1998 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1998 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2024 Pazartesi

After Life (1998): Bir Koreeda filmi

"Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum." Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabı bu cümle ile başlıyor. İlk sayfada hatta ilk cümlede sizi bir süre alıkoyan bir giriş. Bu cümle, yaşandığı esnada fark edemediğimiz, belki de sıradan ve geçiştirilen anların varlığını geç farkedişimizin pişmanlığını içeriyor. Koreeda bu filminde herkesin o "ân"ını arıyor. "Öldükten sonra yaşamak zorunda bırakılacağınız tek bir anı olsaydı, o ne olurdu?" sorusunu sorarak. 

Japon yönetmen Hirokazu Koreeda'yı bu yıl üçüncü kez yazıyorum. 2023 yapımı son filmi Monster filminin ardından, 2008 yapımı Still Walking i yazmıştım. Ve şimdi daha eskilerine giderek 1998 yapımı After Life filmi için buradayız. Koreeda, fikirleri olan ve fikirlerini olabildiğince basit yollarla ifade edebilen bir yönetmen olduğunu bir kez daha gösterdi bana. "Bir adaya düşseniz, yanınıza alacağınız  3 kitap/film/kişi ne olurdu?" sorusundaki bahsi yükseltip "yanınıza yalnızca tek bir ânı almanızı" istiyor. 

Filmin hikayesinden bahsedecek olursak, ölen insanların toplandığı ara bir kampta kendilerinden 1 hafta içerisinde, hayatta iken yaşamış oldukları bir ânı seçmeleri isteniyor. Sonsuza dek saklayacakları ve buna değecek bir anıyı. 1 hafta sonunda da After Life tesisindeki ekip, seçilen o anıları kısa filmleştirip kendilerine izletiyor ve sonra da onları sonsuzluğa uğurluyor.

Filmde kullanılan mekanlar ne fütüristik ne de fantastik. Sıradan bir okul, ucuz bir pansiyon gibi. Anlatım ise daha çok ölenlerle, görevliler arasında geçen mülakat/röportaj tadında. Bu sebeple hikaye yavaş ilerleyen bir yapıya sahip ve ana noktalara ulaşması biraz zaman alıyor. Ancak filmin vermesi gereken mesaj ta en başından beri izleyicinin zihnini meşgul ediyor zaten. Tıpkı Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabının ilk cümlesinde birçok okuru esir aldığı gibi.

Film, yapım olarak üzerine konuşma yapılacak bir yapıda değil, talebi de bu değil. İzleyici fikri satın almış ve kendisine "Acaba ben ne seçerdim?" diye sormuşsa ve buna cevap aramak için geçmişin tozlu anları gün yüzüne çıkmışsa ne ala, amaca ulaşılmıştır. Hepimizin geçmişe bakıp "harbi güzel günlermiş" ,"o meseleyi de fazla dert etmişim", "o ânı layıkıyla yaşamamışım" diyeceği anıları var. Ve sonrasında eklenen bir "keşke" sözcüğü. 


19 Mart 2009 Perşembe

Gemide : "Düzen Bozuluyor Kamil, Dikkatli Olmak Lazım"


"Bir memleket gibidir gemi. Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır, kanunlara, nizamlara.. Ben de bu memleketin başbakanı gibiyim mesela. Her şey benden sorulur. Denize çıktınmıydı, bu küçücük gemi bi memleket gibi oluverir. Aslında bir başbakandan daha çok görevim var. Çünkü onun bakanları var, adamları var, falanı var filanı var. Benim yok. Bu gemide güvenlik de eğitim de sağlık da eğlence de benden sorulur."




Kaptanın da filmin başında bahsettiği gibi gemi onlar için ayrı bir devlet gibiydi. Düzeni ve kontrolü sağlamak da kaptan ve mürettebatın işiydi. İçtikçe acıkan, acıktıkça içen, içtikçe tekrar gerilen bir mürettebata sahip olsalar da iyi-kötü düzen devam etmekteydi. Taa ki o gemiye bir kadın sızana kadar.

"Şu küçücük gemide niye düzen bozuluyo be Kamil? Hee niye? Bi kız vardı, noldu?"

Yaratılışın başında dünya düzenliydi. Tek bir cins vardı, adam diye isimlendirildi, ilk adamın Adem oluşundan ötürü. Daha sonra "bu kadar düzen fazla iyi değil" diye düşünülmüş olacak ki ikinci bir cins yaratıldı. Ve onlar da kadın olarak adlandırıldı. Kadının yaratılışı değil tam olarak bu kaosu var eden, karşılıklı iki cinsin birbirine olan ihtiyac koşullarıydı asıl neden.

Tam da bu noktada Gemi'ye bir kadın girmiştir artık. O vakte kadar, kendi içerisinde adaletli ve düzenli yönetilen gemi, birden günahlar şehrine dönüşür. Kaptanın, halkından beklediği birbirine güven ve kollama artık yok olmuştur. Çünkü şehre kadın ile beraber artık zina girmiştir.

"Bu dünya iki şeyden yıkılacak. bi binadan, bi de zinadan."

Kadına herkes duyarlıdır gemide. Kıyıda köşede kadının görüntüleri ile kendi işini kendi gören Kamil, duruma göre kadını birbirlerine peşkeş çeken 2 mürettebat, kimseye vermediği viskisini kadın ile paylaşan Kaptan. Sadece viski ikramıyla kalmadığını düşündüğünden belki de kıza tecavüz edenlerin sayısını "en az 2 " diyerek kafa olduğu gecelerden kalma bir zinayı da kendinden beklemektedir. Belki de konu kadın olunca en sadığı olan Kamil'den de şüphelenmektedir.


"hatırlıyor musun?"
"hatırlıyom amına koyim. hiç iyi şeyleri hatırlamaz bu kotkafa"

ilerde yer yer tekrar bahsetmeyi düşündüğüm bu Gemide filmini, Barda filminin de yönetmenliğini yapan Serdar Akar yaptı. Oyuncu kadrosunda ise usta oyuncu Erkan Can, Haldun Boysal, Naci Taşdöğen ve Yıldıray Şahinler bulunuyor. İçerisinde bulunduğu bol küfürlerden ötürü filmi, Tvde izleme şansınızın sıfır olduğu düşünülürse, en yakın bir Dvd'ciden tedarik etmekte fayda var.

7 Aralık 2008 Pazar

The Big Lebowski : Büyük insan..

Çocukluğumuzda beğendiğimiz ve de olmak istediğimiz film kahramanları güçlü, yakışıklı-güzel, hayatı her anlamıyla mükemmel olan karakterden seçerdik. Büyüdükçe bu tanımımız değişiyor. Daha sade, daha sakin, tabiri yerindeyse daha siklemez karakterleri begeniyoruz. hayatın vermiş olduğu yorgunluktan olsa gerek...çok da yorulduk ya..

Lebowski gibi sadece giden bir halımızı derdetmek istiyoruz. ki sahip olduğu tek şey de oydu sanırım.. Adımız dahi olmasın hatta, Dude dense de olur. Hadi Lebowski olmadık, bari Walter olalım be:)

Filmi izlerken canınız bowling oynamak ve white russian içmek isteyebilir. Size bowling oynayacağınız yerlerin adresini verecek değilim ama bi kıyak yapabilirim..
White Russian hazırlanışı : 4 cl süt, 2 cl kahlua, 4 cl vodka... tek bardakta bunları buz kataraf karıştırınız. Tek kişilik servis için.
------------------------
Maude Lebowski: Do you like sex, Mr. Lebowski?
The Dude: 'Scuse me?
Maude Lebowski: Sex. The physical act of love. Coitus. Do you like it?
The Dude: I was talking about my rug.
Maude Lebowski: You're not interested in sex?
The Dude: You mean coitus?
-----------------------
Walter Sobchak: Am I wrong?
The Dude: No you're not wrong.
Walter Sobchak: Am I wrong?
The Dude: You're not wrong Walter. You're just an asshole.
Walter Sobchak: All right then.

5 Aralık 2008 Cuma

lets kick racism again...

Afişte gözüken o dövme filmin konusunu yeterince açıklıyor sanırım. siyah-beyaz çatışmalarının dozunun arttığı bir dönemi anlatan bu filmde baş karakteri sevdiğimiz ve saydığımız Edward Norton oynarken ona kardeşlik eden isim ise ,Terminator 2 filminin John Connor' ı, Edward Furlong. sonunda verilmek istenen mesaj her ırkçılık filminde oldugu gibi bunda da benzerdir ama yine de izlenilesi bir film..
----------------------
Seth: Who do you hate, Danny?
Danny Vinyard: I hate anyone that isn't white Protestant.
Seth: Why?
Danny Vinyard: They're a burden to the advancement of the white race. Some of them are all right, I guess...
Seth: None of 'em are fucking all right, Danny, OK?
----------------------
Curtis: Hey, man, want a toke?
Derek Vinyard: Curtis, what are you doing? Weed is for niggers. You put that away right now.

3 Aralık 2008 Çarşamba

diyalogları yeter...


"Hatchet" Harry: You must be Eddie, J.D.'s son.
Eddie: Yeah. You must be Harry. Sorry, didn't know your father.
"Hatchet" Harry: Never mind son, you just might meet him if you carry on like that.