Amazon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amazon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2026 Çarşamba

Spider-Noir: Alternatif Bir Spider-Man Anlatısı

Amazon Prime'da 8 bölümlük sezonuyla yayına giren Spider-Noir, Marvel evreninde ana akım Spider-Man anlatılarından bilinçli olarak ayrılan, alternatif bir gerçekliğe ait karanlık varyasyonlardan biri. Hem ortaya çıkışı hem de popülerleşmesi, Marvel’ın çoklu evren (multiverse) stratejisinin önemli bir parçası olarak okunabilir. Ancak yapımı ilginç kılan şey ise dizinin, hem siyah beyaz, hem de renkli formatta izlenebiliyor oluşu. 


Spider-Noir, alışıldık Spider-Man serilerinin çok uzağında bir yapım. Onu ayıran en temel şey, karakterin doğasının ve kişiliğinin kökten farklı oluşu. Bu evrende genç, enerjik, neşeli Peter Parker yok, onun yerine daha yaşlı, daha yorgun, daha kara mizahlı bir Ben Reilly (Nicolas Cage) var.

Klasik Spider-Man anlatıları genellikle gençlik, umut ve sorumluluk temaları etrafında şekilleniyor. Oysa Spider-Noir, bu temaları tersine çeviriyor:
  • İdealizm yerine nihilizm
  • Neşeli kahramanlık yerine içsel çöküş
  • Renkli aksiyon yerine karanlık atmosfer
Peter Parker'lı Spider-Man daha gündüz, daha renkli iken, Ben Reilly'li Spider-Noir daha gece, daha renksiz, daha karanlık bir ortamda geçiyor. Tıpkı karakteri gibi. Ben Rielly suçla savaşan bir figür olmaktan çok, suçun içinde kaybolmuş bir tanık gibi duruyor. Özel dedektiflik ofisi işleten Ben Reilly, yer yer kendisini suçun merkezinde bulan Saul Goodman vibe'ı da veriyor bu yüzden. 

Bu yönüyle dizi, süper kahraman türünü film-noir estetiğiyle birleştirerek hibrit bir anlatı kuruyor. Ancak bu birleşim yüzeysel bir stil denemesi değil; karakterin psikolojisine içkin bir yapı haline gelmiş.
Ya bir süper kahraman, kurtardığı şehirden çok kendi kayıplarının ağırlığını taşıyorsa? Ya maskesini takmak, adaleti sağlamak değil de geçmişten kaçmanın bir yoluysa? Spider-Noir, tam da bu soruların peşinden gidiyor. Alışıldık Marvel ihtişamının aksine, ışığın değil gölgenin içinden konuşan bir anlatı kuruyor; kahramanlığın değil, tükenmişliğin estetiğini inşa ediyor. Ve bunu yaparken izleyiciyi iki farklı dünyanın eşiğine bırakıyor: renkli bir illüzyon ile siyah-beyaz bir hakikat arasında.


Dizi, 1930’ların buğulu, suç dolu New York’unda geçiyor. Merkezde, bir zamanlar 'The Spider' olarak bilinen Ben Reilly (Nicolas Cage) var. Ancak hikaye başladığında o artık bir süper kahraman değil; geçmişte sevdiği kadını kurtaramamış, maskesini çıkarmış ve özel dedektifliğe sığınmış bir adam.

Reilly, sıradan bir kayıp vakasını araştırırken kendini giderek büyüyen bir komplonun içinde buluyor. Ve giderek kendisini şehrin suç merkezini oluşturan ve tüm güçleri elinde bulunduran Silvermane (Brendan Gleeson) adlı güçlü bir mafya liderinin yamacında buluyor. Öte yandan, insanüstü yeteneklere sahip yeni figürler (kum adamlar, ateş adamlar) ortaya çıkmaya başlıyor. Ve bu kişilerin The Spider ile karmaşık şekilde ortak bir anısı var. 

Dizi ilerledikçe, bu örümcek ağı yalnızca suçtan değil; travma, kayıp ve kimlik krizinden örülmüş bir yapıya dönüşüyor. Süper Kahraman sandıklarımız birer ucube olarak karşımıza çıkıyor. Ellerindeki gücün arzu edilen bir beceri değil, kendilerine verilmiş birer lanet olduğunu görüyoruz.

Renkli Formatta

Siyah Beyaz Formatta

Renkli mi Siyah-Beyaz mı? 

Dizinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, izleyiciye iki farklı görsel deneyim sunması olduğunu söylemiştim. Şu şekilde sunuluyor: “Authentic Black and White” ve “True Hue Color.”

Bu tercih yalnızca teknik değil, aynı zamanda estetik ve ideolojik bir ayrım yaratıyor. Her iki formatın da kendine has iyi ve kötü yönleri olabilir ama bir formatın diğer formattan bariz bir üstünlüğü, yapımın geneli açısından yok diyebilirim. 

Siyah-Beyaz Versiyon: Gerçek Noir Deneyimi

Siyah-beyaz versiyon, dizinin ruhuna en uygun olanı. Yüksek kontrastlı ışık kullanımı, yoğun gölgeler ve sigara dumanıyla çizilen kadrajlar, klasik film noir atmosferini üretiyor. Bu haliyle yer yer Sin City tadı alıyor, yer yer de hikayeyi bir çizgi roman kıvamında takip ettirmeye olanak sağlıyor. Baş karakterimiz The Spider'ın içsel karanlığını da görselleştiren format oluyor aynı zamanda. Bu versiyonda New York, yalnızca bir şehir değil; bir ruh hali oluyor. Kasveti, daralmışlığı ve kaçma isteğini daha iyi veriyor. 

Renkli Versiyon: Detayları Açığa Çıkarıyor


Renkli versiyon ise daha geniş okuma yapılabilecek bir izleme deneyimi sunuyor. Kostümler, dekorlar ve sanat yönetimi daha görünür hale geliyor zira. Özellikle karakter tasarımları ve dönem detayları daha belirgin şekilde öne çıkıyor. Karamsar ve tükenmiş Ben Reilly ile hayattan tokadı yemiş olmasına rağmen hala hayalleri ve idealleri olan gazeteci arkadaşı Robbie Robertson (Lamorne Morris) aynı renkte giyinmiyor mesela bu formatta. Ben Reilly, iç dünyasını yansıtan koyu renkli ve özensiz kıyafetler seçerken, Robbie daha renkli ve daha alımlı kıyafetler ile karşımıza çıkıyor.

Ancak bu terciğin, bazı izleyiciler tarafından noir estetiğini zayıflattığı düşünülebilir. Çünkü noir, yalnızca bir hikaye türü değil; aynı zamanda bir görme biçimidir. Renk eklendiğinde bu görme biçimi kısmen yumuşuyor ve atmosferin sertliği azalıyor. 


Spider-Noir, çok iyi olsa da kusursuz bir yapım değil. Hikayesi zaman zaman tahmin edilebilir, karakter ilişkileri yer yer yüzeysel kalabiliyor. Dizinin son bölümdeki çözülme çok basit yaşanıyor. Ancak dizi, cesur bir estetik tercih ve türler arası geçiş denemesiyle deneyimlenmesi gereken bir yapım. Süper güçleri olan insanların da acıları, dertleri, başka hayat temennileri olabileceğini bizlere gösteriyor en azından. Alternatif dünya olarak bunu kapıyor olmamız bile kafi diye düşünüyorum.

Dizinin Türkçe seslendirme kadrosu da oldukça iyi, deneyimlenebilecekler arasında bu da var. 

Karakter : Seslendiren

Ben Reilly / The Spider : Murat Aydın
Robbie Robertson : Fatih Özacun
Cat Hardy :  Suzan Acun
Silvermane : Aydoğan Temel
Janet Ruiz : Oya Prosciler
Flint Marko : Ozan Kotra
Winston : Barış Özgenç

20 Kasım 2023 Pazartesi

Dumb Money: GameStop olayında neler olmuştu?

 Amerika borsasında işlem gören GameStop hissesi 2021 Ocak ayının başlarında 15$ civarında gezinirken, tarih 27 Ocak'a geldiğinde bu hissenin fiyatı 460$ a kadar çıkmıştı. Peki ne oldu? Nasıl oldu?
Yine Amerika'daki mortgage krizini anlatan 2015 yapımı The Big Short filmi gibi olayları sinema anlatımıyla görmek isteyenler bu filme buyursunlar. 

       

Olayı size kısaca özetlemem gerekirse eğer; GameStop firması, Amerika ve Kanada'da 5000 e yakın mağazasıyla elektronik alet, dijital oyun ve oyun gereçlerini satan bir firma. Oyun sektörünün daha çok dijitalleşen, stream'e ve mobile yöneldiği düşünen ve bu yüzden fiziksel olarak oyun cdleri pazarlayan GameStop'un yakın zamanda batacağını ön gören büyük balinalar, GameStop hissesini shortluyorlar (acığa satıyorlar yani batacağına bahis oynuyorlar diyelim amiyane tabirle). Ancak çocukluğunun en önemli mağazasının GameStop olduğunu düşünen Y kuşağı temsilcisi Keith Gill hisse ederinin olması gerekenden düşük olduğunu düşünüyor ve varını yoğunu (53bin dolarını) GameStop hissesine yatırıyor. Her akşam youtube'da "Roaring Kitty" mahlasıyla yayın yapıp hisse portföyünü kanalında paylaşıyor. Önce kendi sadık izleyicileri yaptıkları alımla Keith'e destek çıkıyor. Daha sonra shortlanma olayının da biraz açığa çıkmasıyla sosyal medya platformu Reddit kullanıcılarını da bu alımlara dahil oluyor. Üzerine Elon Musk da twit atınca işler hepten çığrığından çıkıyor ve hisse fiyatları 500 dolara kadar çıkıyor.

Ocak başında 53bin dolar ile bu alımı gerçekleştiren Keith Gill, 27 Ocak'a gelindiğinde 48 milyon dolarlık bir servete ulaşıyor. Küçük yatırımcılardan oluşan bu kitleden kimi bu yükselişi yeterli bulup hisseyi nakde dönüştürürken kimileri daha da yükseleceğine inandığı için satış yapmıyorlar. Hisseyi satmayan büyük bir kesim daha var, ki bu olayın anarşik yönü de burası, artık aptal parası görülen küçük yatırımcıların büyük balinalara bir ders verme zamanının ve fırsatının geldiğini düşünenler. Bu olaylar sonunda GameStop hissesini shortlayan balinalara 6,5 milyar dolarlık bir batık verdiriyorlar. Aptal parası diye alaylanan küçük yatırımcı bu kez balinalara sağlam bir gol atıyor. 

Yaşanmış gerçek finans olayların konu edinildiği filmleri, The Big Short'u sevenlerin seveceği bir anlatımda ve pandemi döneminde yaşandığı için kongre tarafından zoom üzerinden verilen ifadeler ve gerçek görüntülerle anlatımın bir nevi belgeselleştirildiği bir film olmuş.

Filmin künyesinden bahsedecek olursak yönetmen koltuğunda sevdiğim birkaç filmin de ( I,Tonya ve Lars and the Real Girl) yönetmenliğini yapan Craig Gillespie oturuyor. Oyuncu kadrosu ise ufak ufak rollerle yine zengin tutulmuş. Başrolde There will be Blood ve Little Miss Sunshine filminden sevdiğimiz Paul Dano oynuyor. Ona eşlik eden diğer isimlerden bazıları da şunlar: Shailene Woodley, Pete Davidson, Nick Offerman, Seth Rogan, Vincet D'Onofrio..

Film müzikleriyle de güzel bir ritm yakalamış. Bu yüzden filmde çalan bazı şarkıların Spotify linklerini de şöyle bırakayım:

Cardi B - WAP

Darko - 21

Megan Thee Stallion - Savage

Kendrick Lamar - Humble

Mark Batson - You Make Me Wanna Purr

Mark Batson - Litt

Little Simz - Boss

The White Stripes - Seven Nation Army