tony gatlif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tony gatlif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2009 Cumartesi

Vengo : Çingeneleri Dinleyin..


"Bir parti vereceğim. Öyle görkemli bir parti olacak ki herkes ondan bahsedecek. Sırf Caravacas'ları gıcık etmek için." Caco - Vengo


Gadjo Dilo 'nun yönetmeni Tony Gatlif 'in 2000 yapımı filmi. Başrolde yine çingeneler var. Gadjo Dilo'da Romanya çingeneleri var iken, Vengo 'da İspanyol çingenelerini konu edinmiş. Bir nevi yaşamsal düzeyleri arasındaki farklılıkları da göstermiş. Ama değişmeyen tek bir şeyin olduğunu görüyoruz ki o da müzik ve eğlenceye verilen önem..


Filmin konusunu kısaca fısıldamam gerekirse; kavgalı 2 çingene ailesinden birinin liderliğini sürdüren Caco, kızı öldükten sonra, karşı aileden bir ferdi vurup firar eden kardeşi Mario’unun oğlu, yani yeğeni, Diego’ya odaklanır ve tek amacının onu mutlu etmek olduğunu düşünür. Çünkü Diego ona hem ölen kızını hem de ölüm tehditleri karşısında firar etmiş olan kardeşi Mario'yu hatırlatmakta ve kendini anca böyle motive etmektedir. Ne zaman ki sarhoş, ne zaman ki yalnız, Caco mutsuzlaşır. Diego gelir ve spastik özrü bulunmasına rağmen ondaki yaşama sevinci Caco'yu da hayata bağlar. Fakat hasımları, diğer çingene ailesi, Mario'ya ulaşamadıklarından, onun oğlu Diego ile hesaplaşmayı düşünmekte olduğundan Caco yeni vazifesini edinmiştir. Kızının ölümünden sonra zaten kendini ölü hisseder duruma gelmiş, Diego için de bu bedeni ona siper olarak kullanmayı çoktan göze almıştır.

Caco’ nun konunun başındaki sözünden de anlaşılıyor ki müzik onlar için sadece eğlenmek amaçlı değil. Hayatın her alanına işlemiş, yeri geldiğinde öc almak için kullanılacak bir silah oluvermiş, hatta ölülerini anmak için bir nevi duaları oluvermiş (bkz:Gadjo Dilo, mezar sahnesi).
Ayrıca blogtaki Gadjo Dilo yazısında yazarlarımızdan Hacitokankoli'nin serzenişler kısmında anlattıklarını da hatırlayalım. Kızının düğünü için girdiği masraf ve borçları savunarak, "abi napayım eğer böyle yapmazsam mahallede bi daha yüzüme bakmazlar" diyorsa varın siz düşünün eğlencenin ve müziğin hayatlarındaki yerini.

Film, hikayesini müzikler ile sunmak istiyorsa müzik seçimine özen göstermeli ki Tony Gatlif bu işi kendisi üstlenmiş. Yeri gelmiş kendi yapımı teknoları koymuş, yeri gelmiş iyi seçkilerle hoş flamenko müziğini bizlere sunmuş.



"Konuşabilen herkes şarkı söyleyebilir, yürüyebilen herkes de dansedebilir" sözü sanırım çingeneler için tam anlamıyla uymakta.Diego, bunun en büyük emsali.

Biraz müziklerinden bahsedeyim;

Filmin başında çalınan Flanmenco Soufi ile doğu-balkan sentezi uzun hava var. Film öncesi sizi biraz gevşetiyor, biraz da dansözleştiriyor. Calle del Aire ile masabaşı eğlencenin güzelliğine varıyorsun. Ve Caco partisini veriyor, ardından başlıyor Arriconamela çalmaya. öykü-berk kardeşlerin izleyip flamenko dersi alması gereken bir sunum niteliğinde. Ve filmin en can alıcı sahnelerinden birine geldi sıra. Gurbetteki Mario’ ya memleketinden sesler dinletmek için arabanın radyosundan açtığı Naci En Alomo şarkısı ve ardından oğlu Diego ile konuşması.

"O kadar anlattın, neymiş bu şarkılar diyecek" olursanız da sizi mahrum etmemek için illegal bir yöntemi kullanıyorum. Buyrun bu albümden eksik olmayın. ( Emeğe saygı, rapleri unutmayın ;)
Vengo Soundtrack by Tony Gatlif

Yönetmenin blogtaki diğer filmi;
Gadjo Dilo : Çingeneleri farkedin...

6 Ocak 2009 Salı

Gadjo Dilo : Çingeneleri farkedin...

İzlediğim en ilginç filmlerden, çünkü farklı bir kültürle tanıştırıyor bizleri, çingenelerle. Neresi farklı? her gün sokakta görebiliriz onları diyebilirsiniz. Onların öyküsünü, genzine öküz kaçmış gibi boğuk sesiyle konuşan çağla şikel* ve çingene aksanını, cümleye "abe" diyerek başlamaktan ibaret sanan usta oyuncu (!) alişandan* izlediğimiz için gerçekte onların ne gibi bi yaşamları olduğunu, toplumdan ne denli uzaklaştırıldıklarını bilmememiz doğal.
Fransa'dan Romanya'ya giden bir genç.. Amacı ölen babasının en sevdiği şarkıcı olan Nora Luca'yı bulmak. Ama bundan daha fazlasını buluyor. Çingeneleri buluyor, onların yaşamını ve bir de aşkı.

Film boyunca yüzümüzde bir tebessüm oluşuyor nedense, başroldeki Stephan'nın daima gülümsemesinden de değil üstelik. Daha sıradışı bulduğumuz için belki de o hayatı. "Tamam artık hüzünlenecez sanırım" derken bu sefer de Tutti frutti te kelas** giriyor devreye ve oluşmaya başlayan o hüznü geçici de olsa almayı başarıyor. Geçici diyorum, çünkü çingenelerin yaşamı göründüğü kadar eğlenceli-çalgılı değildir. Beyaz tenli bizlerin, sadece eğlence amaçlı kullandıkları çingenelere ne denli yaklaştığımızı filmin tek bir karesi bile açıklamaya yetiyor : filmin sonunda köyde olanları İsidor'a anlatmaya giden Stephan'nın, masadaki o Gadjoları*** gördükten sonraki bakışı... Asıl gerçeği farkedişi , o tek kare, bizim de bazı şeyleri farkına varmamızı sağlıyor. Çünkü artık Gadjoların eğlence olarak gördüğü müziklerin ardındaki hüznü biliyoruz.
Filmi izleyin, ardından bize çiçek satmak için uğraşaduran çingelerin hayatını, hükümetin dönüşüm(!) adındaki projeyi tekrar düşünün.

Dönüşümü yaşamış olan filmin yönetmeni Tony Gatlif' in ağzından dinleyelim ya da..

"Kentsel yenilemeyle ilgili bu sistemi çok iyi biliyorum. Romanya'da, İspanya'da hep aynı şeyi yaptılar. İnsanları evlerinden, yıllarca yaşadıkları yerden ayırdılar. Herkes biliyor ki ben de Roman kökenliyim, tüm dünyayı dolaşıyorum. Ama at arabasıyla değil... Arkamda hep gazeteciler oluyor. Tüm Romanların durumunu biliyor ve anlıyorum. Bu olanların aynısını Romanya'da kendi gözlerimle gördüm. 1990'da İspanya'da, Sevilla'da da bir temizleme harekâtı yapıldı. Binlerce yıldır orada yaşayan binlerce insanı şehrin 20 kilometre dışına taşıdılar. Ama şimdi yönetim çok pişman. Çünkü Romanlar orada işsiz kaldılar, hastalıklar baş gösterdi. Bir halkın düzenini bozarsanız, ki onlar arkadaşları, akrabalarıyla, komşularıyla dayanışma içinde yaşayan bir halk, bir sürü problemin çıkacağı aşikârdır.
Lütfen biraz insani olsunlar Romanlara karşı. Lütfen bunu görsünler, anlasınlar. Dünyanın her tarafında Romanlar var, onlar olmazsa medeniyet olmaz. Romanlar önyargıların kurbanıdır. Şimdi dünya bunu anlamaya başlıyor. Bu semtte yaşayan Romanlar Türk, ama onlar aynı zamanda dünyadaki Romanların bir parçası. Tüm dünyada kardeşleri var. Yapılması gereken bu semtin, burada yaşayan insanlarla yenilenmesi... Şu anda burada gördüklerim çok üzücü ama şaşırtıcı değil ne yazık ki... İstanbul 1940'lı yıllarda savaşı yaşamadığı için diğer Avrupa kentlerinin aksine tarihi yapısını koruyabildi. Bu şehir sadece gökdelenlerden, oluşan bir yer değil. Sulukule de bu tarihi dokunun bir parçası. Üstelik bu dokunun korunması turizm açısından da yarar sağlayacak..."
----------------------------------
*"özel isimlerde büyük harf kullanılır" kuralı hala geçerlidir.
** filmin müzikleri için tıklayın.
*** Gadjo: çingene olmayan, yabancı
( sulukuleyi iyi bilen hacitokankoli arkadaşımızın bu konu hakkındaki serzenişi için tıklayın )