Out of Context etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Out of Context etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kocaeli'nde yaşayan E.T. ve D.T. uzun süre sonra tüp bebek sayesinde çocuk sahibi olacak bir çiftti, hem de ikiz. Yenidoğan çetesinin hastanesinde doğumun 4.gününde 5er saat arayla iki çocuklarını da kaybettiler. Bunun hesabını vermesi gereken kişi ise yıllar sonra onlara şu mesajı yolluyor: "Eğer çocuğunuz yoksa aile olamıyorsunuz, sadece karı koca oluyorsunuz."

Çiftin yaşadıklarını avukatları Kerim Bahadır Şeker'in direkt anlatımıyla aktarayım:
"E.T. ve D.T. çifti, çocukları olmadığı için tüp bebek tedavisine başvurmuş. E.T., sonuç aldıktan sonra ikiz çocuklarına hamile kalıyor. Bu klinikle alakalı herhangi bir şüphemiz yok. Ancak daha sonra Kocaeli'nde bir devlet hastanesinde kayıt açtırıp gidiyorlar ve onlara 'Bir probleminiz yok ama doğum sancınız başlamış. O yüzden burada halihazırda küvezimiz yok' diyerek Bağcılar Özel Şafak Hastanesi'ne sevk ediyorlar. Hastanede enzim ölçümü yapılıyor ve iddianamede şüpheliler arasında yer alan doktor Semiha Y. 'Bir enzim üretimi olmuş, karaciğerdeki enzim üretimi sonucu ya sen öleceksin ya çocukların ölecek' diyor ve ameliyata alınması gerektiğini belirtiyor. Daha sonra müvekkilime bir ilaç tavsiye ediyorlar, sonrasında ise aynı doktor gelerek 'Enzimler normal, sizi taburcu edeceğiz' diyor. Ancak ertesi gün aynı doktor acil ameliyat yapılması gerektiğini söylüyor. Doktor A.Ş. ameliyatı yapıyor ve çocuklar direkt küveze alınıyor. Ece ve Ela doğuyor.

İkinci gün Ela'yı, üçüncü gün ise Ece'yi entübe ediliyor. Çocukların ağızlarından, burunlarından kanlar gelmeye başlıyor. Aile bunu fotoğraflamak istiyor ama izin vermiyorlar. Dördüncü günde çocuklar 5'er saat arayla yaşamını yitiriyor
"

Bu ve bunun gibi 10larca çocuğunu yitiren çiftler. Çiftler diyorum, çünkü Sağlık Bakanına göre bunlar aile olamamış kişiler. Devlet hastanesinde yeteri kadar doğum ünitesi ve küvez bulunmadığı için özel hastaneye gitmek zorunda kalan, denetimleri yapılmadığı için özel hastanelere yuvalanan bir çetenin kucağına düşen ve devletten daha fazla para almak için uygulanan gereksiz ameliyatlar yüzünden yıllarca bekleyip de nihayet kavuştukları çocuklarını yitiren bu kişiler birer aile değillermiş ve eksiklermiş. Onları -kendi tanımına göre- aile olmaktan alıkoyan, çocukların ölümüne direkt ya da dolaylı yönden sebep olmuş kişi söylüyor bunu, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu. 

"ve çıkıyor MHP'nin başındaki beyfendi. Aile nedir bilmez. Onun böyle bir derdi yok. Çoluk nedir, çocuk nedir bilmez. Onun böyle bir derdi yok." Bu sözler de yıllar önce dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için söylenmişti. Dolayısıyla 'ben aslında şöyle demek istemiştim, sözlerim yanlış yere çekildi' gibi ek cümleler bu düşüncenin aslında var olduğunu gizleyemez. Sayın Bakan'dan ricam bu görüşlerini Devlet Bahçeli'ye yapacağı bir geçmiş olsun ziyaretinde ona da söylemesi: "Sen aile nedir bilmezsin, çoluk nedir bilmezsin, çocuk nedir bilmezsin, sen eksiksin.


Senin Ödevin;

Aile nedir? Kime aile denir? Bırak bunları sosyal bilimciler tartışsın. Ben sana işgal ettiğin makamın düsturunca yapman gerekenleri bir raporla hatırlatayım.

DİSK'in yaptığı ve Kasım 2024'te yayınladığı araştırma raporuna göre SGK, devlet hastanelerine kıyasla özel hastanelere hasta başına 3 kat daha fazla ödeme yapıyor. Özel hastanelere giden sayısında 2012'den 2024 yılına kadar düşme gerçekleşirken özel hastanelerin SGK'ya olan yükünde artış gerçekleşiyor. Özel hastanelere hasta başına yapılan ödeme 2012 yılında, genel ortalamaya yakın iken, 2024 yılına geldiğimizde hasta başına yapılan ödeme, genel ortalamanın 1,5 katına ulaşıyor. Yani SGK özel hastaneleri besliyor. Sistemin bu güzelliğini(!) gören Yenidoğan Çetesi gibi oluşumlar da hastaların ihtiyacı olmadığı tedavi ve gereksiz ameliyatlar ile hem insan sağlığını/canını tehlikeye atıyor, hem de devlete ciddi anlamda maddi yük oluşturuyor. 

Sen buradaki işini düzgün yapmadığın için bütçede açık artıyor. Sen işini düzgün yapmadığın için Maliye Bakanı birkaç milyar dolar için yabancı yatırımcı çekmek uğruna kırk takla atıyor. Sen işini düzgün yapmadığın için emekli zam alamıyor. Hepsi bir yana, sen işini düzgün yapmadığın için 10larca aile çocuklarını kaybediyor. Tüm bunlar senin TV'lere çıkıp saçma fikirlerini beyan etmen için yaşanmıyor. Boşanma oranları artmış, evlilik oranları düşmüş. Evlenenler çocuk yapsak nasıl yetiştiririz endişesine girmiş ve çocuk sahibi olmaktan geri durmuş. Bu ekonomik çöküntüde her şeyi göze alıp çocuk yapıp bu adamın yönettiği hastanelere götürüyorsun ve bir çete çıkıp tüm zorluklara rağmen dünyaya getirdiğin çocuğu öldürüp üzerinden devleti soyuyor. Yetkili Bakan'ı karşına alıp tam fırça çekeceksin, adam senden önce davranıp sözünü söylüyor: "Çocuk sahibi değilsin, aile olamadın. Eksiksin." Eksik olan senin kişiliğin, eksik olan senin had bilmezliğin, eksik olan senin ahlakın, insanlığın diyecek oluyorsun, ama sakınıyorsun. Sakınma. Bu adam bir eksik

Bir taraftan uyuşturucu ve bahis parasını aklayanların güle oynaya dışarıda dolaştığını görmek, diğer taraftan da tüm ailenin ve hatta bir köyün karıştığı 8 yaşındaki bir kız çocuğunun cinayetini görmek insanı delirtiyor. Dogville filminde olduğu gibi tüm bir köyü ateşe vermeyi istesem de en azından yapılması gerekenin ilk önce Network filminin tiradında olduğu gibi cama çıkıp bağırmak olduğunu düşünüyorum:

"Krizi, enflasyonu, benzin fiyatlarını daha sonra çözeriz. Önce öfkelenmelisiniz. Oturduğunuz yerden kalkıp. camı açıp haykırın 'deliler gibi öfkeliyim ve buna daha fazla katlanamıyorum' "


Filmdeki bu tiradı sesi güçlü bir figür, bir tv yapımcısı, bir sosyal medya fenomeni, bir siyasi dile getirmeli. Hiçbir ekleme yapmadan..

"İşlerin kötü gittiğini söylememe gerek yok, zaten bunu herkes biliyor.
Bu bir kriz.
Herkes ya işsiz ya da işini kaybetme korkusu yaşıyor.
Tezgâhtarlar masa altında silah taşıyor.
Serseriler sokaklarda terör estiriyor.
Tek bir insan bile ne yapacağını bilmiyor ve bu işin sonu yok.
Soluduğumuz hava berbat,yediğimiz yemekler iğrenç.
Televizyonun karşısına oturmuş,sanki böyle şeyler olması normalmiş gibi
bugün 15 cinayet ve 63 ağır suç işlendiğini söylemesini izliyoruz.

İşlerin kötü gittiğinin farkındayız. Hatta kötüden de beter. Herkes çıldırmış.
Her şeyde, her yerde öyle çılgınlık var ki artık dışarı bile çıkmıyoruz.
Evimizde oturup yaşadığımız dünyayı giderek küçültüyoruz...
ve tek söylediğimiz:
"En azından odamızda bizi rahat bırakın. Bana tost makinemi,
televizyonumu ve kumandamı verin, başka bir şey istemiyorum.
Bizi rahat bırakın!"

Ama ben sizi rahat bırakmıyorum. Sizden öfkelenmenizi istiyorum.
Ayaklanma çıkarmanızı, kargaşa çıkarmanızı istemiyorum.
Milletvekillerine yazı göndermeyin.
Size ne yapacağınızı söyleyemem.
Bu kriz hakkında ne yapabiliriz bilmiyorum...
Bildiğim tek şey, önce öfkelenmeniz gerektiği.

"Ben bir insanım lanet olası. Hayatımın bir değeri var" demeniz lâzım.

Hemen ayağa kalkmanızı istiyorum.
Hepinizin sandalyelerinizden ayağa kalkmasını istiyorum.
Hemen şimdi kalkın, pencereye gidin, camı açın,
kafanızı dışarı çıkarıp haykırın:
"Deliler gibi öfkeliyim ve buna daha fazla katlanamıyorum!"

Bazı şeyler artık değişmeli... "Buna daha fazla katlanamıyorum!"

Krizi, enflasyonu, benzin fiyatlarını daha sonra çözeriz...
ama öncelikle oturduğunuz yerden kalkın, camı açın,
kafanızı dışarı çıkarıp haykırın:
"Deliler gibi öfkeliyim ve buna daha fazla katlanamıyorum!"