Değerli kaynakları için dış gezegenlerden gelenlerce doğası talan edilen bir gezegen düşünün. Sonra yine dış gezegenden gelen bir yabancı bazı entegrasyon sorunlarını aştıktan sonra yerlilerden biri olsun ve hatta yerli bir kıza da aşık olsun. Dilini, dinini ve yaşam tarzını öğrenip benimsesin. O gezegenin en büyük hayvanına hükmetsin ve kehanete göre de o gezenin kurtarıcısı ilan edilsin. Ve sonra bu yerli halkı örgütleyerek kendilerini sömürenlere karşı açtığı savaşta liderlik etsin.
Şu ana kadar anlattıklarım kimi için Dune, kimi için James Cameron'ın Avatar filmiydi. Dune kitabını okumamış, filmini izlememiş oluşunuz, Dune'den bihaber oluşunuz anlamına gelmiyor. Şimdiye kadar Dune esinlemeleri izledik. artık gerçeğine sıra geldi.
Dune filmini izleyen bir arkadaşıma filmi nasıl bulduğunu sorduğumda "Güzeldi. Ama senaryoda çok klişe var. Daha kuvvetli bir hikaye bekliyordum" demişti. 'Bu filmi klişe yapan da onun büyüklüğü. Klişe bulmana sebep olan tüm filmler bu hikayeden uyarlama ya da esinlenme' diye cevap verdim. Bu diyalog üzerine daha önce hazırladığım metin taslağını silerek bu benzerlikten giriş yapmayı uygun buldum.
Dune kitabından esinlenilmiş büyük yapımların başında çoğu kez Star Wars gösterilir. Her ikisinin de epik uzay hikayesi oluşu, farklı gezegenler arası geçen karmaşık politik entrikalar ve destansı savaşlar oluşu sebebiyle. Yönetimsel açıdan da benzerlikler var. Her ikisinde de tepede galaktik imparatorluk ve gezegenleri yöneten hanedanlar mevcut. Her ikisinde de mistik bir oluşum var, bu Dune filminde Bene Gesserit iken, Star Wars serisinde Güç ve Jedi Şövalyeleri.
Yine her ikisinde yerliler barbar gibi görülse de aslında doğa ile uyumlu, spiritüel olarak sağlam inançları olan kişilerdir. Ve yaşadıkları gezegenin coğrafi şartlarına kendilerini herkesten daha çok adapte etmişlerdir. Baş karakterlerin entegrasyon süreci de benzerdir. Önce biraz dışlanırlar, daha sonra içeri kabul edilir ve içlerinden bir kıza (Chani/Neytiri) aşık olarak dilsel, inançsal ve bedensel adaptasyon süreci hızlanır. Ve o gezegenin en büyük hayvanına (Ikran/Worm) binerek inanışa göre o kavmin kurtarıcısı (Muaddip/Toruk Makto) olurlar. Ve hikaye böyle böyle devam ediyor. )Her iki filmin yönetmenin kendi aralarında yaptığı video sohbet linkini de buraya bırakayım bu arada.)
Star Wars, Avatar, Matrix ve daha nicelerine ilham olmuş veya fikri alınmış bir kitaptan uyarlanan bir yapıma bu sebeple klişe denemez. Birçoğu yok iken, kendisi var olan bir hikaye söz konusu. Bu meseleye bir netlik kazandırdıysak şimdi asıl mevzumuz olan Dune Part Two filmine geri dönebiliriz.
Dune Part Two filmi, ilk filmindeki girizgahın ardından yönetmen Villeneueve'nin kendisini artık daha rahat hissedebileceği bir bölüm beklentisiyle vizyona girdi. İlk filmde evrenin ve karakterlerin tanıtımından sonra ikinci filminde daha çok aksiyon ve hikaye akış beklentisi oluşmuştu yönetmenin ifadelerinden sonra. Ancak 5.günün şafağında beklenen Gandalf gibi bizi tutup savaşa çeken benzeri bir sahne belirmemişti. Lakin bu beklenti boşuna, çünkü Dune severliği aksiyondan ve hikayeden bağımsız oluşuyor. Atmosfer ve yaratılan dünyanın sempatizanlığı bu filmlere hayran olmaya yetiyor. Aynı hazzı Star Wars serisinden de alırsınız, The Mandalorian serisinden de.
Filmin bütününü hoş bir kalp çarpıntısıyla izlediysem de hikayedeki sıçramalar biraz gözüme battı. Paul'un çöl insanı olabilmesi için çölde geceler geçirmesi gerekirken, bir gidişini gördük, bir de gelmiş halini. Zamansal sıçramaları yaparken yönetmenin rahat oluşu, seyircinin Dune'un hikayesini zaten biliyor oluşu inancından geliyor. Kültleşmiş bir roman, önceden filme çekilmiş bir hikaye hali hazırda mevcuttu. Kendi çektiği serinin ilk filminin ardından yıllar da geçtiği için ikincisine gelecek seyircinin bu süre zarfında zaaaaten hikayeyi araştırıp öğrenmiş olacağını varsaymanın rahatlığı vardı yönetmende. Bu tarz aceleye getirmelere rağmen mükemmel bir iş çıkarmış diyebiliriz yine de.
Film, efektleri ve ses tasarımı ile izleyiciyi kendisine çekmeyi başarıyor. Atmosferi derinleştiren ve gerilimi arttıran ses efektleri izleyiciler üzerinde etki bırakıyor. Ve buna Hans Zimmer imzalı müzikler de eklenince film bu serisiyle kendi müzik jargonunu oluşturacak diyebiliriz. Artık bir yerlerde duyduğumuzda "işte bu Dune müziği" diyebileceğimiz müzikler sunuyor.
Daha önce Arrival ve Blade Runner 2049 gibi bilimkurgu filmlerini başarıyla çekmiş biri olarak herkesin Villeneuve'ye güveni tam ve o da bu güveni şu ana kadar kesinlikle boşa çıkarmış değil. 1984'e nazaran teknolojik gelişmelerin ilerleyişi ve bence en önemlisi hikayeyi tek bir film çatısı altında işleme zorunluluğunun olmayışı bu seferki Dune yapımını daha iyi ve başarılı kılıyor.
Sonuç olarak, bu genreyi sevenler için çok özel ve başarılı bir yapım. Sevenlerin kaçırmayacağı ve neden sevdiğini belki de ifade edemeyeceği bir deneyim iken, türü sevmeyenler için de en azından daha önceden izledikleri ve bundan sonra izleyecekleri birçok filmin esinlendiği bu kültüre aşina olmaları açısından izlenmesi gereken bir yapım olduğunu söyleyebilirim.
0 serzeniş:
Yorum Gönder