Korku sineması, son yıllarda izleyicisini ürkütmek için alışılmışın dışında fikirlerin peşine düşüyor. Bazen sıradan bir evin duvarları arasına, bazen çocukluk anılarımızın en güvenli köşelerine, bazen de yıllardır sorgulamadan kabullendiğimiz popüler kültür imgelerine sızıyor. Üstelik bunu yaparken de fantastik canavar ve yaratıklar da kullanmıyor. Casper Kelly’nin Buddy filmi de bu noktadan hareket ediyor. Anlaşılacak şekilde anlatmak gerekirse; 90'lar çocuklarının yakından tanıyacağı Susam Sokağı'nın Minik Kuşu'nu*, neşeli şarkılarını ve bitmek bilmeyen mutluluk gösterilerini alıp son derece rahatsız edici bir dünyanın içine yerleştiriyor. İlk bakışta bir çocuk programını andıran bu evrenin altında ise itaat, manipülasyon, istismar ve mutlak kontrol üzerine kurulu karanlık bir düzen yatıyor.
2 Kasım 2026 Pazartesi
Buddy: Kötülük Her Zaman Korkunç Görünmez
23 Ekim 2026 Cuma
Spoorloos (The Vanishing,1988) Filmi, Kötülük Hakkında Bize Ne Söylüyor?
Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan ve Stanley Kubrick’in "sinema tarihinin gördüğü en ürkütücü yapıtlardan biri" olarak tanımladığı Spoorloos (The Vanishing, 1988), yönetmenliğini George Sluizer’ın yaptığı, psikolojik gerilim türünde Hollanda-Fransa ortak yapımı bir film. Bir kadının kayboluşundan hareketle saplantıyı, kötülüğün sıradanlığını ve insanın gerçeği öğrenmek uğruna neleri göze alabileceğini anlatan bu filmin önce bir incelemesini, ardından da spoiler içeren okumasını yapalım.
Gelelim filmin ana hatlarına. Kurgusal olarak bölecek olursak önce Saskai'nin kayboluşu, ardından katil Raymond'un sıradan hayatı ve ardından gerçeğin peşine düşen Rex'in 3 yıl süren merakı ve cevaba ulaşmak uğruna feda ettiklerini konuşacağız. Sırayla gidelim.
1. Saskia’nın gizemli kayboluşu
2. Raymond Lemorne: Sıradan görünen bir canavar
3. Üç yıl sonra: Rex gerçeğin peşini bırakmıyor
4. Raymond’ın teklifi: Gerçeği öğrenmenin bedeli
5. Rex’e ne oluyor?
1. Belirsizlik bazen gerçeğin kendisinden daha korkutucudur.
2. Kötülük her zaman anlaşılabilir bir nedene dayanmaz.
3. Gerçeği öğrenmek her zaman özgürleştirmez.
Altın yumurta rüyası neyi simgeliyor?
22 Eylül 2026 Salı
Teenage Sex And Death At Camp Miasma: Korku Filmlerinde Arzu ve Ölüm
Jane Schoenbrun’un önceki filmi I Saw the TV Glow ile kurduğu tekinsiz dünya, Teenage Sex and Death at Camp Miasma ile başka bir biçime bürünüyor. Önceki filminde televizyon ekranını kimlik, yabancılaşma ve bastırılmış arzuların metaforuna dönüştürürken, bu kez 1980’lerin gençlik korku filmlerini, cinselliği ve sinema tutkusunu aynı kazanda eritiyor. Ortaya çıkan film, korku sinemasına duyduğu sevgiyi açıkça gösterirken, kendi anlattığı hikayenin sınırlarını da zaman zaman zorlayan bir yapıma dönüşüyor.
Jane Schoenbrun’un I Saw the TV Glow’unda televizyon ekranı, yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkıp kişinin bastırdığı kimliğine, arzularına ve başka bir hayata duyduğu özleme açılan tekinsiz bir kapıya dönüşmüştü. Schoenbrun, gerçeklikle kurmaca arasındaki sınırı belirsizleştirirken asıl korkuyu doğaüstü olandan değil, insanın kendi hayatının içinde sıkışıp kalmasından çıkarıyordu. Teenage Sex and Death at Camp Miasma da benzer bir damar üzerinden ilerliyor; bu kez televizyonun yerini korku sineması ve onun yarattığı kurmaca dünya alıyor. Başroldeki Kris’in (Hannah Einbinder) Camp Miasma adlı korku filmi serisinin evrenine duyduğu hayranlık, tıpkı I Saw the TV Glow’daki ekran deneyimi gibi, gerçek hayattan kaçışın ve bastırılmış arzuların bir uzantısına dönüşüyor. Ancak Schoenbrun bu kez korku, cinsellik ve kimlik meselelerini çok daha kalabalık bir anlatının içine yerleştiriyor ve ortaya, önceki filmin kişisel tekinsizliğini korurken onun kadar bütünlüklü olamayan bir dünya çıkıyor.
5 Ağustos 2026 Çarşamba
Backrooms: Hadi Dur O Sarı Odalarda Durabilirsen
Yeni nesil korku sinemasının son yıllarda beslendiği en ilginç damarlardan biri, internet kültürünün içinden doğan 'liminal space' akımı. Kısaca bu; tanıdık ama bir o kadar tekinsiz mekanlar, boşluk hissi ve açıklanamayan bir huzursuzluk içeren akım oluyor… Backrooms tam da bu akımın merkezinden çıkıp ana akım sinemaya sıçrayan bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu geçişin ne kadar başarılı olduğu sorusu, filmi izlerken zihni sürekli meşgul ediyor.
İnternetin karanlık köşelerinde doğan bir kısa film serisinden beyaz perdeye taşınan Backrooms, düşük bütçeli yapım ruhunu koruyarak uzun metraj formuna geçiş yapan nadir projelerden biri. Yönetmen Kane Parsons’ın YouTube’da viral olan kısa filmlerine dayanan bu uyarlama, sınırlı imkanlarla yaratılan tekinsiz atmosferini sinema salonlarına taşımayı hedeflemişti. Ki bunu elde ettiği gelirle başarmış da gözüküyor. 10 Milyon dolardan daha düşük bir bütçeyle çekildiği söylenen filmin an itibariyle getirisi 395 Milyon dolar. Benzer türde daha iyi bütçe/gişe oranı Obsession filmine ait diyebiliriz. 750 bin dolara mal olan filmin getirisi 475 Milyon dolar olmuştu.
Bu zayıflayarak tipikleşen gerilim için belki de sorulması gereken soru şu: Bu fikir uzun metraj için yeterince güçlü mü? Kısa formatta son derece etkileyici olan bu konsept, uzun süreye yayıldığında gevreme yapıyor olabilir. Film, zaman zaman sanki aynı koridorlarda dolaşmayı sürdürürken yeni bir şey söylemekte zorlanıyor. Özellikle ikinci yarıda, anlatının genişlemesi beklenirken daraldığını çok rahat hissediliyor.
Puanım: 6/10
15 Temmuz 2026 Çarşamba
Obsession: Ne Dilediğine Dikkat Et
Filmin en güçlü tarafı şüphesiz Inde Navarrette'nin gösterdiği performans. Nikki karakterine hayat veren oyuncu, masumiyet ile dehşet arasında gidip gelen son derece fiziksel ve yoğun bir performans sergiliyor. Karakterin içinde sıkışmışlık hissi, küçük mimikler ve ani geçişlerle etkileyici biçimde yansıtılıyor. Nikki'nin gülüşü ile de Smile filminin sakin, sevecen gülüşünün tehlikesini hatırlatıyor. Korku filmlerinde çığlıklar kadar gülmeler de ürkütür. Cadı türü korku filmlerinde atılan o kahkahaları düşünün. Ancak kahkahasız bir gülücüğün korkutucu en çok Smile filminde etkili olmuştu ve bu filmde de oradan alınan bir ödünç söz konusu.
13 Temmuz 2026 Pazartesi
Hokum: Oddity Filminin Gölgesinde
Geçen sene izlediklerim arasında en beğendiğim korku filmi olan Oddity filminin yönetmeni Damian MacCarthy'nin yeni film yaptığını görünce heyecanlanmıştım. Çünkü Oddity ile gerilimin yanına polisiye bir gizem de sunmuş, farklı tatlar yaşatmıştı. Muhakkak bu da benzer bir yapım olacaktı. Ancak Hokum'u izlediğimde fark ettim ki yönetmen biraz geriye gitmiş gibi duruyor.
Hokum vs Oddity
Belki de iki film arasındaki en belirleyici fark, anlatı ekonomisinde yatıyor. Oddity, neyi anlatıp neyi dışarıda bırakacağını çok iyi bilen bir film. Bu sayede izleyicide daha yoğun ve kalıcı bir etki bırakıyor. Hokum ise anlatmak istediği her fikri aynı potada eritmeye çalıştığı için, bazı anlarda odağını kaybediyor. Bu da filmin yarattığı gerilimin sürekliliğini zayıflatıyor.
Puanım: 6/10
2 Haziran 2026 Salı
Anniversary: Günümüzün En Olası Distopyası
Bu soruya filmin, otorierleşen iki karakteri olan Josh ve karısı Liz üzerinden cevap verecek olursak;
- Aşağılanma ve başarısızlık duygusu
- Aidiyet ihtiyacı
- Güç ve kontrol arzusu
21 Mayıs 2026 Perşembe
Heel (Good Boy): Yeni Kuşağı Terbiye Etme Deneyi
A Clockwork Orange filmini izleyenler bu kareyi hatırlayacaklardır. O filmdeki soytarı ve yaramaz gencimiz Alex, Tv karşısına zorla oturtulup kendisine görseller izlettiriliyordu. Heel filminde ise benzer bir düşünce var. Zincire bağlı olan Tommy'nin karşısına TV konuluyor, onun akranlarına, küçüklerine ve çevresine yaptığı zorbalıkları ona izlettiriyorlar. Bu görüntüler de gizlice bulunan görüntüler değil üstelik. İzlenme ve Beğeni uğruna Tommy'nin kendisinin çekip internete koyduğu videolar.
Ancak film, güçlü başladığı bu yapıyı ne yazık ki sonlara doğru sürdüremiyor. İlk yarıda kurulan gerilim ve gizem, ilerleyen bölümlerde yerini dağınık ve inandırıcılıktan uzak bir anlatıya bırakıyor. Özellikle ailenin bu yaptıklarının altında yatan motivasyonlarının yeterince açıklanmaması, hikayenin duygusal ve mantıksal bağlarını zayıflatıyor. Chris ve Kathryn’in neden böyle bir sürecine giriştiği netleşmediği için, film giderek soyut ve yapay bir deney hissi vermeye başlıyor. Bu da izleyicinin hikayeye olan bağını kırıyor.
Filmin ilk bölümlerinde yönetmenin tercihleri oldukça dikkat çekici. Kapalı mekan kullanımı, dar kadrajlar ve karakterleri sıkıştıran kamera açıları, izleyiciye bilinçli bir huzursuzluk hissi veriyor. Bu görsel dil, karakterin içinde bulunduğu psikolojik baskıyı yansıtmada etkili olurken, gerilim duygusunu da sürekli canlı tutuyor.
6 Mayıs 2026 Çarşamba
Ready or Not 2: Here I Come (Back Again)
Serinin 2019’daki Ready or Not filminde tek bir gecede, tek bir evin içinde geçen o klostrofobik kabus, Ready or Not 2: Here I Come ile sınırlarını yıkıp biraz dışarı taşıyor. Ama bu genişleme gerçekten bir kazanım mı, yoksa filmin özünü sulandıran bir aşırılık mı? İlk filmin yalın ama etkili yapısını hatırlayanlar için bu devam filmi, hem tanıdık hem de fazlasıyla dağınık bir yapı sunuyor. Evet, yapı.





-00.jpg)
-3.jpg)
-1.jpg)
-5.jpg)
-2.jpg)
-7.jpg)
-00-5.jpg)




%20Kane%20Parsons%20Chiwetel%20Ejiofor%20Renate%20Reinsve%20Mark%20Duplass-0.jpg)
%20Kane%20Parsons%20Chiwetel%20Ejiofor%20Renate%20Reinsve%20Mark%20Duplass-2.jpg)
%20Kane%20Parsons%20Chiwetel%20Ejiofor%20Renate%20Reinsve%20Mark%20Duplass-4.jpg)
%20Kane%20Parsons%20Chiwetel%20Ejiofor%20Renate%20Reinsve%20Mark%20Duplass-3.jpg)
(8).jpg)
(8)-4.jpg)
(8)-5.jpg)
(8)-3.jpg)
(8)-2.jpg)
(6.5).jpg)
(6.5)-5.jpg)
(6.5)-2.jpg)
(6.7)%20Jan%20Komasa.jpg)
(6.7)%20Jan%20Komasa-2.jpg)
(6.7)%20Jan%20Komasa-3.jpg)
%20(6.7)%20-%20.jpg)

%20(6.7).jpg)
%20(6.7)-3.jpg)
%20(6.7).jpg)
(6,5).jpg)
(6,5)%20Samara%20Weaving-2.jpg)
(6,5)%20Samara%20Weaving--4.jpg)
(6,5)%20Samara%20Weaving--6.jpg)
(6,5)%20Samara%20Weaving--5.jpg)
(6,5)%20Samara%20Weaving--3.jpg)