Jim Thomas ve
John Thomas kardeşler tarafından ilk olarak '
The Hunter' adıyla yazılan ve yapım şirketi
20th Century Fox tarafından senaryo olarak kabul edildikten sonra bilimkurgu'ya doğru evrilen bu hikayenin ana teması şu şekilde. Başka gezegende yaşayan ve avcı bir toplum olan
Yautja'lar, ergenlik çağına geldiklerinde, kendilerini ispatlamak için uzak gezegenlere ava çıkarlar. Yaşamın olduğu bir gezegeni önce gözlerler ve daha sonra o gezegende avcı ve dolayısıyla güçlü olan canlıları kendilere av olarak seçerler. O güçlü avını avlayıp gezegenine götürdüğünde ancak yetişkin bir
Yautja gibi saygı görürler. Değilse, avcılardan oluşan bu gezegende yaşaması bile israftır.
Ana teması bu şekilde olan
hikayenin ilk sinema uyarlaması Predator 1987 yılında, yönetmen
John McTiernan tarafından çekildi. Baş rolde ise o dönemin o dönemin aksiyon filmi aktörlerinden
Arnold Schwarzenegger. Bu ismin seçilmesi sadece aksiyon aktörü olduğundan dolayı değil,
20th Century Fox adına filmin yapımcılığını üstlenen
Joel Silver'ın henüz 2 yıl önce
Commando filminde yine
Arnold ile çalışıp memnun kalmasının da payı var. Ormanda görevde olan Amerikalı bir asker grubunun, görünmez bir uzaylı avcı ile olan mücadelesinin anlatıldığı bu ilk film, serinin mitolojisini kuran temel taşı oluyor.
İkinci film olan
Predator 2 (1990)'de ise hikaye bu kez ormandan çıkarak geleceğin Los Angeles'ına taşınıyor. Kent içi çete savaşları arasında beliren avcı
Yautja, kendi avını arıyor. Bu evrenin
üçüncü filmi olan
Alien vs Predator (2004) filminde ise ilk kez
Predator ile
Alien evrenleri doğrudan bir araya geliyor. Antartika'daki antik bir tapınakta geçen hikayede,
Predator'lerin (
Yautja'ların)
Alien'ları (
Xenomorph'ları) ritüel av olarak kullandıklarını görüyoruz. Ve bu evrene yeni bir evren ortak edilmiş olunuyor bu sayede ki bunun ekmeği 2025 yılında yenecek.
Evrenin dördüncü filmi, üçüncü filme ek olarak çıkarılan
Aliens vs Predator: Requiem (2007) ise evrenin en kötü filmi oluyor ve evren burada dibi görüyor. Üçüncü filmin izinden gidip Alien evrenini de içinde barındırmaya devam etse de filmin fanları saf
Predator istiyordu ki bunu da
beşinci film olan
Predators ile verdiler. Farklı geçmişleri olan ve birbirini tanımayan kişiler,
Predator'ler tarafından başka bir gezegene kaçırılıp, av ritüelinin avları oluyorlar. 2025 yılındaki animasyon filmi olan
Predator: Killer of Killers filminin de ilham kaynağı olacak olan bu filmde, seriye yeninden yukarı ivme kazandırmak için
Adrien Brody,
Laurence Fishburne ve
Mahershala Ali gibi ünlü isimler boy gösteriyor.
Evrenin altıncı filmi olan
The Predator (2018)'de ise
Predator'ler genetik olarak evrimleşen bir tür olarak ele alınıyor. Filmin mizahı biraz ton kayması yarattığı için bu film ile evrene olan ilgi yeniden düşüşe geçiyor. Taa ki dümene
Dan Trachtenberg geçene kadar.
Yönetmen
Dan Trachtenberg,
Predator evrenine,
evrenin yedinci filmini olan
Prey (2022) ile giriş yaptı. 1719 yılında geçen filmde genç bir
Comanche kadını olan
Naru'nun
Predator'e karşı verdiği mücadelenin anlatıldığı bu filmde,
Naru da bir avcı ve tıpkı
Predator'ler gibi kabilesine yetkinliğini ispat etmek için büyük bir av sunması gerekmekte. Ailesine karşı yetişkinliklerini ispat etmek isteyen iki farklı türden iki farklı karakterin birbirlerinin hem avı, hem de avcısı olduğu bir film. Teknolojik teçhizatlı
Predator'e karşı
Naru mızrak ile karşılık vermeye çalışıyor. Filmin en umut verici ve slogan cümlesi de burada çıkıyor: "
Kanıyorsa, onu öldürebiliriz de." Minimalist, ilkel ama kişilik ve varoluş üzerine yaklaşımları seriye yeniden bir saygınlık kazandırdı. Başlangıçtan itibaren hakim olan erkeklik dozajı, bu film ile azaldı ve feminen bir güç sunulmuş oldu. Benzer yaklaşımları
evrenin sekizinci, yönetmenin ikinci filmi olan
Predator: Killer of Killers animasyonunda da izliyoruz. Çok farklı tarihlerden seçilen savaşçıların bu kez Predator'lerin evreninde bir gladyatör meydanında av olarak sunulduklarını görüyoruz. Ve son olarak
evrenin dokuzuncu ve yönetmenin üçüncü filmi olan
Predator:Badlands.

Sebebi ziyaretimiz olan bu son film,
Yautja türünün '
zayıf' görülen genç üyesi
Dek'in hikayesine odaklanıyor. Serideki filmlerden bu filmi bariz şekilde farklı kılan da bu, baş karakterimiz insan ırkından biri değil, bir
Yautja. Fiziksel yetersizliği yüzünden kabilesi tarafından savaşçı olarak kabul edilmeyen
Dek, babası tarafından ölüm cezası ile cezalandırılıyor ve bunu yapması için de
Dek'in abisini
Bud görevlendiriyor. Babasının bu emrine karşı geldiği
Bud öldürülünce
Dek kaçıyor ve gezegenine kendisini ispatlamak için efsanevi öldürülümez yaratık olan
Kalisk'i öldürmek için yola koyuluyor. Bunun için ölüm gezegeni olan
Genna'ya gidiyor. Gezegenin ölüm kusması şundan, buranın her bitkisi, her böceği ve her hayvanı ölüm kusan bir ekosistemin parçası.
Kalisk'i çok duymuş ama ona nasıl ulaşacağını bilemediği esnada yardımına
Weyland-Yutani ekibinden kopmuş, bacaklarını kaybetmiş ama enerjisinden hiçbir şey yitirmemiş android olan
Thia (
Ella Fanning) ile karşılaşıyor.
Weyland-Yutani firması,
Alien evrenine ait bir firma hatırlayacağınız üzere. Yani bu son filmde,
Alien ile
Predator evreni yeniden birleşmiş oluyor. Daha önce evrenin üçüncü filmi ile de denenmiş bir fikirdi, yeni değil. Ancak o filmde ikisi birbirini avlamaya çalışıyorken, bu filmde iki evrenin oyuncuların da avı aynı;
Kalisk.
Predator:Badlands, yüzeyde standart bir hayatta kalma macerası gibi dursa da, aslında türün ana yapısını biraz oynatan, biraz da büyüten bir hikaye sunuyor. Film; güç, aile, güven, aidiyet gibi temaları hem
Predator hem de
android karakterler üzerinden inceliyor.
Thia ile
Dek arasındaki ilişki, özellikle güçlü bir metafor alanı yaratıyor:
Dek için zayıflık olan duygular,
Thia için programlanmış bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Empati, dayanışma ve işbirliği, savaşçı kültüre sahip olan
Yautja'larda bir zafiyet olarak nitelendiriliyor zira. Ancak hikaye ilerledikçe zaaf sanılan bu olguların, hayatta kalmanın asıl anahtarı olduğu düşüncesine evrilişini izliyoruz. Daha sert ve duygusuz
Predator isteyenler için
Yautja'ların insancıllaştırılması, sertliğinin azaltılması, dostluk fikrine ısınmaları bir zafiyet evet. Ama tüm bunların seriyi zenginleştirdiği gerçeği de ortada duruyor.
Dan Trachtenberd,
Prey ile başlattığı doğa merkezli yaklaşımını bu filmde çok daha yaratıcı şekilde genişletiyor.
Genna gezegenin yapısı yalnızca bir arka plan değil, başlı başına bir anlatı aynı zamanda. Aksiyon sahnelerinde de büyük patlamalar veya silahlar yerine çevre kullanılıyor. Çiçeklerin içindeki organik napalm, havadan taş atan yırtıcı kuşlar, dikenli otların kapattığı koridorlar ile gezegen bir bütün olarak avcı konumunda. Dolayısıyla üç farklı gezegenin (
Predator, Dünya, Genna) aktörleri hem avcı, hem de avın kendisi bu filmde. Sadece buradan yola çıkarak da anlatının genişletildiğini söyleyebiliriz.
Toparlayacak olursam,
Predator:Badlands, seriye alışmadık derecede sıcak, duygusal ve karakter odaklı bir soluk getiriyor.
Predator'ü sert sevenler için olumsuz, ancak evreni genişletme konusunda bir o kadar da cesur bir hamle bu. Bilindik bir
Yautja vahşetinin arkasında yatan 'insani' duyguların varlığını ilk kez bu kadar doğrudan kurması, bu filmi
Predator külliyatında ayrı bir yere koyuyor. Nihayetinde film, '
en güçlü olan mı lider, yoksa en çok koruyan mı' sorusunu hem kahramanına, hem de izleyicisine yöneltiyor. Ve belki de kendi alemine yeni bir savaş felsefesi sunuyor: hayatta kalmak yalnız başına avlanarak değil, birlikte yürüyerek mümkündür.