Ali Özel'in Altın Koza'da yarışan Beklenti filmi bu sözlerle başlıyor. İlk bakışta bizi klasik bir taşra cinayetine, şüphelilere ve adalet arayışına götürecekmiş gibi görünüyor. Fakat film ilerledikçe cinayetin kendisinden daha büyük bir meselenin ortasında buluyoruz kendimizi: İnsanların birbirleri hakkında kurduğu beklentiler ve bu beklentilerin altında ezilen hayatlar.
Film, köydeki kadın doktorun ölümünün ardından şekillenen soruşturmayı merkezine alıyor. Olağan şüpheliler arasında doktoru en çok ziyaret edenlerden biri olan Celil (Berk Öztürk), sosyal baskı nedeniyle gördüğü tedaviyi açıklayamaması üzerine kısa sürede olayın baş şüphelisine dönüşüyor. Bu sırada babasını ziyaret etmek ve bir süreliğine şehir hayatından ve son zamanlar limoni tat veren evliliğinden uzaklaşmak için köye gelen avukat Enver (Ozan Dağara), kendisini giderek daha karmaşık bir evlilik ilişkinin içinde buluyor. Köydeki insanlar, jandarma, yerel otorite ve aile bağları üzerinden ilerleyen soruşturma, yalnızca bir cinayetin nasıl çözüleceğini değil, bir topluluğun kendi doğrularını nasıl ürettiğini de sorguluyor.
Beklenti'nin asıl meselesi cinayet gizeminden ziyade, bu gizemin etrafında şekillenen toplumsal atmosfer. Çünkü burada yargı, yalnızca resmi kurumların verdiği bir karar olarak karşımıza çıkmıyor. Köyün kendi kuralları, kendi ahlak anlayışı ve kendi 'doğru insan' tanımı bulunuyor. İnsanların ne yaptığı kadar, ne yapması gerektiğine dair düşünceler de hayatlarını belirliyor. Böylece filmdeki asıl baskı yalnızca devlet mekanizmasının kanunları üzerinden kurulmayıp, insanların birbirlerinin hayatlarına ilişkin beklentileri üzerinden de şekilleniyor.
Filmin 'beklenti' kavramını en güçlü biçimde ele aldığı yer ise çocuk sahipliği üzerinden evliliklerdeki erkeklik meselesi oluyor. 3 farklı evliliğe; Raci (Hakan Salınmış), Enver ve Celil'in perspektifleriyle erkek tarafından bakış atıyor. Toplumsal baskının mağduru olarak yalnızca kadınları görmeye alıştığımız bir anlatının yerine, erkeklerin de ataerkil düzenin kurbanları olabileceğini gösteren bir anlatı sunuyor. Erkek olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, soyun devamını sağlamak, güçlü görünmek ve kendisine biçilen rolü eksiksiz yerine getirmek zorunda olmak, filmin dünyasında görünmez ama hissedilen birer baskı mekanizması.
Celil karakteri bu açıdan filmin merkezindeki en önemli figürlerden biri. Onun yaşadığı sorun yalnızca kişisel bir mesele olarak kalmıyor; toplumun bireyden beklediği hayat ile bireyin gerçekten yaşayabildiği hayat arasındaki uçurumu gösteriyor. Özellikle çocuk sahibi olma ve erkekliğin bunu gerçekleştirme kapasitesi üzerinden tanımlanması, karakterin üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırıyor. Burada beni asıl rahatsız eden şey, Celil’in yalnızca bir şüpheli olarak değil, toplumun kendi normlarına uymayan bir erkeğe nasıl davrandığını gösteren bir örnek olarak konumlandırılması oluyor. Bunu da Celil'in babasına yapılan köy takışmalarında görüyoruz.
Filmin taşra atmosferi de bu düşünceleri destekliyor. Köy yalnızca hikayenin geçtiği bir mekan değil; karakterlerin davranışlarını belirleyen kapalı bir sosyal sistem gibi çalışıyor. Burada herkes birbirini tanıyor, herkesin hayatı başkalarının bakışına açık ve özel hayat ile toplumsal hayat arasındaki sınır neredeyse ortadan kalkıyor. Bu nedenle Celil’in yaşadığı baskı yalnızca ailesinden kaynaklanmıyor. Köyün tamamı onun üzerinde görünmez bir denetim kuruyor. Bir sırrın ortaya çıkması, yalnızca kişinin kendisini değil, ailesini ve toplumsal konumunu da etkiliyor.
Ancak filmin burada bir problem yaşadığını da düşünüyorum. Hikayenin dramatik yükünü büyük ölçüde taşıyan kadın doktor cinayeti, Celil’in savunmasını destekleyen bir delilin ortaya çıkmasıyla birlikte belirsiz bir noktada kalıyor. Böylece film bir taraftan cinayeti soruşturmanın merkezine yerleştirirken, diğer taraftan bu soruşturmanın sonucunu bilinçli ya da bilinçsiz biçimde geri plana itiyor.
Ben bu tercihin filmin anlatmak istediği düşünceyle tamamen uyumsuz olduğunu düşünmüyorum. Hatta cinayetin çözümsüz kalması, gerçeğin hiçbir zaman tam olarak ortaya çıkmadığı ve insanların kendi varsayımlarına dayanarak hüküm verdiği fikrini destekleyebiliyor. Fakat sorun, filmin bu belirsizliği yeterince güçlü bir dramatik yapı içerisinde kuramamasından kaynaklanıyor. Seyirci olarak cinayetin sonucunu merak etmemi sağlayan film, bu merakın karşılığını tamamen vermediğinde, anlatının bir bölümünün havada kaldığını hissediyorum.
Üstelik film, Celil'i daha güçlü bir şüpheli haline getirecek psikolojik ayrıntılara biraz daha fazla alan açabilseydi, bu problem büyük ölçüde aşılabilirdi. Örneğin onun tedirginliği yalnızca suçluluk ihtimaliyle değil, toplum tarafından sırrının ortaya çıkarılmasından duyduğu korkuyla ilişkilendirilebilirdi. Böyle bir yaklaşım hem karakterin iç dünyasını derinleştirir hem de seyircinin "Acaba Celil gerçekten suçlu mu?” sorusunu daha uzun süre taşımasını sağlayabilirdi. Özellikle Celil’in bindiği minibüsün jandarma tarafından durdurulduğu andaki huzursuzluğu tek başına doyurucu bir şüphe unsuru oluşturmuyor.
Buna rağmen yönetmen/senarist Ali Özel’in taşra sinemasına getirdiği bakışı önemli buluyorum. Çünkü Beklenti, taşrayı yalnızca cehaletin, muhafazakarlığın veya baskının mekanı olarak göstermeye çalışmıyor. Burada asıl mesele, insanların birbirlerine biçtiği rollerin zamanla nasıl bir sosyal hapishaneye dönüştüğü oluyor. Baba, oğul, eş, doktor, avukat, çoban ya da köylü olmak yalnızca bir kimlik taşımıyor; beraberinde yerine getirilmesi gereken beklentiler getiriyor. İnsan bu beklentilerden birine uyamadığında ise yalnızca ailesiyle değil, bütün toplulukla karşı karşıya kalıyor.
Bu nedenle filmin asıl çatışmasını cinayet ile soruşturma arasında değil, birey ile toplum arasında görüyorum. Cinayet bu çatışmayı görünür hale getiren araçlardan biri sadece. Asıl hikaye ise insanların birbirlerinin hayatlarını nasıl şekillendirdiği, bir kişinin kendi sırrını neden saklamak zorunda hissettiği ve toplumun kabul ettiği erkeklik kalıplarına uymamanın ne kadar ağır bir bedel yaratabildiği üzerine kuruluyor.
Beklenti, filmi Adana Altın Koza Film Festivali'nde Ulusal Uzun Metraj Film kategorisinde yarışan filmlerden biriydi. Festivallerde ödül mekanizmasının nasıl işlediğini az-çok bilen biri olarak Beklenti filminin festivali ödülsüz kapamasının bir şey ifade etmediğini söyleyebilirim. Her şeye rağmen kendisini sonuna kadar izlettirebilen, filmin içinde ve bitiminde izleyiciye sorular ve tartışma konuları bırakan bir film olarak izlemeye değer buluyorum.



