Paul Verhoeven'in, kutsal olanla bedenselliği aynı kadrajda çarpıştırarak seyirciyi rahatsız etmeyi amaçladığı ve amacına uygun olarak gösterildiği Cannes'da da tepkiler aldığı son filmi Benedetta, 17. yüzyıl İtalya'sında geçen ve gerçek bir tarihsel figürden ilham alan bir film. İlk bakışta dindar kesimlerce 'skandal' etiketi vurulsa da, yönetmenin amaçladığı sansasyondan ziyade, dini iktidar, beden politikaları ve inanç mekanizmaların birbiriyle nasıl çalıştığı ve birbirlerini nasıl sabote ettikleri üzerine. 


Benedetta, küçük yaşta ailesi tarafından bir manastıra verilen gerçek bir kişiyi, Benedetta Carlini'nin hikayesini anlatıyor. Dolayısıyla Hristiyan anlatısında bilinen bir figürün hikayesi. Çocukluğundan itibaren mucizelere tanık olduğu iddia edilen Benedetta (Virginie Efira), yetişkinliğinde de İsa ile ilgili vizyonlar gördüğünü ve hatta onunla yakınlaştığı yönünde iddialarda bulunuyor. İddia ettiği bu vizyonlar onu manastır içinde hızla yükseltirken, diğer yandan da dikkatleri üzerine çekiyor. Aynı dönemde şiddet gördüğü gerekçesiyle ailesinden kaçıp kiliseye sığınan bir kız olan Bartolomea (Daphne Patakia) ile Benedetta arasında bastırılmış arzular bedensel karşılık buluyor. Ama film netlikten kaçınıyor, Benedetta'nın İsa ile görüşmeleri olan gerçek bir azize mi, yoksa bir sahtekar mı sorusuna net cevap vermiyor. Bunun yerine bu belirsizliğin çevresinde gelişenlere kamerasını çeviriyor.

Filmde Benedetta'nın hikayesi üzerinden, beden ile inanç arasındaki gerilim konu ediliyor. Hristiyanlıkta, özellikle Katolik Hristiyanlıkta, kadının bedeninin tarihsel olarak 'tehlikeli', 'günaha yatkın' ve denetlenmesi, kontrol altında tutulması gereken bir alan olarak görülüyor. Filmde tekrar eden 'en büyük düşmanın; bedenindir' fikri, yalnızca bireysel bir ahlak öğretisi değil, aynı zamanda kurumsal bir baskı dökümanıdır. 

Aynı zamanda film, dini kurumların mucizeyi nasıl bir ekonomik ve politik sermayeye dönüştürdüğünü de resmediyor. Veba, kıtlık ve korku ortamında Kilise'nin mucizelere duyduğu ihtiyaç, Benedetta'nın bedeni üzerinden yürümeye çalışıyor. Bu bağlamda film, bireysellikten çıkıp, iktidarın gücünü korumak için inancı nasıl araçsallaştırdığını gösteriyor.

Filmde, Katolik Hristiyanlık anlatısında olan bazı mitlere, inançlara da göndermeler mevcut. Mesela Benedetta'nın ellerinde ve ayaklarında yaraların belirmesi ve sonra kaybolması, Katolik'teki Azizlerin İsa'nın çarmıhta edindiği yaraları bedenlerinde taşıdığı inancına bir gönderme. Bu sahne ile Benedetta'yı azizleştiriyor. Yine Benedetta'nın İsa'nın kendisiyle evleneceğini söylemesi, kadın Azizlerin kendilerini "İsa'nın gelini" olarak tanımlamasına bir gönderme. Bunlar dini anlatılarda olan, her Katolik'in kabul edeceği yaklaşımlar. Filme oluşan tepkinin sebebi ise farklı. Bu kadar azizleştirilen bir figürün, saflık ve günahsızlık sembolü olan Meryem'in heykelinden yapılan obje ile cinsellik yaşaması provokatif bulunuyor. 


Tüm bunlar gösteriyor ki filme tepki göstermek için Katolik Hristiyanlığın anlatısını biraz bilmek ve bu anlatılara öyle ya da böyle taraf olmak gerekiyor. Onun haricinde bir sinema eseri olarak bakacak olursak da zaman zaman dağınık ve ton olarak kararsız görünse de, Benedetta tam da bu kararsızlığıyla izleyiciyi rahatsız etmeyi amaçlayan bir film. Dini baskıyı doğrudan vaaz veren bir dille eleştirmeden, kadın bedenini tam sahnenin ortasına yerleştirerek, ona yapılan baskının absürtlüğünü gösteren bir film. Dini anlatı olarak izleyenler 'Benedetta Aziz mi yoksa sahtekar mı?' sorusuna cevap isteseler de yönetmen sorunun başka yerden sorulmasını istiyor: "Asıl sorun kadın bedeni mi?" 
Buna benzer bir soru The Magdalene Sisters filminde de sorulmuştu.

0 serzeniş: