Tarik Saleh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarik Saleh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2026 Cumartesi

Metropia: Zihnin İçine Sızan Bir Distopya

2009 yılında çekilmiş ve 2024 yılının distopik tahmini yapan Metropia, her ne kadar İskandinav yapımı olsa da İngilizce. 2024 yılını geçmiş olduğumuz şu günlerde bu distopik fikrin gerçek olma ihtimalini, filmde olduğu gibi kullandığımız şampuanlar değil de yaşadığımız pandemi sürecinde bize enjekte edilen aşıların içindeki çipler belirleyecek. 


Metropia filmi, yakın bir gelecekte, petrolün tükenmesiyle birlikte Avrupa’nın dev bir yeraltı metro ağıyla birbirine bağlandığı distopik bir evrende geçiyor. Gündelik hayatın gri tonlara sıkıştığı bu dünyada, sıradan bir çağrı merkezi çalışanı olan Roger’ın (Vincent Gallo seslendiriyor) hayatı, zihninde beliren yabancı bir sesle altüst oluyor. Bu ses önce onu hayalindeki bir kadına ve ardından ötesine doğru yolculuğa sürüklüyor. Bu sesin kaynağını araştırmaya başlayan Roger, kendini büyük bir şirketin kontrol mekanizmalarının ortasında buluyor. Hikaye, bu noktadan itibaren hem bireysel bir uyanış anlatısına hem de paranoyak bir komplo öyküsüne evriliyor. Tam da bu noktada biraz Matrix, biraz Dark City tadı almamak mümkün değil.

Metropia’nın güçlü yanı, şüphesiz ki kurduğu fikir dünyası. Zihin kontrolü, kurumsal tahakküm, reklamların bilinçaltına sızması ve bireyin giderek silikleşmesi gibi temalar, günümüz dünyasının kaygılarını doğrudan hedef alıyor. Film, teknolojinin yalnızca hayatı kolaylaştıran bir araç değil, aynı zamanda bireyin iç dünyasına nüfuz eden bir kontrol mekanizması olabileceğini çarpıcı bir biçimde ima ediyor. Özellikle tüketim kültürüyle zihin manipülasyonunun iç içe geçmesi, filmin en rahatsız edici ve düşündürücü damarlarından biri.


Ancak tüm bu güçlü fikirler, ne yazık ki aynı ölçüde güçlü bir anlatım yapısıyla desteklenemiyor. Senaryo, yer yer dağınık ve kopuk ilerliyor; karakterlerin motivasyonları yeterince derinleşmeden gelişiyor ve önemli kırılma anları beklenen etkiyi yaratamıyor. Hikayenin karmaşık yapısı, gerilim yaratmak yerine zaman zaman dikkat dağınıklığına yol açıyor. Özellikle final bölümlerinde, olayların çözülme biçimi hem aceleci hem de dramatik açıdan zayıf kalıyor. Bu da filmin başta vaat ettiği yoğun atmosferin giderek sönmesine neden oluyor.

Karakterler cephesinde de benzer bir durum söz konusu. Roger, potansiyel olarak güçlü bir anti-kahraman olsa da, içsel dönüşümü yeterince derinleştirilmiyor. Peşine takıldığı Nina (Juliette Lewis) karakteri gizemli ve çekici bir figür olarak konumlandırılsa da, onun da dramatik işlevi yüzeyde kalıyor. Seslendirme performansları genel olarak başarılı; Vincent Gallo’nun yorumu karakterin huzursuz doğasını iyi yansıtırken, Juliette Lewis’in daha donuk tınısı karakterin yapaylığına hizmet eder gibi duruyor. Ancak bu performanslar bile, yazım aşamasındaki eksikleri tamamen kapatmaya yetmiyor.

Teknik açıdan bakıldığında ise Metropia oldukça dikkat çekici bir işçilik sunuyor. Gerçek fotoğrafların dijital olarak işlenmesiyle oluşturulan animasyon tarzı, filme hem hiper-gerçekçi hem de rahatsız edici bir dokunuş kazandırıyor. Soluk renk paleti ve neredeyse donuk yüz ifadeleri, anlatının distopik ruhuyla uyumlu bir atmosfer yaratıyor. Ne var ki bu stil, uzun metraj boyunca sürdürüldüğünde izleyici için yorucu bir deneyime dönüşebiliyor. Bu sebeple bu tarzın uzun metraj için değil de kısa metraj bir yapım için daha uygun olduğunu eklemek gerekiyor.

Toparlayacak olursam Metropia, büyük fikirlerin peşinden giden ama bu fikirleri taşıyacak dramatik omurgayı tam olarak kuramayan bir film. Anlattığı dünya ürkütücü derecede tanıdık, sunduğu görsel evren özgün ve çarpıcı; fakat anlatımındaki kopukluklar ve karakter derinliğindeki eksiklikler, bu potansiyelin tam anlamıyla hayata geçmesini engelliyor. Yine de özellikle distopya ve yetişkin animasyonu sevenler için, kusurlarına rağmen izlenebilecek bir film olduğunu söyleyebilirim.

Puanım: 6/10

24 Şubat 2023 Cuma

Boy From Heaven: İnancın Gölgesinde Yapılan Casusluk

Mısır asıllı İsveçli yönetmen Tarık Saleh'in Sünni İslam'ın ve Kahire'nin prestijli okullarından olan El-Ezher Üniversitesi'nin perde arkasına odaklanan Boy From Haeven (a.k.a. Cairo Conspiracy) filmi, din ve siyaset arasındaki çürümüş bağları ustalıkla ele alan, El Ezher'deki yozlaşmayı ve kurumsal güvensizliği keskin bir gözle anlatan bir yapım. Bir ilgi çekici yanı da çekimlerinin İstanbul'da da yapılmış olması. 


Film, Mısır'ın Manzala kentinde yaşayan, bir balıkçının oğlu olan Adem'in (Tawfeek Barhom) hayatının, devlet bursuyla kazandığı El Ezher Üniversitesi'ndeki değişmesini anlatıyor. Büyük bir heyecanla üniversiteye gelen Adem, üniversitenin baş imamının ölümü ardından kendini kısa süre sonra siyasi bir savaşın ortasında buluyor. Yeni baş imamın seçilmesi Mısır için basit bir şey değildir ve başa kimin geçeceğine hükümet dahil, iç ve dış tüm etki unsurları müdahale etmek istemekte. Adem de bu olayların ortasında. 

Adem, masum bir taşralıdan, devleti temsil eden istihbarat ajanı Albay İbrahim'in (Fares Fares) kontrolündeki bir casusa dönüşmek zorundadır. Görevi, devletin tercih ettiği adayın en üst mevkiye gelmesini sağlamak. Ve bu uğurda yapılması gereken legal ya da illegal ne varsa yapmaktır. Dini bir öğrenim yuvasında geçen bu paranoyak atmosfer izleyiciyi içine çekiyor. 

Film, din ve devlet kurumlarının her ikisinin de güvensizlik ve yolsuzluk barındırdığına dair çarpıcı bir portre çiziyor. Bir yandan inancın gösterişli manzaralarını sunarken, diğer yandan bu dindarlığın arkasındaki yozlaşmış ve iki yüzlü gerçekliği yan yana getiren cesur bir duruş sergiliyor. Aynı zamanda Adem'in masum bir gençten tehlikeli güç oyunlarının içine düşen bir figür olması ile de, o evredeki gençlerin nasıl manipüle edilip birer silaha dönüştürülebileceğini de göstermiş oluyor.


İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan, Mimar Sinan'ın kalfalık eseri olan Süleymaniye Camii'nde de çekimleri gerçekleştirildiği için ekranda gördüklerimiz bize oldukça yakın geliyor. Filmi, Mısır hükümetinin El Ezher üzerindeki etkisini, dolayısıyla da birçok kişiye referans olan bu okul ile de Sünni İslam coğrafyasına müdahalesini görmek açısından biraz fikir bırakıyor diyebiliriz. En azından ismini sadece Teketek programlarından duyduğum bir yer olmaktan çıktı benim için.