Bu duyguyu ilk ne zaman hissettim tam hatırlamıyorum ama evde tek başına ( home alone) filmini izledigimde Macaulay Culkin'e cok imrenmistim.Sonuçta o da benim gibi bir çocuktu ve göz önünde olan ve kendi çapında başarılı biriydi.Hayranlıkla bakakaldığımı hatırlıyorum,garip bir duyguydu o zamanlar için.

Oysa ki 6-7 yaşlarında bizim yapmamız gereken tek şey gece erken yatıp okumayı bir an önce sökmekti.Büyüdükce daha da çeşitleniyor bu örnekler.10lu yaşlarımın başında patlamıştı küçük ibo ve harika çocuk onur.O da çocuk diyorsun ama şarkı söyleyip albüm yapan başarılı olmaya çalışan bir çocuk.Tv çok önemli bir araçtı o zamanlar şuanki internet yaygınlığı olmadığından( yaygın olsa bile napıcaksın? zira çocuksun) ve küçük aklın herşeye basmadığı icin hayranlık duyuyorsun Tv basında oluşanlara.Ve işte bu vakitler benim ne eksiğim var demeye başladığım zamanlardı.Bu imrenme olayı gençlik dönemine girince yerini kıskançlığa bırakıyordu zira Macaulay Culkin gitmiş küçük şarkıcılar gelmişti onlar gitti yerlerine başka özenilecek insanlar geldi ve değişim her zaman devam etti.Biraz da birşeyler başarma çabası değil miydi spora yönelme veya enstrüman çalma çabası?Bu uğurda onca gencin hayali değil miydi garajdan çıkıp Metallica olmak veya estetik hareketlerle rakip kaleye ilerlemek...

Oysa ki zaman ilerledikçe ve elde varolan tek başarı okul takdir belgeleri olunca pek de mutlu olamıyor insan.Geçici mutluluklardı ozamanlar Ayşe veya Ahmet'in benden düşük not alması.Hep daha iyiyi isteme,hep birşeyleri başarma,göz önünde olma,ilgiyi üzerinde toplama çabaları ve sadece bende değil bir neslin çoğu böyle idi.Bir zamanlar çocuk olan 80'lerin orta kuşağı artık genç diye tabir ediliyordu.Her başarılı insan göze batmaya başlıyor benden başarısızlar pek de dikkat çekmiyordu.Yaşam da böyle devam eder gider işte.Hep en iyiyi kovalayıp onun peşine düşme hevesi hiçbirşeyde tat bırakmaz...

Peki nedir bu yazının amacı neden yazılmıştır?Esası şudur Fight Club filmini izlemem çıkış tarihine göre biraz zaman almıştı ve kitabını da sonrasında okudum.İlk izlediğimde en cok üzerinde durdugum noktaydı Tyler Durden'ın her kullandıgı kelime."Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük, ama bunların hiçbirini olamayacağız. Ve bu gerçek kafamıza ancak dank ediyor..." Bu kelimelerdi biraz aydınlanmamı hiçbirşeyi eskisi kadar takmayıp kendi yolunda ilerlememi sağlayan.Herkesin bildiği belki sıradan şeyler bir başkaldırış olmuştu benim adıma.Biraz da bundandır Tyler Durden sevgimiz.



Merhaba arkadaşlar ben Erdal gün itibariyle blogda yazmaya başlamış durumdayım umarım kaynaşma devresi kısa sürer.Zaman içinde zaten birbirimizi daha yakından tanıyacağamızı umuyorum.

4 serzeniş:

Travis dedi ki...

çocukken vardı bizim de bir takım hayallerimiz... klişe alıntılarımdandır -ki çok alıntım vardır:)- "the child is grown, the dream is gone" (p.f com.numb)..
ama inanmıştım ben be yaa:)

Hoş geldin Erdal..
welcome to the machine
(fazla dinliyorum şu mereti sanırım)

Hich dedi ki...

ben aşık bile olmuştum o Culkin bebesine... evet hiç bi bok olamayacağız bide... ne acı...

ealturk dedi ki...

@ travis
hosbulduk Travis, welcome to the machine'de candır.:)

@ hich
ilk basta düsününce evet acı gibi geliyor yasamı daha sıradan yasamak ama fight club bunların bir hiclik oldugunu insanın kafasına vura vura anlatıyor illa ki en iyiyi olmak zorunda hissetmemek gerek ki yazının esas konusu buraya cıkıyor

Tarık Okutan dedi ki...

söylentilere göre ben kaymakam olucam:)
amcam öyle diyo:(
kaymakam olduktan sonra evlenmeyi düşünüyorum. ardından çoluk çocuk falan inş!
bi de çocuğumun beşiğine 'welcome my son' yazıcam:)
çok mu klişeyim lan ben!

velhasıl hayallerden bahsedince bunlar geldi beynime.

welcome erdal
welcome to the sigarayaniklari