Her ne kadar ülke olarak 2012'den beri katılmıyor olsak da hala gündemimizde ve bence özlemimizde de olan bir yarışma Eurovision. Finlandiya, Avustralya, Bulgaristan'ın ilk favoriler olarak gösterildiği yarışmada Bulgaristan birinci oldu. Yarışmanın ikincisi ise, birincisinden daha fazla konuşuldu, o da İsrail. Peki şarkısı ikinci olabilecek seviyede bir şarkı mıydı, değil miydi? Bunun cevabını daha önce verdiğimiz şekilde yeniden verip, Eurovision'da başarılı olma kriterlerini yeniden inceleyelim. Bu yarışmada şarkıyı iyi yapanlar neymiş, başlık başlık bakalım.
Şarkının Ritmi: Euro-banger mı, Ballad mı?
Müzikolog Joe Bennett'e göre Eurovision'da iki temelli müzikal tarz öne çıkıyor:
- Euro-banger: Yüksek tempolu (120+ BPM), elektronik alt yapılı, sahneyi çoşturan parçalar.
- Duygusal Ballad'lar: Yavaş tempolu (yaklaşım 70 BPM), his yüklü slow parçalar.
Son yılların kazananlarına bakıldığında yüksek tempolu şarkılarla kazananlar daha fazla. Ritm grafiği incelendiğinde ise yürüme hızı diye tabir edilen andante (80-100 BPM) ile başlanıldığı, daha sonra moderato (100-120 BPM) ile devam edip ritmin yükseltildiği ve kısa süreliğine ritmin yeniden 80 RPM civarlarına çekilip ardından allegro (120-150 BPM) ile yüksek ritmle sonlandırıldığını görüyoruz. Bana göre bu ritmik aritmetiğin ilk kullananı da Sertap Erener. Ondan sonraki şarkılarda ritmik olarak Every Way That I Can' e en yakın olanlar genelde başarıya ulaşanlar oldu. Bu seneki ilk iki şarkıya baktığımızda ise Birinci olan şarkı Euro-banger sınıfından, ikinci olan şarkı da Duygusal Ballad sınıfından. Her iki şarkı da bu bölümden artı puan alıyor.
Tema ve Sözler: Kendine Güven ve Evrensel Mesajlar
Kazanan şarkıların büyük bir kısmı özgüven, kişisel yükseliş ve birlik temalarını işlemiş. Mesajı olan dinleyende anlam ifade eden yapımlar öne çıkıyor. Ve tabi ki de dil. son 24 kazananın 18'i tamamen İngilizce şarkılardı. Akılda kalıcı melodisi ve seyirciye eşlik etmesi için ritmik bir ses veren şarkılar İngilizcesiz de başarılı olabilir. Bulgaristan'ın Bangaranga şarkısı seyirciye ritmik çoşku veren nakaratı dışında İngilizce olan bir şarkı iken, İsrail'in Michelle şarkısı Fransızca ağırlıklı ve buna ek olarak İngilizce ve İbranice de kullanılmış. Ama her ikisi de vermek istediğini müzik ritmiyle rahatça verdiğinden sözler anlaşılmadığında dahi duygusu dinleyiciye geçiyor.
Sahneleme: Akılda Kalıcı Bir Show
Harika bir şarkı kadar şarkının sunumu da her şeyde olduğu gibi burada da önemli. Ancak Eurovision'da bazı kısıtlayıcı kurallar var ve bunlardan biri de çılgın sahne showları. Bu sebeple sade ama akılda kalıcı ve performansın şarkı ritmiyle uyumlu olduğu sahne showları gerekli. Her iki şarkı da küçük ölçekli sunumlar yaptı diyebiliriz.
Ulusal Esintiler: Azıcık Etnik, Çokça Pop
Ülkelerin yöresel folk müzik unsurlarını modern pop ile harmanlaması hem ülke müziğinin tanıtımına, hem de kitleye farklı bir haz vermesine sebep oluyor. Bütünüyle folk müzikten oluşan şarkılar beğenilse de geniş kitleye hitapta zorluk yaşıyor. 2024'te Ermenistan adına yarışan Ladaniva'nın Jako şarkısı buna örnek. Güzel bir parçaydı ama bütünüyle Ermeniydi. Nitekim orta sıralarda kaldı. Ancak bu senenin birinci şarkısı Bangaranga'da araya giren yöresel müzik tınıları ulusal esintileri rahatlıkla verdi. Yine ikinci olan şarkıda müzikal anlamda yöresel tını duyamasak da İbranice sözlere yer vererek bu başlığı da doldurmuş oluyor bir yerde.
Medya ve Tanıtım: Yarışma, Sahnesinden Önce Başlar
Her ödül organizasyonunda olduğu gibi bu yarışmada da bilinirlik önemli. Medyada daha önce yer edinmiş isimlerin halk oylamasında avantajı olabiliyor. Özellikle sosyal medyada önceden viral olmuş isimler ve şarkılar yarışma gecesi daha fazla ön planda oluyor. Burada İsrail'in halk nezdinde düşük puan alması bekleniyorken seyirci oylamasında en yüksek puan alan ikinci ülke oldu. Bir yerlerde birileri bir şeylerle oynadı. Bu bariz.
Ülke İmajı: Sevilmeyenlerden Olmayın
"Bölgenin içinde bulunduğu siyasi konjonktür elbetteki bu yarışma için de önemli. Temsil edilen ülkenin sevilmese de en azından nefret edilmeyen bir ülke olması gerekiyor. Katılmaları yasaklanmış olsa da en iyi şarkıyı yapıp gelseler bile Rusya'nın kazanabileceği bir yarışma değil mesela." demiştim geçen sene. Bu sene ise geçen seneki ben için "halt etmiş" diyorum. Çünkü ülkesel olarak oldukça itici konumda bulunan İsrail, tüm protestolara rağmen yarışmaya dahil edildi ve iyi de derece aldı. Tamam Birinci olmadı ama olabilirdi. Olsa şaşırmazdım.
Bunun yanında birbirine sadık, her halükarda sana 12 puan verecek komşuluklar da önemli. Kemik puanlar bunlar. Üzerine de yukarıdaki maddeler eklenirse, gelsin sana birincilik. En azından ilk 3 garanti diyorum.
Bunun yanında birbirine sadık, her halükarda sana 12 puan verecek komşuluklar da önemli. Kemik puanlar bunlar. Üzerine de yukarıdaki maddeler eklenirse, gelsin sana birincilik. En azından ilk 3 garanti diyorum.
Bu senenin Öne Çıkan Şarkıları:
Peki bu senenin adayları nasıl ve yukarıdaki kriterlerin kaçta kaçına sahipler. Öne çıkan birkaçına bakalım.
Bulgaristan : Dara - Bangaranga
Favorilerden biriydi. Ritmi, seyirciye geçen enerjisi diri olan bir parçaydı. Seyircinin ağzına sakız olacak 'bangaranga' sözü de bu iki kolaylaştıran etken oldu. Kazanmış olması kimseyi üzmeyen bir şarkı diyebilirim.
İsrail : Noam Bettan - Michelle
Bu şarkı hemen hemen her şeyiyle Fransa'nın Eurovision 2024'te katıldığı şarkı olan Mon Amour'a benziyor. Temasını sunumunu geçtim, dilini bile almış ve İsrail'i Fransızca bir şarkıyla temsil etmiş. Tek farkı bu şarkı Fransa adına 2024'te yarışan Slimane'nin Mon Amour şarkısına göre biraz daha ritmik. O kadar.
Romanya : Alexandra Capitanescu - Choke me
Tamamen İngilizce sözlerden oluşan bu şarkı ritmini iyi veriyordu ancak yöresel müziğini yansıtmada yetersiz. O sebeple benim için üçünçü olması bile şaşırtıcı.
Avustralya : Delta Goodrem - Eclipse
Avrupa müzik yarışmasında olmasına hiç anlam veremediğim ve veremeyeceğim bir ülke Avustralya. Yöreseli hiç yok. Bu gibi şarkılara yeterince tok olmamıza rağmen neden dördüncülükte görüyoruz, orası ayrı bir dert konusu.
İtalya : Sal Da Vinci - Per Sempre Si
Tamamen İtalyancadan oluşan bu şarkı tam olması gerektiği yere park etmiş durumda.
Finlandiya : Linda Lampenius, Pete Parkkonen - Liekinheitin
Yarışmanın favorilerinden biriydi. Yarışmayı 6. tamamlamış oluşu biraz sürpriz oldu. Özellikle keman soloları herkesçe beğenilmişti oysa. Geleceğe kalacak tınılardan biri olacaktır diye düşünüyorum.
Yarışmanın favorilerinden biriydi. Yarışmayı 6. tamamlamış oluşu biraz sürpriz oldu. Özellikle keman soloları herkesçe beğenilmişti oysa. Geleceğe kalacak tınılardan biri olacaktır diye düşünüyorum.
Danimarka : Soren Torpegaard Lund - For Vi Gar Hjem
Ne aşağı ne yukarı, olduğu yeri hakeden bir şarkı.
Ne aşağı ne yukarı, olduğu yeri hakeden bir şarkı.
Moldova : Satoshi - Viva, Moldova!
Ülkenin milli takımının Dünya Kupası'na katılması durumunda hazırlanmış, ancak o iş olmayınca Eurovision'a iliştirilmiş gibi duran, yukarıda başarılı olmak için uyulması gereken kriterlerden biri olan evrenselliği hiçe sayıp yalnızca 'Moldova' diyen bir şarkı. Biraz daha aşağılarda olabilirdi.
Yunanistan : Akylas -Ferto
Yunanistan : Akylas -Ferto
Geçen sene Estonya'yı temsil eden Tommy Cash'in Espresso Macciato şarkısının yerini almaya aday şarkı bence buydu. Ama onun kadar rağbet görmedi. Görmemeliydi de zaten. Zira onun kadar neşeli ve ritmik değil.
Fransa : Monroe, Violin Phonix - REGARDE!
Tamamen Fransızca sözlerden oluşan bu şarkı birçok başarı kriterini de yerine getiriyordu ama nedense beklenen puanı alamadı. Daha üst sıralarda olur beklentisi içerisindeydim.
İngiltere : Look Mum No Computer - Eins,Zwei,Drei
İngiltere'nin Eurovision'da sonlarda olmasına alışkınız ama 1 puan ile sonuncu olması oldukça komik. Kendi komitesi bile sanatçıyı bankta yalnız bıraktı. Üzücü bir tabloydu evet. Ama şunu da kabul ediyorum, sonuncu olacak şarkı bu değildi. Birçok şarkının üzerine yazarım bu şarkıyı.
İngiltere'nin Eurovision'da sonlarda olmasına alışkınız ama 1 puan ile sonuncu olması oldukça komik. Kendi komitesi bile sanatçıyı bankta yalnız bıraktı. Üzücü bir tabloydu evet. Ama şunu da kabul ediyorum, sonuncu olacak şarkı bu değildi. Birçok şarkının üzerine yazarım bu şarkıyı.
Eurovision'da Osmanlı'nın Konusu Geçti
Günün en politik ve en bizi ilgilendiren şarkısı kuşkusuz Hırvatistan'ın, Lelek grubu tarafından seslendirilen Andromeda şarkısı. Şarkının sahne şovunda gösterilen dövmeler, tarihsel bir olaya gönderme ve bu gönderme bizleri oldukça ilgilendiriyor.
O dövmeler Osmanlı İmparatorluğu Balkanlara ulaştığında Katolik kadınlar, yüzyıllar süren bu süreçte kimliklerini ve kültürlerini korumak için vücutlarına dövme yaptırıyormuş. Sicanje geleneğini andıran bu semboller, Osmanlı'ya karşı direnişin görünür bir biçimi olarak duruyor.
O dövmeler Osmanlı İmparatorluğu Balkanlara ulaştığında Katolik kadınlar, yüzyıllar süren bu süreçte kimliklerini ve kültürlerini korumak için vücutlarına dövme yaptırıyormuş. Sicanje geleneğini andıran bu semboller, Osmanlı'ya karşı direnişin görünür bir biçimi olarak duruyor.
Bu bilgiler çerçevesinde şarkı sözlerine de bakacak olursak "Neden kızını korku içinde doğurdu?" ve "Annelerimiz köle doğurmadı" gibi dizelerle tarihsel gönderme anlaşılıyor. Hırvat tarihine göre anneler köle yapılacak korkusuyla kız çocuğu doğurmak istemiyordu. "Oğullarımız tebaa değil" sözleri ile de erkek çocukları ise savaşması amacıyla bir yaştan sonra ordu tarafından alındığına bir gönderme içeriyor. Tüm bu sözler o dönemki tarihsel kaygıyı yansıtan sözler.
Bugünün Hırvatistan’ında yükselen milliyetçilik ve yabancı karşıtlığı, bazı insanlara “öteki” korkusunun ve kimlik temelli söylemlerin giderek daha fazla normalleştiğini düşündürüyor. Bu nedenle şarkıyı, tarihsel baskı deneyimleri ve kimliği koruma refleksi üzerinden okumak günümüz açısından anlamlı görünebilir. Ancak bu yorum, ya şarkının gerçekten böyle bir anlatıyı desteklediği anlamına gelir ya da dinleyenin kendi bakış açısını esere yansıtması olabilir. Bu da yorumun, yerinde bir bağlantı mı yoksa aşırı yorum (hatta komploya yakın bir okuma) mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Sonuçta temel mesele şu noktada düğümleniyor: Şarkı yalnızca geçmişe ait sembollerle mi konuşuyor, yoksa günümüzde kimlik, korku ve aidiyet etrafında şekillenen tartışmalara da dokunan bir anlam mı taşıyor? İlk seçenekse ok, ama ikinci seçenek ise cevap, başımız biraz ağrıyabilir.



