Nuri bilge ceylanın 2002 yapımı filmi. Kasaba üçlemesi (kasaba – mayıs sıkıntısı - uzak) son filmidir. Yusuf’un (Mehmet Emin Toprak) köyden iş bulma umuduyla İstanbul’a akrabası Mahmut’un (Muzaffer Özdemir) yanına gelmesiyle başlamaktadır. Mahmut fotoğrafçılık yaparak geçimini sağlamaktadır. Yusuf ise gemide iş bulma peşindedir. Mahmut eşinden ayrılmıştır ve eşi çocuk aldırmıştır. Bu yüzdende eski karısını çocuğu olmamaktadır. Ayrılış sebebi de Mahmut’un eşini aldatmasıdır. Yusuf köyde gelişiyle şehre uyum sorununu kendince çözmeye kalmaktadır. Hemen hemen ilk sahnede kapıcı kıza (nbc eşi olur kendisi) yazmaya başlamıştır. Güneş gözlüğü ve sigara (samsun) ile gösteriş başlamıştır. Mahmut uzaktan gelene gelir gelmez gitme zamanını alttan alttan sormaktadır. Çünkü onun yalnızlığında başkasına yer yoktur (arabası bile iki kişiliktir) özelliklede kendisinin yıllar öncesini hatırlatan bir geçmişe. Mahmut’un arkadaşlarıyla konuşma geçen sahnede Yusuf verilen örneklerden hiç bir şey anlamamasına rağmen kendince bazı hayat çözümlemeleri çıkarmaktadır. (konuşma boyunca netlik Yusuf’un üstündedir) fotoğraf mı karılar mı repliği sanki nereye kadar sanat eleştirisini yapar.( karıları ayarlayacak olan arkadaş iklimlerde kaş’taki abimizdir). Paket bekleme sahnesinde Yusuf tarafından kolayca yanlış anlaşılacak bir replik en iyisi eve gidelim orda takıp gösteririm sana. Beraber film izledikleri sahnede ekranda tarkovsky’nin Stalker’in efsane sahnesi (bölgeye giriş) görünmektedir. İki akrabanın kültürel uzaklığı çok güzel simgelenmiştir. Biri yatarken diğeri pür dikkat izlemektedir. Yusuf’un rahat karakteri telefon konuşmalarından bile anlaşılmaktadır. Sürekli bir ya ne olcak durumu mevcuttur. Stalker’dan sıkılıp porno izleyen Mahmut basılınca Türk kanallarından birine geçer ve ekrandaki Türk filmi Mahmut tarafından gülerek izlenir benimde kendimi hissetiğim ve anladığım var gibi. Gemiciler kahvesinde ibo’nun çaresiz kalmışım çile rüzgârında savrulmuşum ben parçası sahneye ve duruma özenle nakşedilmiştir. Mahmut’un çalışma odası sanki stalkerin son sahnesine gönderme gibidir. İki büklüm olarak dinlediği telefon konuşmasından sonra Yusuf’a acımaktadır fare tuzağına kendisinin düşmesi sanki beynini tırmalayan düşünceler gibidir. Gemiciler kahvesine ikinci gidişte yine ibo çalmaktadır. Sıradan hayatların tekdüzeliği (bu sahnenin benzeri Demirkubuz’un bekleme odasında Ferit’i mahalleye bırakırkenki kahvede ve tekrar sormaya gittiğinde yine onur akını çalması gibidir) seyirciye hissettirmektedir. Mahmut’un eski eşiyle konuştuktan (uzaktan gelinenin içinden uzağa gidilen) sonra sigara içtiği sahnede arka planda cami (kürtajdan kaybedilen bebeğin ahlaki ve daha çok dini sembolü) ve tren (gidişin simgesi) vardır. Mahmut’ta nbc nin iklimlerde yaptığı gibi kadınının evini kontrole gelmesi göze çarpar. Barda tek başına otururken ilk sahnede eşini aldattığı kadın bir erkek (üç maymundaki patron) ile bara girerler. Bu mutsuzlukla eve giden Mahmut Tarkovsky’nin Zerkalo’sunu izler. Bu sahnede saşırtıcı olan Zerkalo’nun merak etme iyileşeceksin sahnesi kesilmiştir ve insan bedeni tıpkı yalnızlık gibidirden başlamıştır.(beni benden almıştır). Sahnede Zerkalo’nun müziği ve İstanbul’da kar. Cami sahnesinde camiye gidip namaz kılanları izlenmektedir. Kapıcı kızı izlediği sahnede orda bir şey yiyen adam bizim akrabadır nbc doğallıktan yanadır 3, 5 sn görünmesini istemiştir galiba. Mahmut’un ablasının evinde Yusuf’un ise Mahmut’un evinde fasion tv izlemeleri sanki erkekliğin sosyokültürel birikime ihtiyacı yoktura çıkar. Kitapçıda Kıraç’ın umudun kaybedip pes etmek olmaz demesi sanki Yusuf için söylenmektedir. Kızın elindeki dergide büyük adam küçük aşktaki kızın resmi vardır. Çırpınan bir balık ve yüzüne karartı düşmüş Yusuf büyüksün nbc. Yusuf ‘un ışık gördüğü sahnede nbc Edward Artemiev’in müziğini kullanmıştır. Film başından beri yakalanamayan farenin Yusuf’un giderken yakalanması Yusuf’un döneceğinin göstergesidir. Tekrar köye ve kaçınılmazın içine gidecektir. Mahmut ise tekrar yalnızlığıyla baş başa kalacaktır. İnsanın kendine uzak olması ve yaşamın bazen çekilmez olduğu düşüncesi filmin genelinde hakimdir. Yusuf gittikten sonra bıraktığı anahtar tamamen mavi renktedir. David Lynch’in Mulholland Drive filmine gönderme niteliğindedir. Uzak ‘ta daha birçok gönderme ve duygu gizlidir. Çekim tekniği, kamera açıları, netlik ve ışık mükemmeldir. Yazdıklarım sadece şuan aklımda kalanlardır. İstesen Uzak üzerine bir kitap yazarım ama istemiyorum.

KONUK YAZAR: Emre Karadaş

http://thedarktalesofzarathustra.blogspot.com/


Blog arşivine şöyle bir göz attım ve film olsun,dizi olsun hatta etkinlikler olsun pek çok konu hakkında fikir beyan etmişiz,fakat mevzu bir türlü yönetmenlere gelmemiş.Ortada bir yapım varsa muhakkak tüm bileşenlerin belirli bir önemi vardır lakin film işçiliğinde yönetmenlerin payının daha fazla olduğunu düşünenlerdenim.Zira kağıt üzerinde taslaktan ibaret olan bir yapımı allayıp pullamaları ve kendi bakış açılarını da eklemeleri yapımın sinema endüstrisindeki yerini belirler.Bu sebeple yönetmenlerle yapılmış olan röportajlardan ilgi çekici bulduklarımı pasajlar halinde sizlerle paylaşmak istiyorum.Açılışı Lars Von Trier ile yapalım zaman içinde diğer yönetmenlerden de birşeyler paylaşarak yeni bir seri oluşturmuş oluruz.

"Fakat Funny and Alexander'i gördüğümde resmen ağladım.Bu filmin bir hata olduğunu düşünüyorum.Bir rock video klibine falan benziyor.Bergman'a duyduğum sevgi,bütün kişisel deneyimlerin buhar olup uçtu o filmden sonra...Gördüğüm tüm filmleri kişisel bir deneyim gibi sahiplenirim,bazen de ihanete uğradığımı hissederim. Bergman bir tıpa gibi isveç film dünyasının tepesinde durmaktadır ve yaratıcılığı kısıtlayan bir güç merkezidir adeta.O filmleri çektikten sonra ölse daha iyi olacaktı.Pek çok yönetmen için aynı şey söylenebilir aslında;belirli bir filmi çektikten sonra ölmeleri daha iyi olacaktı.Fassbinder doğru zamanda ölerek kendisine bir iyilik etmiş oldu.Truffaut çok geç öldü.Bunu söylerken insanlardan çok yönetmen olarak söz ediyorum onlardan.Tabii ki erken ölseler yakınları için çok üzücü olacaktı*"

Lars Von Trier,Ingmar Bergman'ın Persona ve The Silence yapımlarını beğendiğini söyledikten sonra Ingmar Bergman sineması ve yönetmenlerin sonsuzluğa ermesi adına düşüncelerini belirtirken.

*Danimarkanın günlük gazetesi Berlingske Tidende'ye 1991 yılında verdiği röportajdan alıntıdır.

Herkese merhaba!Grafik Tasarımcısı Jared Gibson, 37 Posters  şeklinde bir proje hazırlamış, bazılarını burada da okuyabileceğiniz, filmlerdeki "seçme cümleler" den oluşan cümleler kullanmış.Klasikleşmiş filmleri sevenler ve sinemayı yakından takip edenler için hoş bir çalışma ortaya çıkmış.Daha önce görüp hoşuma giden bu çalışmaları sizlerle de paylaşmak istedim. İşte o posterlerden bazıları;


 Herkese iyi haftalar,
special'n

Filmekimi'nin 1.günü izlenimlerinizi ve L’Illusionniste (Sihirbaz), Somewhere (Başka Bir Yerde), The Girl Who Played With Fire ( Ateşle Oynayan Kız ) filmleri hakkındaki yorumlarınızı önceki konuya (Filmekimi 1.Gün) yazabilirsiniz.

Revolucion ( Devrim ) , Room in Rome ( Ateşli Oda ) ve Kaboom ( Gümmm ) filmleri için ise Filmekimi 2.Gün başlığı altına yorumlarınızı yazabilirsiniz.

My Son, My Son, What Have Ye Done? ( Benim Güzel Oğlum, Ne Yaptın Sen? )


Yönetmen: Werner Herzog
Oyuncular: Michael Shannon, Willem Dafoe, Chloë Sevigny, Udo Kier
ABD-Almanya, 200935 mm / Renkli / 93'İngilizce; Türkçe altyazılı



Filmin etiketine bakıldığında en ilgi çekici yanı David Lynch in yapımcılığını, Werner Herzog’un ise yönetmenliğini yapması oluyor. Tek başlarına bile harikalar yaratabilecek bu usta ismi tek çatı altında toplayan bir film ister istemez ilgi uyandırır ve beklentiyi de yükseltir.

Benim şahsi ilgim ise etiketteki 2 usta ismin arkasına sığınmış oyuncularda. 2008 yapımı “Revolutionary Road” filmindeki oyunuyla “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Oscar ödülüne aday gösterilen fakat şansızlığından olsa gerek The Dark Knight’ın Joker’ine takılan Michael Shannon ve Master of Horrors serisinin Cigarette Burns (Sigara Yanıkları) filminde oynayan Udo Kier gözüme çarpan ve beni heyecanlandıran 2 isim oldu.

Size tavsiyem tüm bu isimlere bakarak –belki de haklı olarak- beklentiyi yüksek tutmadan izlemeniz. Her ne kadar “kan ve testerenin gözükmediği fakat korkutan bir polisiye” adı altında geçse de daha çok psikolojik bir film sizi bekliyor olacak. Film, Altın Aslan için Venedik’te yarışmış fakat bu ödülü Somewhere ( Başka Bir Yerde)’e kaptırmıştı.

CineBonus GM2 9 Ct. 16.00 / Atlas 10 Pz. 13.30 / CineBonus GM2 11 Pt. 21.30 / Beyoğlu 12 Sa. 13.30 / CineBonus GM2 13 Ça. 11.00

---------------------------------------------------------------

Alting Bliver Godt Igen ( Her Şey Güzel Olacak )


Yönetmen: Christoffer Boe
Oyuncular: Jens Albinus, Igor Rado, Marijana Jankovic
Danimarka-İsveç-Fransa, 201035 mm / Renkli / 90'Danca; Türkçe altyazılı



Filmde, senaryo yazım aşamasında olan bir senarist-yönetmen konu ediliyor. Konudan öte benim ilgimi çeken ise; filmdeki karakterin, Christoffer Boe’nin kişiliğinden esinlenmiş ve onun durumundan duygular barındırdığının söylenmesi. Yönetmeni biraz daha fazla tanımak için iyi bir fırsat olsa gerek bu yüzden.

Danimarka sinemasını severim, Christoffer Boe’ e olan sevgimden ötürü. İzleyin, siz de sevin derim kısaca.
Christoffer Boe - Reconstruction

CineBonus GM2 8 Cu. 11.00 / Beyoğlu 9 Ct. 13.30 / CineBonus GM2 10 Pz. 16.00 / Beyoğlu 11 Pt. 13.30 / Atlas 14 Pe. 13.30


Filmekimi'nin 1.günü izlenimlerinizi ve L’Illusionniste (Sihirbaz), Somewhere (Başka Bir Yerde), The Girl Who Played With Fire ( Ateşle Oynayan Kız ) filmleri hakkındaki yorumlarınızı önceki konuya (Filmekimi 1.Gün) yazabilirsiniz.



Revolucion ( Devrim )


Yönetmenler: Gael Garcia Bernal, Mariana Chenillo, Fernando Eimbcke, Amat Escalante, Diego Luna, Gerardo Naranjo, Rodrigo Garcia, Rodrigo Plá, Carlos Reygadas, Patricia Riggen
Meksika, 2010DigiBeta / Renkli ve Siyah-Beyaz / 105'İspanyolca; İngilizce ve Türkçe altyazılı


Meksika devriminin 100. yılında 10 farklı yönetmen tarafından 10ar dakikalık, senaryo anlamında birbirinden bağımsız tutulsa da devrim sonrası değişimin konu edildiği, Meksika’daki genç nüfus için 100 yıl önceki devrimin ne anlama geldiğini görmeyi amaçlayan 10 farklı kısa filmin birleşimi.

Ana konu etrafında dönen ,yahut işlenen, birkaç kısa filmden oluşan uzun metrajlı filmler son yıllarda revaçta. Kimi için aynı temanın farklı gözlerle izlenebildiği bir şölen, kimi için ise bir kısa film yarışması tadında geçen bu tarz filmlerde yapımcının asıl amacı izleyicinin yönetmenden ve oyuncudan öte konuya odaklanmasını istemesi ve farklı bakış açılarını izleyiciye sunmak istemesidir.

Son yıllarda yükselişe geçen Meksika sinemasının genç yaşta ustalaşmış yönetmenlerinin bir arada bulunduğu Devrim, Meksika sinemasını yakından tanıma olanağı sunduğu gibi, devrimin getiri-götürüleri hakkında da fikir edinmemize yardımcı oluyor.

CineBonus GM5 8 Cu. 13.30 / CineBonus GM5 9 Ct. 11.00 / CineBonus GM5 9 Ct. 16.00 / CineBonus GM5 11 Pt. 16.00 / CineBonus GM5 11 Pt. 21.30

--------------------------------------------------------------

Room in Rome ( Ateşli Oda )
Filmekimi’nin en erotik filmi. Ve belki, de aynı zamanda en romantik filmi.


Yönetmen: Julio MedemOyuncular: Elena Anaya, Natasha Yarovenko, Enrico Lo Verso İspanya, 2009DCP / Renkli / 109'İngilizce; Türkçe altyazılı

Rus oyuncu Natasha Yarovenko ile İspanyol Elena Anaya’nın oynadıkları filmde Roma’da tanışan iki kadının otel odasındaki bir gecelik aşkını anlatıyor. Ruhlarına kadar işleyen fiziksel yakınlaşmaların yanında, birbirlerini birer sırdaş olarak görüp onları rehabilitize edecek ortamı kuruyorlar. Güzel, samimi ve erotik bir birlikteliğin ardından yine mutlu ayrılabilmek de önemlidir. Filmde bunu ne denli başarabildiklerini de görebilir, ayrılırken de mutlu ayrılanabiliyormuş diyebiliriz. Kim bilir.

Benzeri erotizmi Lucy and Sex filminde de gösteren Jolio Medem’in Ateşli Oda filmi festivalde kaçıranlar için sonradan da olsa, isteyen erotizmi için isteyen romantizmi için izlesin, ama mutlaka izlenmeli diye düşünüyorum.

CineBonus GM5 8 Cu. 19.00 / Atlas 9 Ct. 16.00 / CineBonus GM5 10 Pz. 21.30 / CineBonus GM5 13 Ça. 11.00 / Beyoğlu 14 Pe. 13.30


---------------------------------------------------------------

Kaboom ( Gümmm)

Yönetmen: Gregg Araki
Oyuncular: Thomas Dekker, Chris Zylka, Roxane Mesquida, Haley Bennett
ABD-Fransa, 2010DCP / Renkli / 86'İngilizce; Türkçe altyazılı



Geçen sene de bir eşcinsel filmi "Humpday" i programa ekleyen Filmekimi bu sefer de boş geçmemiş ve bu yılki Cannes’da “Eşcinsel Palmiye” ödülü kazanan Kaboom’u etkinliğe eklemiş. Festivalin genç ve seksi kızlarıyla en teenage filmi olarak düşünsem de sinemada eşcinsellik arayanlar için önerilebilir diye düşünüyorum.

CineBonus GM5 9 Ct. 19.00 / CineBonus GM5 9 Ct. 21.30 / CineBonus GM5 10 Pz. 11.00 / CineBonus GM5 12 Sa. 13.30 / CineBonus GM5 13 Ça. 16.00

Yarın start verecek olan Filmekimi, daha başlamadan erken tükenen biletleriyle şikayet konusu oldu. İstanbul Film Festivaline kıyasla daha az filme, gösterime ve sinemaya sahip olan Filmekimi, biletleri satıştan önce sponsorlara mı dağıttı bilinmez ama saatlerce beklenilen uzun kuyruklar sonucunda dahi sahip olunamayan biletler, izleyicilerin –daha doğrusu izleyemecilerin- canını sıktı gibi. İzleyici bilet arayadursun, sponsorlar ufak twitter oyunlarıyla bilet dağıtmaya devam etsin. Her neyse, ben asıl yakınmamı yaptıktan sonra ek olarak da sizlere Filmekimi’nin ilk günü gösterilecek olan filmlerden birkaç seçki sunayım istedim. Artık biletiniz olduğu için kendinizi şanslı mı hissedersiniz, yoksa seans öncesi sinema önünde bilet mi kovalarsınız bilmiyorum ama “festivaller haricinde de filmler izlenebilir, izlenmeli” düsturuna uygun olarak filmlerden söz edeyim istedim.
İzleyenler de yorumlarını esirgemesin.



L’Illusionniste ( Sihirbaz )


Yönetmen: Sylvain Chomet
İngiltere-Fransa, 201035 mm / Renkli / 90'İngilizce-Fransızca; Türkçe altyazılı

Fransız Yönetmen Sylvain Chomet, Belleville’de Randevu filminden 7 yıl sonra Sihirbaz filmi ile tekrar perdede ismini gösteriyor. Her çalışmasından sonra bir sonrakini merakla beklememize değiyor açıkcası. Senaryonun asıl sahibi ünlü ve de merhum yönetmen Jacques Tati’ye ait. Ondan kalan senaryoyu kendine has çizgilerle katkıda bulunuyor sadece Chomet. Tati’ye olan hayranlığından dolayı bu kalan senaryoyu başka bir yönetmenin çekmesi biraz eksik kılabilirdi sanki. Belleville’de Randevu filminde Tati’ye saygılı bir duruş sergilerken bu seferki filminde de ona armağan sunmayı eksik etmemiş. Eski filmine nazaran filmin Tati’ye uygunluk sağlaması için sahneler daha uzun tutulmuş ve durağanlaştırılmış. Filmdeki sihirbaz karakterin çizgi görünümünü senaryonun sahibi Tati’ye benzeterek hem onun da filme dahil olmasını istemiş, hem de senaryoda Tati’ye ait biyografik özelliklerin bulunduğunun dikkatlerden kaçmamasını istemiş.

Sihirbaz filminde ilgisizliğe sanatını devam ettirmeye çalışan bir sihirbaz anlatılıyor. Artık eskisi kadar büyük kitleleri etkisi altına alamasa da çevresindeki insanların yüzlerine ufak bir tebessüm kondurabilmeyi yeterli görüyor. Yeni tanıştığı kızın gönlünü edebilmek için de bundan fazlasına gerek duymayacaktır da zaten.

İzlenimi rahat, komik ve güzel bir çizgi film. Kaçırmayın derim. Festivalde kaçıranlar için ise başka bir haberim var; Sihirbaz 29 Ekim’de sinemalarda.

Beyoğlu 8 Cu. 11.00 / Beyoğlu 8 Cu. 16.00 / CineBonus GM2 9 Ct. 13.30 / CineBonusGM2 9 Ct. 19.00 / Atlas 10 Pz. 21.30

------------------------------------------------------------------------------


Somewhere (Başka Bir Yerde)


Yönetmen: Sofia Coppola
ABD, 201035 mm / Renkli / 98'İngilizce-İtalyanca; Türkçe altyazılı


Bu filmin yönetmeni, İtalyan asıllı Amerikalı usta yönetmen Ford Coppola’nın kızı Sofia Coppola. Ailedeki bu yetenek babadan çocuğa miras bırakılıyor sanırım.
Sofia Coppola, sinemaya oyunculukla giriş yapan yönetmenlerden. İzlerken fark etmeye ya da bilmeye gerek duymadıysak da –ki buna gerçekten gerek yok- ilk oyunculuğu babası Ford Coppola’nın en önemli eseri The Godfather filminde olmuştur.Öncesinde Lick the Stars ve The Virgin Suicides gibi filmlerin yönetmenliğini yapsa da kendisini asıl tanıtan Lost in Translation filmi oldu.

Sofia Coppola’nın senaryosunu yazıp yönettiği Somewhere filminin ana kahramanı olan Hollywood yıldı Johnie Marco, sahip olduğu eğlenceli, bol kızlı, aşırı hızlı hayatına küçük kızının kendisini ziyaret etmesiyle bira yavaşlar. Artık babalık oynamanın zamanı gelmiştir.
Bu yılki Venedik Film Festivalinde Altın Aslan ödülünü kazanan Somewhere, günün ve festivalin iyilerinden.

Atlas 8 Cu. 19.00 GALA / Atlas 8 Cu. 21.30 GALA / Atlas 9 Ct. 21.30 GALA


-------------------------------------------------------------


The Girl Who Played With Fire ( Ateşle Oynayan Kız )


Yönetmen: Daniel Alfredson
İsveç-Danimarka-Almanya, 200935 mm / Renkli / 129'İsveççe-İtalyanca-Fransızca; İngilizce ve Türkçe altyazılı


Stieg Larsson’un Milenyum üçlemesinin ikincisi. İlki 2009 yapımı olan ve hala vizyonda gösterilmeye devam eden “The Girl With the Dragon Tattoo” ( Ejderha Dövmeli Kız) filmiydi. Dövmeli kızımız Lisabeth Salender’i yine Noomi Rapace canlandırırken, kadrosal anlamda ilk filme göre olan önemli değişiklik yönetmen koltuğunda olmuş. Bu seferki yönetmen Daniel Alfredson . Yönetmen değişikğinin anlatım biçimine katkı sağladığı söylense de bu filmin ilkinden farklı bir etki bırakacağını düşünmüyorum. İlkini izleyenler için söyleyeyim; onu sevenler bunu da sevdi. Sevmeyenler uzak olsun.


CineBonus 8 Cu. 21.30 / Beyoğlu 9 Ct. 16.00 / Atlas 11 Pt. 16.00 / CineBonus 13 Ça. 21.30 / Beyoğlu 14 Pe. 16.00

Yazıma çocukluk çağı geleneksel sorusuyla başlıyorum: Büyüyünce ne olacaksın?

Bu soruya verilen cevaplar genelde dönemin popüler meslekleri olur. Misal şu an bu soruya bir çok çocuk 'basketbolcu' cevabı verir. Ali Ağaoğlu olmak istiyorum diyenler de çıkacaktır. Doktor öğretmen pilot klasik gereksiz-şuursuz cevaplardır. Şuna eminimki 1 milyon çocuktan 1i belki yönetmen olmak istiyorum diyecektir.

Manasız gözüken bir girişten sonra konuyu Xavier Dolan isimli şahısa bağlamak istiyorum(ve bağladım.) İş bu şahıs bu hafta vizyona giren 'Annemi Öldürdüm' filminin;
-Yönetmeni,
-Başrol oyuncusu,
-Senaristi.

Bir insanın bu noktaya gelebilmesi için ortalama bir yaşta olması gerekir normal şartlarda. En az 30-40 arasında olması şart. Ancak gelin görün ve duyup da inanmayın ama bu şahıs daha 21 yaşında. 1989 yılında dünyaya teşrif etmiş. Muhtemel odur ki çocukken şu başlıkta ki soruya yönetmen cevabını vermiştir. Üstüne senaryo yazıp başrolde olması da cilası olmuştur.

Ulan ben daha okulumu bitirememişim. Yıllardır tek kişi de değil grup olarak bir kısa film çekememişiz. Henüz bir baltaya sap olmak şöyle dursun sapın madeni odun olamamışız. Sen gitmişsin bir filmin en önemli 3 görevini üstlenmişsin. İnsan değilsin. Adamın dibisin.

Bu yorumları filmini izlemeden yapıyor olsam da Cannes film festivalinde ilk filmiyle(yaşının 21 olduğunu unutmayalım) aldığı 3 ödül kendisi hakkında olumlu fikirler yürütmeye imkan ve şerait sağlıyor. Üstelik kendisi bir tabuyu da yıkmıştır. Bir şey olmak için illa da büyümenin gerekmediğini göstermiştir. Kendisi büyümeden bir şeyler olmuştur. Helalinden bi helal olsunu haketti.

Sevdim bu Xavier'i. İsimden kazanıyor zaten. Xavier Bardem ismi ne kadar seksi geliyorsa kulağa Xavier Dolan'da o kadar seksi...

Xavier'i sevdim sevmesine de şu Justin Bieber'i bi gıdım sevemedim. Seni orataya çıkarana, ortaya çıktığın güne, senle düet yapana lanet ediyorum. Ulan 13 14 yaşında bi çocuksun. Sikici ergen sesin vardır şarkı falan okursun anlarım. Ulan kitap yazmak nedir. Bi de hayatını anlattığın bir kitap yazmak nedir! Kimi kandırıyosun olum sen. Ne yaşadın da ne yazıyorsun lan! Tipinden belli zengin çocuğusun. Dram da yoktur kesin hayatında. Şuna eminim ki o kitabı bu çocuk yazmadı. Bunların bir yazar kadrosu var onlar yazıyor her şeyi. Amerika işte. Bu yazarların arkasında da İsrail var. Soysuz herifler. Bizi Justin'le kandırmaya çalışıyorlar. Dostum sen daha yenisin. Biz de Küçük İbolar- Küçük Onurlar vardır. Onların da senin gibi kitabı olmasa da dizileri oldu. Ama bi sikim olamadılar. Sen de o-la-ma-ya-cak-sın. Fuck you deve...(Eminem sıtayla) Bu yazıyı yazarak seni ne kadar önemsediğimi düşün. Yolun başındayken çek git bebeğim buralardan. Yazık etme kendine. Zaten Kanada'lıymışsın. Robin teyzenin hayatını örnek al(HIMY'den Robin). Aslında kız olsaydın sorunum olmazdı senle. Uyuzluğumun sebebi erkek olman. İstersen bi ameliyatla kız olabilir, ki kızımsı bi tavrın var, yoluna bakabilirsin. Böylece aramızdaki mesele hallolur. Are we clear?

Gıcıklığımın asıl sebebini buldum. Mesele çocuğa büyük muamelesi yaptırmek yeğen. Çocuk lan bu. Parka gitsin, kaydıraktan kaysın, bisikletten düşsün... Ama böyle ağır abi kıyafetleri ile sevgilisnden büyük darbe yemiş ayaklarıyla gelmesin karşıma. Anladın di mi meseleyi yeğen.

Gündem Dışı:
Yeğen demişken Ramiz Dayı bıçaklandı bu hafta. Geçen 'thanks god' la bi kafede takılıyoduk. Söylediğine göre Ramiz ölecekler arasında yokmuş. Rahat olun. Ezelden söz etmişken Ufuk Bayraktar'ı es geçmeyelim. Adam döktürüyo resmen. Bundan önce bir dizide başroldeydi Showtv de. Ama tutmamıştı. Üzülmüştüm. Bu sefer sağlam yerden sağlam rolle oyuna dahil oldu. Reklamını çok iyi şekilde yapıyor. Ezel'den sonra yeni bir diziyle karşımıza çıkacaktır. Muhtemeldir ki bu tarz bir role bürünecektir yine. Bekliyoruz...

The Office hayranları... Yeni sezon başladı. Aldığım bilgilere göre Steve Carrol dizide daha fazla durmaktan imtina ediyormuş. Son sezonu veya son 2 sezonu izliyor olabiliriz. Ona göre daha bi oturaklı izleyin. Adam olun lan.

Son olarak bu yazıyı bi mahalle bakkalından yazdığımı belirtmek isterim: Ok-Ay Gıda Paz. Oto İnş. San. Tic. Ltd. Şti. Tam karşımızda Pınar Hipermarket var. Mahelleli olarak bu caddede 'Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı' konseptini oluşturduk. Çok eğleniyoruz...!

İstanbul Modern tarafından düzenlenen Transit Hayatlar: Almanya’dan Yepyeni Filmler etkinliği için düzenlemiş olduğumuz ödüllü yarışmamız sona ermiş bulunuyor.Yarışmamız biraz aceleye geldiği için katılımı tek gün ile sınırlı tuttuk ve sorduğumuz kareler diğer yarışmalarımıza oranla kolay oldu.Katılan arkadaşlara teşekkür ediyor ve kazananları bildirmeden önce doğru cevapları verelim.

1-Gegen die Wand/Duvara Karşı

2-Das Leben der Anderen/Başkalarının Hayatı

3-The Usual Suspects/Olağan Şüpheliler

Soruları doğru cevaplayan 11 arkadaşımız arasından Random.org üzerinde yaptığımız çekilişle biletleri İzlandik ve Pruebelle kazandı.En yakın sürsede mail adresimiz üzerinden bizimle irtibata geçerlerse seviniriz.

Herkese merhaba! Bu seferki ödülümüz İstanbul Modern tarafından gerçekleştirilen Transit Hayatlar: Almanya’dan Yepyeni Filmler etkinliğinden. Etkinlik için iki adet çift kişilik bilet ödülümüz var. Yani doğru bilenler arasından yapacağımız çekilişte iki kişiye çift kişilik bilet vereceğiz. Yalnız şöyle bi durum var: Biletler sadece 29 Eylül Çarşamba günü için geçerli. Bu yüzden doğru cevabı verdiğine inananlar yarın akşam muhakkak bloga bir göz atsın.

Yarışma kuralları:
-
Ödüle hak kazanmak için sorulan 3 sorunun da doğru bilinmesi gerekmektedir.
- Ödül; soruyu ilk bilen kişiye değil, hak kazanan
lar arasında yapılacak çekilişte çıkan 2 kişiye verilecektir. (çekiliş random.org üzerinden gerçekleştirilecektir)
-
Sonuçlar açıklanana kadar yorumların gösterimi kap
alı olup süre bittiği zaman yayınlanacaktır. O andan itibaren gelen cevaplar geçersizdir.
- Süre 1 gündür. Salı (yani yarın) akşamı saat 20:00'ye kadar s
oruları cevaplama hakkınız var.
- Blogger kullanıcıları profilinde kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi bulundurursa iyi olacaktır. Aksi halde iletişime geçmekte zorluk yaşanmakta.
- Blogger hesabı olmayan adsızların da cevapla birlikte kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi yazmaları kendileri adına güzellik, bizim adımıza kolaylık sağlayacaktır.
Bol Şans.


Sorumuz aynı: Bu kareler hangi filmlerden?



1-?



2-?


3-?



Herkese iyi şanslar!!

İstanbullu bir sinemasever için yazın geride kaldığı günler Film Ekimi programının açıklanmasıyla paralel doğrultudadır.Sonbaharın rüzgarını günden güne daha çok hissettirdiği günlerde Sonbahahar Film Haftası İstanbullu sinemaseverler için bulunmaz bir nimettir.

Her yıl olduğu gibi Cannes,Venedik,Sundance ve Toronto film festivallerinde gösterimleri yapılmış ve ödüller kazanmış olan filmlerin sunumunun yapılacağı Sonbahar Film haftasının bu seneki tarihleri 8-14 Ekim 2010.Atlas ve Beyoğlu sinemaları dışında Maçka G-Mall'da da gösterimlerin yapılacağı festivalin gala filmlerine kısaca bakacak olursak;

Somewhere-Başka Bir Yerde/Sofia Coppola

Sofia Coppola babasından yadigar yönetmenlik yeteneğinin olduğunu Lost In Translation filminde bizlere göstermişti.Uzun metrajlı 3.filmi olan Somewhere ile de Venedik'te Altın Ayıyı kazanan Sofia,Somewhere filminde çocukluk anılarından esinlenmiş.Hollywood eşrafından bir yıldızın alkol,uyuşturucu ve kızlarla çevrili bir hayatını ve 11 yaşındaki kızın bu hayata birşekilde dahil olması ve Hollywood yıldızının hayatını değiştirmesini konu alıyor.

New York I Love You/11 Farklı Yönetmen

Paris Jet'aime filminden aşina olduğumuz fikrin New York uygulaması olan yapımda 11 ayrı yönetmenin uyumayan şehir New York'ta çeşitli hikayeleri ele alışına tanıklık ediyoruz.Aşkların her türlüsünün yaşandığı şehirde birden çok yönetmenin kullanılması da onların gözünde Ne York'un ne demek olduğunu bizlere hissettiriyor.Yönetmen kadrosunda bizden diyebileceğimiz Fatih Akın ve oyuncu kadrosunda da Uğur Yücel bulunmaktadır.



Lung Boonmee Raluek Chat-Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor/Apitchanpong Weerasethakul


Bu yıl Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazanan bu Tayland yapımında böbrek yetmezliği yüzünden her geçen gün ölüme biraz daha yaklaşan Boonmee'nin bir gece yemek masasında vefat etmiş olan karısını ve oğlunu görmesiyle sohbete koyulması ve zaman içinde diğer akrabalarını da görmesini konu alır.Metafizik ve ilkel inançlarla bezeli filmin esas değindiği mevzu ise 'şefkat'.

Route Irish-Tehlikeli Yol/Ken Loach

Geçtiğimiz yıl "Looking For Eric" yapımıyla festivale katılan Ken Loach genel olarak işçi sınıfından manzaralar sunduğu yapımlarla adını duyurmuştur. Bu sefer ise dümeni farklı bir istikamete doğru çevirmiş.Route Irish'te Liverpoollu iki arkadaşın 2004teki terhislerinden sonra yüksek maaşı gözardı edemeyip Irak'ta güvenlik görevlisi olarak çalışmalarıyla başlayan süreç sonunda iki arkadaştan Frankie yeşil bölge olarak adlandırılan yolda öldürülür.Tesadüften öte bir cinayet olduğunu düşünen Fergus ise araştırmalara başlar.Ken Loach eleştirdiği konulara öfkesini saçmaya Route Irish devam eder.

The Town-Hırsızlar Şehri/Ben Affleck

Kameranın karşısında defalarca izlediğimiz Ben Affleck yönetmenlik deneyiminin 2.filminde başrolü de kendisine vermiş.Banka soygunu yapan bir çetenin başı olan Doug MacRay son soygunlarından sonra bankanın müdüresiyle aynı mahallede yaşadığını öğrenir ve Claire'a aşık olur.Bunun neticesinde hem Claire'a hem de kardeşi kadar yakın gördüğü Jem'e ihanet etmek istemeyen Doug'un bir seçim yapması gerekiyor.


Galalarda gösterimi yapılacak olan bu 5 yapım dışında Film Ekimi'nin programında birbirinden değerli birçok yönetmenin filmi bulunuyor.Toplamda 31 filmin gösterminin yapılacağı festivalde gösterimi yapılacak olan diğer filmler ise aşağıda yer alıyor.Filmlerin üzerina tıklayarak Imdb sayfalarından yapımlarla ilgili daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Flicke Som Lekte Med Elden-Ateşle Oynayan Kız/Daniel Alfredson

Tournée-Turne/Mathiu Amalric (2010 Cannes En iyi Yönetmen Ödülü)

Kaboom-Gümm/Gregg Araki (2010 Cannes Eşcinsel Palmiye Ödülü)

Carlos/Olivier Assayas

Des Hommes Et Des Dieux-İnsanlar ve Tanrılar/Xavier Beauvois(2010 Cannes Büyük Ödül)

Revolución-Devrim

The Tree-Ağaç/Julie Bertucelli

Alting Bliver Godt Igen-Her şey Güzel Olacak/Christoffer Boe

L'illusionniste-Sihirbaz/Sylvain Chomet

Mammoth-Mamut/Benoít Delépine & Gustave Kervern

Cyrus-Anneme Dokunma/ Jay Duplass & Mark Duplass

Film Socialisme-Sosyalizm/Jean Luc Godard

Der Räuber-Hırsız/Benjamin Heisenberg

My Son My Son What Have Ye Done-Benim Güzel Oğlum Ne Yaptın?/Werner Herzog

Certified Copy-Aslı Gibidir/Abbas Kiarostami

Akmareul Boattda-Şeytanı Gördüm/Kim Ji-Woon

Inhale-Nefes Nefese/Balthasar Kormákur

Room In Rome-Ateşli Oda/Julia Medem

Szelid Teremtes-A Frankestein Terv-Duyarlı Evlat-Frankestein Projesi/Kornél Mundruczó

Chatroom-Hideo Nakata

HappyThankYouMorePlease-Mutluyum Devam Et/Josh Radnor

L'âge De Raison-Aşka Fırsat Ver/Yann Samuel

Get Low-Mezara Kadar/Aaron Schneider

Jack Goes Boating-Jack'in Kayık Gezintisi/Philip Seymour Hoffman

Cirkus Colombia-Güzel Bir Hayat Düşlerken/Danis Tanovic

La Princesse De Montpensier-Montpensier Prensesi/Bertrand Tavernier


Program ve yapımlarla ilgili daha detaylı bilgiye organizasyonun resmi sitesi olan Film Ekimi'nden ulaşabilirsiniz.Ayrıca festival dahilindeki yapımlarla ilgili yazılarınızı festival süresince bekliyoruz.


BİLET FİYATLARI
Hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seansları (tek fiyat): 4,00 TL. Hafta içi 19.00 seansı ve hafta sonu tüm seanslar: 12,00 TL tam, 8 TL indirimli (öğrenci ve 65 yaşını geçmiş sinemaseverler) Galalar (tek fiyat): 15 TL.

Blog içinde düzenlemiş olduğumuz son yarışmayı da tamamlamış bulunuyoruz.Gene arşivimizde ismi geçmiş olan 2 Avrupa,1 Hollywood yapımını sorduğumuz yarışmada doğru cevabı veren dokuz arkadaşımız var.Onlar dışında sadece birer kare hatırlayabilen iki arkadaşımız var.Onları da ayrıca tebrik ediyoruz. :)Öncelikle gene doğru cevapları verelim.

1-Match Point

2-Soul Kitchen

3-Entre Les Murs

Doğru cevabı veren arkadaşlar arasında Random.org üzerinden yaptığımız çekilişte ise bilet ödülünü kazanan kişi gürültü nickli arkadaşımız oldu.Kendisini tebrik ediyor,blogun mail adresinden bize ulaşmasını bekliyoruz.


Transit Hayatlar: Almanya’dan Yepyeni Filmler
23-30 Eylül


Film gösterileri müze ziyaretçilerine ücretsiz. Sadece müze giriş ücretiyle filmleri izleyebileceksiniz anlamına gelir bu. Perşembe günleri müze girişleri de ücretsiz. Müze ve filmler bedava demektir bu da.

Etkinlik yorumlarınızı Konuk Yazar olarak paylaşabilirsiniz.


İstanbul Modern Sinema, Goethe-Institut İstanbul işbirliğiyle, ilk gösterimi son bir yıl içerisinde gerçekleşmiş Alman filmlerinden bir seçki sunuyor. İzleyici ve eleştirmenlerin karşısına ilk kez Berlin, Cannes, Venedik, Toronto, Sundance gibi festivallerde çıkan filmlerden oluşan programın açılışını Almanya’nın ünlü genç aktörü Daniel Brühl’ün başrolde oynadığı, gerçekle... kurmacanın iç içe geçtiği keyifli bir romantik komedi olan Lila Lila filmi yapıyor.

Seçkide yer alan diğer filmler arasında geçtiğimiz yıl Bulutların Üstünde (Wolke 9) ile başarı kazanan Andreas Dresen’in gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı senaryosuyla keyifli bir ‘film içinde film’ örneği olan melankolik komedi filmi Votka ile Viski, Max Ophuls Film Festivali’nden ödüllerle dönen, şiddeti ve mizahı yerinde bir psikolojik dram,Yerçekimi (Schwerkraft) ve bu yıl Berlin Film Festivali’nin en çok konuşulan filmlerinden biri olan Thomas Arslan’ın gerilim yüklü cinayet filmi Gölgede (Im Schatten) ve Paris Orly Havalimanı’nın bekleme salonunda iki saat içinde gelişen aktarmalı hayatlar ve ilişkiler üzerine yenilikçi bir deneme olan Orly ve Koş Lola Koş, Parfüm gibi filmlerle tanıdığımız yönetmen, Tom Tykwer’ın yeni filmi Soul Boy yer alıyor.
(İstanbul Modern, Kendi tanıtımından)

Film Seansları

Filmin kamera kaydı bize okuma yazma bilmeyen küçük Baktay'ın arkadaşı Abbas tarafından okuma yazma bilmediği için aşağılanması ve Baktay'ın bundan utanç duymasıyla başlar.Abbas küçük bir çocuktur ve arkadaşının okuma-yazma bilmiyor olmasının dalga geçilebilecek bir konu olmadığını henüz öğrenememiştir.Özellikle de Afganistan'da yaşıyorsanız,söz konusu bile olmamalıdır.

Filmin esas konusu utançtır.Utanç çerçevesinde gelişir herşey ve böylelikle ilk utancı Baktay yaşar.Abbas'ın okuduğu hikayeden sonra okumayı ve yazmayı öğrenmek Baktay için okumayı öğrenmek, bilmediği dünyalardan hikayeleri öğrenebilmek demektir.Annesi evden uzakta çalışmaktadır ve bakmakla hükümlü olduğu küçük bir kardeşi vardır.Defter lazımdır,kalem lazımdır ve bunları elde etmek için en önemlisi para lazımdır ve bunları sağladıktan sonra mühim olan önyargıları aşabilmektir.

Bazı hikayeleri sinemaya aktarırken basit anlatmak gerekir ve Yönetmen Hana Makhmalbaf Afganistan'da günlük hayatta var olan önyargılar eşliğinde okul hayatına atılmaya çalışan Baktay'ın ilk okul gününü yalın bir anlatım kullanarak bizlere sunar.Afganistan son 30 yılda 'iki süper gücün' işgaline uğramış ve Taliban rejiminin katı kurallarına göre yönetilen bir ülke.Afganistan ile ilgili hepimizin bildiği kabul gören en doğru bilgi budur sanırım.Bilmediğimiz ise bu rejimin ve süper güçlerin baskıları ülkeyi ve insanlarını ne hale getirdiğidir.Okula başlamak Baktay için Taliban rejimiyle tanışmak anlamına gelir ve önyargıların toplumun her kesimine nasıl işlediğine Baktayla birlikte seyirci oluruz.


Filmin isminin Buddha Collapsed Out of Shame olmasının nedeni Taliban rejiminin 2001 yılında ülkedeki Buda heykellerini yıkması ve filmin yıkılan heykellerin olduğu köyde geçiyor olmasıdır.Bu heykellerin yıkılması Afganistan adına bir utançtır.İdelojinin çocuklarda yarattığı tesir oyunların Taliban-Amerikan savaşı ekseninde şekillenmesi ve kız çocuklarına verilen değerle ölçülebilir.İçlerindeki nefretle ülke geleceğinin hangi doğrultuda şekilleneceğini tahmin etmek pekte zor değil.Uygulamaları oyun olarak çocukluğa yerleştirmek büyüyünce mücahit olmalarının en temel eğitimidir.Burada suçlanması gereken tek olgu Taliban rejimi değildir elbette.Sovyet işgali ve sonrasında Amerikan destekli Talibana emanet edilen bir ülke ve bu rejime uymak zorunda bırakılan halk ve son olarak Amerikan işgali.İşgaller arası kökten dinci bir zihniyete bırakılmak halkın bakış açısını da etkiler ve kurtuluşun burada olduğu düşüncesi halk içinde de yaygınlaşabilir.Bu nedenle son 30 yıldır Afganistan'ın kaderine itilen bir ülke olması tüm dünyanın suçudu,utancıdır.

İmgelemeler filmde çok önemli yer tutuyor ve Buda heykelinin önünde başına kese kağıdı geçirilmiş Baktay ve çocukların Talibancılık oyunu filmin konu anlatımının en yoğun olduğu sahnelerdir.Gökyüzünde her cisim Amerikayı temsil eder.Kağıttan yapılmış uçaklar veya uçurtma.Çocukların gözünde yere düşen herşey Amerikaya vurulan birer darbedir.Bazı şeyleri basit anlatmakta fayda var demiştik ve bu sahnede yönetmen bunu fazlasıyla basitleştiriyor.Taliban için Amerikanın ne demek olduğu,kız çocuklarının okumasına bakış açısı ve kadının toplumdaki yeri.Baktay'ın ilk okul gününde eğitimin sağlandığı mekanlardan bağımsız olan şeyler bunlar.Çünkü eğitim sistemi ve eğitim alanları işin içine dahil olduğunda eğitim sadece kadınlar için değil erkek çocukları için de gereksiz bir hâl almaktadır.


Filmin yönetmeni Hana Makhmalbaf İranlı bir yönetmen.Makhmalbaf ailesini İran sinemasını yakından takip edenler bilir.Muhsin Makhmalbaf'ın kızı olan Hana 19 yaşında iken bu filmi çekmiştir.Filmde hem Taliban rejimine,hem de Amerika'ya eleştiriler getirerek yaşanılan olaylara dıştan bir göz olarak bakmayı seçmiştir.Çocuklar Talibancılık oynarken ellerine birer ağaç dalı tutuşturduğu gibi,aynı çocuklar Amerikancılık oynamaya başladığında ağaç dalından daha detaylandırılmış silahlar tutuşturmuştur.Bu da Afganistan'daki Amerikan ordularına bir bakış açısıdır.

Yapımda Baktay'ın ve Afganistan'ın utançları dışında en önemli utanç son sahneye saklanmıştır.Kamera kaydını bitirirken beynimize dank eden tek düşünce;özgür olmak için başka yolların olması gerektiğidir.

Imdb ile açılan, daha doğrusu popülerleşen sitema sitelerine her gün yenileri eklenirken beğeneceğinizi düşündüğümüz bir kaç öneriyi alıp, ealtürk ile bir liste hazırladık.




Criticker:Criticker'a esasında fazla uzatmadan sinemanın lastfm versiyonu dersek yeterli olur sanırım.Çalışma mantığı bir bakıma lastfm ile örtüşüyor.Sinema tabanlı film sitelerinin en önemli sorunu databaselerinde yeterli sayıda film olmamasıdır.Criticker üyelerin eklenmemiş olan filmleri ekleyebilmesine olanak sağlaması ve her filmin hemen hemen trailer'ı olması sonucunda oldukça gelişmiş bir site.Criticker'ı film database'i tutan sinema sitelerinden ayıran en önemli etken ise kullanıcıların filmleri oylamasına müsade etmesi ve böylece kendi log'unuzu tutuyor olmanız.Özellikle son dönemde birçok site bu ve benzeri hizmetleri sunuyor lakin basit arayüzü ve kullanışlı olması nedeniyle Criticker onlardan bir adım önde.İzlediğiniz filmlere anında ulaşabiliyor ve izlemek istediğiniz filmleri de bir bakıma elinizin altında tutuyorsunuz.Kumpel mantığıyla sitenin diğer kullanıcılarını arkadaş olarak ekleyebiliyor ve site içierisindeki üyelerden sizin film zevkinize en uygun kişileri görebiliyorsunuz(TCI).Böylece diğer kullanıcıların listelerinden film tavsiyesi de alıyorsunuz.Belirli düzeyde film oyladıktan sonra size tutarlı film önerileri yapan veya izlemediğiniz filmleri eğer izlemiş olsaydınız muhtemelen kaç puan vericeğinizi de hesaplıyan sistemleri oldukça yararlı(PSI).Film ve arkadaş tavsiyelerini son derece tutarlı yapıyor olması ve sizin puanlarınızı baz aldığı için yanılma payının az olması siteyi popüler hale getirmiş durumda.Zira son dönemlerde merak ettiğim bir filmin Imdb linkine bakmadan önce Criticker linkine bakmakta yarar görüyorum.Kullanıcıların kişisel olarak hazırladıkları listelerle de beğendiiğiniz bir filmin benzerlerine bu koleksiyonlar sayesinde olaşabiliyorsunuz.Örneğin bu başlık altında küçük bir oyuncu ekibine sahip filmlerin listelenmiş halini görüyorsunuz.Bunun gibi kullanıcılar tarafından hazırlanan yüzlerce başlık var.Basit arayüzü ve kullanışlı olması nedeniyle sizlere önerebiliceğim en iyi sinema sitesidir.Hesabınız varsa veya açmayı düşünürseniz beni de ekleyebilirsiniz.
Criticker hesap: ealturk
Benzer siteler : www.flixter.com www.icheckmovies.com www.filmaster.com 



Metacritic:Metacritic sinemadan bağımsız olarak oyun,tv programları,müzik gibi konularda da kullanıcılarına bilgi vermeyi amaçlayan bir site.Sinema köşesinde fragmanlardan,film kritiklerine,yeni çıkıcak yapımlarla ilgili bilgilere kadar oldukça geniş bir database'e sahip.Takipçilerine Kullanıcıların verdiği oylar ve sitenin verdiği oylar olmak üzere ayrı puanlama sistemleri var.Çoğu kullanıcı için puanlama şekilleri tatmin edici olmasa da sinema database'leri arasında önemli bir yere sahiptir.


Trailerfreaks:Özellikle gösterime girmesini beklediğimiz filmi beklerken veya bir yapımla ilgili fikir sahibi olmak adına  filmlerin fragmanları bizlere çok yardımcı olur.Film fragmanlarını indirebilme kolaylığı da sağlayan Trailerfreaks sahip olduğu arşiv ile bu işi en iyi yapan sinema sitelerinden.Bunu HD formatında sunuyor olması da onu diğer fragman sitelerinden ayırıyor.
Benzer site:www.trailerspy.com

Yazar: ealtürk
 
-


MUBI: Mubi nedir diye düşünüyorum sitesine merakla girerken. İnternette surf yaparken rastladığım bir sinema sitesi sadece. Güzel ve açık bir ara yüz, “Her zaman, her yerden izleyebileceğiniz, keşfedeceğiniz, tartışacağınız online sinema” diye de tanıtıyor kendini. Memnuniyetimi hemen Facebook hesabımı kullanarak içeriye giriyorum ve acilen Mubi nedir diyorum yine. Tanıttığı kadarının dışında Nijerya’da da bir şehir olduğunu öğreniyorum ve yaşasın dünya bilgisi diyerek fonetik okunuşunu da öğretiyor: mōō'bē
Mubi kendini tanıttığı kadar açık bir site çıkıyor gerçekten. Site önemli sinema isimleri ile çalışıyor, rahat olun. Beğendiğiniz filmleri sevdikleriniz arasına alıp, puanlıyorsunuz. Kritiklerini okuyabiliyor, hangi listeye dahil olduğunu (örneğin o yılın Cannes adayı olup olmadığı, kişisel favoriler)  görebiliyorsunuz. Bunu yaparken hangi bölgede neler oynuyor görüyorsunuz. Ayrıca ayda belli bir miktarla bağımsız filmleri izleyebiliyorsunuz- ki zaten Mubi bağımsız filmler üzerine kurulmuş bir site. Örneğin ülkemize ne kadar bağımsız yapım giriyor? Bunlara nasıl ulaşabileceğiz? Mubi işi çözüyor! Ancak bu başyapıtları hiç bulamayacağınız anlamına gelmez! İnternette izlediğiniz düşük çözünürlüklü filmleri çöpe de attırıyor hani, kaliteyi doyasıya yaşayabiliyorsunuz.  Elinizde bir fincan kahve, siyah çerçeveli gözlüklerinizle bağımsız filmin kralı oluveriyorsunuz.
Bu şahane fikrin mucidi ise Efe Çakarel’miş. Kimin aklına gelirdi? Son dönemde adını duymaya başladığımız bu isme şükran hissediyorum ve Mubi’nin kuruluşunu, sayısal değerlerini ve Martin Scorsese ile olan ilişkisini merak ediyorsanız Kanat Atkaya güzel bir muhabbet paylaşmış bize.
Güzel bir film arşivi oluşturmak istiyorsanız hemen bir hesap açın derim.


Rotten Tomatoes, bir üyelik karşılığında oluşturduğunuz profille istediğiniz filmlere oy vermenizi, pek çok makaleye ulaşmanızı ve eleştirmenler tarafından yapılan kimi zaman gerçekten iyi eleştirileri okumanızı sağlıyor. Bugüne kadar popülerliğini veri tabanındaki pek çok tarzda filmi barındırması, vizyon sineması ile ilgilenmesi ve tartışma, eleştirme ve forum bölümlerine bağlıyor. Ayrıca en çok satılan DVD’ler, ünlüler, film görselleri, haberler ve fragmanı da alt yapısında hizmete sunuyor.
Sitede filmler “Rotten” –Çürük ve  ya “Fresh”-Taze şeklinde kullanıcıların karşısına çıkıyor. E tabi havadan almadığı bu vasıfları ilkin eleştirmenlerce oylanıyor ve sonra kullanıcı oyları ile destekleniyor. Bir film 60’tan aşağıdaysa Rotten, bunun üzerinedeyse Fresh’leniyor. Pek çok kullanıcı için Imdb’den daha güvenilir olduğu söyleniyor. ‘Çok fazla şey’in içerdiği bu site çoğu zaman da haklı çıkıyor esasen.
Kendinize ait blog  ve ya liste yapabileceğiniz Rotten Tomatoes’a şuradan ulaşabilirsiniz.
 Yazar: mtat



Canlandıranlar Nedir?

Türkiye’de canlandırma sinemasının ihtiyaçlarını ve mevcut üretim ortamını göz önüne alarak, 2008 yılında Berat İlk tarafından geliştirilen “Canlandıranlar” başlıklı projeler; animasyon için çalışan, emek veren, üretim yapan ya da yapmak isteyen kişilere odaklanıyor. Kar amacı gütmeyen ve teknik ayrım gözetmeyen bu oluşum dahilinde, canlandırma sineması yapmak isteyenler hem eğitim hem üretim olanaklarına sahip oluyorlar. “Canlandıranlar” projesinin bir amacı da bu alanda bellek oluşturmak. Canlandıranlar’ın sürdürülebilir olması ve her sene tekrarlanması planlanıyor.

“Canlandıranlar” için, Berat İlk tarafından, 2008 yılından beri Bilgi Üniversitesi’nde ücretsiz film atölyeleri düzenleniyor. Aynı sıralarda şekillenen “Canlandıranlar Yetenek Kampı” projesi ise İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı etkinlikleri çerçevesinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi VCD Bölümü ortaklığıyla, 2009 ve 2010 yılında hayata geçirildi. “Canlandıranlar Yetenek Kampı”nı; Bahçeşehir Üniversitesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi ve Maltepe Üniversitesi ile Sinefekt, Anima, Canlandırma Servisi ve Dirty Cheap Creative yapım şirketleri de destekliyor.




Canlandıranlar Yetenek Kampı, 2010 yılı boyunca süren, animasyon eğitimini- üretimini kapsayan 2010 ajansının desteklediği tek animasyon projesi olma özelliğini taşıyor. Berat İlk tarafından 2008 yılından beri yürütülen proje kar amacı gütmeyen, canlandırma sineması ile uğraşanların donanım kazanmasını, teknik açıdan daha kaliteli üretimler yapılmasını ve Türkiye’de yapılan çalışmaların arşivlenmesini hedeflemektedir.

2010-2011 döneminde de devam etmesi planlanan projenin destek bulması ve atölyelere animasyonla ilgilenenlerin katılımının sağlanması için tanıtımının yapılması üzerinde durulan noktalardan biri. Bu sebeple biz de 2010 AKB Ajansı Gönüllü Programı olarak Canlandıranlar Yetenek Kampı (CYK)’nın çeşitli iletişim ağları kullanılarak tanıtımlarının yapılması ve kamuoyuna duyurulması için çalışmaktayız.

Projenin en önemli özelliklerinden biri tüm atölyelerin ücretsiz olarak verilmiş olması ve www.canlandiranlar.com adresinin arşiv bölümünde kayıtlı olarak tutulup herkesin yararlanmasını sağlamasıdır. Atölyeler sonunda katılımcıların ürettiği projeler arasından seçici kurul tarafından 3 proje seçildi. Haziran ayında toplam 6 projenin çekim hazırlıkları başladı. Aralık ayında ise çekimi yapılan filmlerin gösteriminin yapılması ve çeşitli uluslar arası film festivallerine gönderilmesi planlanmakta.

İlk iki yarışmanın aksine bu yarışmamızda daha az katılımcı ve doğru cevap çıktı.Soruların çok fazla zor olduğunu düşünmüyorum.Soruları cevaplayanlar arasında yanlış cevabın çıkmamış olması da filmlerin hepsini bilen veya bulanların yarışmaya katıldığını gösteriyor.

Cevapları teyit amaçlı yazacak olursak;

1-The Royal Tenenbaums

2-I'm a Cyborg,But That's OK!

3-Kaç Para Kaç


Random.org üzerinden yaptığımız çekilişle de doğru cevabı bilen 8 kişi arasından bileti kazanan arkadaşımız Serpil Yıldız oldu.Kendisini tebrik ediyor iletişim adresimizden bizimle irtibata geçmesini bekliyoruz.

AFM sinemalarından bilet ödüllü soru yarışmamızın üçüncüsü:


İlk yarışmamız Avrupa sineması,2.yarışmamız ise Hollywood'un bilinilirliği yüksek yapımları üzerine olmuştu.Kolay-zor dengesini orta düzeyde tutmak için bu sefer hem Hollywood,hem Türk, hem de Uzakdoğu sinemasından kareler var.Kuralları okumakta fayda var.


Yarışma kuralları:
-
Ödüle hak kazanmak için sorulan 3 sorunun da doğru bilinmesi gerekmektedir.
- 3 soruyu da bilen olmazsa ödül hakkı 2 soruyu bilenlere verilecektir.- 2 bilen de çıkmazsa, 1 soru bilenler sevinmesin boşuna, bilet
bir sonraki haftaya devreder.
- Ödül; soruyu ilk bilen kişiye değil, hak kazanan
lar arasında yapılacak çekilişte çıkan kişiye verilecektir. (çekiliş random.org üzerinden gerçekleştirilecektir)
-
Sonuçlar açıklanana kadar yorumların gösterimi kapalı olup süre bittiği zaman
yayınlanacaktır. O andan itibaren gelen cevaplar geçersizdir.
- Süre 2 gündür. Salı akşamı saat 20:00'ye kadar soruları cevaplama hakkınız var.
- Blogger kullanıcıları profilinde kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi bulundurursa iyi olacaktır. Aksi halde iletişime geçmekte zorluk yaşanmakta.
- Blogger hesabı olmayan adsızların da cevapla birlikte kendilerine ulaşabileceğimiz bir mail adresi yazmaları kendileri adına güzellik, bizim adımıza kolaylık sağlayacaktır.
Bol Şans.

Soru yine aynı; bu kareler hangi filmlere ait?



1:?




2:?



3:?



*size yine tanıdık bir tüyo; bahsi geçen filmlerin adları blogta daha önceden geçmişti.



(bence bu "beğen" linkine tıklayıp bunu facebookta arkadaşlarınla paylaşmalısın ki onlar da katılsın:)