Polonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Jesse Eisenberg'in ikinci yönetmenlik denemesi olan A Real Pain filmi,tarihsel trajedi ile bireysel travmaların buluşması noktasında yer alan bir yapım. Karakter odaklı, diyalog ağırlıklı tarzına ek olarak kültürel kimliklerin sorgulanışı ve kişisel ilişkilerin incelenmesi gibi unsurlarla da oldukça bir Woody Allen filmini andırıyor. Succession dizisindeki Roman karakteriyle Emmy ödülü kazanan Kieran Culcin, bu filmdeki oyunculuğu ile de Altın Küreyi aldı ve Oscar'ın önemli adaylarından biri. Tüm bunlar izlenmesi için gerekli ortamı oluşturuyor.


Film, büyükannelerinin ölümü sonrasında kuzen olan David (Jesse Eisenberg) ve Benji'nin (Kieran Culkin) Polonya'ya yaptıkları bir yolculuğu konu alıyor. Bu yolculukla hem büyükannelerinin geçmişteki yaşantısının izlerine dokunmayı ve hissetmeyi isterlerken, hem de buna vesile olacak holokost turizminin ile bir gezi turuna da katılmış olacaklar. Holokost turizminin olduğu her noktada aklıma Woody Allen filmi olan  Whatever Works filminin şu sahnesi geliyor. "Annemi eğlenceli nereye götürebilirim?" diye soran Melody'e Boris "Soykırım Müzesine ne dersin?" cevabını vermişti. Ki bu filmde de holokost turizminin etik boyutlarına da değiniliyor. 

Filmin karakterlerine inecek olduğumuzda David, düzenli bir hayat süren bir karakter iken, Benji tam tersine kaotik, spontane ve sürekli bir arayış içerisinde olan biri. Başlangıçta iki zıt karakterin çarpışması gibi görünen hikaye, aslında çok daha derin yüzleşmeler içeriyor. 

Culkin, Benji karakteriyle Succession dizisindeki Roman karakterini bu filme taşımış. Bunu söylerken de olumsuz anlam taşımıyorum. Hem Roman karakterini, hem de Benji karakterini layıkıyla anlamamızı ve tanımamızı sağlayan tamamlayıcı unsur olarak görüyorum. Roman karakterinden farklı olarak diğer insanlarla gerçekten ilgileniyor Benji ancak işin sonundaki bireysel yalnızlığı ve fevriliği bu iki karakteri birbirine bağlıyor. 

Filmin oyuncusu ve yönetmeni olduğu gibi aynı zamanda senaristi de olan ve bu dalda Altın Küreye de aday olan Eisenberg'in ele aldığı asıl mesele, acının kıyaslanamaz oluşu. Bireysel acılarımız, tarihsel trajediler karşısında küçümsenmemeli, herkesin acısının kendine özgü ve gerçek olduğu kabul görmeli düşüncesi filmde sonradan oluşan bir hakimiyet kazanıyor. "Gerçek Acı" ifadesi ile kişisel travmanın kıyaslanamaz doğasına vurgu yapılıyor. Tüm bunları ve filmin ismi ile verdiği mesajı Benji karakterine daha fazla odaklandığımızda rahatlıkla anlayabiliyoruz. 
(Gelecekten not: En İyi Orijinal Senaryo ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödüllerine aday oldu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünün sahibi oldu)


Bazı düşünceler aniden gelmez insanın aklına, belli bir deneyim ve fikir topluluğunun biraraya gelmesi sonucunda ulaşırız onlara. Nasıl ortaya çıktığını, bu olayın nasıl gerçekleştiğini bilmeyiz. Sanki beynimizin bir tarafında bir fırın vardır, oraya atarız bütün bu malzemeleri ve zamanı geldiğinde yeni bir düşünceye ya da farkındalığa sahip olmuş oluruz. Bahsettiğim malzemeler içimize işler. İçimizde işler.

Krzysztof Kieslowski , her filmiyle insanın içine işlemeyi başarır, o fırına bir sürü malzeme katar. Filmin size neler kattığını tam olarak bilmeniz imkansızdır ama bünyeye tahmininizden fazla nüfuz ettiği kesindir. Anlatması bile o kadar zor ki, seyredeli çokça zaman geçmiş olmasına rağmen bu yazıyı yazmak için oldukça zorlanıyorum. İnsanda sırf bu büyük etkiyi yarattığı için büyük sıfatını hakediyor bir sanatçı olarak kieslowski. Dekalog (on emir) serisini 89-90 yıllarında polonya televizyonu için çekiyor Kieslowski. Bez konca'da beraber çalıştığı ve ileride de beraber çalışacağı senarist Krzysztof Piesiewicz ile Tevrat'taki 10 emir'i günümüz dünyasındaki anlamlarını yeniden sorgulayarak senaryoyu yazıyorlar. Ortaya çıkan filmler (her biri ortalama 55 dakika) bazı zamanlar gizemli ve felsefi, her zaman için de gerçekçi anlatımlarıyla, birbirinden başarılı oyunculuklarla, Zbigniew Preisner'in her zamanki gibi mükemmel müzikleriyle, hikayelerin tamamlayıcı öğesi olan sembolik anlatımıyla ve de Kieslowski sinemasının olmazsa olmazı başarılı sinematografileriyle, dini inançları/insani değerleri gökyüzünden gerçek hayata düşürüyor, onları somutlaştırıyor, (en önemlisi de) insancıllaştırıyor.



Bir başka büyük yönetmen Stanley Kubrick dekalogların senaryosunu içeren kitap için diyor ki:
"Büyük sinemacıların eserlerinin belli bir yönü üzerinde durma konusunda hep isteksiz olmuşumdur çünkü bunun, eseri kaçınılmaz olarak basitleştirme ve indirgeme ihtimali vardır. Fakat Kieslowski ve yardımcı yazar Piesiewicz'in senaryolarını içeren bu kitapta fikirlerden sadece bahsetmek yerine bunları dramatize etme konusunda çok ender rastlanan bir yetenekleri olduğu gözlemini yapmak yersiz olmaz. kastettikleri şeyi dramatik bir eylemle anlatarak, seyircinin, anlatılanın ötesinde gerçekleşen şeyleri keşfetmesi gibi bir kazanca da sahip oluyorlar. Bunu öyle hayranlık verici bir yetenekle yapıyorlar ki fikirlerin ortaya çıkışını farkedemiyor ve ancak çok sonraları kalbinize ne kadar derinden nüfuz ettiklerini anlayabiliyorsunuz."

Her bölümünde bir Varşova'daki toplu konut sitesindeki aynı apartmanda yaşayan karakterlerin ele alındığı filmlerin hikayeleri aslında büyük birer tesadüften ibarettir. Tesadüf hayatı anlamlı kılan şeydir. Gizemli ve bizim farkına varamadığımız kaderin vücut bulmuş halidir.

Dekalog serisindeki tesadüfler filmden uzayıp, Kieslowski'nin sonraki filmlerine taşar. Kieslowski'nin bundan sonraki filmleri de dekalogların bir parçasıymış gibi gelir o yüzden bana. Bence kieslowski, dekalog serisi ile yıllarca geliştirdiği sinemasal dilini zirve noktasına çıkarmıştır. Bundan sonra çektiği filmlerde de aynı dili görürüz, aynı tadı alırız. Dekalog 9'da anlatılan kısa hikaye, Veronique'in ikili yaşamı'na konu olur. Van Den Budenmayer'in bestesinin de üç renk: kırmızı'da önemli bir yeri vardır.


dekalog 1
"senin tanrın benim, başka tanrın yoktur."



dekalog 2
"tanrı'nın ismini boş yere ağzına almayacaksın."



dekalog 3
"altı gün çalışacaksın, bir gün dinleneceksin"


dekalog 4
"anne ve babana saygılı davranacaksın."

dekalog 5
"öldürmeyeceksin."

dekalog 6
"zina etmeyeceksin."


dekalog 7
"çalmayacaksın."


dekalog 8
"yalan yere şahitlik yapmayacaksın."


dekalog 9
"komşunun karısına tamah etmeyeceksin."


dekalog 10
"komşunun malına tamah etmeyeceksin."

zbigniew preisner - dekalog II part 1

KONUK YAZAR: Zafer
http://spregel.blogspot.com/

#Diğer Konuk Yazarlar#