk filme ilgi beslemek için belki bu kadarı yeterli, ancak dahası var: Sanatçı Ed Ruscha 1979’da, reçineden sahte bir kaya yapıyor ve bunu Mojave çölünde bir yere gizliyor. Bismuth, işte bu gizemli sanat eserini bulmak üzere bir özel dedektif, iki de senaryo yazarı alıyor işe. Daha sonra bol sorulu, bir o kadar da cevaplı, sürprizlerle dolu, eğlenceli bir yolculuk başlıyor.