Mini Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mini Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Murat Uyurkulak Tol romanının baş cümlesinde “Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” der. O vakitler geride kaldı lakin devrim kelimesi her zaman güzelliğini korudu.Zaman içerisinde devrim kelimesini sırtında taşıyan nice insan oldu.İnsanlar peşlerinden gitti,isimlerini sayıkladı ve devrim kelimesi her keresinde anlamından çok daha fazlasını niteledi. Çünkü devrim değişim demektir. Varolan düzeni devirmek demektir ve değişim içinde umudu barındırır. Umut da bir kesim insanın yaşama tutunması işte.

Devrim hareketleri yandaşları tarafından değerlendirildiğinde çoğunun sadece bir dönemine tekabül eder. Yaş olsun,sınıfsal farklılıklar olsun değişimin taraftarı olanlar buna sadece belirli bir dönem inanırlar zira çoğunun nedeni alt sınıftan oldukları için sınıf düzenini yıkmaktır.Bir çoğu burjuva veya üst sınıf olarak nitelendirdiğimiz kesime dahil olsa devrim kelimesini anmayacaklarını düşünürümBu nedenle devrim kelimelerde varlığını sürdürüp halkın içinde zaman zaman eylemlerle harlanan bir ateştir ve en önemli nokta devrime hangi noktadan baktığımızdır.Devrim bir amaç mıdır yoksa bizler için sadece birer araç mı?

Devrimi birer amaç olarak gören insanları şimdilik es geçelim ve bu olguyu araç olarak kullanıp belirli kitleyi kendine hayran bırakan en önemli figür Carlos’a odaklanalım.Çakal olarak ünlenen ve eylemlerini devrim hareketi adıyla gerçekleştiren Carlos 70lerin ortalarından 80lerin sonuna kadar birçok terör saldırısı gerçekleştirmiştir.En ünlü eylemi 1975 yılında Viyana’da toplanan OPEC üyesi ülkelerin delegelerini rehin almaktır.Paul Assayas bu ünlü figürün Carlos olduğu andan yakalandığı döneme kadar olan yaşantısını mercek altına almış ve televizyona aktarmıştır.Zaten hakkında bir çok edebi eser olan ve öncesinde farklı yapımlarla eylemleri sinemaya aktarılan Carlos’a eylemlerinden ziyade kişiliğini,düşüncelerini,tutkularını da ekleyerek ortaya daha detaylı bir portre çıkarmıştır.

Tv filmi/dizisi olarak 3 bölümden oluşan yapım dönem dönem Carlos’un yakınında olan insanların aktardıklarından senaryolaştırılmış. İlk bölümüyle Carlos’un amaçlarına,adını duyurmasına vesile olan olayları konu alıyor. İkinci bölümünde Opec saldırısına fazlasıyla yer veren ve Carlos’un eylem süreci içinde değişimlerine odaklanan yapımın son bölümünde Carlos’un değişen dünya düzenine ayak uyduramayıp ringden çekilmesi konu ediliyor.

Her yokuşun çıkışı olduğu kadar inişi de vardır.Carlos’un hayatından aktarılanlar da buna uygun düşmektedir.Öncelikle aldığı göstermelik eğitim Avrupa’ya tutunmasına neden olur ve yükselmenin Avrupa’da olucağına kanaat getirir.Yapımın başlarında sevgilisiyle yaptığı bir konuşmada çok rahat bir şekilde Che’yi eleştirebilmektedir.Avrupa’da varlığını sürdürmek için de Filistin Kurtuluş Örgütünün saflarına katılır.Zira FKÖ’nün eğitimleri üst düzeydedir ve İsrail karşıtı bir çok devletten örgüte para akışı sağlanmaktadır.FKÖ’ye katılışı sonrası en önemli mevzu para ve şöhrettir.Terör eylemi gerçekleştiren örgütlerin ortak paydası eylemi gerçekleştirmektir.Bu nedenden dolayı öldürmek için ölmeyi göze alan binlerce eylemci vardır.Carlos ise oyunu stratejik oynamayı seven biridir.Hedefe kitlenmeden diğer seçenekleri de tartarak sonuca gider.FKÖ örgüt içinde başıbuyruk birini istemediğinden Carlos’u Opec saldırısı sonrası örgütten atar.Paranın Carlos’un yaşamındaki önemi Opec saldırısı sonrası daha çok dikkat çeker zira devrimci nidalarıyla ismi anılan Carlos Suriye’nin piyonu olmuştur.Dokunulmazlık hakkı ve para Carlos’un eylem gerçekleştirmesi için birincil ihtiyaç durumuna gelmiştir.Sonrasında değişen dünya düzeni ve dibe batış.Ülkeler arası barış en çok da eylemcileri vurur.Örneğin Türkiye Kürtlere gereken değeri verebilse Abdullah Öcalan’ı ismini bilemezdil veya dediğimiz gibi Filistin-İsrail arasındaki gerginlik olmasa Çakal Carlos’u satırlarımıza taşımazdık.Savaşlar çoğu zaman sahte kahramanlar yaratır ve Carlos da bunlardan biriydi işte.Hayatının en şaşalı dönemini örgüt içinde gerçekleştirebilen bunun dışında piyon olan biridir.

Dizi de en çok dikkat çeken konulardan biri de Carlos’u oynayan aktör Edgar Ramirez’in performansıdır.20 yıllık bir dönemi konu alan yapımda Ramirez,Carlos’un geçirdiği değişimlere ayak uyduran hem fiziksel hem de ruhsal olarak karaktere anlam katan bir performans ortaya koyuyor.Bir nevi metod oyunculuk örneği sergilemektedir.Ramirez’in bu performansı ona Golden Globe’da adaylık getirmiştir.Ayrıca yapım miniseri diziler kategorisinde de ödüle yakın durmaktadır.Yapım Fransız yapımı olmasına rağmen Assayas yapımı hiçbir tarafa çekmeden tarafsız bir gözle Carlos’u incelemektedir zira Carlos’dan en çok çeken ve onu yakalayan Fransızlardır.Her türlü övgüyü hak eden yapım geçtiğimiz yılın en iyilerindendi.


Bazı düşünceler aniden gelmez insanın aklına, belli bir deneyim ve fikir topluluğunun biraraya gelmesi sonucunda ulaşırız onlara. Nasıl ortaya çıktığını, bu olayın nasıl gerçekleştiğini bilmeyiz. Sanki beynimizin bir tarafında bir fırın vardır, oraya atarız bütün bu malzemeleri ve zamanı geldiğinde yeni bir düşünceye ya da farkındalığa sahip olmuş oluruz. Bahsettiğim malzemeler içimize işler. İçimizde işler.

Krzysztof Kieslowski , her filmiyle insanın içine işlemeyi başarır, o fırına bir sürü malzeme katar. Filmin size neler kattığını tam olarak bilmeniz imkansızdır ama bünyeye tahmininizden fazla nüfuz ettiği kesindir. Anlatması bile o kadar zor ki, seyredeli çokça zaman geçmiş olmasına rağmen bu yazıyı yazmak için oldukça zorlanıyorum. İnsanda sırf bu büyük etkiyi yarattığı için büyük sıfatını hakediyor bir sanatçı olarak kieslowski. Dekalog (on emir) serisini 89-90 yıllarında polonya televizyonu için çekiyor Kieslowski. Bez konca'da beraber çalıştığı ve ileride de beraber çalışacağı senarist Krzysztof Piesiewicz ile Tevrat'taki 10 emir'i günümüz dünyasındaki anlamlarını yeniden sorgulayarak senaryoyu yazıyorlar. Ortaya çıkan filmler (her biri ortalama 55 dakika) bazı zamanlar gizemli ve felsefi, her zaman için de gerçekçi anlatımlarıyla, birbirinden başarılı oyunculuklarla, Zbigniew Preisner'in her zamanki gibi mükemmel müzikleriyle, hikayelerin tamamlayıcı öğesi olan sembolik anlatımıyla ve de Kieslowski sinemasının olmazsa olmazı başarılı sinematografileriyle, dini inançları/insani değerleri gökyüzünden gerçek hayata düşürüyor, onları somutlaştırıyor, (en önemlisi de) insancıllaştırıyor.



Bir başka büyük yönetmen Stanley Kubrick dekalogların senaryosunu içeren kitap için diyor ki:
"Büyük sinemacıların eserlerinin belli bir yönü üzerinde durma konusunda hep isteksiz olmuşumdur çünkü bunun, eseri kaçınılmaz olarak basitleştirme ve indirgeme ihtimali vardır. Fakat Kieslowski ve yardımcı yazar Piesiewicz'in senaryolarını içeren bu kitapta fikirlerden sadece bahsetmek yerine bunları dramatize etme konusunda çok ender rastlanan bir yetenekleri olduğu gözlemini yapmak yersiz olmaz. kastettikleri şeyi dramatik bir eylemle anlatarak, seyircinin, anlatılanın ötesinde gerçekleşen şeyleri keşfetmesi gibi bir kazanca da sahip oluyorlar. Bunu öyle hayranlık verici bir yetenekle yapıyorlar ki fikirlerin ortaya çıkışını farkedemiyor ve ancak çok sonraları kalbinize ne kadar derinden nüfuz ettiklerini anlayabiliyorsunuz."

Her bölümünde bir Varşova'daki toplu konut sitesindeki aynı apartmanda yaşayan karakterlerin ele alındığı filmlerin hikayeleri aslında büyük birer tesadüften ibarettir. Tesadüf hayatı anlamlı kılan şeydir. Gizemli ve bizim farkına varamadığımız kaderin vücut bulmuş halidir.

Dekalog serisindeki tesadüfler filmden uzayıp, Kieslowski'nin sonraki filmlerine taşar. Kieslowski'nin bundan sonraki filmleri de dekalogların bir parçasıymış gibi gelir o yüzden bana. Bence kieslowski, dekalog serisi ile yıllarca geliştirdiği sinemasal dilini zirve noktasına çıkarmıştır. Bundan sonra çektiği filmlerde de aynı dili görürüz, aynı tadı alırız. Dekalog 9'da anlatılan kısa hikaye, Veronique'in ikili yaşamı'na konu olur. Van Den Budenmayer'in bestesinin de üç renk: kırmızı'da önemli bir yeri vardır.


dekalog 1
"senin tanrın benim, başka tanrın yoktur."



dekalog 2
"tanrı'nın ismini boş yere ağzına almayacaksın."



dekalog 3
"altı gün çalışacaksın, bir gün dinleneceksin"


dekalog 4
"anne ve babana saygılı davranacaksın."

dekalog 5
"öldürmeyeceksin."

dekalog 6
"zina etmeyeceksin."


dekalog 7
"çalmayacaksın."


dekalog 8
"yalan yere şahitlik yapmayacaksın."


dekalog 9
"komşunun karısına tamah etmeyeceksin."


dekalog 10
"komşunun malına tamah etmeyeceksin."

zbigniew preisner - dekalog II part 1

KONUK YAZAR: Zafer
http://spregel.blogspot.com/

#Diğer Konuk Yazarlar#