yönetmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yönetmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


"İnsanlar filmlere yönetmen olduğunda başka,eleştirmen olduğunda başka bir gözle bakıyor.Mesela Yurttaş Kane'i her zaman sevmiş olmama rağmen,onu kariyerimin farklı aşamalarında farklı biçimlerde sevdim.Bir eleştirmen olarak izlediğimde,özellikle hikayenin anlatılma biçimine hayran kaldım...Yönetmen olarak teknikle daha fazla ilgiliydim...Sıradan bir izleyici gibi davranılınc film bir ilaçmış gibi kullanılır:İzleyici hareketle büyülenir ve seyrettiğini analiz etmeye çalışmaz.Öte yandan,bir eleştirmen onbeş satırda film özeti çıkarmak zorundadır.Bu da insanı filmin yapısını kavrayıp beğenisini mantıklı cümlelerle ifade etmeye zorlar."


Ünlü fransız yönetmen François Truffaut yapımlara farklı gözlerden baktığıyla ilgili bir eleştiriye cevap verirken.

*Agora kitaplığından çıkmış olan François Truffaut adlı eserden alıntılanmıştır.

" Fransız sineması" tamlamasını duyan herkesin aklına gelen ilk iki şey, Yeni Dalga ve Jean-Luc Godard olur. Ama Godard'a hocalık yapan, bir nevi onun pişmesini sağlayan Jean-Pierre Melville es geçilir. Godard'ın kullandıgı teknikler bazen, eski oluşlarından ötürü, göze batmaca dursa da Melville'de bu yoktur. Bu da Melville'in zamane olmaktan ziyade zamanüstü oluşunu gösterir bize. Okuduğu kitaplara olan bağlılığından olsa gerek filmlerinde polisiyeye bir hayli yer verdi. Ve yine sevdiği yazara olan bağlılığından olsa gerek Grumbach olan asıl soyadını , Moby Dick kitabının yazarı Herman Melville in soyadını alarak değiştirdi.

Polisiyedeki ısrarının yanında sevdiği oyunculara da sık sık yer vermiştir. Bu isimlerin üst sırasında ise tüm asaleti ile Alain Delon gelir. ikinci sırada ise , Godard'ın ilk filminde ( À bout de souffle ) oynatması için ona tavsiyede bulunduğu Jean-Paul Belmondo.
He bir de, her filmin girişinde film için esinlendiği kitap yahut sözden alıntılar ile başlayarak filmin ufak bir fikirsel tanıtımını yapması vardır bu alışkanlıkları arasında. Ama tüm yaptıkları onu klasiklerden yaparken klişelikten ise uzak tutmuştur.

En bilinen filmi Le samourai gibi dursa da favorim Alain Delon'un karizmasının tavanlara vurduğu Le Cercle Rouge filmidir. Le Doulos da Belmonde-Melville ikilisinin eserine örnektir.

Her filmi de buradan tavsiye olunur, Dvd'cinizden ısrarla isteyiniz.

( bu yazıya anca bu bitiriş giderdi )

Bu ismi duymayanınız olmadığına eminim. Sinemayı tarihsel dönemlere ayırdığımızda geçmişin mihenk taşlarındandır Alfred Hitchcock. Romantizme korku katabilmiştir.Burnu havadadır ama çektiği filmler en beğenilenler listesini doldurmuş, bir kaçı ödüllere layık görülmüştür. Fakat ne yazık ki yönetmenlik dalında bir oscarı yoktur. Aldığı en büyük ödül İngiliz Kraliyetinden aldığı "Sir" unvanıdır.
Evet, Hitchcock' un oscarı yoktur. Hayat ne garip değil mi?

Filmleri:
The Lady Vanishes (1938)
Rebecca (1940)
Strangers on a Train (1951)
Rear Window (1954)
Vertigo (1958)
North by Northwest (1959)
Psycho (1960)
The Birds (1963)
ve diğerleri...

Charlie Chaplin'in ne kadar büyük bir usta olduğunu, eserlerini çektiği yıllara göre kıyaslayınca anlıyoruz. Hatta günümüzdekilerle kıyaslayınca da bu ortaya çok rahat çıkıyor. o yıllardaki imkanlarla bir de konuşmasız anlatması her yiğidin harcı olmasa gerek. bir şuanki bilgisayar teknolojisi elinde olsa napardı diye büyüklüğünü ispata girişenlere kendimce yanıtımı vereyim, bir şey yapmazdı. Sadelikte aradı o ne arayacaksa.
Filmlerindeki ince espriler Türk sinemasınında da kullanılmıştır. Kemal Sunal filmlerinde rastlanırız bir kaçına.
62 senaryo yazmış, 75 film yönetmiş, 87 filmde de oynamış..
52'de çektiği film için 74'de verilmiş bir de oscar ödülü mevcut.

Sitedeki filmleri :

bir ayak fetişisti , bir kan meraklısı, bir deneyci, bir dahi, bir haylaz ve bir yönetmen..