1997 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1997 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İzlediğim en ilginç filmlerden, çünkü farklı bir kültürle tanıştırıyor bizleri, çingenelerle. Neresi farklı? her gün sokakta görebiliriz onları diyebilirsiniz. Onların öyküsünü, genzine öküz kaçmış gibi boğuk sesiyle konuşan çağla şikel* ve çingene aksanını, cümleye "abe" diyerek başlamaktan ibaret sanan usta oyuncu (!) alişandan* izlediğimiz için gerçekte onların ne gibi bi yaşamları olduğunu, toplumdan ne denli uzaklaştırıldıklarını bilmememiz doğal.
Fransa'dan Romanya'ya giden bir genç.. Amacı ölen babasının en sevdiği şarkıcı olan Nora Luca'yı bulmak. Ama bundan daha fazlasını buluyor. Çingeneleri buluyor, onların yaşamını ve bir de aşkı.

Film boyunca yüzümüzde bir tebessüm oluşuyor nedense, başroldeki Stephan'nın daima gülümsemesinden de değil üstelik. Daha sıradışı bulduğumuz için belki de o hayatı. "Tamam artık hüzünlenecez sanırım" derken bu sefer de Tutti frutti te kelas** giriyor devreye ve oluşmaya başlayan o hüznü geçici de olsa almayı başarıyor. Geçici diyorum, çünkü çingenelerin yaşamı göründüğü kadar eğlenceli-çalgılı değildir. Beyaz tenli bizlerin, sadece eğlence amaçlı kullandıkları çingenelere ne denli yaklaştığımızı filmin tek bir karesi bile açıklamaya yetiyor : filmin sonunda köyde olanları İsidor'a anlatmaya giden Stephan'nın, masadaki o Gadjoları*** gördükten sonraki bakışı... Asıl gerçeği farkedişi , o tek kare, bizim de bazı şeyleri farkına varmamızı sağlıyor. Çünkü artık Gadjoların eğlence olarak gördüğü müziklerin ardındaki hüznü biliyoruz.
Filmi izleyin, ardından bize çiçek satmak için uğraşaduran çingelerin hayatını, hükümetin dönüşüm(!) adındaki projeyi tekrar düşünün.

Dönüşümü yaşamış olan filmin yönetmeni Tony Gatlif' in ağzından dinleyelim ya da..

"Kentsel yenilemeyle ilgili bu sistemi çok iyi biliyorum. Romanya'da, İspanya'da hep aynı şeyi yaptılar. İnsanları evlerinden, yıllarca yaşadıkları yerden ayırdılar. Herkes biliyor ki ben de Roman kökenliyim, tüm dünyayı dolaşıyorum. Ama at arabasıyla değil... Arkamda hep gazeteciler oluyor. Tüm Romanların durumunu biliyor ve anlıyorum. Bu olanların aynısını Romanya'da kendi gözlerimle gördüm. 1990'da İspanya'da, Sevilla'da da bir temizleme harekâtı yapıldı. Binlerce yıldır orada yaşayan binlerce insanı şehrin 20 kilometre dışına taşıdılar. Ama şimdi yönetim çok pişman. Çünkü Romanlar orada işsiz kaldılar, hastalıklar baş gösterdi. Bir halkın düzenini bozarsanız, ki onlar arkadaşları, akrabalarıyla, komşularıyla dayanışma içinde yaşayan bir halk, bir sürü problemin çıkacağı aşikârdır.
Lütfen biraz insani olsunlar Romanlara karşı. Lütfen bunu görsünler, anlasınlar. Dünyanın her tarafında Romanlar var, onlar olmazsa medeniyet olmaz. Romanlar önyargıların kurbanıdır. Şimdi dünya bunu anlamaya başlıyor. Bu semtte yaşayan Romanlar Türk, ama onlar aynı zamanda dünyadaki Romanların bir parçası. Tüm dünyada kardeşleri var. Yapılması gereken bu semtin, burada yaşayan insanlarla yenilenmesi... Şu anda burada gördüklerim çok üzücü ama şaşırtıcı değil ne yazık ki... İstanbul 1940'lı yıllarda savaşı yaşamadığı için diğer Avrupa kentlerinin aksine tarihi yapısını koruyabildi. Bu şehir sadece gökdelenlerden, oluşan bir yer değil. Sulukule de bu tarihi dokunun bir parçası. Üstelik bu dokunun korunması turizm açısından da yarar sağlayacak..."
----------------------------------
*"özel isimlerde büyük harf kullanılır" kuralı hala geçerlidir.
** filmin müzikleri için tıklayın.
*** Gadjo: çingene olmayan, yabancı
( sulukuleyi iyi bilen hacitokankoli arkadaşımızın bu konu hakkındaki serzenişi için tıklayın )

Ölümcül Oyunlar diye Türkçeleştirildi ülkemizde. kelime anlamı olarak da Eğlenceli Oyunlar anlamı çıkıyor. Ben ise Gergin Oyunlar diyorum. 2 gencin, zamansız misafirleriklerinde ev sahipleriyle olan ilginç oyunları, o oyuna istemeden dahil olan ev fertleri kadar, ekran başındaki bizleri de oldukça gerdiğinden bu ismi daha uygun buluyorum kendimce. "Madem gergin, neden Funny Games adı konmuş peki?" diyebilirsiniz. Ama misafirler oldukça eğleniyorlar, belki de bundandır:) Film baştan sona geriyor da diyemem hani. Filmde seyirciyle olan diyaloglar, arada bir kameraya bakıp göz kırpmalar, önceki filmine olan göndermeler bizi sevindiren hareketlerdi. Ama bunlara rağmen geriliyorum abi işte.
Filmin yönetmen koltuğunda, Zeki Demirkubuz'a benzerliği ile ( ya da Demirkubuz ona benziyor, ama ortada benzerliğin olduğu kesin ) Michael Haneke, oyuncu kadrosunda ise Ulrich Mühe, Susanne Lothar ve Benny's Video filminin ufaklığı Arno Frisch var.
Film 1997 yapımı, 10.yılı şerefine 2007 yapımı bir de ingilizce versiyonu çekildi. Belki de maruzatını -aptal- amerikalılara anlatmanın tek yolu bu olduğunu düşündüğü içindir.
Tabiki ilkini beğenenlerdeniz, her ne kadar ikincisinde güzel kızımız Naomi Watts oynasa da.
(filmdeki karakterlerin yine Anna ve Georg adında olduğunu söylememe gerek yok sanırm.)
-----------------
Anna: He only wants to have a game.
Peter: Funny game.
-----------------
Georg: Why are you doing this to us?
Paul: Why not?
-----------------
Anna: Why don't you just kill us?
Peter: You shouldn't forget the importance of entertainment.
-----------------
Paul: Okay, let's play another game. It's a guessing game.
Paul:What is this?
George: It's a golf ball.
Paul: Correct! It's a *golf* ball... But why do I have it in my pocket? Hm? The lady knows why. Because... Well?
Paul: Well?
Peter: Because you didn't hit it.
Paul: Correct! Because I didn't hit it! And *why* didn't I hit it?
Peter: Because something stopped you.
Paul: Correct. Because I had to test the club in another way.
Anna:Where is he?