alien etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alien etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bilimkurgu sinemasının en dayanıklı serilerinden biri olan Predator, yıllar boyunca farklı yönetmenlerin elinden defalarca üretildi. Ancak hiçbiri yönetmen Dan Trachtenberg'in seriye şu ana kadar kattığı 3 film gibisini yapamadı. İlk olarak 2022 yılında Prey, sonra bir animasyon olarak bu senin başında gösterilen Predator: Killer of Killers ve son olarak 2025 in son aylarında karşımıza çıkan Predator:Badlands.
Seriyi başka bir yöne çeken bu son filmde, ilk kez bir Predator karakteri, bir Yautja, filmin merkezinde yer alıyor.



Kısaca Predator Evreni Filmleri:

Jim Thomas ve John Thomas kardeşler tarafından ilk olarak 'The Hunter' adıyla yazılan ve yapım şirketi 20th Century Fox tarafından senaryo olarak kabul edildikten sonra bilimkurgu'ya doğru evrilen bu hikayenin ana teması şu şekilde. Başka gezegende yaşayan ve avcı bir toplum olan Yautja'lar, ergenlik çağına geldiklerinde, kendilerini ispatlamak için uzak gezegenlere ava çıkarlar. Yaşamın olduğu bir gezegeni önce gözlerler ve daha sonra o gezegende avcı ve dolayısıyla güçlü olan canlıları kendilere av olarak seçerler. O güçlü avını avlayıp gezegenine götürdüğünde ancak yetişkin bir Yautja gibi saygı görürler. Değilse, avcılardan oluşan bu gezegende yaşaması bile israftır.

Ana teması bu şekilde olan hikayenin ilk sinema uyarlaması Predator 1987 yılında, yönetmen John McTiernan tarafından çekildi. Baş rolde ise o dönemin o dönemin aksiyon filmi aktörlerinden Arnold Schwarzenegger. Bu ismin seçilmesi sadece aksiyon aktörü olduğundan dolayı değil, 20th Century Fox adına filmin yapımcılığını üstlenen Joel Silver'ın henüz 2 yıl önce Commando filminde yine Arnold ile çalışıp memnun kalmasının da payı var. Ormanda görevde olan Amerikalı bir asker grubunun, görünmez bir uzaylı avcı ile olan mücadelesinin anlatıldığı bu ilk film, serinin mitolojisini kuran temel taşı oluyor. 

İkinci film olan Predator 2 (1990)'de ise hikaye bu kez ormandan çıkarak geleceğin Los Angeles'ına taşınıyor. Kent içi çete savaşları arasında beliren avcı Yautja, kendi avını arıyor. Bu evrenin üçüncü filmi olan Alien vs Predator (2004) filminde ise ilk kez Predator ile Alien evrenleri doğrudan bir araya geliyor. Antartika'daki antik bir tapınakta geçen hikayede, Predator'lerin (Yautja'ların) Alien'ları (Xenomorph'ları) ritüel av olarak kullandıklarını görüyoruz. Ve bu evrene yeni bir evren ortak edilmiş olunuyor bu sayede ki bunun ekmeği 2025 yılında yenecek.

Evrenin dördüncü filmi, üçüncü filme ek olarak çıkarılan Aliens vs Predator: Requiem (2007) ise evrenin en kötü filmi oluyor ve evren burada dibi görüyor. Üçüncü filmin izinden gidip Alien evrenini de içinde barındırmaya devam etse de filmin fanları saf Predator istiyordu ki bunu da beşinci film olan Predators ile verdiler. Farklı geçmişleri olan ve birbirini tanımayan kişiler, Predator'ler tarafından başka bir gezegene kaçırılıp, av ritüelinin avları oluyorlar. 2025 yılındaki animasyon filmi olan Predator: Killer of Killers filminin de ilham kaynağı olacak olan bu filmde, seriye yeninden yukarı ivme kazandırmak için Adrien Brody, Laurence Fishburne ve Mahershala Ali gibi ünlü isimler boy gösteriyor. Evrenin altıncı filmi olan The Predator (2018)'de ise Predator'ler genetik olarak evrimleşen bir tür olarak ele alınıyor. Filmin mizahı biraz ton kayması yarattığı için bu film ile evrene olan ilgi yeniden düşüşe geçiyor. Taa ki dümene Dan Trachtenberg geçene kadar.

Yönetmen Dan Trachtenberg, Predator evrenine, evrenin yedinci filmini olan Prey (2022) ile giriş yaptı. 1719 yılında geçen filmde genç bir Comanche kadını olan Naru'nun Predator'e karşı verdiği mücadelenin anlatıldığı bu filmde, Naru da bir avcı ve tıpkı Predator'ler gibi  kabilesine yetkinliğini ispat etmek için büyük bir av sunması gerekmekte. Ailesine karşı yetişkinliklerini ispat etmek isteyen iki farklı türden iki farklı karakterin birbirlerinin hem avı, hem de avcısı olduğu bir film. Teknolojik teçhizatlı Predator'e karşı Naru mızrak ile karşılık vermeye çalışıyor. Filmin en umut verici ve slogan cümlesi de burada çıkıyor: "Kanıyorsa, onu öldürebiliriz de." Minimalist, ilkel ama kişilik ve varoluş üzerine yaklaşımları seriye yeniden bir saygınlık kazandırdı. Başlangıçtan itibaren hakim olan erkeklik dozajı, bu film ile azaldı ve feminen bir güç sunulmuş oldu. Benzer yaklaşımları evrenin sekizinci, yönetmenin ikinci filmi olan Predator: Killer of Killers animasyonunda da izliyoruz. Çok farklı tarihlerden seçilen savaşçıların bu kez Predator'lerin evreninde bir gladyatör meydanında av olarak sunulduklarını görüyoruz. Ve son olarak evrenin dokuzuncu ve yönetmenin üçüncü filmi olan Predator:Badlands.


Sebebi ziyaretimiz olan bu son film, Yautja türünün 'zayıf' görülen genç üyesi Dek'in hikayesine odaklanıyor. Serideki filmlerden bu filmi bariz şekilde farklı kılan da bu, baş karakterimiz insan ırkından biri değil, bir Yautja. Fiziksel yetersizliği yüzünden kabilesi tarafından savaşçı olarak kabul edilmeyen Dek, babası tarafından ölüm cezası ile cezalandırılıyor ve bunu yapması için de Dek'in abisini Bud görevlendiriyor. Babasının bu emrine karşı geldiği Bud öldürülünce Dek kaçıyor ve gezegenine kendisini ispatlamak için efsanevi öldürülümez yaratık olan Kalisk'i öldürmek için yola koyuluyor. Bunun için ölüm gezegeni olan Genna'ya gidiyor. Gezegenin ölüm kusması şundan, buranın her bitkisi, her böceği ve her hayvanı ölüm kusan bir ekosistemin parçası. Kalisk'i çok duymuş ama ona nasıl ulaşacağını bilemediği esnada yardımına Weyland-Yutani ekibinden kopmuş, bacaklarını kaybetmiş ama enerjisinden hiçbir şey yitirmemiş android olan Thia (Ella Fanning) ile karşılaşıyor. Weyland-Yutani firması, Alien evrenine ait bir firma hatırlayacağınız üzere. Yani bu son filmde, Alien ile Predator evreni yeniden birleşmiş oluyor. Daha önce evrenin üçüncü filmi ile de denenmiş bir fikirdi, yeni değil. Ancak o filmde ikisi birbirini avlamaya çalışıyorken, bu filmde iki evrenin oyuncuların da avı aynı; Kalisk.

Predator:Badlands, yüzeyde standart bir hayatta kalma macerası gibi dursa da, aslında türün ana yapısını biraz oynatan, biraz da büyüten bir hikaye sunuyor. Film; güç, aile, güven, aidiyet gibi temaları hem Predator hem de android karakterler üzerinden inceliyor. Thia ile Dek arasındaki ilişki, özellikle güçlü bir metafor alanı yaratıyor: Dek için zayıflık olan duygular, Thia için programlanmış bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Empati, dayanışma ve işbirliği, savaşçı kültüre sahip olan Yautja'larda bir zafiyet olarak nitelendiriliyor zira. Ancak hikaye ilerledikçe zaaf sanılan bu olguların, hayatta kalmanın asıl anahtarı olduğu düşüncesine evrilişini izliyoruz. Daha sert ve duygusuz Predator isteyenler için Yautja'ların insancıllaştırılması, sertliğinin azaltılması, dostluk fikrine ısınmaları bir zafiyet evet. Ama tüm bunların seriyi zenginleştirdiği gerçeği de ortada duruyor.

Dan Trachtenberd, Prey ile başlattığı doğa merkezli yaklaşımını bu filmde çok daha yaratıcı şekilde genişletiyor. Genna gezegenin yapısı yalnızca bir arka plan değil, başlı başına bir anlatı aynı zamanda. Aksiyon sahnelerinde de büyük patlamalar veya silahlar yerine çevre kullanılıyor. Çiçeklerin içindeki organik napalm, havadan taş atan yırtıcı kuşlar, dikenli otların kapattığı koridorlar ile gezegen bir bütün olarak avcı konumunda. Dolayısıyla üç farklı gezegenin (Predator, Dünya, Genna) aktörleri hem avcı, hem de avın kendisi bu filmde. Sadece buradan yola çıkarak da anlatının genişletildiğini söyleyebiliriz.


Toparlayacak olursam, Predator:Badlands, seriye alışmadık derecede sıcak, duygusal ve karakter odaklı bir soluk getiriyor. Predator'ü sert sevenler için olumsuz, ancak evreni genişletme konusunda bir o kadar da cesur bir hamle bu. Bilindik bir Yautja vahşetinin arkasında yatan 'insani' duyguların varlığını ilk kez bu kadar doğrudan kurması, bu filmi Predator külliyatında ayrı bir yere koyuyor. Nihayetinde film, 'en güçlü olan mı lider, yoksa en çok koruyan mı' sorusunu hem kahramanına, hem de izleyicisine yöneltiyor. Ve belki de kendi alemine yeni bir savaş felsefesi sunuyor: hayatta kalmak yalnız başına avlanarak değil, birlikte yürüyerek mümkündür.

Kronolojik sırasına bakıldığında Ridley Scott'ın yönettiği, serinin ilk filmi olan Alien ile James Cameron'ın yönettiği serinin ikinci filmi olan Aliens arasında geçen Alien Romulus, peki kalite olarak serinin neresinde? Bana göre serinin en iyisi olan ve yine Ridley Scott'ın yönetmenliğini yaptığı Prometheus bu filmin neresinde? Serinin bu seferki yönetmeni Fede Alvarez, seriyi toplayan mı yoksa yeni bir bakış açısı getiren mi olmuş? Sorular da sorular..



Öncelikle serinin önemli filmlerini yapım ve hikaye kronolojisi bakımından sıraya sokmakta fayda var.

Yapım Sırası:

- Alien (1979)
- Aliens (1986)
- Alien 3 (1992)
- Alien: Resurrection (1997)
- Prometheus (2012)
- Alien: Covenant (2017)
- Alien: Romulus (2024)


Hikaye Kronolojisi:


- Prometheus
- Alien: Covenant
- Alien
- Alien: Romulus
- Aliens
- Alien 3
- Alien: Resurrection

Gelelim şimdi Alien Romulus'a. 

Fede Alvarez'in yönetmen koltuğunda olduğu serinin bu son filmi, serinin bize daha önce gösterdiklerinin bir karışımı mahiyetinde. Serinin ilk filmleri (Alien 1-2-3) bilimkorku türünde olup daha çok korku ve gerilim sunarken, 2012 yapımı Prometheus ile sadece birer korku veya bilimkurgu filmi olmanın ötesine geçmiş, daha derin felsefi sorular soran yapım haline gelmişti. Yaratılış, tanrısallık, insanlığın kökeni ve teknolojinin ahlaki sorumlulukları gibi konuları ele alarak seriye geniş bir düşünsel çerçeve kazandırmıştı. Prometheus filminden sonra yapılan bu son seri filminde de beklentim bu felsefi derinliğe hizmet etmesiydi. Bu filmdeki Andy karakteri ile Prometheus filmindeki David karakterine bir kanca da takmış, bağı kurmuş da. Ama zayıf kalmış, fiziklsel benzerlik bağını ahlaki/felsefi açıdan kuramamış. Denemeler yapmış, ufak bir yeltenmiş, minik bir koklatmış, sonra da koy gitsin deyip akışına bırakmış ve serinin ilk filmleri gibi korku-gerilime kendisini kaptırmış bu son film.

Prometheus filmi insanoğlunun yaratıcılarını arama, köklerine ulaşma hikayesi sunuyordu. Alien Romulus'ta da benzer bir "köklerine geri dönme" fikri var. En azından kökleri gibi güneşi görebileceği bir gezegene ulaşma isteği var. Ve Alien sersinin her zamanki kapitalizm eleştirisi ve şirketin çalışanlarına karşı olan kayıtsızlığı gibi alt metinler bezenmiş.Şirketin insan hayatını değersiz görmesi, modern iş dünyasına dair bir eleştiri barındırıyor. Bunlar sanki serinin bahsetmekle yükümlü olduğu konularmış gibi başta değinilip sonra standart düz bir korku filmine evriliyor. Cast seçimini daha ergenler yapmış olmaları da bu gerilimi eksik bırakıyor. Genç bir grubunun filmde canavarlarla savaşması canavarın korkunçluğunu yükseltmiyor. Aksine gençlerin çaresizliğini gösteriyor (Canavar korku filmlerinde genç/çocuk oyuncuların kullanımının böyle bir risk taşıdığı aşikar.). Serinin diğer filmlerinde daha yetişkin, deneyimli ve güçlü karakterler varken bu filmde deneyimsiz gençlerin kullanımı oyucuları daha savunmasız bir perspektiften ele alıyor. Bu da genç karakterlerin yaptığı saçmalıklara "filmde mantık hatası" var eleştirisinin önünü kapıyor. Çünkü mantık hatası yapmak gençliğin alameti farikasıdır. 


Yönetmen Alvarez "madem Prometheus'un felsefesini yakalayamıyorum, o zaman serinin ilk asıllarına yöneleyim" deyip korku ve gerilim ögelerine sarılmış. İlk yapımlarda olduğu gibi kan ve vahşet sahneleri fazla miktarda kullanılmış. Ve ne yazık ki bu sahneler hikayenin önüne geçtiği noktada film derinlikten yoksun kalıyor. Henüz birkaç dakika önce Wayland-Yutani şirketinin işçileri sömürüşünden bahsediyorken ve izleyici kendisini bu altyapı üzerine inşa edilecek üst hikayeye hazırlarken, birden kendisini fiziksel ölüm-kalım mücadelesinin içinde buluyor. Olay örgüsünün bu zayıflığına karakter gelişiminin yeterince işlenmeyişi de eklenince güçlü bir hikaye çıkarmak hayal olmuş, türünü ve serideki tarafını net belli edemeyerek de arada bocalamış bir hikayeye dönüşmüş. 

Sonuç olarak: Serinin son filmi olan Alien:Romulus, Alien serisinin köklerine sadık kalma konusunda nispeten başarılı, ancak yeni bir soluk getirme açısından beklentilerin gerisinde kalıyor. Filmden beklentim Prometheus'un serideki felsefi açılımın bu filmde de devam etmesiydi. Ancak evrildiği çizgi serinin ilk filmleri oldu. Gerilim sahneleri ve atmosferi ile korku dozunu verse de, daha önce defalarca gördüğümüz korku unsurlarının ötesine geçemiyor. Alien serisinin hayranları için keyifli olabilir ama yeni bir perspektif arayan izleyiciler için bu film tatmin edici olmaktan uzak.