KONUK YAZAR: Emre Karadaş
http://thedarktalesofzarathustra.blogspot.com/

Blog arşivine şöyle bir göz attım ve film olsun,dizi olsun hatta etkinlikler olsun pek çok konu hakkında fikir beyan etmişiz,fakat mevzu bir türlü yönetmenlere gelmemiş.Ortada bir yapım varsa muhakkak tüm bileşenlerin belirli bir önemi vardır lakin film işçiliğinde yönetmenlerin payının daha fazla olduğunu düşünenlerdenim.Zira kağıt üzerinde taslaktan ibaret olan bir yapımı allayıp pullamaları ve kendi bakış açılarını da eklemeleri yapımın sinema endüstrisindeki yerini belirler.Bu sebeple yönetmenlerle yapılmış olan röportajlardan ilgi çekici bulduklarımı pasajlar halinde sizlerle paylaşmak istiyorum.Açılışı Lars Von Trier ile yapalım zaman içinde diğer yönetmenlerden de birşeyler paylaşarak yeni bir seri oluşturmuş oluruz.
"Fakat Funny and Alexander'i gördüğümde resmen ağladım.Bu filmin bir hata olduğunu düşünüyorum.Bir rock video klibine falan benziyor.Bergman'a duyduğum sevgi,bütün kişisel deneyimlerin buhar olup uçtu o filmden sonra...Gördüğüm tüm filmleri kişisel bir deneyim gibi sahiplenirim,bazen de ihanete uğradığımı hissederim. Bergman bir tıpa gibi isveç film dünyasının tepesinde durmaktadır ve yaratıcılığı kısıtlayan bir güç merkezidir adeta.O filmleri çektikten sonra ölse daha iyi olacaktı.Pek çok yönetmen için aynı şey söylenebilir aslında;belirli bir filmi çektikten sonra ölmeleri daha iyi olacaktı.Fassbinder doğru zamanda ölerek kendisine bir iyilik etmiş oldu.Truffaut çok geç öldü.Bunu söylerken insanlardan çok yönetmen olarak söz ediyorum onlardan.Tabii ki erken ölseler yakınları için çok üzücü olacaktı*"
Lars Von Trier,Ingmar Bergman'ın Persona ve The Silence yapımlarını beğendiğini söyledikten sonra Ingmar Bergman sineması ve yönetmenlerin sonsuzluğa ermesi adına düşüncelerini belirtirken.
*Danimarkanın günlük gazetesi Berlingske Tidende'ye 1991 yılında verdiği röportajdan alıntıdır.




Yönetmen: Gregg Araki
Yarın start verecek olan Filmekimi, daha başlamadan erken tükenen biletleriyle şikayet konusu oldu. İstanbul Film Festivaline kıyasla daha az filme, gösterime ve sinemaya sahip olan Filmekimi, biletleri satıştan önce sponsorlara mı dağıttı bilinmez ama saatlerce beklenilen uzun kuyruklar sonucunda dahi sahip olunamayan biletler, izleyicilerin –daha doğrusu izleyemecilerin- canını sıktı gibi. İzleyici bilet arayadursun, sponsorlar ufak twitter oyunlarıyla bilet dağıtmaya devam etsin. Her neyse, ben asıl yakınmamı yaptıktan sonra ek olarak da sizlere Filmekimi’nin ilk günü gösterilecek olan filmlerden birkaç seçki sunayım istedim. Artık biletiniz olduğu için kendinizi şanslı mı hissedersiniz, yoksa seans öncesi sinema önünde bilet mi kovalarsınız bilmiyorum ama “festivaller haricinde de filmler izlenebilir, izlenmeli” düsturuna uygun olarak filmlerden söz edeyim istedim.


Yazıma çocukluk çağı geleneksel sorusuyla başlıyorum: Büyüyünce ne olacaksın?
İstanbul Modern tarafından düzenlenen Transit Hayatlar: Almanya’dan Yepyeni Filmler etkinliği için düzenlemiş olduğumuz ödüllü yarışmamız sona ermiş bulunuyor.Yarışmamız biraz aceleye geldiği için katılımı tek gün ile sınırlı tuttuk ve sorduğumuz kareler diğer yarışmalarımıza oranla kolay oldu.Katılan arkadaşlara teşekkür ediyor ve kazananları bildirmeden önce doğru cevapları verelim.
1-Gegen die Wand/Duvara Karşı
2-Das Leben der Anderen/Başkalarının Hayatı
3-The Usual Suspects/Olağan Şüpheliler
Soruları doğru cevaplayan 11 arkadaşımız arasından Random.org üzerinde yaptığımız çekilişle biletleri İzlandik ve Pruebelle kazandı.En yakın sürsede mail adresimiz üzerinden bizimle irtibata geçerlerse seviniriz.


İstanbullu bir sinemasever için yazın geride kaldığı günler Film Ekimi programının açıklanmasıyla paralel doğrultudadır.Sonbaharın rüzgarını günden güne daha çok hissettirdiği günlerde Sonbahahar Film Haftası İstanbullu sinemaseverler için bulunmaz bir nimettir.
Her yıl olduğu gibi Cannes,Venedik,Sundance ve Toronto film festivallerinde gösterimleri yapılmış ve ödüller kazanmış olan filmlerin sunumunun yapılacağı Sonbahar Film haftasının bu seneki tarihleri 8-14 Ekim 2010.Atlas ve Beyoğlu sinemaları dışında Maçka G-Mall'da da gösterimlerin yapılacağı festivalin gala filmlerine kısaca bakacak olursak;
Somewhere-Başka Bir Yerde/Sofia Coppola
Sofia Coppola babasından yadigar yönetmenlik yeteneğinin olduğunu Lost In Translation filminde bizlere göstermişti.Uzun metrajlı 3.filmi olan Somewhere ile de Venedik'te Altın Ayıyı kazanan Sofia,Somewhere filminde çocukluk anılarından esinlenmiş.Hollywood eşrafından bir yıldızın alkol,uyuşturucu ve kızlarla çevrili bir hayatını ve 11 yaşındaki kızın bu hayata birşekilde dahil olması ve Hollywood yıldızının hayatını değiştirmesini konu alıyor.
New York I Love You/11 Farklı Yönetmen
Paris Jet'aime filminden aşina olduğumuz fikrin New York uygulaması olan yapımda 11 ayrı yönetmenin uyumayan şehir New York'ta çeşitli hikayeleri ele alışına tanıklık ediyoruz.Aşkların her türlüsünün yaşandığı şehirde birden çok yönetmenin kullanılması da onların gözünde Ne York'un ne demek olduğunu bizlere hissettiriyor.Yönetmen kadrosunda bizden diyebileceğimiz Fatih Akın ve oyuncu kadrosunda da Uğur Yücel bulunmaktadır.
Lung Boonmee Raluek Chat-Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor/Apitchanpong Weerasethakul
Bu yıl Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazanan bu Tayland yapımında böbrek yetmezliği yüzünden her geçen gün ölüme biraz daha yaklaşan Boonmee'nin bir gece yemek masasında vefat etmiş olan karısını ve oğlunu görmesiyle sohbete koyulması ve zaman içinde diğer akrabalarını da görmesini konu alır.Metafizik ve ilkel inançlarla bezeli filmin esas değindiği mevzu ise 'şefkat'.
Route Irish-Tehlikeli Yol/Ken Loach
Geçtiğimiz yıl "Looking For Eric" yapımıyla festivale katılan Ken Loach genel olarak işçi sınıfından manzaralar sunduğu yapımlarla adını duyurmuştur. Bu sefer ise dümeni farklı bir istikamete doğru çevirmiş.Route Irish'te Liverpoollu iki arkadaşın 2004teki terhislerinden sonra yüksek maaşı gözardı edemeyip Irak'ta güvenlik görevlisi olarak çalışmalarıyla başlayan süreç sonunda iki arkadaştan Frankie yeşil bölge olarak adlandırılan yolda öldürülür.Tesadüften öte bir cinayet olduğunu düşünen Fergus ise araştırmalara başlar.Ken Loach eleştirdiği konulara öfkesini saçmaya Route Irish devam eder.
The Town-Hırsızlar Şehri/Ben Affleck
Kameranın karşısında defalarca izlediğimiz Ben Affleck yönetmenlik deneyiminin 2.filminde başrolü de kendisine vermiş.Banka soygunu yapan bir çetenin başı olan Doug MacRay son soygunlarından sonra bankanın müdüresiyle aynı mahallede yaşadığını öğrenir ve Claire'a aşık olur.Bunun neticesinde hem Claire'a hem de kardeşi kadar yakın gördüğü Jem'e ihanet etmek istemeyen Doug'un bir seçim yapması gerekiyor.
Galalarda gösterimi yapılacak olan bu 5 yapım dışında Film Ekimi'nin programında birbirinden değerli birçok yönetmenin filmi bulunuyor.Toplamda 31 filmin gösterminin yapılacağı festivalde gösterimi yapılacak olan diğer filmler ise aşağıda yer alıyor.Filmlerin üzerina tıklayarak Imdb sayfalarından yapımlarla ilgili daha detaylı bilgi alabilirsiniz.
Flicke Som Lekte Med Elden-Ateşle Oynayan Kız/Daniel Alfredson
Tournée-Turne/Mathiu Amalric (2010 Cannes En iyi Yönetmen Ödülü)
Kaboom-Gümm/Gregg Araki (2010 Cannes Eşcinsel Palmiye Ödülü)
Carlos/Olivier Assayas
Des Hommes Et Des Dieux-İnsanlar ve Tanrılar/Xavier Beauvois(2010 Cannes Büyük Ödül)
Revolución-Devrim
The Tree-Ağaç/Julie Bertucelli
Alting Bliver Godt Igen-Her şey Güzel Olacak/Christoffer Boe
L'illusionniste-Sihirbaz/Sylvain Chomet
Mammoth-Mamut/Benoít Delépine & Gustave Kervern
Cyrus-Anneme Dokunma/ Jay Duplass & Mark Duplass
Film Socialisme-Sosyalizm/Jean Luc Godard
Der Räuber-Hırsız/Benjamin Heisenberg
My Son My Son What Have Ye Done-Benim Güzel Oğlum Ne Yaptın?/Werner Herzog
Certified Copy-Aslı Gibidir/Abbas Kiarostami
Akmareul Boattda-Şeytanı Gördüm/Kim Ji-Woon
Inhale-Nefes Nefese/Balthasar Kormákur
Room In Rome-Ateşli Oda/Julia Medem
Szelid Teremtes-A Frankestein Terv-Duyarlı Evlat-Frankestein Projesi/Kornél Mundruczó
Chatroom-Hideo Nakata
HappyThankYouMorePlease-Mutluyum Devam Et/Josh Radnor
L'âge De Raison-Aşka Fırsat Ver/Yann Samuel
Get Low-Mezara Kadar/Aaron Schneider
Jack Goes Boating-Jack'in Kayık Gezintisi/Philip Seymour Hoffman
Cirkus Colombia-Güzel Bir Hayat Düşlerken/Danis Tanovic
La Princesse De Montpensier-Montpensier Prensesi/Bertrand Tavernier
Program ve yapımlarla ilgili daha detaylı bilgiye organizasyonun resmi sitesi olan Film Ekimi'nden ulaşabilirsiniz.Ayrıca festival dahilindeki yapımlarla ilgili yazılarınızı festival süresince bekliyoruz.
BİLET FİYATLARI
Hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seansları (tek fiyat): 4,00 TL. Hafta içi 19.00 seansı ve hafta sonu tüm seanslar: 12,00 TL tam, 8 TL indirimli (öğrenci ve 65 yaşını geçmiş sinemaseverler) Galalar (tek fiyat): 15 TL.
Blog içinde düzenlemiş olduğumuz son yarışmayı da tamamlamış bulunuyoruz.Gene arşivimizde ismi geçmiş olan 2 Avrupa,1 Hollywood yapımını sorduğumuz yarışmada doğru cevabı veren dokuz arkadaşımız var.Onlar dışında sadece birer kare hatırlayabilen iki arkadaşımız var.Onları da ayrıca tebrik ediyoruz. :)Öncelikle gene doğru cevapları verelim.
1-Match Point
2-Soul Kitchen
3-Entre Les Murs
Doğru cevabı veren arkadaşlar arasında Random.org üzerinden yaptığımız çekilişte ise bilet ödülünü kazanan kişi gürültü nickli arkadaşımız oldu.Kendisini tebrik ediyor,blogun mail adresinden bize ulaşmasını bekliyoruz.

İstanbul Modern Sinema, Goethe-Institut İstanbul işbirliğiyle, ilk gösterimi son bir yıl içerisinde gerçekleşmiş Alman filmlerinden bir seçki sunuyor. İzleyici ve eleştirmenlerin karşısına ilk kez Berlin, Cannes, Venedik, Toronto, Sundance gibi festivallerde çıkan filmlerden oluşan programın açılışını Almanya’nın ünlü genç aktörü Daniel Brühl’ün başrolde oynadığı, gerçekle... kurmacanın iç içe geçtiği keyifli bir romantik komedi olan Lila Lila filmi yapıyor.
Seçkide yer alan diğer filmler arasında geçtiğimiz yıl Bulutların Üstünde (Wolke 9) ile başarı kazanan Andreas Dresen’in gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı senaryosuyla keyifli bir ‘film içinde film’ örneği olan melankolik komedi filmi Votka ile Viski, Max Ophuls Film Festivali’nden ödüllerle dönen, şiddeti ve mizahı yerinde bir psikolojik dram,Yerçekimi (Schwerkraft) ve bu yıl Berlin Film Festivali’nin en çok konuşulan filmlerinden biri olan Thomas Arslan’ın gerilim yüklü cinayet filmi Gölgede (Im Schatten) ve Paris Orly Havalimanı’nın bekleme salonunda iki saat içinde gelişen aktarmalı hayatlar ve ilişkiler üzerine yenilikçi bir deneme olan Orly ve Koş Lola Koş, Parfüm gibi filmlerle tanıdığımız yönetmen, Tom Tykwer’ın yeni filmi Soul Boy yer alıyor.
(İstanbul Modern, Kendi tanıtımından)
Filmin kamera kaydı bize okuma yazma bilmeyen küçük Baktay'ın arkadaşı Abbas tarafından okuma yazma bilmediği için aşağılanması ve Baktay'ın bundan utanç duymasıyla başlar.Abbas küçük bir çocuktur ve arkadaşının okuma-yazma bilmiyor olmasının dalga geçilebilecek bir konu olmadığını henüz öğrenememiştir.Özellikle de Afganistan'da yaşıyorsanız,söz konusu bile olmamalıdır.
Filmin esas konusu utançtır.Utanç çerçevesinde gelişir herşey ve böylelikle ilk utancı Baktay yaşar.Abbas'ın okuduğu hikayeden sonra okumayı ve yazmayı öğrenmek Baktay için okumayı öğrenmek, bilmediği dünyalardan hikayeleri öğrenebilmek demektir.Annesi evden uzakta çalışmaktadır ve bakmakla hükümlü olduğu küçük bir kardeşi vardır.Defter lazımdır,kalem lazımdır ve bunları elde etmek için en önemlisi para lazımdır ve bunları sağladıktan sonra mühim olan önyargıları aşabilmektir.
Bazı hikayeleri sinemaya aktarırken basit anlatmak gerekir ve Yönetmen Hana Makhmalbaf Afganistan'da günlük hayatta var olan önyargılar eşliğinde okul hayatına atılmaya çalışan Baktay'ın ilk okul gününü yalın bir anlatım kullanarak bizlere sunar.Afganistan son 30 yılda 'iki süper gücün' işgaline uğramış ve Taliban rejiminin katı kurallarına göre yönetilen bir ülke.Afganistan ile ilgili hepimizin bildiği kabul gören en doğru bilgi budur sanırım.Bilmediğimiz ise bu rejimin ve süper güçlerin baskıları ülkeyi ve insanlarını ne hale getirdiğidir.Okula başlamak Baktay için Taliban rejimiyle tanışmak anlamına gelir ve önyargıların toplumun her kesimine nasıl işlediğine Baktayla birlikte seyirci oluruz.
Filmin isminin Buddha Collapsed Out of Shame olmasının nedeni Taliban rejiminin 2001 yılında ülkedeki Buda heykellerini yıkması ve filmin yıkılan heykellerin olduğu köyde geçiyor olmasıdır.Bu heykellerin yıkılması Afganistan adına bir utançtır.İdelojinin çocuklarda yarattığı tesir oyunların Taliban-Amerikan savaşı ekseninde şekillenmesi ve kız çocuklarına verilen değerle ölçülebilir.İçlerindeki nefretle ülke geleceğinin hangi doğrultuda şekilleneceğini tahmin etmek pekte zor değil.Uygulamaları oyun olarak çocukluğa yerleştirmek büyüyünce mücahit olmalarının en temel eğitimidir.Burada suçlanması gereken tek olgu Taliban rejimi değildir elbette.Sovyet işgali ve sonrasında Amerikan destekli Talibana emanet edilen bir ülke ve bu rejime uymak zorunda bırakılan halk ve son olarak Amerikan işgali.İşgaller arası kökten dinci bir zihniyete bırakılmak halkın bakış açısını da etkiler ve kurtuluşun burada olduğu düşüncesi halk içinde de yaygınlaşabilir.Bu nedenle son 30 yıldır Afganistan'ın kaderine itilen bir ülke olması tüm dünyanın suçudu,utancıdır.
İmgelemeler filmde çok önemli yer tutuyor ve Buda heykelinin önünde başına kese kağıdı geçirilmiş Baktay ve çocukların Talibancılık oyunu filmin konu anlatımının en yoğun olduğu sahnelerdir.Gökyüzünde her cisim Amerikayı temsil eder.Kağıttan yapılmış uçaklar veya uçurtma.Çocukların gözünde yere düşen herşey Amerikaya vurulan birer darbedir.Bazı şeyleri basit anlatmakta fayda var demiştik ve bu sahnede yönetmen bunu fazlasıyla basitleştiriyor.Taliban için Amerikanın ne demek olduğu,kız çocuklarının okumasına bakış açısı ve kadının toplumdaki yeri.Baktay'ın ilk okul gününde eğitimin sağlandığı mekanlardan bağımsız olan şeyler bunlar.Çünkü eğitim sistemi ve eğitim alanları işin içine dahil olduğunda eğitim sadece kadınlar için değil erkek çocukları için de gereksiz bir hâl almaktadır.
Filmin yönetmeni Hana Makhmalbaf İranlı bir yönetmen.Makhmalbaf ailesini İran sinemasını yakından takip edenler bilir.Muhsin Makhmalbaf'ın kızı olan Hana 19 yaşında iken bu filmi çekmiştir.Filmde hem Taliban rejimine,hem de Amerika'ya eleştiriler getirerek yaşanılan olaylara dıştan bir göz olarak bakmayı seçmiştir.Çocuklar Talibancılık oynarken ellerine birer ağaç dalı tutuşturduğu gibi,aynı çocuklar Amerikancılık oynamaya başladığında ağaç dalından daha detaylandırılmış silahlar tutuşturmuştur.Bu da Afganistan'daki Amerikan ordularına bir bakış açısıdır.
Yapımda Baktay'ın ve Afganistan'ın utançları dışında en önemli utanç son sahneye saklanmıştır.Kamera kaydını bitirirken beynimize dank eden tek düşünce;özgür olmak için başka yolların olması gerektiğidir.

2010-2011 döneminde de devam etmesi planlanan projenin destek bulması ve atölyelere animasyonla ilgilenenlerin katılımının sağlanması için tanıtımının yapılması üzerinde durulan noktalardan biri. Bu sebeple biz de 2010 AKB Ajansı Gönüllü Programı olarak Canlandıranlar Yetenek Kampı (CYK)’nın çeşitli iletişim ağları kullanılarak tanıtımlarının yapılması ve kamuoyuna duyurulması için çalışmaktayız.
Projenin en önemli özelliklerinden biri tüm atölyelerin ücretsiz olarak verilmiş olması ve www.canlandiranlar.com adresinin arşiv bölümünde kayıtlı olarak tutulup herkesin yararlanmasını sağlamasıdır. Atölyeler sonunda katılımcıların ürettiği projeler arasından seçici kurul tarafından 3 proje seçildi. Haziran ayında toplam 6 projenin çekim hazırlıkları başladı. Aralık ayında ise çekimi yapılan filmlerin gösteriminin yapılması ve çeşitli uluslar arası film festivallerine gönderilmesi planlanmakta.
İlk iki yarışmanın aksine bu yarışmamızda daha az katılımcı ve doğru cevap çıktı.Soruların çok fazla zor olduğunu düşünmüyorum.Soruları cevaplayanlar arasında yanlış cevabın çıkmamış olması da filmlerin hepsini bilen veya bulanların yarışmaya katıldığını gösteriyor.
Cevapları teyit amaçlı yazacak olursak;
1-The Royal Tenenbaums
2-I'm a Cyborg,But That's OK!
3-Kaç Para Kaç
Random.org üzerinden yaptığımız çekilişle de doğru cevabı bilen 8 kişi arasından bileti kazanan arkadaşımız Serpil Yıldız oldu.Kendisini tebrik ediyor iletişim adresimizden bizimle irtibata geçmesini bekliyoruz.
AFM sinemalarından bilet ödüllü soru yarışmamızın üçüncüsü:
İlk yarışmamız Avrupa sineması,2.yarışmamız ise Hollywood'un bilinilirliği yüksek yapımları üzerine olmuştu.Kolay-zor dengesini orta düzeyde tutmak için bu sefer hem Hollywood,hem Türk, hem de Uzakdoğu sinemasından kareler var.Kuralları okumakta fayda var.
Yarışma kuralları:
- Ödüle hak kazanmak için sorulan 3 sorunun da doğru bilinmesi gerekmektedir.
- 3 soruyu da bilen olmazsa ödül hakkı 2 soruyu bilenlere verilecektir.- 2 bilen de çıkmazsa, 1 soru bilenler sevinmesin boşuna, bilet bir sonraki haftaya devreder.
- Ödül; soruyu ilk bilen kişiye değil, hak kazananlar arasında yapılacak çekilişte çıkan kişiye verilecektir. (çekiliş random.org üzerinden gerçekleştirilecektir)
- Sonuçlar açıklanana kadar yorumların gösterimi kapalı olup süre bittiği zaman yayınlanacaktır. O andan itibaren gelen cevaplar geçersizdir.
- Süre 2 gündür. Salı akşamı saat 20:00'ye kadar soruları cevaplama hakkınız var.
- Blogger kullanıcıları profilinde kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi bulundurursa iyi olacaktır. Aksi halde iletişime geçmekte zorluk yaşanmakta.
- Blogger hesabı olmayan adsızların da cevapla birlikte kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi yazmaları kendileri adına güzellik, bizim adımıza kolaylık sağlayacaktır.
Bol Şans.
Soru yine aynı; bu kareler hangi filmlere ait?

Bazı filmler daha ilk sahnesinde izleyiciye tanıdık bir heyecan vadeder. Ama ilerledikçe bu vaat, bir tür deja-vu hissine dönüşür. They Will...