Dayatılan benzer filmler dışında farklı bir film izlemek insanda türe karşı yeni bir ilgi oluşturuyor.Bugüne kadar genel olarak bilimkurgu filmlerinde bize dayatılan; uzaylı,felaket veya türü bilinmeyen yaratıkların saldırısına uğrayan insanoğlunun (ki genelde Amerikan vatandaşı olur bunlar) hem yakışıklı hem son derece atletik aynı zamanda çok zeki olan filmin başında -işte bu adamda iş var.- dedirten bir yapıya sahip olan has ve has Amerikan vatandaşının çeşitli kahramanlıklar yaparak,zaman zaman Amerikan başkanının çok gizli görüşmeler yaptığı,kahramanın ordunun her türlü imkanından yararlandığı dünyayı kötülerin elinden kurtarmasını izleyiciye yutturantarzı filmler idi.Belki birkaç defa izleyince insan da gaz etkisi yaratabiliyor yanlız her seferinde böyle işler çıkınca bilimkurgunun sinema dilinde pek bir etkinliği kalmıyor açıkcası.İşte bu bağlamda fragmanının çıktığı ilk andan itibaren District 9 filmi bilimkurgu türünü sevenleri umutlandırmıştı.Bilimkuruguya pek rağbet etmeyen bir kişi olarak benimde sabırsızlıkla beklediğim bir yapımdı.

Filmin yönetmeni Güney Afrikalı Neill Blomkamp kısa filmlerle aslında adından kısmende söz ettirmiş bir isim.2005 yapımı Alive in Joburg adındaki kısa film District 9'un altyapısını yapmış bir yapım.Aynı şekilde filmin başrol oyuncusu Sharlto Copleyin de ilk oyunculuk denemesi.Filmin isim olarak tek bilinir yönü yapımcılığını Peter Jackson'ın üstlenmiş olması.Bu nedenle G.Afrika-Y.Zelanda ortak yapımı bir film.Hollywoodun filme elinin değmemesi yerinde olmuş zira tüm klişeleri gördükten sonra bu film insana olağanüstü geliyor.

Film öncelikle belgesel tadında başlıyor.1982 yılında Johannesburg'un (G.Afrika'nın başkenti) üzerinde aniden duran uzay gemisi ve sonrasında gelişen olaylarla ilgili konuyla alakalı profesörlerin ,araştırmacıların yorumlarına başvuruluyor.Tüm dünya bu uzaylılara ne olacağını tartışırken en sonunda 1.8 milyon uzaylıyı 'District 9' adı verilen etrafı çitlerle çevrili bir alana taşımaya karar veriliyor.Bu alanın şehrin merkezinde olması ve insanlar ile uzaylılar arasındaki husumet,insanların uzaylıları dışlaması,mülteci konumundaki uzaylılar ve yaşadıkları yerin tamamen varoş bir kesim olması aslında insanoğluna hiç yabancı gelmeyen bir durum.Zira bunların dünya dışı varlık olması mühim değil çoğunluğun olduğu her yerdeki gibi azınlığı ezme çabasının ürünü bunlar.20 yıl sürece halkın şikayetleri artmış artık tüm Dünya bu dünya dışı varlıklardan şikayetçidir.Halk suç oranının arttığından,tecevaüzlerin arttığından,sosyal yaşamın dayanılmaz bir hal aldığından dem vuruyor.(Klasik ırkçı söylemler).Bu noktada Multinational United (MNU) sorumluluğu üstleniyor ve şehir dışında yapılacak yeni alana uzaylıları taşımak için girişimlere başlıyor. Burada önemli olan MNU'nun bu işi neden üstlendiği.Uzaylılar üzerinde çeşitli deneyler yapma yetkisine sahip olma,uzaylıların geliştirdikleri silahları kullanma isteği (bu aşamada silahlar sadece uzaylı DNAsına sahip kişiler tarafından kullanılabiliyor) ve bu pazarı yönetme çabası kararlı bir organizasyona dönüşüyor.İlk olarak burada sıradan kahramanımız Wikus van de Merwe(Sharlto Copley) ile tanışıyoruz.MNU'nun uzaylıları sevk etme organizasyonunu yürüten kişidir Wikus.Her dünyalı gibi o da uzaylılara karşı ırkçı bir tutum içerisindedir.Sevk işlemleri için her uzaylının evini tek tek dolaşıp yasadışı silah kontrolü yapar iken sakarlığı yüzünden uzaylılara ait bir sıvıya maruz kalması sonucu DNAsı gün geçtikce uzaylı DNAsına benzemektedir ve bu MNU için bir hazinedir.Bir anda kendini av konumunda bulması ve uzaylılara sığınıp,onlarla işbirliği yapmasıyla devam ediyor film.


Film bize çeşitli röportajlarla olayın halk içinde bilinen yönünü ve onların görüşlerini aktarıyor, aynı şekilde olay mahalindeki amatör kamera çekimleri ve Wikus'un çevresinde olan olaylarla bize esasında olayların ne boyutta olduğunu medyanın da desteğiyle insanlara istenilen şeyin empoze edilebiliceğini hatırlatıyor.Filmin esas vurguladığı mevzu ise; 1960larda başlayan G.Afrikadaki Apartheid rejimin Cape Town'da ki 'District 6' adındaki bölge sadece beyazlara ait yerleşim alanı olarak belirlenmiş ve burada yaşayan zenciler hükümet tarafından baskı ve şiddetle çıkarılarak devlet tarafından inşa edilmiş başka bir alanda yaşamaya zorlanmıştır.Film için özellikle bir platform kullanılmamış District 9'un olduğu kısımlar bu kulübelerde çekilmiştir.1992de son bulan bir politikanın ürünü olan anlayış sözde 'ayrı ama eşit' saçmalığını yaşatmıştır.


Son olarak söyleyebiliceğimiz film Dünya dışı varlıklar üzerinden ırkçılık, ayrımcılık ve öteki kavramını çok etkili bir şekilde işliyor. 30 milyon dolar gibi bir bütçeyle bu filmi çıkartmak ve esasında aynı topraklarda yaşanan olayları yeniden hatırlatması takdire şayan açıkcası.Rahatlıkla yılın en iyi yapımı olarak nitelendirilebilir.Kişisel beklentim ise zaman içerisinde kült bir film olması.Filmin sonunun açık olması ve yapımın yaratacağı etki sonucu devam filmi çekilebilir.

Ayrıca filmin 2 Ekim'de Türkiye'de de gösterime girmesi bekleniyor.

1 serzeniş:

goks dedi ki...

bu film beni de şaşırttı, o genrayı sevmememe rağmen. hikayenin farklı ele alınışı, kamera oyunları ve başrol oyuncusunun başarılı performansıyla yazın süprizi diyebiliriz. ben de eleştirisini yazmıştım bir süre önce, istersen blogdan bakabilirsin. iyi seyirler.

goksel