Oscar'ın habercisi olan Altın Küre (Golden Globe) ödülleri dün gece sahiplerini buldu. Sinema kategorisinde One Battle After Another filmi, aday olduğu kategorilerde önemli başarı sağlarken, dizi tarafında ise beklendiği gibi The Pitt, mini dizi de Adolescense ödüllere ağırlığını koydu.

Kazananlar:

   Paul Thomas Anderson (One Battle After Another)


SİNEMA DALINDA KAZANANLAR


EN İYİ FİLM (DRAM) - KAZANAN: Hamnet

Frankenstein

It Was Just an Accident

The Secret Agent


EN İYİ FİLM (KOMEDİ/MÜZİKAL) - KAZANAN: One Battle After Another

Blue Moon

Bugonia

Marty Supreme

No Other Choice

Nouvelle Vague

İNGİLİZCE OLMAYAN EN İYİ FİLM - KAZANAN: The Secret Agent

It Was Just An Accident

No Other Choice

Sentimental Value

Sirat

The Voice of Hind Rajab

 

EN İYİ YÖNETMEN - KAZANAN: Paul Thomas Anderson-One Battle After Another

Ryan Coogler-Sinners

Guillermo del Toro-Frankenstein

Jafar Panahi-It Was Just an Accident

Joachim Trier-Sentimental Value

Chloe Zhao-Hamnet


EN İYİ SENARYO - KAZANAN: Paul Thomas Anderson–One Battle After Another

Ronald Bronstein ve Josh Safdie–Marty Supreme
Ryan Coogler–Sinners

Jafar Panahi–It Was Just an Accident

Eskil Vogt ve Joachim Trier–Sentimental Value

Chloe Zhao ve Maggie O'Farrell–Hamnet
 

EN İYİ ERKEK OYUNCU (DRAM) -  KAZANAN: Wagner Moura-The Secret Agent


Joel Edgerton-Train Dreams

Oscar Isaac-Frankenstein

Dwayne Johnson-The Smashing Machine

Michael B. Jordan-Sinners

Jeremy Allen White-Springsteen: Deliver Me from Nowhere

  
EN İYİ KADIN OYUNCU (DRAM)  - KAZANAN: Jessie Buckley-Hamnet

Jennifer Lawrence-Die My Love

Renate Reinsve-Sentimental Value

Julia Roberts-After the Hunt

Tessa Thompson-Hedda

Eva Victor-Sorry, Baby

 
 

EN İYİ ERKEK OYUNCU (KOMEDİ/MÜZİKAL) - KAZANAN: Timothee Chalamet-Marty Supreme

 
George Clooney-Jay Kelly

Leonardo DiCaprio-One Battle After Another

Ethan Hawke-Blue Moon

Lee Byung-hun-No Other Choice

Jesse Plemons-Bugonia

 

EN İYİ KADIN OYUNCU (KOMEDİ/MÜZİKAL)  - KAZANAN: Rose Byrne-If I Had Legs I’d Kick You 

Cynthia Erivo-Wicked: For Good

Kate Hudson-Song Sung Blue

Chase Infiniti-One Battle After Another

Amanda Seyfried-The Testament of Ann Lee

Emma Stone-Bugonia

 
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU - KAZANAN: Stellan Skarsgard-Sentimental Value

Benicio Del Toro-One Battle After Another

Jacob Elordi-
Frankenstein

Paul Mescal-Hamnet

Sean Penn-One Battle After Another

Adam Sandler-Jay Kelly


EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU - 
KAZANAN: Teyana Taylor-One Battle After Another

Emily Blunt-
The Smashing Machine

Elle Fanning-
Sentimental Value

Ariana Grande-Wicked: For Good

Inga Ibsdotter Lilleaas-
Sentimental Value

Amy Madigan-
Weapons

Teyana Taylor-One Battle After Another


EN İYİ ANİMASYON - 
KAZANAN: KPop Demon Hunter

Arco

Demon Slayer

Elio

KPop Demon Hunters

Little Amelie or the Character of Rain

Zootopia 2



SİNEMA VE GİŞE BAŞARISI - 
KAZANAN: Sinners

Avatar: Fire & Ash

F1

KPop Demon Hunters

Mission: Impossible – The Final Reckoning

Weapons

Wicked: For Good

Zootopia 2


EN İYİ ORİJİNAL FİLM MÜZİĞİ - 
KAZANAN: Ludwig Göransson-Sinners

Alexandre Desplat-
Frankenstein

Max Richter-Hamnet

Jonny Greenwood-One Battle After Another

Kanding Ray-
Sirat

Hans Zimmer-
F1


EN İYİ ŞARKI - 
KAZANAN: KPop Demon Hunters–Golden

Avatar: Fire and Ash–Dream as One

Sinners–I Lied to You

Wicked: For Good–No Place Like Home

Wicked: For Good–The Girl in the Bubble

Train Dreams–Train Dreams


Rhea Seehorn (Pluribus)


TELEVİZYON DALINDA KAZANANLAR


EN İYİ DİZİ (DRAM) -  KAZANAN: The Pitt


The Diplomat


Severance

Slow Horses

The White Lotus

 
 

EN İYİ DİZİ (MÜZİKAL YA DA KOMEDİ) -  KAZANAN: The Studio

Abbott Elementary

The Bear

Hacks

Nobody Wants This

Only Murders in the Building




EN İYİ MİNİ DİZİ YA DA TV FİLMİ -  KAZANAN: Adolescence


All Her Fault

The Beast in Me

Black Mirror

Dying for Sex

The Girlfriend

 

EN İYİ KADIN OYUNCU (DİZİ-DRAM) -  KAZANAN: Rhea Seehorn-Pluribus

Kathy Bates-Matlock

Britt Lower-Severance

Helen Mirren-MobLand

Bella Ramsey-The Last of Us

Keri Russell-The Diplomat

 

EN İYİ ERKEK OYUNCU (DİZİ-DRAM) -  KAZANAN: Noah Wyle-The Pitt

Sterling K. Brown-Paradise

Diego Luna-Andor

Gary Oldman-Slow Horses

Mark Ruffalo-Task

Adam Scott-Severance



EN İYİ KADIN OYUNCU (DİZİ-MÜZİKAL YA DA KOMEDİ) -  KAZANAN: Jean Smart-Hacks

Kristen Bell-Nobody Wants This

Ayo Edebiri-The Bear

Selena Gomez-Only Murders in the Building

Natasha Lyonne-Poker Face

Jenna Ortega-Wednesday



EN İYİ ERKEK OYUNCU (DİZİ-MÜZİKAL YA DA KOMEDİ) -  KAZANAN: Seth Rogen-The Studio

Adam Brody-Nobody Wants This

Steve Martin-Only Murders in the Building

Glen Powell-Chad Powers

Martin Short-Only Murders in the Building

Jeremy Allen White-The Bear

 

EN İYİ KADIN OYUNCU (MİNİ DİZİ/TV FİLMİ) -  KAZANAN: Michelle Williams-Dying for Sex

Claire Danes-The Beast in Me

Rashida Jones-Black Mirror

Amanda Seyfried-Long Bright River

Sarah Snook-All Her Fault

Robin Wright-The Girlfriend

  

EN İYİ ERKEK OYUNCU (MİNİ DİZİ/TV FİLMİ) -  KAZANAN: Stephen Graham-Adolescence

Jacob Elordi-The Narrow Road to the Deep North

Paul Giamatti-Black Mirror

Charlie Hunnam-Monster: The Ed Gein Story

Jude Law-Black Rabbit

Matthew Rhys-The Beast in Me

 
 
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU -  KAZANAN: Erin Doherty-Adolescence

Carrie Coon-The White Lotus

Hannah Einbinder-Hacks

Catherine O’Hara-The Studio

Parker Posey-The White Lotus

Aimee Lou Wood-The White Lotus
 
 

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU -  KAZANAN: Owen Cooper-Adolescence

Billy Crudup-The Morning Show

Walton Goggins-The White Lotus

Jason Isaacs-The White Lotus

Tramell Tillman-Severance

Ashley Walters-Adolescence

 

EN İYİ PODCAST -  KAZANAN: Good Hang With Amy Poehler

Armchair Expert With Dax Shepard

Call Her Daddy

The Mel Robbins Podcast

Smartless

Up First

 

EN İYİ PERFORMANS (STAND-UP YA DA KOMEDİ) -  KAZANAN: Ricky Gervais-Mortality

Brett Goldstein-The Second Best Night of Your Life

Bill Maher-Is Anyone Else Seeing This?

Kumail Nanjiani-Night Thoughts

Sarah Silverman-PostMortem

Kevin Hart-Acting my Age

Sene geçmiyor ki İkinci Dünya Savaşı filmi olmasın. Bu sene bu kontenjanı dolduran film ise Nuremberg oluyor. Hakkında yüzlerce kitap, onlarca filmi olan Nuremberg mahkemesinde, yine Nazi subaylarının yargılanışını izliyoruz. Eski yapımlara göre farklılıkları olduğunu söyleyebilirim. Ama Hannah Arendt'çi bir bakış açısıyla yaklaşıp kitabın ortasından konuşmam gerekirse 1961 yapımı Judgment at Nuremberg filminin yanına yaklaşamıyor. 


Nuremberg Mahkemeleri konusunu içeren filmler, yalnızca Nazi liderlerinin yargılanmasını değil, aynı zamanda kitlesel kötülüğün nasıl mümkün olabileceğine dair sorgulamaları da içeriyor. Suçluların ne yaptıklarından ziyade, onların o suçları işlemeye nasıl ikna olduklarına, onların bu uğurdaki motivasyon kaynaklarına ve kendilerinde bir suçluluk duygusu olup olmadığına odaklanılan bir süreci içeriyor. Ve tabi olayın bu yönüyle incelenmesinin en önemli sebebi de dönemin düşünürlerinden olan Hannah Arendt ve onun suça ve suçluya bakışı.

Hikayeyi bilmeyenler için özetleyeyim. Nuremberg Mahkemeleri; İkinci Dünya Savaşı sonrası, Almanya'nın Nuremberg kentinde kurulan ve Nazi subaylarının yargılandığı mahkemeler. Bu film de o yargılamaları anlatan filmlerden biri olarak karşımızda duruyor. Filmin hikayesi, Amerikan ordusuna bağlı bir psikiyatr olan Douglas Kelley (Rami Malek) ile Nazi Almanya'sının Hitler'den sonraki ikinci adamı olarak kabul edilen Hermann Göring (Russell Crowe) arasında geçiyor. Kelley'nin görevi, Göring ve diğer Nazi liderlerinin akıl sağlıklarını değerlendirerek yargılanmaya uygun olup olmadıklarını teşhis etmek. Ancak bu görev, kısa süre içinde hem bir yakınlığa, hem de psikolojik bir güç savaşına dönüşüyor. Göring, zekası, mizahı ve manipülatif diliyle yalnızca mahkemeyi değil, karşısındaki psikiyatrisi de etkilemeye çalışıyor. 

Filmin temel meselesi, Nazizmi yalnızca 'canavarca' bir istisna olarak değil, insan eliyle inşa edilmiş bir sistem olarak da ele alıyor ki Nuremberg konulu filmlerin ana teması da bunun üzerine inşa ediliyor. Yönetmen James Vanderbilt, Göring'i şeytanlaştırmak yerine onu konuşkan, zeki, ailesini seven bir figür olarak resmediyor. Filmin en güçlü ve diğerlerinden ayrılan kısmı da burası oluyor. Göring diğerlerinde olmadığı kadar zeki, parlak, güçlü ve inançlı. Bu tercih, Hannah Arendt'in Eichmann in Jerusalem'de ortaya koyduğu 'Kötünün Sıradanlığı' kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Arendt'e göre Nazi suçları, sadist canavarlar tarafından değil, emirleri yerine getiren sıradan ve aklı yerinde olan insanlar tarafından işlenmiştir.

Film, Göring'in kendisini sürekli olarak 'tarihin yanlış tarafında kalmış devlet adamı' gibi sunmasıyla, bu sıradanlığı görünür kılmaya çalışıyor. Göring'in 'biz yalnızca emirleri uyguladık' ya da 'bunlar her savaşta olur' türünden savunmaları, Arendt'in Eichmann'da teşhis ettiği ahlaki körlüğü bize yeniden gösteriyor. Buna karşılık Kelley'nin yaşadığı etik çözülme, kötülüğün yalnızca faillerle sınırlı olmadığını, ona temas eden, onu anlamaya çalışan herkes için bir bulaşma riski taşıdığını gösteriyor bize. Ancak bunu gösterirken  aşırı didaktik ve altı çizilen diyaloglar kullanıyor yönetmen. Söylemek istediklerini fazla açıktan ve doğrudan ifade etmesi, alt metinle ilerleme ihtiyacını ve zevkini ortadan kaldırıyor. Bu da filmin düşünsel derinliğini zayıflatıyor.


Yönetmen James Vanderbilt, filmi büyük ölçüde 'iki kişilik psikolojik düello' şeklinde kurmak istemiş. Bir tarafta usta oyuncu Russell Crowe'un canlandırdığı Hermann Göring, diğer tarafra taze oscarlı Rami Malek'in canlandırdığı Douglas Kelley. Crowe'un Göring yorumu filmin şüphesiz en güçlü yanı ve oluşturduğu karakter de filmin en güçlü karakteri. Crowe, karakteri abartılı bir kötülük figürüne dönüştürmeden, kibirli, esprili ve son derece ikna edici biri olarak canlandırıyor. Bu da izleyicide rahatsız edici bir etki yaratabiliyor, katliamı yapan birine sempati duyma ihtimalinden, dolayısıyla onun tarafından manipüle ediliyor oluşundan dolayı. Göring'i mahkemede alt edeceğini düşünen savcı Robert Jackson (Michael Shannon) ise oldukça pasif ve korkak bir karakter. Bu da Göring'i doğal olarak daha da güçlendiriyor. 

Rami Malek'in Douglas Kelley performansı ise tartışmalı durumda. Film, Kelley'yi hem idealist bir bilim insanı hem de kişisel şöhret peşinde koşan bir figür olarak çizmeye çalışırken, bu zıtlığı derinleştirmekte zorlanıyor. Kelley'nin Göring'e kapılma süreci psikolojik olarak inandırıcı bir dönüşümden çok, senaryonun gereği gibi duruyor. Bu da Rami Malek'in performansını karikatürleştiriyor. Kaldı ki her karakteri kaldıramayacak, taşıyamayacak bir oyuncu olarak görüyorum kendisini. Bohemian Rhapsody filminde aldığı Oscar'ı yüzde yüz hak ettiğini düşünmemin yanında, hayatının rolü oydu ve onu oynadı, dahası beklenmemeli diye de düşünüyorum.

Nuremberg, önemli sorular soran ama bu sorulara fazla kolay yollarla ulaşmaya çalışan bir film. Bu bakımdan 1961 yapımlı Judgment at Nuremberg filminin gerisinde kalıyor. O film, Nuremberg Davaları'nı yalnızca bireysel suçlar üzerinden değil, kolektif sorumluluk bağlamında ele almasıyla hala referans olarak önümüzde duruyor. Alman toplumunun yanı sıra uluslararası aktörlerin de ahlaki payını sorgulayan daha geniş bir politik çerçeve sunuyordu. Bu filmde ise yönetmen Vanderbilt bu genişliği daraltarak, meseleyi daha kişisel ve psikolojik bir alana taşıyor.  Bu tercih filmi daha izlenebilir, erişilebilir kılarken, tarihsel ve politik karmaşıklığı da azaltıyor. 

Yine de film, diğer tüm Nuremberg filmlerinde olduğu gibi, Hannah Arendt'çi bakış açısıyla şu düşünceyi önümüze bırakıyor: Kötülük yalnızca bağıran, hastalıklı canavarlar tarafından değil; aklı yerinde, makul, sıradan insanlar tarafından da mümkün. Bu kişilerin hepsi deli, psikopat kişiler çıksa gönlümüz daha rahat edecek, lakin her biri markette, otobüste, cafede denk geldiğimiz sıradan insanlar. Bu bakımdan izlenebilecek bir diğer film de The Zone of Interest