FilmEkimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FilmEkimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Filmekimi'nin 1.günü izlenimlerinizi ve L’Illusionniste (Sihirbaz), Somewhere (Başka Bir Yerde), The Girl Who Played With Fire ( Ateşle Oynayan Kız ) filmleri hakkındaki yorumlarınızı önceki konuya (Filmekimi 1.Gün) yazabilirsiniz.

Revolucion ( Devrim ) , Room in Rome ( Ateşli Oda ) ve Kaboom ( Gümmm ) filmleri için ise Filmekimi 2.Gün başlığı altına yorumlarınızı yazabilirsiniz.

My Son, My Son, What Have Ye Done? ( Benim Güzel Oğlum, Ne Yaptın Sen? )


Yönetmen: Werner Herzog
Oyuncular: Michael Shannon, Willem Dafoe, Chloë Sevigny, Udo Kier
ABD-Almanya, 200935 mm / Renkli / 93'İngilizce; Türkçe altyazılı



Filmin etiketine bakıldığında en ilgi çekici yanı David Lynch in yapımcılığını, Werner Herzog’un ise yönetmenliğini yapması oluyor. Tek başlarına bile harikalar yaratabilecek bu usta ismi tek çatı altında toplayan bir film ister istemez ilgi uyandırır ve beklentiyi de yükseltir.

Benim şahsi ilgim ise etiketteki 2 usta ismin arkasına sığınmış oyuncularda. 2008 yapımı “Revolutionary Road” filmindeki oyunuyla “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar ödülüne aday gösterilen fakat şansızlığından olsa gerek The Dark Knight’ın Joker’ine takılan Michael Shannon ve Master of Horrors serisinin Cigarette Burns (Sigara Yanıkları) filminde oynayan Udo Kier gözüme çarpan ve beni heyecanlandıran 2 isim oldu.

Size tavsiyem tüm bu isimlere bakarak –belki de haklı olarak- beklentiyi yüksek tutmadan izlemeniz. Her ne kadar “kan ve testerenin gözükmediği fakat korkutan bir polisiye” adı altında geçse de daha çok psikolojik bir film sizi bekliyor olacak. Film, Altın Aslan için Venedik’te yarışmış fakat bu ödülü Somewhere ( Başka Bir Yerde)’e kaptırmıştı.

CineBonus GM2 9 Ct. 16.00 / Atlas 10 Pz. 13.30 / CineBonus GM2 11 Pt. 21.30 / Beyoğlu 12 Sa. 13.30 / CineBonus GM2 13 Ça. 11.00

---------------------------------------------------------------

Alting Bliver Godt Igen ( Her Şey Güzel Olacak )


Yönetmen: Christoffer Boe
Oyuncular: Jens Albinus, Igor Rado, Marijana Jankovic
Danimarka-İsveç-Fransa, 201035 mm / Renkli / 90'Danca; Türkçe altyazılı



Filmde, senaryo yazım aşamasında olan bir senarist-yönetmen konu ediliyor. Konudan öte benim ilgimi çeken ise; filmdeki karakterin, Christoffer Boe’nin kişiliğinden esinlenmiş ve onun durumundan duygular barındırdığının söylenmesi. Yönetmeni biraz daha fazla tanımak için iyi bir fırsat olsa gerek bu yüzden.

Danimarka sinemasını severim, Christoffer Boe’ e olan sevgimden ötürü. İzleyin, siz de sevin derim kısaca.
Christoffer Boe - Reconstruction

CineBonus GM2 8 Cu. 11.00 / Beyoğlu 9 Ct. 13.30 / CineBonus GM2 10 Pz. 16.00 / Beyoğlu 11 Pt. 13.30 / Atlas 14 Pe. 13.30


Filmekimi'nin 1.günü izlenimlerinizi ve L’Illusionniste (Sihirbaz), Somewhere (Başka Bir Yerde), The Girl Who Played With Fire ( Ateşle Oynayan Kız ) filmleri hakkındaki yorumlarınızı önceki konuya (Filmekimi 1.Gün) yazabilirsiniz.



Revolucion ( Devrim )


Yönetmenler: Gael Garcia Bernal, Mariana Chenillo, Fernando Eimbcke, Amat Escalante, Diego Luna, Gerardo Naranjo, Rodrigo Garcia, Rodrigo Plá, Carlos Reygadas, Patricia Riggen
Meksika, 2010DigiBeta / Renkli ve Siyah-Beyaz / 105'İspanyolca; İngilizce ve Türkçe altyazılı


Meksika devriminin 100. yılında 10 farklı yönetmen tarafından 10ar dakikalık, senaryo anlamında birbirinden bağımsız tutulsa da devrim sonrası değişimin konu edildiği, Meksika’daki genç nüfus için 100 yıl önceki devrimin ne anlama geldiğini görmeyi amaçlayan 10 farklı kısa filmin birleşimi.

Ana konu etrafında dönen ,yahut işlenen, birkaç kısa filmden oluşan uzun metrajlı filmler son yıllarda revaçta. Kimi için aynı temanın farklı gözlerle izlenebildiği bir şölen, kimi için ise bir kısa film yarışması tadında geçen bu tarz filmlerde yapımcının asıl amacı izleyicinin yönetmenden ve oyuncudan öte konuya odaklanmasını istemesi ve farklı bakış açılarını izleyiciye sunmak istemesidir.

Son yıllarda yükselişe geçen Meksika sinemasının genç yaşta ustalaşmış yönetmenlerinin bir arada bulunduğu Devrim, Meksika sinemasını yakından tanıma olanağı sunduğu gibi, devrimin getiri-götürüleri hakkında da fikir edinmemize yardımcı oluyor.

CineBonus GM5 8 Cu. 13.30 / CineBonus GM5 9 Ct. 11.00 / CineBonus GM5 9 Ct. 16.00 / CineBonus GM5 11 Pt. 16.00 / CineBonus GM5 11 Pt. 21.30

--------------------------------------------------------------

Room in Rome ( Ateşli Oda )
Filmekimi’nin en erotik filmi. Ve belki, de aynı zamanda en romantik filmi.


Yönetmen: Julio MedemOyuncular: Elena Anaya, Natasha Yarovenko, Enrico Lo Verso İspanya, 2009DCP / Renkli / 109'İngilizce; Türkçe altyazılı

Rus oyuncu Natasha Yarovenko ile İspanyol Elena Anaya’nın oynadıkları filmde Roma’da tanışan iki kadının otel odasındaki bir gecelik aşkını anlatıyor. Ruhlarına kadar işleyen fiziksel yakınlaşmaların yanında, birbirlerini birer sırdaş olarak görüp onları rehabilitize edecek ortamı kuruyorlar. Güzel, samimi ve erotik bir birlikteliğin ardından yine mutlu ayrılabilmek de önemlidir. Filmde bunu ne denli başarabildiklerini de görebilir, ayrılırken de mutlu ayrılanabiliyormuş diyebiliriz. Kim bilir.

Benzeri erotizmi Lucy and Sex filminde de gösteren Jolio Medem’in Ateşli Oda filmi festivalde kaçıranlar için sonradan da olsa, isteyen erotizmi için isteyen romantizmi için izlesin, ama mutlaka izlenmeli diye düşünüyorum.

CineBonus GM5 8 Cu. 19.00 / Atlas 9 Ct. 16.00 / CineBonus GM5 10 Pz. 21.30 / CineBonus GM5 13 Ça. 11.00 / Beyoğlu 14 Pe. 13.30


---------------------------------------------------------------

Kaboom ( Gümmm)

Yönetmen: Gregg Araki
Oyuncular: Thomas Dekker, Chris Zylka, Roxane Mesquida, Haley Bennett
ABD-Fransa, 2010DCP / Renkli / 86'İngilizce; Türkçe altyazılı



Geçen sene de bir eşcinsel filmi "Humpday" i programa ekleyen Filmekimi bu sefer de boş geçmemiş ve bu yılki Cannes’da “Eşcinsel Palmiye” ödülü kazanan Kaboom’u etkinliğe eklemiş. Festivalin genç ve seksi kızlarıyla en teenage filmi olarak düşünsem de sinemada eşcinsellik arayanlar için önerilebilir diye düşünüyorum.

CineBonus GM5 9 Ct. 19.00 / CineBonus GM5 9 Ct. 21.30 / CineBonus GM5 10 Pz. 11.00 / CineBonus GM5 12 Sa. 13.30 / CineBonus GM5 13 Ça. 16.00

Yarın start verecek olan Filmekimi, daha başlamadan erken tükenen biletleriyle şikayet konusu oldu. İstanbul Film Festivaline kıyasla daha az filme, gösterime ve sinemaya sahip olan Filmekimi, biletleri satıştan önce sponsorlara mı dağıttı bilinmez ama saatlerce beklenilen uzun kuyruklar sonucunda dahi sahip olunamayan biletler, izleyicilerin –daha doğrusu izleyemecilerin- canını sıktı gibi. İzleyici bilet arayadursun, sponsorlar ufak twitter oyunlarıyla bilet dağıtmaya devam etsin. Her neyse, ben asıl yakınmamı yaptıktan sonra ek olarak da sizlere Filmekimi’nin ilk günü gösterilecek olan filmlerden birkaç seçki sunayım istedim. Artık biletiniz olduğu için kendinizi şanslı mı hissedersiniz, yoksa seans öncesi sinema önünde bilet mi kovalarsınız bilmiyorum ama “festivaller haricinde de filmler izlenebilir, izlenmeli” düsturuna uygun olarak filmlerden söz edeyim istedim.
İzleyenler de yorumlarını esirgemesin.



L’Illusionniste ( Sihirbaz )


Yönetmen: Sylvain Chomet
İngiltere-Fransa, 201035 mm / Renkli / 90'İngilizce-Fransızca; Türkçe altyazılı

Fransız Yönetmen Sylvain Chomet, Belleville’de Randevu filminden 7 yıl sonra Sihirbaz filmi ile tekrar perdede ismini gösteriyor. Her çalışmasından sonra bir sonrakini merakla beklememize değiyor açıkcası. Senaryonun asıl sahibi ünlü ve de merhum yönetmen Jacques Tati’ye ait. Ondan kalan senaryoyu kendine has çizgilerle katkıda bulunuyor sadece Chomet. Tati’ye olan hayranlığından dolayı bu kalan senaryoyu başka bir yönetmenin çekmesi biraz eksik kılabilirdi sanki. Belleville’de Randevu filminde Tati’ye saygılı bir duruş sergilerken bu seferki filminde de ona armağan sunmayı eksik etmemiş. Eski filmine nazaran filmin Tati’ye uygunluk sağlaması için sahneler daha uzun tutulmuş ve durağanlaştırılmış. Filmdeki sihirbaz karakterin çizgi görünümünü senaryonun sahibi Tati’ye benzeterek hem onun da filme dahil olmasını istemiş, hem de senaryoda Tati’ye ait biyografik özelliklerin bulunduğunun dikkatlerden kaçmamasını istemiş.

Sihirbaz filminde ilgisizliğe sanatını devam ettirmeye çalışan bir sihirbaz anlatılıyor. Artık eskisi kadar büyük kitleleri etkisi altına alamasa da çevresindeki insanların yüzlerine ufak bir tebessüm kondurabilmeyi yeterli görüyor. Yeni tanıştığı kızın gönlünü edebilmek için de bundan fazlasına gerek duymayacaktır da zaten.

İzlenimi rahat, komik ve güzel bir çizgi film. Kaçırmayın derim. Festivalde kaçıranlar için ise başka bir haberim var; Sihirbaz 29 Ekim’de sinemalarda.

Beyoğlu 8 Cu. 11.00 / Beyoğlu 8 Cu. 16.00 / CineBonus GM2 9 Ct. 13.30 / CineBonusGM2 9 Ct. 19.00 / Atlas 10 Pz. 21.30

------------------------------------------------------------------------------


Somewhere (Başka Bir Yerde)


Yönetmen: Sofia Coppola
ABD, 201035 mm / Renkli / 98'İngilizce-İtalyanca; Türkçe altyazılı


Bu filmin yönetmeni, İtalyan asıllı Amerikalı usta yönetmen Ford Coppola’nın kızı Sofia Coppola. Ailedeki bu yetenek babadan çocuğa miras bırakılıyor sanırım.
Sofia Coppola, sinemaya oyunculukla giriş yapan yönetmenlerden. İzlerken fark etmeye ya da bilmeye gerek duymadıysak da –ki buna gerçekten gerek yok- ilk oyunculuğu babası Ford Coppola’nın en önemli eseri The Godfather filminde olmuştur.Öncesinde Lick the Stars ve The Virgin Suicides gibi filmlerin yönetmenliğini yapsa da kendisini asıl tanıtan Lost in Translation filmi oldu.

Sofia Coppola’nın senaryosunu yazıp yönettiği Somewhere filminin ana kahramanı olan Hollywood yıldı Johnie Marco, sahip olduğu eğlenceli, bol kızlı, aşırı hızlı hayatına küçük kızının kendisini ziyaret etmesiyle bira yavaşlar. Artık babalık oynamanın zamanı gelmiştir.
Bu yılki Venedik Film Festivalinde Altın Aslan ödülünü kazanan Somewhere, günün ve festivalin iyilerinden.

Atlas 8 Cu. 19.00 GALA / Atlas 8 Cu. 21.30 GALA / Atlas 9 Ct. 21.30 GALA


-------------------------------------------------------------


The Girl Who Played With Fire ( Ateşle Oynayan Kız )


Yönetmen: Daniel Alfredson
İsveç-Danimarka-Almanya, 200935 mm / Renkli / 129'İsveççe-İtalyanca-Fransızca; İngilizce ve Türkçe altyazılı


Stieg Larsson’un Milenyum üçlemesinin ikincisi. İlki 2009 yapımı olan ve hala vizyonda gösterilmeye devam eden “The Girl With the Dragon Tattoo” ( Ejderha Dövmeli Kız) filmiydi. Dövmeli kızımız Lisabeth Salender’i yine Noomi Rapace canlandırırken, kadrosal anlamda ilk filme göre olan önemli değişiklik yönetmen koltuğunda olmuş. Bu seferki yönetmen Daniel Alfredson . Yönetmen değişikğinin anlatım biçimine katkı sağladığı söylense de bu filmin ilkinden farklı bir etki bırakacağını düşünmüyorum. İlkini izleyenler için söyleyeyim; onu sevenler bunu da sevdi. Sevmeyenler uzak olsun.


CineBonus 8 Cu. 21.30 / Beyoğlu 9 Ct. 16.00 / Atlas 11 Pt. 16.00 / CineBonus 13 Ça. 21.30 / Beyoğlu 14 Pe. 16.00


FilmEkimi'nde en çok beklediğim filmdi 'Humpday'. Hiçbir sorun yaşamadan hem de ucuza izleyebilmem yerinde oldu gerçekten. Yönetmeni, senaristi hatta oyuncusu Lynn Shelton'ı tanımazdım ama tanımak için çok büyük bir neden verdi bana bu filmiyle. Önemli üç karakteri Mark Duplass, Joshua Leonard ve Alycia Delmore oluşturuyor. Film Sundance'te büyük ödül için yarışmış ve eve Jüri özel ödülüyle dönmüş. Buradan filmin tarzını çıkarmak zor olmasa gerek.


'Humpday' iki üniversite arkadaşının uzun yıllar sonra tekrar bir araya gelmesini anlatıyor basitçe. Bu arkadaşlardan Ben, evli, düzenli bir işe ve sıradan ama mutlu bir hayata sahiptir. Andrew ise Ben'in tam tersi biçimde, göçebe bir şekilde yaşamaktadır ve bir iş için geldiği Seattle'da gecenin ikisinde eski okul arkadaşı Ben'e uğrayıp, geceyi orda geçirmeye karar verir. Andrew'ın bulduğu Ben, aradığıyla pek örtüşmez, en azından o gece için. Bir sonraki gün Andrew yine kendini göstermiş ve çoktan bir kızla tanışıp, akşamı orda geçirmeye karar vermiştir. Andrew'ı alıp, evde Anna ile birlikte yemek için götürmeye gelen Ben, bir süre sonra ortama alışır ve Anna'yı unutup, akşamı orada Andrew ve yeni tanıştığı 'rahat' insanlarla geçirir. Laf bir şekilde yerel bir gazetenin düzenlediği 'Hump-fest', diğer bir deyişle sanatsal porno festivaline gelince, herkes neler yapıp katılacağını anlatır. Kafaları iyi olan Andrew ve Ben de yeni bir ortamda ezik kalmamak için beraber katılacaklarını söylerler. Daha önce hiç yapılmamış bir şey yapacaklardır. Bu film gayliğin ve pornonun ötesinde olacaktır, çünkü içinde iki arkadaş- heteroseksüel erkek olacaktır. Ben, bu düşüncelerle o akşam bir otel odası bile ayarlar. Ertesi sabah uyanınca ikiside bu işin pek iyi bir fikir olmadığını idrak eder ama hiçbiri çekilmeyi erkekliğine yediremez ve diğerinin çekilmesini bekler. Neden bunu yapamayacaklarına dair nedenler bulurlar karşılıklı olarak ve doğrudur bu nedenler. Özellikle Ben'in eşine bu olayı nasıl anlatacağı büyük bir sorundur. İşte bu noktadan sonra "yapacaklar mı acaba?" sorusunun cevabı üzerine eğiliyor film.


'Mumblecore' denen bir türün çok başarılı bir örneği 'Humpday'. Mumblecore ise çok düşük bütçeyle, doğaçlama senaryolarla, insan ilişkilerini konu alan filmlere verilen ad oluyor. Türünün bütün özelliklerini gösteriyor film. Çekimlerde 2 adet dijital kamera kullanılmış, ki bu size beraber oturup, konuşuyormuşsunuz hissi veriyor. Bu histe sadece kameraların katkısı yok tabi ki. Oyuncuların inanılmaz doğal performanslarının bunda payı olmadığını söylemek haksızlık olur. Senaryonun kısmen oyunculara bırakılmasının meyvelerini çok iyi almış yönetmen. Ortaya harika diyaloglar içeren sahneler çıkmış. Bunca güzel özelliklerine rağmen, eğlenceyi son 25-30 dakikasına taşıyamamış malesef film. İki arkadaş otel odasına girdikleri anda bir duraksama oluyor. Fiziksel komediyi kaldıramıyor sanki film ve sahneler gereksizce uzamaya başlıyor. O garipliği ve rahatsızlığı vermeyi denemiş yönetmen ama bunda pek başarılı olamamış. Daha önce Baghead'in yönetmen koltuğunda gördüğümüz Mark Duplass burada oyuncu olarak çıkıyor karşımıza ve tüm filmi sırtlıyor neredeyse. Diğer başrollerde çok iyi oynuyor belki ama Mark Duplass'ın gölgesinde kalmaktan kurtulamıyorlar bence. Son yarım saatine rağmen, iyi bir film çıkmış orataya. Yönetmeni Lynn Shelton'u ve başrolü Mark Duplass'ı takip edilecekler listemize eklemeye yetiyor en azından.